Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar

Go Back   Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar > Çizgi Romanlar > Çizgi Romanlar


Eskikitaplarim.com destek üyelik tekrar açılmıştır. Destek olmak için aşağıdaki paketlerden birini seçebilirsiniz. Detaylı bilgi için: https://www.eskikitaplarim.com/showthread.php?t=56409 adresini ziyaret edebilirsiniz.

silver
100 TL
silver
200 TL
silver
300 TL
 
Cevapla
 
Seçenekler
Alt 1 hafta önce   #111
machine_code
 
machine_code - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2016
Mesajlar: 76
User ID: 42361
Tecrübe Puanı: 32735317
Reputation: 327353119
machine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üye
Standart



;................................................. .................................................. ..........................................

TDK

kulp takmak

bir kimseyi, bir şeyi kusurlu göstermek için bahane, kusur bulmak:

"Başa çıkılmaz kötülerle, her meziyete kulp takarlar." - Cemil Meriç


;................................................. .................................................. ..........................................

Darwinizm' in fanatik savunucusu bay Dawkins, Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları ' The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution /Spectaculum Grandissimum in Terra: Ad Evolutionem Evidentiam ' adlı eserinde ne diyordu_?...

Hitler'in Darwin'den ilham aldığını söyleyen meşhur asılsız iddia kısmen hem Hitler hem de Darwin'in herkesin yüzyıllardır bildiği bir şeyden etkilendiği gerçeğinden kaynaklanır: istenilen özellikler için hayvanları ıslah edebilirsiniz. Hitler herkesin bildiği bu bilgiyi insanlarda kullanmaya niyetlendi. Darwin niyetlenmedi. Darwin'in ilhamı onu çok daha ilginç ve orijinal bir doğrultuya yöneltti. Darwin'in büyük sezisi, herhangi bir seçici etmene ihtiyacınızın olmadığıydı: doğa (hayatta kalma veya ayrımcı üreme başarısı) seçici rolünü oynayabilirdi. Hitler'in "Sosyal Darwinciliği" (ırklar arasındaki mücadeleye olan inancı) aslında ziyadesiyle Darwincilik karşıtıdır. Darwin için, var olma mücadelesi, bir türün içindeki bireyler arasındaki bir mücadeleydi, türler, ırklar veya diğer gruplar arasındaki değil. Darwin'in büyük kitabının hatalı seçilmiş ve talihsiz alt başlığı sizi aldatmasın: Kayırılan ırkların yaşam mücadelesinde korunması. Metnin kendisinden, Darwin'in ırkı "ortak bir soy veya kökenle birbirine bağlı insan, hayvan veya bitki grubu" anlamında kullanmadığı fazlasıyla açıktır (Oxford İngilizce Sözlüğü, tanım 6.1). Darwin daha ziyade Oxford İngilizce Sözlüğü'ndeki 6.II tanımını kastetmiştir: "bazı ortak özellik veya özellikleri olan insan, hayvan veya şeyler grubu veya sınıfı". Anlam 6.II'ye güzel bir örnek "(coğrafi ırklarından bağımsız olarak) mavi gözlü tüm bireylerdir." Modern genetiğin teknik jargonunda (ki bu Darwin'in kullanabileceği bir şey değildi) bizler Darwin'in alt başlığındaki "ırkı', "belli bir alele sahip olan tüm bireyler" olarak ifade ederiz. Darwinci var olma mücadelesini birey grupları arasındaki mücadele olarak yorumlama hatası (sözde "grup seçilimi" mantık hatası) ne yazık ki Hitler ırkçılığıyla sınırlı kalmamıştır. Bu hata Darwinciliğin amatörce yanlış yorumlamalarında, hatta bunu çok iyi bilmesi gereken profesyonel biyologlar arasında bile sık sık yeniden yüzeye çıkmaktadır.






Bay Dawkins, her iki felsefenin ' Darwinizm /Theoria Evolutionis Darwinii & Irkçılık /Rassismus ' ilişkisiz olduğunu kanıtlamak için, adeta çırpınırcasına çabalıyor, yırtınırcasına uğraşıyor, klasik mavalları, soluk bile almaksızın art arda sıralıyor. Doğrusu enteresan.

Bu yazı daha sonra analiz edilecektir, lakin şimdilik sadece şu kadarını söylemek yeterli.

_ Şu yere göğe sığmaz, meşhur Oxford Sözlüğü' nü daha önceden görmüştük galiba, doğru mu_? : )

_ Nar gibi kızarmış kazı, hiç durmadan çevirmeye devam ediniz sayın baylar. Bu sayede, kömür gibi simsiyah olmaz belki de, değil mi ya_?

;................................................. .................................................. ..........................................

' Darwinizm' in ihtişamlı borazanlarından Avrupa Evrimsel Biyoloji Cemiyeti tarafından da var gücüyle desteklenen ' Darwinist bir platform ne diyordu_?...

Burada göze çarpan ilk şey, Darwin'in "lower race" (düşük ırk) kalıbını kullanmasıdır. Bu, bilim düşmanlarının eline yağ sürüyor olsa da, "cherry picking" (söz seçme) safsatasının hoş örneklerinden birinden öteye gidememektedir. Çünkü cümlenin tamamı okunmalıdır, sadece "düşük ırk" kelimelerine bakarak ne demek istediği anlaşılamaz. Cümlenin hemen devamı, Darwin'in "düşük" sözcüğünden kastının ne olduğunu göstermektedir: "higher civilized races" (yüksek uygarlık seviyesindeki ırklar). Eğer ki "yüksek" nitelemesini, "uygarlık seviyesi" için kullandıysa, "düşük" seviyesini de, uygarlık seviyesi için kullanmıştır. Cümle, devamlılık içerisindedir, "higher" (yüksek) ile "civilized" (uygar) sözcükleri arasında virgül bulunmamaktadır (dolayısıyla "higher" ve "civilized", ırklar için kullandığı 2 ayrı niteleme değildir, birbirine bağlıdır).

;................................................. .................................................. ..........................................

Aşikârdır ki, bir şey, anlamak istenilmediğinde, anlaşılamaz... Bunlar yaldızlı ve manasız laf salatasının " hoş örneklerinin birinden öteye gidememektedir ", zira, değil cümlenin tamamı, mektupların tümü de okunsa hiçbir şey değişmez, totolojik olarak ifade edilmek gerekirse; ırkçılık, ırkçılıktır, lâmı cimi yok, ne ise, odur... Fakat gerçekler de çok inatçıdır, sonsuza dek inkâr edilemez... Akıllara ziyan akıl yürütmelerden sonra, gerçek ' biraz da çarpıtılarak ' çaresizce itiraf ediliyor...

;................................................. .................................................. ..........................................

İkinci sebebiyse, Darwin'in zamanında ırkçılığın ve kafatasçılığın "normal" olmasıdır. Tüm ailesi ırkçıdır (en beter örnekleri olmasalar da), tüm tanıdıkları ırkçıdır. Kendisi ise, Dünya'yı gezip görmüş birisi olarak, bu iğrenç görüşten uzaklaşmayı başarmıştır. Fakat uzaklaşamasaydı bile, yaşadığı çağ dolayısıyla bu lafları sarf etmesi şaşırtıcı olmazdı. Zira Darwin ilah değil, peygamber değil, kusursuz değil, mükemmel değil. Sıradan bir insan, önemli bir bilim insanı, hepsi bu.






Eh, "cherry picking" (söz seçme) ' evidentia suppressa ' safsatası yapılmadı herhâlde, değil mi_?

Ha, bir de şu var... Bu denli açık konuşmamak her zaman evladır. Neden_? Bay Dawkins küplere binerek derhal lobi faaliyetlerine girişebilir bak, bizden söylemesi : )

Bay Darwin' in zamanında Irkçılık ve kafatasçılık normaldir, çevresi de ırkçıdır, ki Irkçılık, bay Darwin' le de ortaya çıkmamıştır, kökleri antik Babil' e dek uzanır, ki her çağ ' ve de çağın insanı ', o çağa göre ele alınmalıdır, ki hâliyle bay Darwin' de bundan muaf değildir ve bu açılardan da eleştirilmesi elbette ki haksızlıktır, lakin pek azı hariç, hiç kimse de böyle bir eleştiri de bulunmuyor, tamam mı_?...

Peki önemli olan ' çarpıtılmamış realite ' ne_?... Bay Darwin ' ya da Irkçı olup olmadığı ' değil, Darwinizm... Hülasa, şu modal önermenin doğru olup olmadığı ' ki doğrudur, ayrıca önermede Irkçı ya da Irkçı olmayan Darwin diye biri de yoktur ':

Zorunludur ki, ideolojik ve politik ve felsefi ve biyolojik Irkçılık ' Rassismus ideologicus et politicus et philosophicus et biologicus ', Darwinizm' in ' analoji ya da indirgenmelerinin ' doğal sonucudur.

Darwinist platform ne diyordu_?...

Mektubun muhattabı olan William Graham, bir hukuk felsefesi profesörüdür ve bir politik ekonomisttir. Söz konusu paragrafın başında, daha önceki yazışmalarında Dr. Graham, Darwin'in toplumun Doğal Seçilim tarafından şekillendirildiğine yönelik fikirlerine karşı çıkmaktadır. Darwin de, Türkler ile Avrupalılar arasındaki mücadelenin örneğini vererek fikirlerini desteklemeye çalışmaktadır. Daha önceki paragraflarda da biyoloji ile kültür arasındaki benzerliklere işaret eden Darwin'in, burada biyolojik açıdan yaklaşarak mücadeleyi yitiren tarafın "daha uyumsuz, daha düşük seviyeli" olabileceğini belirtmesi son derece makuldür. Katılırsınız, katılmazsınız; ancak çarpıtamazsınız.

;................................................. .................................................. ..........................................

Hani, " değerlendirme, çağa göre olmalıdır " demek istiyordun ya, tamam, bir şey demiyoruz, zaten önemli olan da Darwinizm' dir, bay Darwin' in Irkçı olup olmadığı ' değil, lakin Irkçılık, çok tehlikeli bir felsefe olduğundan, Dr. Graham' ı ikna etmek için çabalamak, fikirlerini desteklemek için konuşmak, mücadeleyi yitiren tarafın "daha uyumsuz, daha düşük seviyeli" olabileceğini belirtmek* ya da herhangi bir diğer fasa fiso neden ileri sürülerek hiçbir zaman makul gösterilemez, bu bir, ayrıca, biyoloji ile kültür arasındaki benzerliklere işaret etmek ya da toplumun Doğal Seçilim tarafından şekillendirildiği fikri, mevzuya biyolojik açıdan yaklaşmak değil, bal gibi, kaymak gibi bir sosyal Darwinizm olduğundan ve türevlerini de -doğal olmayan seleksiyon, öjeni, etc.- ' ister istemez meşrulaştıracağından, bu tip analoji ya da indirgenmelerle, yer gök yıkılsa, kıyamet kopsa dahi bir şey değişmez, ne denli dönüp dolaşılsa da, eninde sonunda varılacak yer, Irkçılıktır, Irkçılık, bu da iki...

*Türklerin karşısında duramayıp mücadeleyi yitiren taraf oldukları zamanlarda "daha uyumsuz, daha düşük seviyeli" Türkler değildi, değil mi_?...

;................................................. .................................................. ..........................................

Darwinist bir platform ne diyordu_? " Bu, çok genel bir yanılgıdır "

Kaldı ki, Darwin'in bu kalıbı medeniyeti kastetmeden, gerçekten "düşük seviyeli" olarak kullanması bile 2 sebeple makul görülebilirdi! İlki, kendisinin bir evrimsel biyolog olmasıdır.

Bay Darwin' in evrimsel biyolog olduğu iddiası tek kelimeyle trajikomiktir, zira değildir.

" Ola ki bu cümleleri okuduktan sonra "Turkish hollow" kalıbıyla Darwin'in ne demiş olabileceğini anlamak için bir sözlüğe başvurabilirsiniz, Bazı İngilizce-Türkçe sözlüklerde bu sözcüğün birincil anlamı "içi boş, delik, boş, oyuk" olan bu sözcüğün bazı diğer İngilizce-Türkçe sözlüklerde ikincil, üçüncül ve yan anlamları "riyakar, aldatıcı, kof, sahte" olarak verilmektedir, Ancak İngilizce yetmezliği bulunan insanlar, sözcüğü tek başına değil de "Turkish hollow" olarak okumaktadırlar. Yani "Türk bir şeyi" olmalı şeklinde düşünmektedir, " &c., yazılar üzerinden kurum kurum kurumlanarak akıl okuduğunuza göre, bir İngilizden bile daha iyi İngilizce bildiğiniz aşikâr, doğru mu_?... Herhâlde...

O hâlde şimdi ne yapıyorsunuz_?... Gözünüzü açacaksınız gözünüzü... Hem de iri iri... Patlarcasına...

Bay Darwin' den ve eserlerinden başka hiçbir şeyden bahsetmeyen bir platform ne diyordu_?...

Darwin was never a model student, but he did become a passionate amateur naturalist.






Eh, çevirisini de size bırakıyoruz tabii ki... Fakat bize göre, akıl yürütmeleriniz "içi boş, delik, boş, oyuk" olacak... Neden mi_?... Şundan:

Darwin'in Türklere Barbar Dediği İddiası Nereden Geliyor: İngilizce Yetmezliğinden

Hatta gariptir, bu çeviriyi okuyan ama evrime karşı olmayan bazı kişiler de, Darwin'in gerçekten böyle söylediği yanılgısına düşmektedirler. Bunun sebebi anlaşılırdır; ancak görmesi kolay değildir: İngilizce yetmezliği. İlk olarak, bu sözler Viktoryen Dönem'de, İngilizcenin çok daha ağdalı ve farklı olduğu bir dönemde sarf edilmiştir. Ancak daha fenası, sözler yanlış analiz edilmektedir. Kafaları karıştıran sözcük, "hollow" sözcüğüdür. Ola ki bu cümleleri okuduktan sonra "Turkish hollow" kalıbıyla Darwin'in ne demiş olabileceğini anlamak için bir sözlüğe başvurabilirsiniz. Yapacağınız ilk şey, "hollow" sözcüğünü Türkçeye çevirmek olacaktır. Bazı İngilizce-Türkçe sözlüklerde bu sözcüğün birincil anlamı "içi boş, delik, boş, oyuk" olan bu sözcüğün bazı diğer İngilizce-Türkçe sözlüklerde ikincil, üçüncül ve yan anlamları "riyakar, aldatıcı, kof, sahte" olarak verilmektedir. Bazı İngilizce-İngilizce sözlüklerdeyse (burada, burada ve burada) yan anlamlar arasında "önemsiz, değersiz" ve "yalancı" tanımları da verilmektedir. Ancak ne İngilizce-Türkçe sözlüklerde, ne de İngilizce sözlüklerde "barbar" diye bir çeviri bulunmamaktadır! Bu, apaçık bir şekilde uydurulmuş bir yalandır.






_ " Hatta . . . "hollow" sözcüğüdür " arasındaki cümle dizisi, trajikomik " ben var ya ben, ben ki ben " triplerinden başka hiçbir şey olmadığından fasa fiso dur... Neden_?...

Hani " akla nazar değmezmiş " derler ya, işte ondan...

_ Mevzunun " İngilizce yetmezliği, kafa karışıklığı, yanlış analiz " ile hiçbir alakası yok... Neden_?...

Burada, " hollow " kelimesinden ya da ikincil, üçüncül ve yan anlamlarından ya da ne bileyim işte, isim ' oyuk, delik,... ', sıfat ' içi boş, kof,... ' zarf ' boş bir şekilde, tamamen ', fiil ' oymak, kazmak, çukur açmak,... ' anlamlarından ya da her nereden bakılırsa bakılsın " barbar " diye bir kelime çıkar mı_?... Yok. ' Ha, yok değil de var ise, nasıl olduğunu bir anlatın da hep beraber bir görelim, olmaz mı ki_? '

Hatta biz iddia ediyoruz ki, Viktoryen dönemdekiler de dahil, hiç kimse tarafından böyle bir anlam çıkarılamaz... " Yoksa, yoksa aksini savunacağımızı mı zannediyordunuz_? "

Hâliyle, "Turkish hollow" diye bir şeyin çevirilmesiyle " Türk barbarlığı " gibi bir şeye ulaşıldığını ileri sürmek, ' hemen her Darwinist için de olduğu gibi ' uçsuz bucaksız bir hayal gücüne sahip olunduğundan başka hiçbir şeye işaret etmez... Peki nereden mi ulaşıldı_?... Az sonra göreceğiz, merak etmeyiniz...


Öncelikle " görmesi kolay değildir " diye şişinmenin de hiçbir âlemi yok... Neden_?... Çünkü görülecek böyle bir şey yok ki, " görmesi " kolay ya da zor olsun...

_ Ayrıca burada " görmesi " kolay olmayan bir göz boyama vardır... Neden_?... Superlativus' tan... Nasıl mı_?... Şöyle:

Bay Darwin aşağı ırklar " lower races " diyordu değil mi_?... O hâlde, platformunuzdaki arkadaşlarınıza ya da çevrenizdekilere sorunuz:

Hangisi daha 'aşağı'layıcıdır_?

" Barbar " mı, " Aşağı Irk " mı_?

Bir kişi bile, yok, " aşağı ırk " değil," barbar " daha 'aşağı'layıcıdır, diyorsa, bizim diyeceğimiz bir şey de yok...

_ Fasaryalar bertaraf edildiğine göre, artık zurnanın zırt dediği yere gelebiliriz... Ne deniliyordu_?

" Ancak ne İngilizce-Türkçe sözlüklerde, ne de İngilizce sözlüklerde "barbar" diye bir çeviri bulunmamaktadır! Bu, apaçık bir şekilde uydurulmuş bir yalandır. "

Bu bir mübalağadan, bir kaşık suda fırtına kopartmaktan başka hiçbir şey değildir... Neden_?...

_ " Barbar " kelimesi, ' çok büyük bir olasılıkla ' bilinçli, bilerek ve isteyerek eklenmiştir... Hülasa, ne bundan, ne şundan, ne de ondan... Öznel algıdan... Peki nasıl_?...

;................................................. .................................................. ..........................................

TDK

barbar

Fransızca barbare

1. sıfat Uygarlaşmamış (kavim, topluluk):
"Barbar akınlarından beri bu yollarda gördüğüm en asil atlısın." - Yahya Kemal Beyatlı

2. sıfat Kaba saba, ilkel:
"Bu vaziyeti haber alan köylüler türlü barbar aletlerle şehir ahalisini korumak üzere kasabaya yürümüşlerdi." - Sait Faik Abasıyanık

3. sıfat, mecaz Kaba ve kırıcı.


;................................................. .................................................. ..........................................

Bay Darwin, Türklerin " uygarlaşmamış (kavim, topluluk) " olduklarını ima etmiyor muydu ki_?...

_ Ayrıca şu yazıları okuyan biri, " aşağı ırklar " hakkında barbar denildiğini düşünemez mi ki_?... Yoksa, yoksa, böyle bir şey imkânsız mı ki_?...

Bay Darwin, İnsanın Türeyişi ve Seksüel Seçme ' The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex /Progenies Generis Humani et Selectio erga Sexus ' adlı eserinde ne diyordu_?...

At the present day civilised nations are everywhere supplanting barbarous nations, excepting where the climate opposes a deadly barrier; and they succeed mainly, though not exclusively, through their arts, which are the products of the intellect.

Bugün, iklimin öldürücü bir engel olduğu yerlerin dışında, uygar uluslar dünyanın her yerinde barbar ulusların yerini kapmaktadır; ve onlar, daha çok, zekânın ürünleri olan sanatlarından ötürü başarılı olmaktadırlar.

The savage and the dog have often found water at a low level, and the coincidence under such circumstances has become associated in their minds. A cultivated man would perhaps make some general proposition on the subject; but from all that we know of savages it is extremely doubtful whether they would do so, and a dog certainly would not. But a savage, as well as a dog, would search in the same way, though frequently disappointed;

Yabanıl insan ve köpek, suyu çoğu zaman çukur yerlerde bulmaktadır ve su ile çukur, onların zihinlerinde birleşmektedir. Kültürlü bir insan, belki konunun genel bir açıklamasını yapar; ama yabanıl insanlar üzerine olan bütün bilgimiz gösteriyor ki, onların böyle yapması şüphelidir, köpek ise kesinlikle böyle yapmamaktadır. Yabanıl insan, köpeğin aradığı gibi arar, ama umudu çoğu zaman boşa çıkar.






There is reason to suspect, as Malthus has remarked, that the reproductive power is actually less in barbarous than in civilised races.

Malthus'un belirttiği gibi, barbar ırklarda üreme gücünün uygarlaşmış ırklardakine oranla gerçekten az olduğunu sanmak için sağlam kanıtlar vardır.

Notwithstanding that savages appear to be less prolific than civilised people, they would no doubt rapidly increase if their numbers were not by some means rigidly kept down. The Santali, or hill-tribes of India, have recently afforded a good illustration of this fact; for they have increased, as shewn by Mr. Hunter, at an extraordinary rate since vaccination has been introduced, other pestilences mitigated, and war sternly repressed.

Yabanıl insanlar uygarlaşmış insanlardan daha az doğurgan görünmekle birlikte, sayılarının artmasını sürekli olarak engelleyen bazı etkenler bulunmasaydı, şüphesiz onlar da çabucak çoğalırlardı. Santaliler, ya da Hindistan'ın dağlıları, yakın zamanlarda, bunun güzel bir örneğini vermişlerdir; çünkü, Bay Hunter'in gösterdiği gibi, aşı uygulandığından, salgınlar hafiflediğinden ve savaş kesinlikle bastırıldığından beri, olağanüstü bir hızla çoğalmışlardır.






The taste for the beautiful, at least as far as female beauty is concerned, is not of a special nature in the human mind; for it differs widely in the different races of man, and is not quite the same even in the different nations of the same race. Judging from the hideous ornaments, and the equally hideous music admired by most savages, it might be urged that their æsthetic faculty was not so highly developed as in certain animals, for instance, as in birds. Obviously no animal would be capable of admiring such scenes as the heavens at night, a beautiful landscape, or refined music; but such high tastes are acquired through culture, and depend on complex associations; they are not enjoyed by barbarians or by uneducated persons.

Güzelden hoşlanma, hiç değilse kadın güzelliği ile ilgili olduğu ölçüde, özel bir nitelik göstermemektedir; çünkü farklı insan ırklarında büyük ölçüde farklıdır, ve aynı ırktan olan farklı uluslarda bile tümü ile aynı değildir. Yabanıl insanların pek çoğunun hayran olduğu çirkin bezekler, ve aynı ölçüde çirkin müzik dikkate alınırsa, onların estetik yetisinin belirli hayvanlardaki kadar, örneğin kuşlardaki kadar çok gelişmemiş olduğu ileri sürülebilir. Yıldızlı bir gökyüzü, güzel bir kır görünüşü gibi sahnelere, ya da incelmiş müziğe hiç bir hayvanın hayran kalamayacağı besbellidir; böyle yüksek duygular kültürle kazanılır ve karmaşık çağrışımlara bağlıdır. Barbarlar ya da eğitilmemiş kimseler, onların güzelliğine varmaz.






We see the influence of diversified conditions in the more civilised nations, the members of which belong to different grades of rank and follow different occupations, presenting a greater range of character than the members of barbarous nations.

Çeşitlenmiş koşulların etkisini, daha çok uygarlaşmış uluslarda görüyoruz; çünkü farklı toplumsal sınıflardan olan ve farklı işlerle uğraşan bireyler, barbar ulusların bireylerinden daha geniş bir ıra (character) dağılımı göstermektedir.





;................................................. .................................................. ..........................................

Bay Darwin' den, Kraldan çok Kralcı Darwinist platformun tezine onulmaz bir darbe... Doğrusu enteresan : )

Bay Darwin, İnsanın Türeyişi ve Seksüel Seçme, Bölüm 7, Irkların Neslinin Tükenmesi' nde ' The Descent of Man, and Selection in Relation to Sex, Chap. VII., The Extinction of Races /Progenies Generis Humani et Selectio erga Sexus, Cap. VII., Extinctio Phylae ' ne diyordu_?...

The grade of their civilisation seems to be a most important element in the success of competing nations. A few centuries ago Europe feared the inroads of Eastern barbarians; now any such fear would be ridiculous.

Uygarlıklarının düzeyi, yarışan ulusların başarılı olmasında en önemli öğe gibi görünmektedir. Avrupa, birkaç yüzyıl önce, Doğulu barbarların akınından korkmakta idi; şimdi böyle bir korku gülünç olur.






Bay Darwin, ' Francis Darwin tarafından kayıt edilen ', mektuplarında " Charles Darwin' in Hayatı ve Mektupları /Life and Letters of Charles Darwin /Vita et Epistulae Caroli Darwinii " ne diyordu_?...

Lastly, I could show fight on natural selection having done and doing more for the progress of civilization than you seem inclined to admit. Remember what risk the nations of Europe ran, not so many centuries ago of being overwhelmed by the Turks, and how ridiculous such an idea now is ! The more civilized so-called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world.

Doğal seçilim esnasında gerçekleşen mücadelenin, uygarlığın gelişmesine katkısının, sizin kabul etmeye yanaştığınızdan daha fazla olduğunu ve olmaya da devam ettiğini ispat edebilirim. Avrupa milletlerinin daha birkaç yüzyıl önce Türklerin karşısında duramadıklarını hatırlayın, oysa şimdi bunun fikri bile gülünç geliyor! Beyaz ırklar olarak bilinen daha medeni ırklar, varoluş mücadelesinde Türkleri hezimete uğrattılar. Çok da uzak olmayan bir geleceğe baktığımızda, kimbilir daha hangi aşağı ırklar dünyanın dört bir yanında daha yüksek medeni ırklar tarafından elimine edilecekler.






Bay Darwin, " Doğulu barbarlar " ile kimleri kastetmektedir_?... " Türkler " olabilir mi ki_? : )

;................................................. .................................................. ..........................................

Hani, yanılgı idi ya, ne oldu_? " Hatta gariptir, bu çeviriyi okuyan ama evrime karşı olmayan bazı kişiler de, Darwin'in gerçekten böyle söylediği yanılgısına düşmektedirler. "

Mütercim tercüman pozları kestikten sonra, hançerenizi patlatırcasına haykırıyordunuz ya, ne oldu_? " Ancak ne İngilizce-Türkçe sözlüklerde, ne de İngilizce sözlüklerde "barbar" diye bir çeviri bulunmamaktadır! "

Çatlarcasına kasılarak itham ediyordunuz ya, ne oldu_? " Bu, apaçık bir şekilde uydurulmuş bir yalandır "

Ha, herhâlde şu oldu... Neyin ne olduğunu bilip bilmeden atıp tutmak yok öyle... Böyle bir dünya yok...

Darwinizm üzerine, ahkâm kesmeden önce, bay Darwin' in kitaplarının okunması gerekmez miydi ki_?

Bay Darwin, soluk almaksızın aşağı ırklar " lower races ", en yüksek ırklar ve en düşük yabanıllar " highest races and the lowest savages ", Hindistan'ın dağlıları " hill-tribes of India ", etc., diye yazmamakta mı ki_?... Değil... Aşağı ırkların barbarlıkla ve benzeri ithamlarla damgalandığı örnekler çok az mı ki_?... Değil... Üstüne üstlük hemen her daim ve her hâlükârda aşağı ırklar ' birkaç soyut sözcük kullanan ve ancak dörde kadar sayabilen Avustralyalı, etc. ', hayvanlarla ' kuş, köpek, maymun, etc. ' ya da üstün ırklarla ' Avrupalılar ' kıyaslanarak, aşağı ırkların aşağılılığı ve üstün ırkların üstünlüğü perçinlenmemekte mi ki_?... Değil... Eee_?... O değil, bu değil, şu değil... Demek ki_?... Irkçı da değil... Oh, ne âlâ dünya : )

' Sözde ' aşağı ırkları, fethedilmeye mahkum, üreme gücü zayıf*, müzik ya da güzellik zevkinden yoksun, akılla değil içgüdülerle hareket eden, ancak dörde kadar sayabilen, soyutlama yeteneği ya çok az ya da hiç olmayan, barbar, &c., &c., şeklinde tanımlayan düpedüz Irkçı bu ve benzeri pek çok yazı yazıldığında oluyor da, taraflarınızca pek güzel onaylanıyor da, bay Darwin, Irkçı olmuyor da ya da Irkçılığı hoş görülebiliyor da, Türklerin aşağı ırklardan biri olarak ima edildiği " an endless number of the lower races " bir yazı çevirilirken " barbar " kelimesinin kullanılması mı sizlere bu denli dokunuyor da, içinizi alev alev kavuruyor, yakıp kül ediyor, ha_?... Ha_?

*Irkçılığın en tehlikeli formuna ' sinsi Irkçılık ' mükemmel bir örnek... Neden_?... Bay Darwin' e göre, " üreme " neden, " varoluş mücadelesi " sonuçtur... Eh, aşağı ırklar daha üremede bile " zayıf " olduklarına göre, varoluş mücadelesinde de " zayıf " olacaklar demektir, hâliyle zekâ yönünden de üstün ' biyolojik determinizm ' uygar uluslar " dünyanın her yerinde " barbar ulusların yerini kapacağından, fethedilmeye ' ve de yok edilmeye ' mahkumdurlar, zaten uygar uluslar tarafından yok edilmeseler dahi, " zayıf " olanları eleyen doğal seleksiyondan dolayı eninde sonunda yok olup gideceklerdir, bu, evrimdir, doğa kanunudur, inkârı imkânsızdır, &c., &c.






Hülasa, bay Darwin, beyaz ırkın üstünlüğünü ' superioritas phyles albae ' savunan gözü dönmüş bir Irkçıdır ve zihninde, aşağı ırk kavramı, pek çok diğer aşağılayıcı kavramlarla birlikte ' e.g., soyutlama yeteneği az ' barbar kavramıyla da birebir özdeştir, inkâr edilemez...

Bütün bu nedenlerden dolayı, beyhude çırpınmalarınız hiçbir işe yaramaz, zira, size buradan ekmek çıkmaz sevgili dostlar, tamam mı_?

;................................................. .................................................. ..........................................

ErenKeller ne diyordu_?

. . . pilot kalemle Evrim Teorisini çürütenler gibi değişimin olmadığını deniz feneri ile kanıtlayandır, . . .

Darwinizm' in fanatik savunucusu bay Dawkins, Ataların Hikâyesi: Yaşamın Kökenine Yolculuk ' The Ancestor's Tale: A Pilgrimage to the Dawn of Life /Fabula Antecessorum: Peregrinatio ad Auroram Vitae ' adlı eserinde ne diyordu_?...

Evrilebilirlik

İlerlemenin itici gücü olarak silahlanma yarışıyla ilgili söylemek istediklerim bu kadar. Geri dönen hancı geçmişten bugüne başka hangi mesajlar getirdi? Makro-evrim ile mikro-evrim sözde ayrımından söz etmeliyim. "Sözde" diyorum; çünkü benim görüşüme göre makro-evrim (milyon yıl ölçeğinde evrim), mikro-evrimin (bireysel yaşam süreleri ölçeğinde evrim) milyonlarca yıl devam etmesine izin verilince elde edilen şeydir. Karşıt görüşe göre ise, makro-evrim, mikro-evrimden nitelik olarak farklı bir şeydir. Her iki görüş de aptalca değil. Birbirleriyle çelişme zorunluluğu da yok. Çoğu kez olduğu gibi, bu ne anlatmak istediğinize bağlıdır.






Darwinizm hakkında ' de Darwinismo ' polemiklere girişmek gibi bir niyetimiz yok. Neden_?

_ Darwinizm yazılarında, muhataplarımız, ancak ve ancak bay Darwin, Dawkins, Gould,... ve benzeri Darwinizm' in önde gelenleridir. ' Olur da bir gün kendileri bir şeyler yazarlarsa polemiklere girişiriz '

_ Biz, Darwinistici communarii' nin trajikomik ve de uyduruk hipotezleri & önermeleri " Ancak ve ancak Değişim Evrimdir ya da Değişim ise Evrimdir, &c. " ile değil, Darwinizm' in kritik ve de esaslı hipotezleri & önermeleri ile ilgileniyoruz ' Ne var ki, kraldan çok kralcılarla da mütemadiyen uğraşıp duramayız, zira böyle bir şeye ne niyetimiz ne de vaktimiz vardır '

_ Ayrıca bu önermeler analiz edilmemiş miydi ki_? Peki ne demiştik_?

Darwinistlerin bu ve benzeri önermeleri, özde ve de sözde şunlardır...

_ Ancak ve ancak ' şey ' Değişim ise, ' şey ' Evrimdir " (x) (Px <-> Qx) "

(x) (Px <-> Qx) = (x) [(Px -> Qx) /\ ( Px <- Qx)]

Ancak ve ancak ' şey ' Değişim ise, ' şey ' Evrimdir = ' Şey ' Değişim ise, ' şey ' Evrimdir ve ' şey ' Evrim ise, ' şey ' Değişimdir

Bu önerme, Darwinizm' de ya geçerlidir ya da değildir, ki geçerliyse, önermede Px ve Qx hem gerekli hem de yeterli olduklarından, Evrim ve Değişim özdeş demektir ki, öyleyse de herhangi tj - ti > 0 aralığında, herhangi şeyler ' tekiller ve tikelleri & tümelleri ' muhakkak değişeceğinden, Evrim olmayan hiçbir fenomen olamaz, ki imkânsızdır, zira hem felsefi hem mantıken, her şeyi açıklayan bir şey, hiçbir şey açıklamış olamaz, ki o hâlde, geçersizdir, ki ancak ve ancak Mikro Evrim' de geçerlidir.

Çelişik önermeler hem doğru hem de doğru olmayan olamaz, i.e.

(x) (Px <-> Qx) = (x) [(Px -> Qx) /\ ( Px <- Qx)] önermesi doğru ise,

~(x) (Px <-> Qx) = (Ex) [(Px /\ ~Qx)]

Ancak ve ancak ' şey ' Değişim ise, ' şey ' Evrim değildir = En az bir ' şey ' Değişimdir, fakat Evrim değildir.

önermesi de doğru olamaz, fakat,

En az bir ' şey; v.g., gelişim ve tür içi farklılaşma /başkalaşma /metamorphosis* ' Değişimdir, fakat Evrim değildir.

önermesi doğrudur, ki, çelişki, o hâlde, ilk önerme " ancak ve ancak ' şey ' Değişim ise, ' şey ' Evrimdir " doğru olamaz.


_ ' Şey ' Değişim ise, ' şey ' Evrimdir " (x) (Px -> Qx) "

Burada Px, Qx için yeterli neden, Qx ise Px için gerekli nedendir, ki bu tümel önerme, sanılanın aksine de analitik olmadığından, karşıt tümel önerme, ' Evrim ise, Değişimdir; (x) (Px <- Qx) ' doğru olamaz, ki Her Evrim, Değişim değildir, i.e. Darwinizm, Değişimle dönüşümdür, ki Evrim algısı, sensu lato de facto ise, Hareket ile Evrim' in özdeşliği yanılgısına, sensu stricto de jure ise karşıtına yol açar, fakat eğer ki sensu stricto de jure değil ise de, (x) (Px <-> Qx) önermesine yol açar, ki inf. açıklandığı gibi imkânsızdır ' Öyleyse, Conversio Simplex' in tikel olması zorunludur, ki Bazı Evrimler -i.e. Mikro Evrim- Değişimdir; (Ex) (Px <- Qx) '

Peki doğru önerme haddizatında nedir_? Darwinizm, herhangi tekillerin, nicelik ve niteliklerinin değişimiyle tikellerine ve nihayetinde de nicelik ve nitelikçe ' tümellerine de değil* ' tümellere dönüşümü demektir, ki,

Ancak ve ancak ' şey ' Değişimle dönüşüm ise, ' şey ' Darwinizm' dir " (z) (Pz -> Qz) "

Contrapositivus olarak da budur:

Ancak ve ancak ' şey ' Darwinizm değil ise, ' şey ' Değişimle dönüşüm değildir " (z) (~Pz <- ~Qz) "

Bir yasa, ' deney, gözlem, ölçme,... üzerinden ' mutlak surette ispatlanmış ve hiç kimse tarafından inkâr edilemez tümel bir önermedir; e.g., Newton' un Hareket Yasaları' nın Makro dünyadaki geçerliliği ' Darwinist, Anti-Darwinist, şu, bu, o farketmez ', hiç kimse tarafından inkâr edilemez, edilememiştir de... Ya Darwinizm_?

*Darwinizm, ' hem felsefi hem de mantıken ' herhangi tekillerin tümellerine dönüşümü değildir ve olamaz da, fakat ' ekseriyetle ' ne herhangi tekillerin tümelleri bilinebilir ne de ' herhangi tekillerin tümellerine dönüşümü ' olmadığı kanıtlanabilir. Neden_?**

**Zor soru

;................................................. .................................................. ..........................................

ErenKeller ne diyordu_?

Ancak mecmu ile kulli arasında belirgin farklılıkların olduğu ve tümel denilen kelimenin bir uydurma kelime olduğu aşikardır.

Sahi mi_? Felsefede, bu çakaralmaz ile mi bir ihtilal patlatılacak_? Platon' u severim, ama gerçeği daha çok severim " Amicius Platon, sed magis amica veritas " hikâyesi mi yoksa_? Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Eflâtûn-ı İlâhî ' Platon, çürütüldü gitti herhâlde, doğru mu_?

Peki Mord ' Platon ' ne diyordu_?

Bu ne küstahlık?..






Graduate Student Şerif Dündar, Mantık Çeşitleri-I' de ne diyordu_?...

Russell'a göre, Platon'un da düşüncesine uygun olarak "idea" sözcüğü yerine "tümel" sözcüğünü kullanmak çok daha uygun olacaktır.

Tikel: Duyulara sunulmuş olan ya da duyulara sunulmuş olanla aynı doğada olan herhangi bir şey,

Tümel: Birçok tikellerce paylaşılan şeydir.

Kullanılan sözcükler,

Özel adlar: Tikeller
Genel adlar, sıfatlar, ilgeçler ve fiiller: Tümeller,
Zamirler: Tikelleri gösterir fakat bulanıktırlar.

Bir tümeli gösteren en az bir sözcük olmadan bir tümce kurulamaz.






Ne diyordun_?

Evet, Zagor bir önerme belirlemiştir yönlendirici kuvvetin ilkesi olarak. Bunu şöyle değiştirelim, Zagor çizgi roman değil, çizgi romanlardan bir tanesidir. Evet, sayın feyzolofların apriorik önerme kaygıları ne oldu? Bir şey olmadı mı? Derinleştirelim... Zagor'un bir çizgi roman olarak var olduğuna dair kanıt nedir? Kurulan düalist ilişkideki çelişki de anlaşılmadı değil mi? Zagor'a x diyelim ve çizgi romana ise y diyelim, x'in y'e olan eşitliğini sağlayan temada öncül değer nedir, sonuçta ben x diyorum ama x' in + veya – değer taşıdığını söylemedim.

He ya, " kurulan düalist ilişkideki çelişki de " dahil hiçbir şey " anlaşılmadı ". Peki neden_? Çünkü, ne bir şey var ne de bir şeyle çelişik olan bir başka şey, ki özetle, hiçbir şey yok ki.

Ne diyordun_?

Bilinenin bilgisi bilginin içeriğinden bağımsız olabilir mi?#

Bak bak bak! Gördünüz mü_? Turnayı gözünden vurdu.

Felsefeci Hacı Kaya, İbn Rüşd'de Bilimsel Kanıtlama Yöntemi adlı makalesinde ne diyordu_?

. . .Bizim için her bilinenin bilgisi ya kanıtlamadan ya da tümevarımdan dolayı elde edilmiştir. Kanıtlama ancak tümel öncüllerle oluşur. Bizim için tümel öncüllerin bilgisi ise tümevarımla elde edilir. O halde bütün bilgimiz tümevarımdan dolayı elde edilir. " İbn Rüşd, Şerhu'l-Burhân, s. 415 "






Bu, şu demek değil midir_?

Her bilinenin bilgisi ya tümel öncüllerle oluşandan ya da tümel öncüllerin bilgisinden dolayı elde edilmiştir.

Peki " tümel denilen kelimenin bir uydurma kelime olduğu aşikar " ise, ' nerede kaldı ki bilginin içeriğinden bağımsız olup olmadığı ' bilinenin bilgisi nerede_? : )

Yaa, bak gördün mü neler oldu_? Tümelleri avazın çıktığı kadar haykırarak reddederken bir anda Gölgeler ' Tümeller ' Ülkesini boyladın!

Bilge büyücü Elchin ne diyordu_?

Evet... Mord ' Platon ' kötülüğün savaşçılarını ayaklandırmış... Aklın düşünebileceği en korkunç bela bu!..



Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Mord ' Platon ' sizi çağırıyor! Gölgeler ' Tümeller ' ülkesinden dönüp gelin!






#Mantık üzerinden analiz için:

Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster
Hiçbir değişken bir diğerine eşit olmadığına göre;

X — Y = —x + y = ?

Ne diyordun_?

Bir yazar şöyle yazmış: Bir tümeli gösteren en az bir sözcük olmadan bir tümce kurulamaz.

Diğeri de bunu yazmış: Hiç bir tümce, bu iki tür sözcüğün birlikte varlığı olmaksızın kurulamaz.

Evet, bunun felsefi açıklaması nedir?



Budur. : )

Romalı hatip Cicero, Brutus' ta ne diyordu_?...

Plato enim mihi unus instar est centum milium. " Bana göre Plato tek başına yüz bin kişiye bedeldir. "





;................................................. .................................................. ..........................................

ErenKeller ne demişti_?

Şimdi biz anlamadık, Sayın Machine_code neyi kanıtladınız FLAGELLVM DAEMONVM. SEV EXORCISMI TERRIBILES, potentissimi, & efficaces ; . . . başlığından sonra? Biraz daha net yazabilirseniz...

Anlamak istenilmediğinde hiçbir şey anlaşılamaz sayın ErenKeller. Ne var ki, bu, bilindiği gibi, bizim için bir sorun değil. Öyleyse, bir kez daha, fakat bu defa ek açıklamalarla anlatalım.

Biz ne demiştik_?

Peki bu neden oldu_? ' FLAGELLVM DAEMONVM alıntısı, FLAGELLVM DAEMONVM' dan neden farklı_? '

Yoksa, yoksa, biz görmeyeli, bir dalgınlık mı hasıl oldu_? Değilse de ne o zaman_? Şu:

_ Öncelikle yazılarımızın bazıları, herhangi bir Tarayıcıya ' Mozilla, Chrome, &c. ' kopyalanır.

Herhangi bir temayı doğrudan doğruya ele alıp, uğraşıp durmaya, kafa patlatmaya ne gerek var ki_? Tak diye hazır olanı al, şak diye de kulp tak... Ne kolay, değil mi_?... Akademiklik tam da budur işte, doğru mu_?

_ Sanal alemde arama tarama yapılır. Eh, bir şeyler bulunur, değil mi_? Herhâlde.

_ Fakat bulunulanların ya farklıymış gibi görünen ya da farklı bir şeyler olması lazım ' ki bu madde çok önemlidir '

Aksi hâlde_? Kulp nasıl takılacak ki_?

_ Ardından da dikkatsizce* bir güzel, hem de çatır çatır alıntılar yapılır.

*Bir tek beyefendi kulp takabilir ya, ondan ondan. Nasıl mı_?

Bulunan şey, A olsun. Fakat bu A' daki yazılar da bir yerlerden alıntıdır değil mi_? Mesela_? FLAGELLVM DAEMONVM' dan : )

Sevgili dostumuz, bu A' daki yazıların kaynağını, yani orijinalini hiç incelemeden, on parmakta on marifet misali, âdeta şimşek gibi bir hızla, direkt A' dan, bir güzel, hem de çatır çatır alıntılamaktadır. Neden_? Dedik ya, hazırı ' A ' var iken, dosya düzenleyici programlarla uğraşmaksızın Ctrl+F klavye kısayolunun işlemediği, sayfalar dolusu leş gibi Latince, yani, dert yükü orijinal kaynakla ' FLAGELLVM DAEMONVM ' uğraşıp durmaya ne gerek var ki_?

Hülasa, FLAGELLVM DAEMONVM' dan alıntılanan A' dan alıntılandığından oldu. Alıntı da değil, alıntı üstüne alıntı... El insaf diyoruz da başka bir şey demiyoruz.

ErenKeller ne diyordu_?

Bizim kaynağımıza göre yazdıklarımız doğrudur, mutlaktır. Sorun olabilecek olan tek sorun basım tarihidir. Çünkü biz kitabın basım tarihini yazdık, yararlandığımız kaynağı değil...

Ha, tamam, eski dostumuzun klasik evirmece çevirmece numaralarını bir kenara bırakırsak, demek ki yanılmamışız. ' FLAGELLVM DAEMONVM' dan alıntılanan A' dan alıntılandığından ' olmuş.

Eh, anlaşıldı herhâlde.

;................................................. .................................................. ..........................................

ErenKeller ne demişti_?

Fustis dæmonum

Sed ò miser, & venenose serpens infernalis, crede mihi, quòd non habebis tempus differendi cùm jam ad infernum detractus sis, ob superbiam, & perversitatem tuam: exi ergo transgessor, exi plene omni dolo, & fallacia; exi(inquam) proterve, & iniquissime spiritus ab hoc plasmate Christi N.qui ad Ecclesiæ suæ currit præsidium, quem Dominus noster Jesus Christus ad fontem baptismatis...

Alleluia

Exorcismus / Flagellum Dæmonum

Recede ergo nunc adjuratus in nomine ejus † ab homine, quem ipse plasmavit. Durum est tibi velle resistere. Durum est tibi contra stimulum calcitrare, Quia quanto tardius exis, tanto magis tibi supplicium crescit, quia non homines contemnis, sed illum, qui dominatur vivorum et mortuorum, qui venturus est judicare vivos et mortuos, et saeculum per ignem. Amen.

Alleluia


ErenKeller ne diyordu_?

Bernard Russell üstadın tam ifadeleri şudur: Consider such a proposition as Edinburgh is north London. Here we have a relation between two places, and it seems plain that the relation subsists independently of our knowledge of it. When we come to know that Edinburgh is north of London, we come to know something which has to do only with Edinburgh and London: we do not cause the truth of the proposition by coming to know it, on the contrary we merely apprehend a fact which was there before we knew it. The part of the earth's surface where Edinburgh stands would be north of the part where London stands, even if there were no human being to know about north and south, and even if there were no minds at all in the universe. This is, of course, denied by many philosophers, either for Berkeley's reasons or for Kant's. But we have already considered these reasons, and decided that they are inadequate. We may therefore now assume it to be true that nothing mental is presupposed in the fact that Edinburgh is north of London. But this fact involves the relation north of, which is a universal; and it would be impossible for the whole fact to involve nothing mental if the relation north of, which is a constituent part of the fact, did involve anything mental. Hence we must admit that the relation, like the terms it relates, is not dependent upon thought, but belongs to the independent world which thought apprehends but does not create.






Biz ne demiştik_?

Yazıda ' ve benzeri temalara vurgu yaptığı bir önceki ve eski zamanlardaki yazılarında da ', özde ve de sözde denilmek istenilenler de şu:

_ Alıntı yapılmamalıdır.

Çeviriler:

_ Google Translate' den yapılmamalıdır.

_ Ad litteram -harfi harfine- yapılmalıdır.

Tabii ki kendisi Latincede, Latium' lu Latin gibidir, ki tarafınca, ne Google Translate kullanılır ne ad litteram olmayan çevirilerle iştigal edilir ne de alıntılar yapılır, değil mi_?

Bizim çeviriler fasa fiso idi, doğru mu_? Tamam canım, bir şey demiyoruz, her şey dikkate şayan bulunacak diye bir şey yok tabii ki... Peki ad litteram çeviriler nerede_?

Hiç durmadan lisanlar üzerine ahkâm kesen, Latium' lu Latin kadar Latince bilen, asla ve kat'a Google Translate kullanmayan ErenKeller, ' birkaç kelimelik olanları hariç ' hiç ama hiç Latince çeviri yapmıyor. Neden acaba_?

Nerede kaldı ki Latince, flavor English' de bile çeviri yok : )





;................................................. .................................................. ..........................................

ErenKeller ' sanal alemde kaybolup giden ' uzak geçmişteki yazılarında ne diyordu_?

Çeviri yapılabilir ama sonuçta Türkiye'deki çeviri kitaplarında da devasa kelime hataları yapılmaktadır, teknik kitaplarda buna dahildir ve hatta çok önemli konulardaki kelimelerde dahi bu hata yapılmaktadır.

Runikleri geçelim, Gotçayı geçelim, Latinceyi geçelim, din adamlarının bildikleri Eski Latinceyi geçelim, Eski Kuzeyli dilini geçelim, İsveççeyi ve lehçelerini de geçelim, Laponların dillerini bilmeden nasıl birileri bir şeyler yazıp çiziyor biz bunu anlamıyoruz. Benzer şekilde bu dillere hakim İsveç'te yayınlanmış onca kaynağı hiçe sayıp, "bu daşlar Türk'tür, daştaki yazılar Türktür" diyenleri de anlamıyoruz.

Biraz önce yazdığımız gibi siz Laponca dahi biliyor musunuz? Tabi bilinmediğinden Türkiye'deki akademik seviyeye yakışır şekilde "atadan" öğrenilen aynen tekrar edilmiştir. Sonrasında yazar "atadan" öğrendiği gibi disk birleştirme yapıyor, orada bu var bunu buraya yerleştir... sonuç nedir Gravyer Peyniri Türk'tür, İsviçreliler bu peynire kondular.

Yazar Wilhelm Paul Corssen'ın bir kitabından da alıntılar yapmıştır. Herhalde Almanca bildiğini ve çeviri yapabildiğini kanıtlamak istemiştir. Fakat işte google translate ile yapılan çevirideki hataları biz görebiliyoruz ve Almanca bilen veya en azından Almanca çalışan herkes bu hataları görebilir. Bari google translate ile Almanca – İngilizce yapın, biraz Almanca gramer çalışsaydı ama onun içinde İngilizce bilmek lazım... Ve tabi Almanca bildiğini kanıtlamak istercesine Almanca çeviri üstüne de çeviri yapmış. Ya tamam biliyor bu yazar Almancayı çok harika Almancası var (Kendimi bir an Şahan’nın canlandırdığı C.Sinan Sağıroğlu zannettim.), sayın beyefendi hatta ilim insanı.

Bu yazılanları dikkate almadan önce temkinli olmakta fayda var, ideoloji büyüsü içinde su içindeki taş olmamakta fayda var ama şunu da ekleyelim yapılan çevirilerde yine hatalar hatta kelime hataları dahi bulunmaktadır. Örneğin Kirchenraum kelimesi nedir mesela Türkçeye çevrilebilirse anlamı ne olur? Google translate yardımcı olur mu bu kelimenin çevriminde? Kilise odaları odalar kilisesi mi ne ki bu kelime? Kelimenin anlamının bir haç çeşidi ile ilgili olduğunu da belirtmek isteriz çünkü çeviride bu önemlidir. Örneğin biz bu kelimeyi bir Alman akademisyene sorduk ve destan yazdı, o kadar bilgiyi internetten toplayabilir miyiz? Bir başka kelimeye geçelim, kachelofen, nedir bu? Çam sobası herhalde değil mi? Almancayı google translate ile öğrenilmez, Almanca biliyorum diyen insanların dahi Almanca bilmediğini fark ettiğimizden sözümüzün içeriği umarız dikkate alınır. Almanca'yı İngilizce kaynaklardan öğrenmek en yararlı olan olacaktır. Yoksa der, das, dass, zart, die aralarında bocalanıp bir halt öğrenilmez.


;................................................. .................................................. ..........................................

N.B.:

Sembolik Makina Dili' ndeki Embedded Code uygulamaları gibi, The Godfather ' Patrinus ' filminden de bir esinlenme, yazılan yazıda satır aralarına açık açık gizlenmiş... Doğrusu enteresan...

Kutsal Roma Katolik ve Apostolik Kilisesinin ' Sanctae Catholicae et Apostolicae Romanae Ecclesiae ' Yedi Sakramentinden ' Septem Sacramentis ' biri olan Günah Çıkarmayı ' Confessio atque Poenitentia ', Godfather' ın ' Don Vito Corleone -Donaldus Vitus Corleo /Curilionum- ' oğlu ' Filius Patrini ' Don Michael Corleone' ye ' Donaldus Michael Corleo /Curilionum ' uygulamak isteyen Kilise Rahibi ' Sacerdos Ecclesiae ', merhametsizliklerle dolu geçmişini anlatması üzerine kendisine ne demişti_?...

" Bakın bu taşa. Çok uzun bir zamandır suyun içinde. Ama su içine işleyememiş. Bakın... Kupkuru.

Avrupa' daki adamlara da aynı şey oldu. Asırlarca Hıristiyanlık onları çepeçevre sardı. Ama İsa içlerine giremedi. İsa içlerinde yaşamıyor. "


;................................................. .................................................. ..........................................

N.B.:

ErenKeller hâlihazırda ne diyordu_?

Sana para da versek hani kamu kurumları sana zaten veriyor ama biz daha da fazlasını versek sen ancak suyun içindeki bir taş olduğundan hiçbir şey değişmeyecek.

Bir kez daha The Godfather ' Patrinus ' : )

;................................................. .................................................. ..........................................






Eli Kanlı Diktatör, Kavgam' da ' Mein Kampf* /Mea pugna ' ne diyordu_?

*Yalana, Aptallığa ve Korkaklığa Karşı Dört Buçuk Yıllık Mücadele ' Viereinhalb Jahre (der Kampf) gegen Lüge, Dummheit und Feigheit /Quattuor et Dimidium Annuorum (Pugna) Contra Mendacium, Socordiam atque Ignaviam '


;................................................. .................................................. ..........................................

Somit ist der höchste Zweck des völkischen Staates die Sorge um die Erhaltung derjenigen rassischen Urelemente, die, als kulturspendend, die Schönheit und Würde eines höheren Menschentums schaffen. Wir, als Arier, vermögen uns unter einem Staat also nur den lebendigen Organismus eines Volkstums vorzustellen, der die Erhaltung dieses Volkstums nicht nur sichert, sondern es auch durch Weiterbildung seiner geistigen und ideellen Fähigkeiten zur höchsten Freiheit führt.

;................................................. .................................................. ..........................................

Wenn diese Erde wirklich für alle Raum zum Leben hat, dann möge man uns also den uns zum Leben notwendigen Boden geben. Man wird das freilich nicht gerne tun. Dann jedoch tritt das Recht der Selbsterhaltung in seine Wirkung; und was der Güte verweigert wird, hat eben die Faust sich zu nehmen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Der rassisch rein und unvermischt gebliebene Germane des amerikanischen Kontinents ist zum Herrn des-selben aufgestiegen; er wird der Herr so lange bleiben, so lange nicht auch er der Blutschande zum Opfer fällt.

Das Ergebnis jeder Rassenkreuzung ist also, ganz kurz gesagt, immer folgendes:

a) Niedersenkung des Niveaus der höheren Rasse,
b) körperlicher und geistiger Rückgang und damit der Beginn eines, wenn auch langsam, so doch sicher fortschreitenden Siechtums.

Eine solche Entwicklung herbeiführen, heißt aber denn doch nichts anderes, als Sünde treiben wider den Willen des ewigen Schöpfers.

Als Sünde aber wird diese Tat auch gelohnt.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Rasse aber liegt nicht in der Sprache, sondern ausschließlich im Blute, etwas, das niemand besser weiß als der Jude, der gerade auf die Erhaltung seiner Sprache nur sehr wenig Wert legt, hingegen allen Wert auf die Reinhaltung seines Blutes. Ein Mensch kann ohne weiteres die Sprache ändern, d.h. er kann sich einer anderen bedienen; allein er wird dann in seiner neuen Sprache die alten Gedanken ausdrücken; sein inneres Wesen wird nicht verändert. Dies zeigt am allerbesten der Jude, der in tausend Sprachen reden kann und dennoch immer der eine Jude bleibt. Seine Charaktereigenschaften sind dieselben geblieben, mochte er vor zweitausend Jahren als Getreidehändler in Ostia römisch sprechen oder mag er als Mehlschieber von heute deutsch mauscheln.

;................................................. .................................................. ..........................................

Im allgemeinen pflegt schon die Natur in der Frage der rassischen Reinheit irdischer Lebewesen bestimmte korrigierende Entscheidungen zu treffen. Sie liebt die Bastardenur wenig. Besonders die ersten Produkte solcher Kreuzungen, etwa im dritten, vierten, fünften Glied, haben bitter zu leiden. Es wird ihnen nicht nur die Bedeutung des ursprünglich höchsten Bestandteils der Kreuzung genommen, sondern es fehlt ihnen in der mangelnden Blutseinheit auch die Einheit der Willens- und Entschlußkraft zum Leben überhaupt. In allen kritischen Augenblicken, in denen das rassisch einheitliche Wesen richtige, und zwar einheitliche Entschlüsse trifft, wird das rassisch zerrissene unsicher werden bzw. zu halben Maßnahmen gelangen. Zusammen bedeutet das nicht nur eine gewisse Unterlegenheit des rassisch Zerrissenen gegenüber dem rassisch Einheitlichen, sondern in der Praxis auch die Möglichkeit eines schnelleren Unterganges. In zahllosen Fällen, in denen die Rasse standhält, bricht der Bastard zusammen. Darin ist die Korrektur der Natur zu sehen. Sie geht aber häufig noch weiter. Sie schränkt die Möglichkeit einer Fortpflanzung ein. Dadurch verhindert sie die Fruchtbarkeit weitgehender Kreuzungen überhaupt und bringt sie so zum Aussterben.

;................................................. .................................................. ..........................................

Ich kann, was diese Art von "völkischen" Kämpfern betrifft, der nationalsozialistischen Bewegung und damit auch dem deutschen Volke aus aufrichtigstem Herzen nur wünschen: Herr, bewahre sie vor solchen Freunden, auch sie wird mit ihren Feinden dann schon fertig werden.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Propaganda war im Kriege ein Mittel zum Zweck, dieser aber war der Kampf um das Dasein des deutschen Volkes, und somit konnte die Propaganda auch nur von den hierfür gültigen Grundsätzen aus betrachtet werden.

;................................................. .................................................. ..........................................

Aber auch in diesem letzten Falle würde im gegenseitigen Kampf um das Dasein das Mischprodukt unterliegen, solange eine höherstehende, unvermischt gebliebene Rasseneinheit als Gegner noch vorhanden ist. Alle herdenmäßige, im Laufe der tausend Jahre gebildete innere Geschlossenheit dieses neuen Volkskörpers würde infolge der allgemeinen Senkung des Rassenniveaus und der dadurch bedingten Minderung der geistigen Elastizität und schöpferischen Fähigkeit dennoch nicht genügen, um den Kampf mit einer ebenso einheitlichen, geistig und kulturell jedoch überlegenen Rasse siegreich zu bestehen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Denn sowie erst einmal die Zeugung als solche eingeschränkt und die Zahl der Geburten vermindert wird, tritt an Stelle des natürlichen Kampfes um das Dasein, der nur den Allerstärksten und Gesündesten am Leben läßt, die selbstverständliche Sucht, auch das Schwächlichste, ja Krankhafteste um jeden Preis zu "retten", womit der Keim zu einer Nachkommenschaft gelegt wird, die immer jämmerlicher werden muß, je länger diese Verhöhnung der Natur und ihres Willens anhält.

;................................................. .................................................. ..........................................

Daß aber diese Welt dereinst noch schwersten Kämpfen um das Dasein der Menschheit ausgesetzt sein wird, kann niemand bezweifeln. Am Ende siegt ewig nur die Sucht der Selbsterhaltung. Unter ihr schmilzt die sogenannte Humanität als Ausdruck einer Mischung von Dummheit, Feigheit und eingebildetem Besserwissen, wie Schnee in der Märzensonne. Im ewigen Kampfe ist die Menschheit groß geworden – im ewigen Frieden geht sie zugrunde.

;................................................. .................................................. ..........................................

In Erkenntnis dieser Folgen ist es nicht zufällig in erster Linie immer der Jude, der solche todgefährlichen Gedankengänge in unser Volk hineinzupflanzen versucht und versteht. Er kennt seine Pappenheimer nur zu gut, um nicht zu wissen, daß sie dankbar jedem spanischen Schatzschwindler zum Opfer fallen, der ihnen weiszumachen versteht, daß das Mittel gefunden wäre, der Natur ein Schnippchen zu schlagen, den harten, unerbittlichen Kampf ums Dasein überflüssig zu machen, um an seiner Stelle bald durch Arbeit, manchmal auch schon durch bloßes Nichtstun, je nachdem "wie's trefft", zum Herrn des Planeten aufzusteigen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Hätten unsere Vorfahren einst ihre Entscheidungen von dem gleichen pazifistischen Unsinn abhängig gemacht wie die heutige Gegenwart, dann würden wir überhaupt nur ein Drittel unseres jetzigen Bodens zu eigen besitzen; ein deutsches Volk aber dürfte dann kaum mehr Sorgen in Europa zu tragen haben. Nein - der natürlichen Entschlossenheit zum Kampfe für das eigene Dasein verdanken wir die beiden Ostmarken des Reiches und damit jene innere Stärke der Größe unseres Staats- und Volksgebietes, die überhaupt allein uns bis heute bestehen ließ.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Wirtschaft ist dabei nur eines der vielen Hilfsmittel, die zur Erreichung dieses Zieles eben erforderlich sind. Sie ist aber niemals Ursache oder Zweck eines Staates, sofern eben dieser nicht von vornherein auf falscher, weil unnatürlicher Grundlage beruht. Nur so ist es erklärlich, daß der Staat als solcher nicht einmal eine territoriale Begrenzung als Voraussetzung zu haben braucht. Es wird dies nur bei den Völkern vonnöten sein, die aus sich selbst heraus die Ernährung der Artgenossen sicherstellen wollen, also durch eigene Arbeit den Kampf mit dem Dasein auszufechten bereit sind.

;................................................. .................................................. ..........................................

Erst benützte er das Bürgertum als Sturmbock gegen die feudale Welt, nun den Arbeiter gegen die bürgerliche. Wußte er aber einst im Schatten des Bürgertums sich die bürgerlichen Rechte zu erschleichen, so hofft er nun, im Kampfe des Arbeiters ums Dasein, den Weg zur eigenen Herrschaft zu finden.

;................................................. .................................................. ..........................................

Denn in dem einen Fall ist für diese schwachen Geister der Staat sowohl als die Staatsautorität schon der Zweck an sich, im anderen aber nur die gewaltige Waffe im Dienste des großen ewigen Lebenskampfes um das Dasein, eine Waffe, der sich jeder zu fügen hat, weil sie nicht formal mechanisch ist, sondern Ausdruck eines gemeinsamen Willens zur Lebenserhaltung.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Religion wird lächerlich gemacht, Sitte und Moral als überlebt hingestellt, so lange, bis die letzten Stützen eines Volkstums im Kampfe um das Dasein auf dieser Welt gefallen sind.

;................................................. .................................................. ..........................................

Wir wissen also jedenfalls: Was wir an materiellen Erfindungen um uns sehen, ist alles das Er-gebnis der schöpferischen Kraft und Fähigkeit der einzelnen Person. Und alle diese Erfindungen, sie helfen im letzten Grunde mit, den Menschen über das Niveau der Tierwelt mehr und mehr zu erheben, ja ihn endgültig davon zu entfernen. Sie dienen somit im tiefsten Grunde der sich dauernd vollziehenden höheren Menschwerdung. Aber selbst das, was einst als einfachste Finte den im Urwald jagenden Menschen den Kampf um das Dasein erleichterte, hilft in Gestalt geistvoller wissenschaftlicher Erkenntnisse der Jetztzeit wieder mit, den Kampf der Menschheit um ihr heutiges Dasein zu erleichtern und die Waffen zu schmieden für die Kämpfe der Zukunft.

;................................................. .................................................. ..........................................

Auch das hellenische Kulturideal soll uns in seiner vorbildlichen Schönheit erhalten bleiben. Man darf sich nicht durch Verschiedenheiten der einzelnen Völker die größere Rassegemeinschaft zerreißen lassen. Der Kampf, der heute tobt, geht um ganz große Ziele: eine Kultur kämpft um ihr Dasein, die Jahrtausende in sich verbindet und Griechen- und Germanentum gemeinsam umschließt.

;................................................. .................................................. ..........................................

Nur durch solch eine drakonische Bedrohung jedes Versuches zur Fahnenflucht kann eine abschreckende Wirkung nicht nur für den einzelnen, sondern auch für die Gesamtheit erzielt werden.
Und hier lagen Sinn und Zweck der Kriegsartikel.
Es war ein schöner Glaube, den großen Kampf um das Dasein eines Volkes durchfechten zu können, lediglich gestützt auf die aus der Erkenntnis der Notwendigkeit heraus geborene und erhaltene freiwillige Treue. Die freiwillige Pflichterfüllung hat immer die Besten in ihrem Handeln bestimmt, nicht aber den Durchschnitt. Darum sind derartige Gesetze notwendig, wie zum Beispiel die gegen Diebstahl, die ja nicht für die grundsätzlich Ehrlichen geschaffen wurden, sondern für die wankelmütigen, schwachen Elemente.

;................................................. .................................................. ..........................................

Ich glaube, die erste Frage eigentlich zur Genüge beantwortet zu haben. Wie die Dinge heute liegen, können meiner Überzeugung nach die Gewerkschaften gar nicht entbehrt werden. Im Gegenteil, sie gehören zu den wichtigsten Einrichtungen des wirtschaftlichen Lebens der Nation. Ihre Bedeutung liegt aber nicht nur auf sozialpolitischem Gebiet, sondern noch viel mehr auf einem allgemeinen nationalpolitischen. Denn ein Volk, dessen breite Masse durch eine richtige Gewerkschaftsbewegung die Befriedigung ihrer Lebensbedürfnisse, zugleich aber auch eine Erziehung erhält, wird dadurch eine außerordentliche Stärkung seiner gesamten Widerstandskraft im Daseinskampf erlangen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Sondern die Natur selbst trifft in ihrer unerbittlichen Logik den Entscheid, indem sie die verschiedenen Gruppen miteinander in den Wettbewerb treten und um die Siegespalme ringen läßt und die Bewegung ans Ziel führt, die den klarsten, nächsten und sichersten Weg gewählt hat.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Natur selber pflegt ja in Zeiten großer Not oder böser klimatischer Verhältnisse sowie bei armem Bodenertrag ebenfalls zu einer Einschränkung der Vermehrung der Bevölkerung von bestimmten Ländern oder Rassen zu schreiten; allerdings in ebenso weiser wie rücksichtsloser Methode. Sie behindert nicht die Zeugungsfähigkeit an sich, wohl aber die Forterhaltung des Gezeugten, indem sie dieses so schweren Prüfungen und Entbehrungen aussetzt, daß alles minder Starke, weniger Gesunde, wieder in den Schoß des ewig Unbekannten zurückzukehren gezwungen wird.

;................................................. .................................................. ..........................................

Während die Natur, indem sie die Zeugung freigibt, jedoch die Forterhaltung einer schwersten Prüfung unterwirft, aus einer Überzahl der Einzelwesen die besten sich als wert zum Leben auserwählt, sie also allein erhält und ebenso zu Trägern der Forterhaltung ihrer Art werden läßt, schränkt der Mensch die Zeugung ein, sorgt jedoch krampfhaft dafür, daß jedes einmal geborene Wesen um jeden Preis auch erhalten werde. Diese Korrektur des göttlichen Willens scheint ihm ebenso weise wie human zu sein, und er freut sich, wieder einmal in einer Sache die Natur übertrumpft, ja ihre Unzulänglichkeit bewiesen zu haben. Daß in Wirklichkeit allerdings wohl die Zahl eingeschränkt, aber dafür auch der Wert des einzelnen vermindert wurde, will das liebe Äffchen des Allvaters freilich nur ungern sehen oder hören.

;................................................. .................................................. ..........................................

Das Ende aber wird sein, daß einem solchen Volke eines Tages das Dasein auf dieser Welt genommen werden wird; denn der Mensch kann wohl eine gewisse Zeit den ewigen Gesetzen des Forterhaltungswillens trotzen, allein die Rache kommt früher oder später doch. Ein stärkeres Geschlecht wird die Schwachen verjagen, da der Drang zum Leben in seiner letzten Form alle lächerlichen Fesseln einer sogenannten Humanität der einzelnen immer wieder zerbrechen wird, um an seine Stelle die Humanität der Natur treten zu lassen, die die Schwäche vernichtet, um der Stärke den Platz zu schenken.

;................................................. .................................................. ..........................................

Nun muß wieder die Natur helfen und Auswahl treffen unter den von ihr zum Leben Auserwählten; oder es hilft sich der Mensch wieder selbst, das heißt, er greift zur künstlichen Behinderung seiner Vermehrung mit allen ihren schon angedeuteten schweren Folgen für Rasse und Art.
Man wird noch einzuwenden vermögen, daß diese Zukunft ja der ganzen Menschheit einmal so oder so bevorstehe, mithin auch das einzelne Volk diesem Verhängnis natürlich nicht zu entgehen vermöge.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Natur kennt keine politischen Grenzen. Sie setzt die Lebewesen zunächst auf diesen Erdball und sieht dem freien Spiel der Kräfte zu. Der Stärkste an Mut und Fleiß erhält dann als ihr liebstes Kind das Herrenrecht des Daseins zugesprochen.

;................................................. .................................................. ..........................................

_ ErenKeller' den bu ibarelerin harfi harfine ' ad litteram ' çevirilerini istiyoruz. ' Niçin_? Darwinizm analizleri için '

_ Peki biz neden yapmıyoruz_? Malum.

N.B.: Google Translate ile de benzerlikler olmasın sakın ola ki. Neden_? O da malum ya! : )






Peki nerede kaldı ki harfi harfine ' ad litteram ', alelade bir çeviri dahi beklenmeli mi ki_?





;................................................. .................................................. ..........................................

ErenKeller ne diyordu_?

Dolayısıyla yazılanlara yine de saygı duyuyoruz, ama bu sefer oldukça azdır.

Bay Brewster ne diyordu_?

Hiçbir şey değişmemiş. 10 yıl sonra bile çocuk kavgası istiyorsun.






Machine_Code ' sanal alemde kaybolup giden ' uzak geçmişteki yazılarında ne diyordu_?

Maskeli bir hokkabaz var ve bunun birkaç numarasından başka bir şeyi yok... Bir vakit sonra, bu numaraların nasıl gerçekleştirildiğini, işte ne bileyim, pek sevgili Avrupalı, Rus dostlarından, kıymetlin Henriciğinden, Brill kitaplarından ya da düşünerek ya da şu, bu, o yolla çözdün... Hülasa o pek meşhur, eski püskü, pörsümüş, modası geçmiş, tarihe karışmış, XVIII. yüzyıldan kalma delik deşik külahtaki o hep karşına çıkartılan sevimsiz tavşanın nasıl çıkartıldığını ortaya çıkardın... Artık orada hokkabazlık diye bir şey kalır mı ki_?...

Ha, yine ' tarafımızca çok iyi bilinen bazı nedenlerden dolayı ' anlamak istemedin öyle değil mi_?... Tamam... Sorun yok... Peki hokkabazlığın olmazsa olmaz ilkesi ne idi_?...

Hokkabazlar asla sırlarını söylemezler...

Bu ne demek_?... Şu: Bir sır ' numara, el çabukluğu,... ' ortaya çıkar ' ya da çıkartılırsa ' ortada ne sır ' numara, el çabukluğu,... ' ne külah, ne tavşan, ne de hokkabazlık kalır... Domino taşları gibi, her şey devrilir, gider...

Peki bay Brewster ne diyordu_?

Geçmişi unutmalısın Tobey. Geride kaldı.





;................................................. .................................................. ..........................................

N.B.: ErenKeller ne diyordu_?

Machine_code arkadaşımızın bildiğine emin olduğumuz ve yükleme yapılırsa teşekkür edeceğimiz bir macerada. . .

Tarafımızca bilindiğinden nasıl emin olunabiliyor acaba_?

Gönül Adamı, kitap olarak var, fakat yükleme yapamayız, zira scannerimiz yok. Ha, kitabı elde etmek istiyorsan, ancak ve ancak kargoyla gönderebiliriz.

N.B.: Hem kitap hem de kargo bizden olsun. Ayrıca teşekküre de gerek yok, nihayetinde eskilerdensin, değil mi ya_?

;................................................. .................................................. ..........................................

Lee Van Cleef' i seven ErenKeller için:





Ad litteram çeviri yapacak olan ErenKeller için:







İ ç t e n l i k l e...

Sevgiyle...
 
machine_code isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 1 hafta önce   #112
erenkeller
 
erenkeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 68
User ID: 4856
Tecrübe Puanı: 42949684
Reputation: 429496759
erenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üye
Standart



Tri-star gururla sunar...


Naziler, bir işkence yöntemi olarak kafaya beton çivisi çakıyorlardı... şeklinde ifade için kaynak istemiştik, ne yazık ki yazılamamıştır.

Bir konuyu unutmuşuz, Haydar Akın isimli arkadaşımızın doktora tezinin ismi ne idi? Antikçağ'dan Yeniçağ'a Delilik, Melankoli ve Cinlenme - Avrupa'da Aykırı Olma Halleri Üzerine Tarihsel Bir İnceleme... Cinlenme ve Avrupa karşıtlığı dediniz ve kendinizi belli ettiniz...Kheyder Bey Viyana’da Ekonomi okumuşsa Alamanca’da biliyordur değil mi? Neyse kendisi cadılık konusuna eğilmiş ve üç kitabını bu temelde yazmıştır.

Yazılan temelde Cécile Ernst’in Teufel-saustreibungen: Die Praxis der katholischen Kirche im 16. und 17. Jahrhundert isimli çalışmasına dayanır gibi görünmektedir. Çünkü Kheyder beyin aksine Cécile hanım bunları yazabilir, psikiyatrist olma sıfatıyla.

Peki, Ernst’in ifadeleri nasıl geliştirilebilir, Kheyder beyin ifadeleri gibi mi yoksa Andrea Liebers’in ifadeleri gibi mi:
Die christliche Kirche unterscheidet zwei Arten von Besessenheit: Die circumsessio, bei der der Betreffende nur von Außen von Dämonen umlagert ist, und die possessio oder obsessio bei der der Däman(oder die Dämonen) bereits von der betroffenen Person Besitz ergriffen hat.

Ein solches '' vom Dämon Ergriffen-Werden'' zeigt sich(nach Lehre der katholischen Kirche) in zwei Stufen, zunächst in der circumsessio: '' Man stellte sich vor daß die Dämonen ihr künftiges Opfer gewissermaßen belagern und auf eine günstige Gelegenheit zur Einfahrt lauern. Die Symptome der Circumsessio sind Halluzinationen, Verhaltensstörungen, Depressionen, Neigung zu Unfällen, besonders schwere Versuchungen. Zu einem bestimmten Zeitpunkt fährt ein Teufel oder eine Schar von Teufeln ein: nicht selten wenn der Patient ißt und trinkt, und nicht selten in Gestalt einer Mücke oder Fliege. Damit ist aus der Circumsessio eine Possessio(auch Obsessio genannt) gewerden.


Kaynak gösterme ile birbire bir çeviriymiş gibi ifadeleri tamlaştırmanın ayrımı...

Bu yüzden...

Darwin ırkçıdır, ırkçı olmasa bile zararlı düşünceleri ırkçılığa neden olur ve diğer ırkçılara kaynak olduğunu gizlemek isteyen gizli tasonik ayinci darwinist Dawkins bu gerçeği gizlemek istemekte olduğundan, bunun yollarını aramaktadır. Misal borazancılık yapmaktadır aynı Darwinist bir platform gibi...

Kim ki bu platform? Evet, Darwin Irkçı ve Türk Düşmanı mıydı? = Evrim Ağacı. Peki, neden ismi verilmeden yazılan Evrim Ağacı neden resimde yazılıdır_?

Machine_code: Dedik ya, erek başka, erek.

Yine Machine_code ne diyecektir : Darwinizm yazılarında, muhataplarımız, ancak ve ancak bay Darwin, Dawkins, Gould,... ve benzeri Darwinizm' in önde gelenleridir.

Peki, neden Evrim Ağacı muhatap alınmıştır? Bu platform Darwinizmin önde geleni olduğundan mı hedef alınmıştır? Çünkü Darwinizm hakkında ' de Darwinismo ' polemiklere girişmek gibi bir niyetimiz yok. derken aslında polemik başlatma hakkı varken polemiğin kalıbı tek taraflı olacağı ve fikir dikte edici bir şablonun kullanılacağı belirtilmiştir(Aşikârdır ki, bir şey, anlamak istenilmediğinde, anlaşılamaz...). Yoksa bizim gibi Darwinizm konusunda bilgisiz birisine dahi cev-âb yazılır, o konuda eminiz.

Emin olmamızın nedeni ifadelerin genelliğidir, yani Evrim Teorisi karşıtlarının şablonlarını bilmemizdir.

Machine_code arkadaşımızı yıllar öncesinden tanımaktayız, örneğin Richard Dawkins’in kitabını eleştirmek(!) için yazdıkları ile gelişen süreci eskiler hatırlayacaktır ama biz de hatırlatalım. Eski forumdaki tartışmanın tam hali:

1 - [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

2 - [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

3 - [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

4 - [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Dolayısıyla Zagor ne diyordun bir daha söyle:

Her şeyi hiçbir şey açıklamaksızın açıklamak...

Tabi bir de genellemeci propagandacıların çok sevdikleri iki şey vardır, Babil ve Mısır...Ritüelsel anlamda bu iki sorunların kökeninde her şey bulunur. Welcome to Middle East...

Kafatası...Kafatası ile bu adli tıpçılar kimlik tespiti için maktulün hangi ırka ve cinse ait olduğunu nasıl tespit ediyorlar, bu işte büyük bir gizem var. Bak şimdi anti-Darwinciler değil sadece ergen femolar gibi anti-seksistler de tetiklendi...

Muhattap mı muhatap mı? Bir de nedir ki bu kelimenin anlamı? Arapça ve Farsça karşısında Osmanlıca Türkçe diye bir dil uyduranlar şu kelime ne oluyor ve anlamları Arapça ve Farsça nedir : مخاطب

Hani ilişki baabında(!) olmasın o?

Viktoryen mi Victorien mi?

Gelelim asıl mevzuya...


Mevzunun " İngilizce yetmezliği, kafa karışıklığı, yanlış analiz " ile hiçbir alakası yok... Neden_?...

Darwin Doğulu barbarlar derikene aslında Türk ırkından bahsetmiştir, Türk ırkına Darwin uygarlaşmamış demiştir ve iki cımbızla çektiğimiz ifade ile kanıtladık...

The Hooters - Johnny B.

Öncelikle belirtmek lazımdır ki Evrim Teorisine karşıtlıkla anlamlı arkadaşlarımızın şablonları bellidir, Avrupa’ya karşıyız, Darwinizm dediğimiz Evrim Teorisine karşıyız, biz Osmanoğullarının torunlarıyız, Osmanlı tarihine dair bilgimiz iki 1453 bir süper star Abdül...

Ve Mister No’nun Alien macerasını okuyanlar bilirler, Rus olduğunu belirtmek zorunda kalmış(!) Güneş Tanrısı(!) Tovarishch(Аркада Рэнко) ile Mister No daha ilk çizgi şeritlerinde bile tartışmaktadırlar.


Dolayısıyla Hacivatla Karagöz’ün münakaşaları ırkçılık karşıtlığı veya ırkçılık desteğinde anlamsızdır.

Charles Darwin’nin fikirlerine bilimsel anlamda karşıtlık yapılmaması nedeniyle çürümüş bir zihniyetle karşıtlık yapılması anlaşılır bir şeydir. Çünkü bilimin olmadığı yerde ilim vardır ve ilmi gerçekler bilimin üzerindedir.

80’li yılların başında gerçekleşen askeri darbeden sonra Cumhurbaşkanı değil de Devlet Başkanı sıfatını kullanan, sayıları 16 olan bayrakları arkasına alan ve doğum tarihini bile dini bir kisveye bürüyerek mürailiğini gizlememiş bir zihniyetin başkanı olan zat ve onun türevlerine göre milli olanın korunumu önemlidir. Tabi zalimliğe rızada anlamlı millilik 60’lı yıllardan başlayan paramilitar yapılanmayı önemsizleştirememiştir ve bu Atatürkçüler gibi sol ideolojinin yer almadığı millilik adına Evrim Teorisi hedef alınmıştır.


Çünkü milli olanın korunumunda Evrim Teorisi mürai veya mürailiğe dayalı olarak bıyık gibi çeşitli tüylere de tapmanın tanımı olan şirkin kapsamının genişlemesiyle ilgili değildir. Ancak istenilen millilik içinde sapma olma ihtimalini Evrim Teorisi oluşturmaktadır veya en azından böyle bir ihtimal vardır ve bu teoriye karşıtlık elzemdir.

Bu arkadaşların ifadelerine dikkat edelim, ırkçılığa karşıyız ama soydaş kelimesini kullanırız ve kana dayalı soydaşlarımız bellidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuran millete ise Türk milleti demek vatandaşlık temelindedir, ırkçılık demek değildir...

Dolayısıyla Darwin ırkçıdır diye, nasıl nasıl Machine_code bir daha yazar mısınız ...ilişkisiz olduğunu kanıtlamak için, adeta çırpınırcasına çabalıyor, yırtınırcasına uğraşıyor, klasik mavalları, soluk bile almaksızın, şeklinde ifade etmek ırkçılık kökenli olabilir mi?

Örneğin bu arkadaşların zihniyetleri şu olabilir mi:

Bu derslerde (KAN) meselesine bilhassa temas ediliyor: "Kanın arılığı ile özü sağlam olan batı Türk'ünün iç yaşayışında olduğu gibi dış görünüşünde de fenalıklar birikmişti. ‘’ (Sf. 12) Hattâ bu İnkilâp Tarihinin ikinci dersinde Fransız ve İngiliz İnkilâpları arasındaki ayrılıklara sebep olarak başta KAN FARKI bile katılmıştır.
Hikmet Tanyu(1981), Atatürk ve Türk milliyetçiliği
Değinilen eser: Recep Peker(1935) İnkilâb dersleri notları, 11

Değinilen eserdeki ifadeler: Bereket versin ki, en büyük imha vasıtaları ve en ezici hadiselerle bile bozulması mümkün olmayan tek bir şey, türk kanı, bütün bu gürültüler içinde temiz kalmıştı. Batı türkleri bu çöküntü içinde kanının arılığını korudu ve sakladı. Dünyaya batırlık örneği gösteren osmanlı ordusunun yüksekliği, devlet idaresinin kötülüğüne rağmen, bu orduları yaratan bay türkulusunun kanındaki yücelikten ileri geliyordu.

Evet, zorunlu veya çıkar amaçlı başka kimliği kullanmayı ihmal eden bu ifadeler bir ırkçının mı bir milliyetçinin mi ifadeleridir? Ya da şey mi diyelim o zamanlar öyle bir rüzgar esti ama geçti, bu arada orağın altında ezilen ezildi... Ya da şey diyelim şimdi orada o yazıyor ama biz bunu kendimize uygun hale getirelim, sonuçta günahsızlığımız idolümüze aittir.

Evrim Teorisi bilimsel bir teori olmasına karşılık onu eleştirenler her zaman felsefeciler, milliliğini göstermeye çalışanlar olmuştur; ilahiyatçılar bile çoğunlukla sınırlarını bilerek bu durumdan uzak durmuşlardır.

Buna karşılık Türk kelimesini ırki anlamda ele alıp, Darwin’nin ırk eleştirisi yaptığının mililik sıfatı taşıyanlara yapılmasında da yine korunum esas olmuştur. Tabi bunların kökende ne kadar Türk kanı taşıdıkları da şüphelidir, sonuçta Türk denilince kanı Türk olanlar hatırlanır bu arkadaşlara göre ama kalpleri de Osmanlı diye atar tabi kurgusal bir Osmanostur bu.

Ne o efendim? Osmanlı Türktü...He babo he...

Osmanlı toplumunun sadece Türklerden ibaret olmayan çoğunluğunu da dışlayarak hem tarihi hem dini hem bilimsel... cehaleti meşrulaştırdıklarını gizlemeyen korunumcuların tanımlarından ayrı olarak ırkçılığın öncüsü olan Panturkismus Osmanlılık karşıtlığı idi, Osmanlı hazır parçalanıyorken biz de buradan Almanların attıkları ile pay alalım ve bu paylarla güçleneceğiz şeklindeki bir ideoloji idi. Osmanoğullarının Türk olarak tanımlamaları ise 17’nci yüzyıl Avrupa görüşüdür ve entellektüel Osmanlı yurttaşları için kendilerinin göçebe barbarlarla eşliğini esas alan Avrupa görüşü kendileri bir hakarettir ve Osmanoğulları için bir tehdittir. Kaldı ki tarihin gelişimi bu görüşün doğruluğunu kanıtlamıştır.

Avrupa düşüncesi aslında pek de yanlış değildi, çünkü Osmanlı nereye ulaşmışsa oraya zorbalığını, zalimliğini taşıyarak oraların kültürel ve bilgi birikimlerinin gelişmemesine neden olmuştur. Efendim köprüler, camiler, çeşmeler...Evet Osmanlı döneminde yapılan birtakım taşınamayan kültür unsurları vardır ama bunlar Osmanlı’nın ordularını ilerletmek için yapılmış olabilir mi veya orada konumlarndırma yapmak için iliştirilen kitabeye dayalı mimarlıklık beceleri olamaz mı? Kuzey Afrika’nın entellektüel gelişimi Osmanlı’nın karanlığından kurtuluş ve Medeni Fransa’nın atılımları ile olmuştur. Ve Osmanlı’nın zalimliğinde esir olarak yaşamaya zorlanmış milletler için entellektüel gelişimde Fransa başat haline gelince Osmanlılar içinde de Fransız etkisinde temellenmiş Türkçülük, barbar Alman zihniyeti ile şekillenmeden önce, Osmanlı’ya alternatif bir milleti tanımı olabilecek bir hale gelmiştir. Dolayısıyla Osmanlı’ya göre göçebe barbar Türklük ve Türkçülük için zalim Osmanlı bir değildir, günümüzdeki birlik düşüncesi bir kurgudan ibarettir tabi bu da Vikingler dizinden çalınmadı ise.

Şöyle düşünelim, Kars’a gitmiş olanlar bilirler. Kars’taki mimari yapılardan Ermeni olanlar hariç Anadolu’da hiç görülmeyen mimari eserleri kimler yapmıştır? Osmanlı içinde pagan İranlılar olarak nitelendirilen bir dinin mezhebinin köylerinden şehre yakın olanlarına tarihi Osmanlı camisi yakıştırması için cami yapılması ve bunun da kitabe ile ispatı ne zaman olmuştur? Tarihi cami veya tekke olarak tanımlanan yapılardan kaçı kilise veya şapelden dönmedir veya bu yapılar gerçekten bu şekilde yapılmış olsa bile para veya kılıç zoruyla bu yapıları yapanlar kimlerdir?

Bunları tarihçilerin bilmesi gerekir ve bilirler ama kitleleri yönlendirilir halde tutup sıfat taşımak daha önemlidir. Örneğin bir köyün tarihçesi araştırılırken bu insanların kılıçla bir dini kabul ettiğinin yazılmaması bir nedendir veya kılıç öncesine dair bir başkalaştırma ile Müslümanlığın belli bir mezhebinin dışındaki mezhebine dair bir çoklaştırma yaşandığının bir gerçeklilik olarak tanımlanması da bir nedendir.

İşte bu zihniyetin gelişim sürecinde kendisine yer aramış Z.K. isimli tarihçi, kadınların yaşlandıkça çirkinleştiklerinin kanıtı olan Demi Moore’un bacakları ile destanlar yazdırdığı Striptease isimli filminin yayınlandığı tarihte, İslam tarihini bile yeni görme cüreti ile bir kitap yazmıştır.

Bu kitapta Temel Reis seyretme kaynaklı olarak kabasakallılara takmış Z.K., Darwin’nin Evrim Teorisi’ni Türk ırkını yok etme maksatlı olarak ortaya atılmış olduğunu ve Avrupa toplumlarının bu ırkı ortadan kaldıracağını, rezil düşünce tanımıyla birlikte, dahi düşünmüştür. Dolusunu getir boşunu kaldır hocam...

Ne demiş kana dayalı Türk ırkının düşmanı Darwin? Birkaç yüzyıl öncesinde Avrupa Türkler(Osmanlılar) tarafından işgal edilmiş de, Avrupa tehlikeye girmiş de bilmem ne...He babo...Ama dikkat edelim, bu adamlar bunları bizim için yazmıyor kendi futbol takım fanatikleri için yazıyorlar ve yine dikkat edelim, Osmanlı demek Türk demektir...He babo...

Tabi Darwin’nin görüşleri nedir, sıfat + adını kullanan bu tarihçi için... şerefsiz, aşağılık, gahpe...Bas gaza hocam bas kim tutar seni...Köyden indim üniversiteyeyi duydunuz mu hocam?

Bu gazla gaza gelmiş H.Y. isimli deve güdemeyecek arkadaş bu ifadelerle kitaplar yazmış ve Darwin’e aitmiş gibi tanıtılan yazılardan sonra hemen Çanakkale, Sakarya... yazmışta yazmış. Sanki Fatih’ten kalmış yarım şarabı içmiş Kenan Komutan mübarek...İşin daha ilginci şudur, bunların sözleriyle S.M. isimli sözde Atatürkçü son yazar da(!) Darwin’i hedef almıştır ve dikkat edelim Atatürk dönemi eğitimi incelemiş(!) bu sözde Atatürkçü ve ilerici tarihçi yazar Köy Enstitülerinin aydınlanmadaki yerinden bahsederken eleştirdiği sağ ideolojinin sözlerini aynen tekrarlamaktan çekinmemiştir. Bilgi altyapısı olmadan Darwin’e saldırmanın cehaleti...

Tabi bu S.M. isimli Atatürkçülerin ilerici tarihçi dedikleri cahil tarihçiye göre Avrupa’ya da saldırmak mübahtır, aynı köy enstitülerini kapattıkları için eleştirdikleri sağ ideolojinin yazarları gibi. Dikkat edelim, Evrim Teorisini kendi perspektiflerine göre Darwinizm şeklinde başkalaştırıp eleştiren kitle aynı zamanda Medeni Avrupa düşmanıdırlar...Evet Avrupa’nın çıkar için ilkelerinden vazgeçip Ortadoğu diktatörlerine çanak tutuklarını hepimiz biliyoruz, ama bu arkadaşların davası farklı ve bunlar bu kadar basit ve nokta atışı bile düşünemezler. Bunlar anti-kahramanlığı propaganda yaparak kendi ideolojilerini propaganda yapmaya çalışıp, kendilerine konum arayan şeyh efendiler ve çanak tutucularıdır.

Günümüzde kafatasları veya iskelet parçalarından nasıl öldürülen kişilerin bulunduğunu da bilmeyen propaganda tarihçilerinden ayrı olarak Charles Darwin’nin ne dediğine bir bakalım.

Evet 19’ncu yüzyılındayız, Osmanlı isimli karanlıktan ve esaretten toplumlar kurtulmaya başlamışlar ve Darwin The Descent of Man isimli kitabında şu ifadeleri kullanmıştır: The grade of civilization seems a most important element in the success of nations which come in competition. A few centuries ago Europe feared the inroads of Eastern barbarians; now, any such fear would be ridiculous.

İfadelerinde savage kelimesini de kullanan Darwin, Doğulu barbarlar derikene Türk demek istemiş ve bunu gizli ilimler fatihi tarihçiler ortaya çıkarmışlar. Hemi babo...?

Tamam Wikipedia’ya eastern barbarians yazmadınız diyelim, çünkü siz ilerisiniz hacı dayı, ama Doğulu barbardan kastedilenin Türk olduğunu nasıl anladınız babo? Gizli İlimler Fakültesi’nde mi bunu öğrendiniz?

Bak babo, şu Sawaszkiewicz’in tanımlaması sana daha uygun değil midir hani tarihçisiniz ya ondan yanlış anlaşılmasın: As the Crusades of Europe against the Mameloucks weren’t crowned with success, so the crusade of Napoleon against Russia, at the head of the great European army, ( la grande armee), was still more fatal to the general cause, at least for the present. History confirms the fact, that only the mighty irruptions of the Eastern barbarians against civilized Europe have been successful.

Hatırlayalım, o zamanlarda Türk tanımındaki Osmanınoğulları Hıristiyan veya medeni olamamış yabani Avrupalı idiler(Kana dayalı Türk tanımı değildi), ama Doğu’nun barbarlığı daha çok Cehennemin Adı olan Tatarlar ile ilgiliydi. Evet, Osmanlılar medeni değillerdi ancak yabani değillerdi, ama kabul edilen kendilerinden yabani olan barbarlar Muhammed’in dinini kabul etmiş Tatarlardı, aynı 17’nci yüzyıldaki İskit tanımı gibi. Ana tema Sarazenliler gibi Hıristiyan olmayan barbarlardı ve onların egemenlikleriydi.

Ama Darwin’in kitabının çıktığı o dönemlerde Doğulu Barbarlar Çin ile ilgili tanımları kapsamaktaydı. Doğulu demek aslında Kuzeyli demektir ve bu da Rus egemenliğindeki Tatar bölgesini tanımlamaktadır, ancak bu dönemsel ve konu olarak farklıkları da ifade etmektedir.

Demek ki 20’nci yüzyılın Alman bakış açısıyla Türk olunduğundan ötürü Alman idealleri ile kana dayalı Türk birliği çerçevesinde Tatarlar da Türk olarak kabul edildiklerinden ve Çin de ezelden beridir gomünist olduğundan ve Osmanlı da sadece bir dinin sadece belli bir mezhebinin .... halini temsil ettiğinden Darwin Türk düşmanıdır ve biz bunu ilimsel yolla isbad eddik, he babo... Romanlılar içinde de barbar tanımları vardı, Çiçero da Türk düşmanıydı o zaman babo. Yaz bakayım dahtana. Şunu da yaz, Almanlar var ya hani Türklerin dostu olmuş versiyondan Almanlar, ha işte onlar için atıyorum bir dinin bir mezhebinin Türkiye’deki versiyonu orientalisch’tir de neden Balkan versiyonu orientalisch değildir? Ve Evrim Teorisi’ni Türk düşmanı olduğu için ilimsel olarak çürüttük, öyle mi Avrupa düşmanı tarihçiler?

Alman zihniyeti basitçe şudur; her unsuru güncel çerçevede açıklamak. Anı yazma kabiliyeti ile tanım yapan Alman zihniyetine göre misal bir cami etrafında bazı taşlar var ise ve coğrafi anlamda o cami hafif bir tepelik üzerine inşa edilmişse o zaman bu taşlar ora inşa edilirken oradan çıkmış taşlardır da bu taşlar başka yerden getirilmiş olamaz mı veya bu cami bir dönme yapısı olamaz mı? Olamaz ama bu taşlar atıyorum, X ırkına ait olabilir. Çünkü bu ırk çoğunluktaki Y ırkı ile yakın ama Y ırkı gibi Z ırkına karşıttır. Bir yerde duvar kalıntısı varsa bu Y’nin bakış açısını yansıtmalıdır....Ondan sonra da bu Alman barbarlığı bilimsel bir yeterlilik olarak kabul edilir...Bize göre Almanların kaynakları ancak tarihi anlamda bir değeri varsa onu yansıtması açısından ancak değerlidir, yoksa oldukça verimsizdir. Hani tam emin olmamakla birlikte kitabeye dayalı mimari kabiliyet geliştiren Osmanlılar’ın bu yeterliliğini, kendilerini yönetebilir kılmaya çalışan kurgusal tarihselliğin nedeni(politik propaganda) Avrupa’nın barbarlarından öğrenmiş olduklarını ifade etsek aslında yanlış olmaz.

Gelelim diğer ifadeye...Cımbızlamaya dayalı olarak bir ifade tam şekliyle kullanıldı ya hemen bunu genelleştirelim babo. He, aynen öyle...Darwin’nin bu ifadeleri kullandığı dönemle ilgili olarak Fransız – Rus bilim adamları gibi tarihçilerin Kafkasya ile ilgili çalışmalarını incelemiş anti-Darwinist, anti-Avrupacı tarihçi felsefeciler Darwin’nin özel bir yazışmasındaki bir ifade ile bilimsel bir teoriyi çürütmüşlerdir. Zaten, yeşil otlarla fezaya çıkan rezil bir kumarbaz şair de ûsd-a-ddır bu arkadaşlar için aynı sözde Atatürkçü tarihçi S.M. veya silah sakladıklarından tutuklanmış ve şimdinin Avrupa karşıtı ve kendi yayınevinden kitap çıkartan Atatürkçü C.Ö. gibi.

Dikkat edelim, Darwinizm diye ifadelerle Evrim Teorisini eleştirenler için Avrupa karşıtlığı esastır, kurguya dayalı bir Osmanlı hayalini yaşamaktadırlar, fakirlik esasında Osmanlı padişahlarını dedeleri olarak görürler, kızlarının pembe küçük tahta atına binip destekledikleri siyasi partinin propagandasını yapan televizyon dizisi için kendilerini palyaço seviyesine indirirler, hep bir grup veya gruplara düşmanlık beslerler. Yani bu tipler için anarşikler, solcular, komodorlular, altı köşeli yıldızlılar, tapınakçılar...bunlar onlar için birer hedeftir. Bu yüzden bunların baş propagandacıları hep taraftarlarını kontrol altında tutabilmek maksadıyla paranoyayı taze tutmak için bu kış – Ekim – gomünistler gelecekler diye telkin yapmışlardır.

O dönemlerde Ruslar gibi Bulgar, Romen, Sırp atları altında mazlum edebiyatı yapmış zalimliğin adı büyük bir yenilgi yaşamıştır. Yenilgileri ile daha da zalimleşmiş Osmanlıların halleri sebebiyle Darwin, Peter Graham’a şunları yazmıştır: Remember what risk the nations of Europe ran, not so many centuries ago of being overwhelmed by the Turks, and how ridiculous such an idea now is! The more civilized so-called Caucasian races have beaten the Turkish hollow in the struggle for existence. Looking to the world at no very distant date, what an endless number of the lower races will have been eliminated by the higher civilized races throughout the world.

Evet, bu kanıta dayalı olarak Evrim Teorisi çürümüştür, belli bir kesim tarafından...Çünkü zaten baştan şablon belli idi. Misal başka ne çürüyebilir bu arkadaşlara göre kendi dışkısını yediğini söylediği için Celal Şengör’ün düşünceleri, fikirleri falan ortaya karışık sapkınlık kaynaklıdır babo, ama misal bizim takımdan birisi dışkı yemeyip yedirtirse bir kereden bir şey olmaz. Tabi bir de bunlar Fransızlardan çalıp, kendilerine yontarak kullandıkları kendi mezhepleri dışındaki tüm bir din mezheplerini hatta kendi mezhepleri içinde olsa bile asıl milletin yaşantılarını da senkretizm çerçevesinde paganlıkla da ilişkilendirmemiş ve ilişkilendirmezler. Bunlar Celal Bey’i de eleştiremezler, örneğin Celal Bey başka bir dilden Türkçe adı verilen dile tercüme yapılmasını kendi çalışmaları için elzem olarak görmektedir(gerçi o dilin Türkiye’de okutulma sebebi ‘’ lafa karşı laf söyleme ‘’ kabiliyetinden ibarettir), yani anlayacağı herhangi bir dile çevrile de bilir, çünkü Celal Bey’in kaç tane çalışması Türkçe’dir ki kalkmış Türkçe’ye çeviri konusunda hassasiyet pazarlaması yapmaktadır? Ondan sonra da lambidi lamada Eminönü Galata çalışmalar için tercüme yapacakmış birileri, he babo he...

Bazı arkadaşlarımız ise şöyle bir ifade kullanmışlardır: Darwin, "beaten Turkish hollow" dediği için, tartışılmaz bir şekilde bu çeviri "Türkler tam bir yenilgiye uğradı" olarak çevrilmek zorundadır! Neden zorundayız babo, ha dil – gramer - deyim falan ondan değil mi? Yoksa sen kendini otorite olarak kabul edip, ben ne dersem doğrudur demiyorsun değil mi eleştirdiğin adamlar gibi.

İlgili dönemdeki Türkçe – Farsça – İngiliz sözlükleri incelediğimizde...Ha incelemeyelim değil mi, sonuçta Darwin bir İngiliz olarak başka bir İngiliz’e bir şey yazmıştır ama yine de bir bakalım dedik ve bize göre buradaki anlam Türk bataklığıdır(çukur denilen – coğrafi yer anlamında), oryantalizmdir.

To beat hollow’daki kullanımda hollow sıfat değildir, ama burada sıfatlaştırma yapılmıştır. Ayrıca Türk ismi o dönemde İngiltere’de hakaret amaçlı(Osmanlı'da olduğu gibi.) kullanılan bir isimdi. Buradaki anlam ise bu değildir, kabul edilmiş bir kanının – düşüncenin hakkından gelinmişliktir veya ona üstün gelinmişliktir, 1001 gece masalı olan haremci oryantalizmin medeniyetçe alaşağı edilmesidir. Tabi burada alaşağı edenler Avrupa’daki Kafkasya ırklarıdır ki bunun adı 1877-1878 Rus – Türk Savaşı ile ilgilidir ve Evrim Teorisi’ni çürüten tarihçi – felsefeciler için bu basitlik bile önemli değildir.

Peki, burada kan – ırka dayalı bir Türklük mü bahsedilmiştir? Osmanlılar kendilerini Orta Asya ile ilişkilendirmemişken, hatta bu onlar için bir hakaret iken(kendileri İranlılar’a veya İranlı olarak gördüklerine her türlü hakareti yapma haklarına sahiplerdi.), kan - ırka dayalılıkta anlamlı bir Alman Orta Asya’sı ideali nasıl Osmanlılar ile ilgili görülmüş olabilir? Türklük Osmanlı karanlığından kurtuluş için parlayan bir yıldız olmuşken Osmanınoğlu nasıl Türk olabilir? Hani biz bilmiyoruz ama o dönemin insanları neden Mustafa Kemal’e Atatürk demiştir, madem Osmanınoğlu Türk ise? Kendi takımları olan X mezhebi çoğunluk iken nasıl olur da Y mezhebinden birisi onların yöneticisi olabilir ve nasıl X mezhebi içinden ırkını da kapsayan bir açıklama yapan birisinin özverili çalışmaları dikkate alınmaz?

Türkiye’de çizerlik neden kalitesizdir dersek yine bu konu ile ilgili bir durum söz konusudur. Örneğin, bir zat – devlet kargaya fes başıma gibi bir şeyler söylerse tüm yeteneksizlikleri önemsizleşir. Fransa’da yaşayıp Türkiye’ye gelince entellektüel görünmek için fılar takan veya ressam şapkası görünümlü Che şapkası takan bu tipler çizerlikte tekel olmalarının ırki ve dini bir gereklilik olduğunu düşünmektedir, çünkü kendileri ırkları için bir şeyler yapan dindarlardır gerisi masondur, eş cinseldir, nihilisttir, anarşittir, darwinisttir, haça tapanlardır, bize iş vermeyip iş verdilerenlerdir...yaz yazabildiğine. Ama söz konusu porno seviyesinde Kara Murat ise ondaki çıplaklık, şiddet içeriği önemsizdir, bir kereden bir şey olmaz baboş...

Yani Darwin’i ve Evrim Teorisi’ni kana dayalı bir ırkçı anlayışla eleştirmek ve bu eleştiriyi savunmak bize göre yanlıştır. Buna karşılık bunun gerçek olmadığını kanıtlamak da yanlıştır. Çünkü bu adamlar bunları yazarken kendi zihniyetlerindekileri veya kendi zihniyetleriyle uyumlu olabilecek olanları hedef almaktadırlar, konunun bizimle ilgisi yoktur. Ve dikkat edelim, Darwinizm bitti ve yuvarlandı diye yıllarca propaganda yapan porno terör örgütünün kendisi bitmiş ve yuvarlanmıştır. Sözde Atatürkçü tarihçi anladın mı sen bu işten bir şey?

Anlamadın değil mi? Bak şimdi Almanya’da Alman sokaklarını videoya çekip bakın ne güzel temiz sokaklar iken Türk mahallesindeki sokakların kirliliği ve arkada sokağa tükürenlerin seslerini eleştiren arkadaş da bazıları için Türk düşmanıdır, çünkü o onların takımından değildir. Sonra bunların arasında birisi yine bir Türk iki ayaklısının videosunu yayınlamıştır, adam Almanya’da karpuz yiyip kabuğunu yere atıyor ne o çöpçülerin işi ne(Ondan sonra da Türkler Almanyaların çöplerini temizledi, he babo...) ve arkadaş bu kadar da olmaz demektedir, yani o sırf kendi takımında değil diye eleştirdiği adam gibi bir eleştiri yapıyor. O Türk düşmanı ama kendisi Alaman’daki yiğit, he babo he...S.M. isimli tarihçi karşı takımın fikirlerini savunurken o Türk düşmanı diye damgalanan arkadaşla daha çok ortak özellik sergilemektedir, sonuçta onun kitaplarını alanların hangi kesim olduğu da bellidir. Eee? Hani solcu görünüp solcuları sağcılaştırma ve fişletme gibi kontrol altında tutma amaçlı kurulan Topal’ın oluşumlarının ne oldukları artık kesinlik kazanmıştır, bu saattten sonra geri dönüşü yoktur, sen de bunlar gibi misiniz? Yani Atatürkçü görünüp, bu şekilde kaymak yiyip, birilerine kendini yamalamaya mı çalışıyorsun yoksa cahil bir ırkçı mısın babo?

Darwin ırkçıdır, demiş şeyh efendi bu Atatürkçü de demiş ki he aynen öyle...Ondan sonra bu adamın yazdıklarına nasıl güvenebiliriz? Şöyle düşünelim, bu adam Atatürk’e aitmiş gibi söylenen sözler Atatürk’ü yüceltme maksadı taşıdığından papağanlık yaparken yahu bu söz Atatürk’e ait olabilir mi bir araştırayım diye düşünmüş müdür? Yok, vatanını en çok görevini en iyi yapandır babo...Sonra Demokrat partililler köylüyü sadece saf duygularla, hani öyle f..t veya k.t propagandalar gibi ideolojik propaganda için değil, eğitmek için teşkil etmiş ve hep öyle olmuş enstitüleri köylüleri cahal bırakmak için kapattılar yoksa vari ya roket yapıp fezada dolanıyorduk, öyle mi babo? Hani Celal hoca diyor ya ‘’ ben Darwin karşıtı porno terör örgütünün başının kitaplarını ibret için tutuyorum ‘’, işte senin gibilerin kitapları ibretlik olarak tutulmalıdır.


Ne diyordun_?
Bir yazar şöyle yazmış: Bir tümeli gösteren en az bir sözcük olmadan bir tümce kurulamaz.
Diğeri de bunu yazmış: Hiç bir tümce, bu iki tür sözcüğün birlikte varlığı olmaksızın kurulamaz.
Evet, bunun felsefi açıklaması nedir?
Budur. : )



Yok öyle değildir, şimdi ilk cümle kaynak olarak kime ait olarak tanımlanmıştır : Şerif Dündar, Mantık Çeşitleri-I

İkinci cümle ise Orhan Hançerlioğlu Felsefe ansiklopedisi IV’üncü cildindendir.

Bunun felsefesi ise oradan buradan almak iyidir, yabancı dilde yazılanları sözde çevirip kendimiz yazdık diye yazmak iyidir, başkalarına ait resimleri aynen çalıp kullanmak ve prof olmak iyidir. Kısaca iyilik felsefesi...

FLAGELLVM DAEMONVM ile ilgili yazılanları yine anlamadık...Aynı Papillon filminde Henri gibiyim herhalde, okuyorum okuyorum anlamıyorum.

Zagor daha önce değindiğim bir macerasında ne diyordu?

Spiegare tutto senza spiegare niente!

Eli kanlı diktatör...? Bu tanımlama daha çok ortadoğululara özgü değil midir sayın sözde Atatürkçü yazar S.M.?


Yıllar önce Mein Kampf’ın çok nadir bir kopyası elime geçti, koyu lacivert citli kitapta ön kapak dümdüzdür, sarılığı lacivertle uyumlu eli kılıçlı figür ön kapaktadır, yanında sarı şeritlerin üst sayılacak bölümünde kırmızı içinde yazar ve kitap adı yazılıdır, en üstte haç figürü işlenmiştir. Kitap o kadar güzel hazırlanmış ki...Sayfanın kalitesi, yazıların kalitesi...Almanların kitapları ortadoğululara örnek olmuştur lâkin altın semer fayda etmez ve tümel(!) kalitede anlamsızdır.

Çeviri isteğini göründe Celal aklıma geldi, hani Alamanca makaleler yazıp, anlayamacağı başka bir dilden Türkçeye çeviri bahanesi ile makalelerinde kullanmak için veri toplayan Celalotti...

Evet, biz de gizli tasonik ayinci darwinist olarak kabul edildiğimizden bizim gizemlerimiz vardır ve bu gizemlerimiz radara yakalanmıştır. Evet Jerry abi, o yıllarca koruduğumuz gizemlerimiz...yakalandık...

Şimdi sorgu zamanı, Jerry abi.
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Gönül adamının elinizde olmasına sevindik...Kalite önemli değildir, paylaşımınızdan memnuniyet duyarız.

Yıllar önce bir ünlü ismin evine konuk olma şansı bulmuştum,

Kendisi ile melek sesli Mylène Farmer hakkında konuşma fırsatımız olmuştu.
Mylène Farmer - Ainsi Soit Je
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Mylène Farmer bize hep Edirne'de hayatına son verilmiş arkadaşımızı hatırlatmaktadır...Dışı Avrupai, içi Orta Doğulu inadıyla dağları eriten...
Pas Le Temps De Vivre

[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
 
erenkeller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 1 hafta önce   #113
erenkeller
 
erenkeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 68
User ID: 4856
Tecrübe Puanı: 42949684
Reputation: 429496759
erenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üye
Standart

En eskilerden hatırlanılır en güzel yüzlü çocukluklar...

Machine_code arkadaşımızın paylaşımları için kendisine teşekkür ederim.

Mandrake kapaklarındaki bağlı bayan arkadaşımıza dair kaynak konusunda araştırmalarımız devam etmektedir.

Zagor ve Teks kapaklarında gördüğümüz kovboya dair asıl kaynağa yer verildiğinden ötürü diğer Amerikan kapaklarına yer verilmeyecektir.


Alman kapaklarından kopyalandıklarından artık Tommiks ve Teks kapaklarındaki gibi bazı kapaklar yenilemeye ihtiyaç duyulmaktadır. Halbuki düşünelim, pırıl pırıl bir Tommiks 113 fena olmaz mıydı?

Ve bu resim altında daha önce hiçbir şekilde yer almamış şekilde Machine_code arkadaşımız bir film karesi paylaşmıştır ve ilgili Ringo kapağının parlaklık ve kontrastını bile değiştirmeden olduğu şekilde paylaşmıştır. Sadece bu paylaşıma yine de teşekkür ederiz, biz de bir ekleme yaparak.


Mister No silahın gücünü timsaha karşı mı kanıtlama çabasına girmiştir? Daha önce de belirttiğim gibi konu veya içerik önemli değildir Türk çizerler için.


Machine_code arkadaşımızın paylaşımı dışında bulamadığım Tom Braks kapağını kendim hazırladım. Paylaşımın içeriğinden ötürü kalemle çizilmiş yerlerini düzenlediğim(ufak ipuçları bıraktım nereden nereye geldiğine dair) Teksas kapağını da paylaşıyorum. Machine_code arkadaşımızın bu resme dair esinlenmeyi bulacağına dair inancım tamdır.

Not : Bu resim aslında Fransa'da yayınlanmış bir dergideki posterden birebir çizilmiştir, neydi efendim usta çizer...




 
erenkeller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 1 hafta önce   #114
erenkeller
 
erenkeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 68
User ID: 4856
Tecrübe Puanı: 42949684
Reputation: 429496759
erenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üye
Standart


Daha önce paylaştığım ön plandaki kovboy ile ilgili paylaşımımda arka plandaki kovboy konusunda araştırmaların devam ettiğini yazmıştım, muhtemel köken:

Tommiks kapağındaki arka plandaki kovboy Teks ve Teksas-Tommiks kapaklarında da yer almaktadır.



Machine_code arkadaşımız tarafından daha önce paylaşılmış resime dair ek:


Daha önce Machine_code arkadaşımız ve şahsım, Kinowa kapağı olarak sözde çizilen resimdeki Kızılderili arkadaşa dair paylaşım yapmıştık ve ben bu nasıl kuru kafa demiştim, çünkü çizer bu mükemmel resmi almış ve kendi bakış açısı ile ....l bir hale getirmiştir.




Söz konusu Tay Yayınları ise photoshop montajcılığına dair benzerliklerin bulunmaması oldukça zordur:








 
erenkeller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 6 Gün önce   #115
erenkeller
 
erenkeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 68
User ID: 4856
Tecrübe Puanı: 42949684
Reputation: 429496759
erenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üye
Standart


Machine_code arkadaşımızın paylaşımına nasıl teşekkür edeceğimi düşünürken, ilgili kapağı ben hazırlayabilirim dedim ve sonucu Machine_code arkadaşımıza ithafen paylaşıyorum.

Dikkat edersek, benim hazırladığım resim aksine Tom Braks çizeri kırmızıya öyle bir abanmış ki kol ile kıyafet arasında fark kalmamıştır, bir de o bir bölümü görünen fıçı hangi hatayı kapatmak için oraya eklenmiştir bilinmez...


Herhalde büyük lider Kızılmaske kapağında yer almıştır(politik figürlere dair nadir örnek o zaman)


ama Phantom değil de kırmızı boya için Kızılmaske denilen çizgi romanda fil sevdası önemli yer tutmuştur.


Machine_code arkadaşımız daha önce bu hayali Osmanos resmini paylaşmıştı, biz de bir ekleme yapalım...



Daha önce Tommiks 130 ve benzer resimleri asıl olanla paylaşmıştım, ama sağdaki arkadaşı unuttuğumu fark ettim. Bu arkadaş sadece bu kapakta değil birçok yerli yabancı kapaktaki Amerika kökenli bir illüstrasyon karakteridir. Tabi Türk çizerler bu yüzü bile farklı kapaklara enjekte etmişlerdir, hani üsdad denilen versiyonlar...

Bu paylaşımda Tommiks kapağını biraz daha düzelterek ekliyorum, forumumuz için paylaştığım resimleri orada burada görürken en azından filigran veya filigran benzeri çizikler - renk tonlamaları ile kapak resmi bulmada emek ile Agop yapsın Yakup binsin arasındaki fark anlaşılır halde kaldığını görmek istiyorum. Yapılara kitabe ekleyerek biz ne büyüğüz diyenlerin ifşası için de bu aslında bir gerekliliktir.


Örneğin bu hazırladığım resim, Alman kapak kökenlidir ve ben sadece biraz oynadım. Agop yapsın Yakup binsinci veya mimari yeterlilikleri kitabe okumak ile sınırlı olanlardan değiliz...

Öyle olmadığımızdan sağda bulduğumuz Teksas kapağını, soldaki ovale ekleyip orijinal kapağa en yakın yenileme kapağı hazırladık. Tabi bu oldukça zordur değil mi, aslında hayır...Çünkü önce bu kapakların varlıklarından haberdar olmak lazım, sayı kaçta kullanılmışlar, sonra kapak şablonuna ekle ve yazıyı da ekle... Orada burada kullanılmasın diye hatalı bırak, tamamdır, 10 dakikalık iş. Ama Agop yapsın Yakup binsinci kitabecilere göre bu çok zordur...Tabi bir de nasıl olsa yapan var ya çekirge neden emek çeksin?



Kapağın varlığından şu resimden sonra haberdar oldum:

Ve Almanlarda öyle olmadıklarından esinlenme konusunda müstesna kapaklar hazırlamışlar veya bu örnekleri kapaklarında kullanmışlardır.




Bu kapaklar aslen yine Amerikan kitap kapak kökenlidir, ancak soldaki benzetmeye çalışmadaki kopyacılık sağda yoktur.



 

Konu erenkeller tarafından ( 6 Gün önce Saat 10:59 ) değiştirilmiştir..
erenkeller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 3 Gün önce   #116
machine_code
 
machine_code - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2016
Mesajlar: 76
User ID: 42361
Tecrübe Puanı: 32735317
Reputation: 327353119
machine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üye
Standart




ErenKeller ne diyordu_?

En eskilerden hatırlanılır en güzel yüzlü çocukluklar...

Hımmm... Hımmm... Eski bir yazımızdan mı acaba_? : )

Yoksa, yoksa unutmuş muydun ki_?

Bir zamanlar, sola sağa, aşağıya yukarıya atlayarak, tepinerek, yırtınarak, çırpınarak, fenalaşarak, kendini yerden yere atarak, zıp zıp zıplayarak, bas bas bağırarak, avaz avaz haykırarak, sanki bir marifetmiş gibi " Sayın Machine_Code duygusal bazı ifadeler kullanmıştır, ancak bunlar kanıtlandığı şekilde kendisine ait olmayan ifadelerdir " diyordun ya hani, ne oldu_?

Hiç alıntı yapmadan duygusal yazılar yazan pek meşhur ve kıymetli yazarların nerede_? Onlardan alıntılasana.

Kala kala ' sanal alemde kaybolup gitmiş, tarihe karışmış ' antiquissimus yazılarımıza mı kaldın_?

ErenKeller ne diyordu_?

Gönül adamının elinizde olmasına sevindik...Kalite önemli değildir, paylaşımınızdan memnuniyet duyarız.

Hala daha takılı plak gibi paylaşım da paylaşım diyor da başka bir şey demiyor. Doğrusu enteresan. Neymiş_? " Paylaşımımızdan " memnuniyet duyarmış da, " kalite " önemli değilmiş de, bilmem ne imiş de. Pes diyoruz da başka bir şey demiyoruz. Yahu be adam, kaç defa söyleceğiz bilmiyoruz ki. Ne tarayıcımız var ne de taranılmış olarak var. Sadece kitap olarak var. Bütün bu nedenlerden dolayı, ancak ve ancak kargoyla gönderebiliriz, tamam mı_?

ErenKeller ne diyordu_?

Naziler, bir işkence yöntemi olarak kafaya beton çivisi çakıyorlardı... şeklinde ifade için kaynak istemiştik, ne yazık ki yazılamamıştır.

Hep başkasından hep başkasından... Nereye kadar_? Ha, bir de şu var:

Kulp takmak# gerektiğinde, sanal alemde kaybolup gitmiş, tarihe karışmış neredeyse on yıllık ' ve de duygusal ' yazılarımızı bile büyük bir maharetle bulan, üstüne üstlük kelimenin tam anlamıyla demek gerekirse de, ne var ne yok çuval çuval yığıntılayan sevgili dostumuz, kılı kırk yararcasına analiz edilen bu tümel mevzuda mı " Irkçılık /Rassismus, &c. " çuvallıyor_?

Demek ki daha detaylı araştırmanız gerekli, doğru mu_? Herhâlde.

Fakat merak etme. Bulacağınıza eminiz. Peki, tamam, bu defa da seni kırmayacağız.

İpucu: Eski yazılarımızı yığıntıladığınız çuvallarınızı bir kez daha karıştırınız efendim. Neme lazım, daha önceden de bahsetmiş olabiliriz, değil mi_?

ErenKeller ne diyordu_?

FLAGELLVM DAEMONVM ile ilgili yazılanları yine anlamadık...Aynı Papillon filminde Henri gibiyim herhalde, okuyorum okuyorum anlamıyorum.

Bir kere anlattık mı_? Evet. Ardından bir kez daha anlattık mı_? Yes. Peki yine anlatacak mıyız_? No.

Özetle, artık elimizden bir şey gelmez. Fakat üzülme. Yazımızı tekrar tekrar okuduğunuzda, eninde sonunda bu mevzuda çuvallamayacaksınızdır.

ErenKeller ne diyordu_?

Darwin Doğulu barbarlar derikene aslında Türk ırkından bahsetmiştir, Türk ırkına Darwin uygarlaşmamış demiştir ve iki cımbızla çektiğimiz ifade ile kanıtladık...

Ne demiş kana dayalı Türk ırkının düşmanı Darwin? Birkaç yüzyıl öncesinde Avrupa Türkler (Osmanlılar) tarafından işgal edilmiş de, Avrupa tehlikeye girmiş de bilmem ne...

Günümüzde kafatasları veya iskelet parçalarından nasıl öldürülen kişilerin bulunduğunu da bilmeyen propaganda tarihçilerinden ayrı olarak Charles Darwin'nin ne dediğine bir bakalım.

Evet 19'ncu yüzyılındayız, Osmanlı isimli karanlıktan ve esaretten toplumlar kurtulmaya başlamışlar ve Darwin The Descent of Man isimli kitabında şu ifadeleri kullanmıştır: The grade of civilization seems a most important element in the success of nations which come in competition. A few centuries ago Europe feared the inroads of Eastern barbarians; now, any such fear would be ridiculous.

İfadelerinde savage kelimesini de kullanan Darwin, Doğulu barbarlar derikene Türk demek istemiş ve bunu gizli ilimler fatihi tarihçiler ortaya çıkarmışlar.

İlgili dönemdeki Türkçe – Farsça – İngiliz sözlükleri incelediğimizde... Ha incelemeyelim değil mi, sonuçta Darwin bir İngiliz olarak başka bir İngiliz'e bir şey yazmıştır ama yine de bir bakalım dedik ve bize göre buradaki anlam Türk bataklığıdır (çukur denilen – coğrafi yer anlamında), oryantalizmdir.

Tamam Wikipedia'ya eastern barbarians yazmadınız diyelim, çünkü siz ilerisiniz hacı dayı, ama Doğulu barbardan kastedilenin Türk olduğunu nasıl anladınız babo? Gizli İlimler Fakültesi'nde mi bunu öğrendiniz?

Gelelim diğer ifadeye... Cımbızlamaya dayalı olarak bir ifade tam şekliyle kullanıldı ya hemen bunu genelleştirelim babo. He, aynen öyle... Darwin'nin bu ifadeleri kullandığı dönemle ilgili olarak Fransız – Rus bilim adamları gibi tarihçilerin Kafkasya ile ilgili çalışmalarını incelemiş anti-Darwinist, anti-Avrupacı tarihçi felsefeciler Darwin'nin özel bir yazışmasındaki bir ifade ile bilimsel bir teoriyi çürütmüşlerdir.

Ama Darwin'in kitabının çıktığı o dönemlerde Doğulu Barbarlar Çin ile ilgili tanımları kapsamaktaydı. Doğulu demek aslında Kuzeyli demektir ve bu da Rus egemenliğindeki Tatar bölgesini tanımlamaktadır, ancak bu dönemsel ve konu olarak farklıkları da ifade etmektedir.






He haco. He ya! Har har ateş altında nar gibi kızartılmış kazı, hiç durmadan çevir de, bir görelim bakalım ne olacak_? : )

ErenKeller ne diyordu_?

Çünkü Darwinizm hakkında ' de Darwinismo ' polemiklere girişmek gibi bir niyetimiz yok. derken aslında polemik başlatma hakkı varken polemiğin kalıbı tek taraflı olacağı ve fikir dikte edici bir şablonun kullanılacağı belirtilmiştir (Aşikârdır ki, bir şey, anlamak istenilmediğinde, anlaşılamaz...). Yoksa bizim gibi Darwinizm konusunda bilgisiz birisine dahi cev-âb yazılır, o konuda eminiz.

Ne dediğimiz apaçıktır, ki ne diyordun_? " Nasıl olmuşsa da olmuş, bu defa mevzunun esasları, üstünkörü de olsa, anlaşılabilmiş. Şükürler olsun! "

Yine Machine_code ne diyecektir : Darwinizm yazılarında, muhataplarımız, ancak ve ancak bay Darwin, Dawkins, Gould,... ve benzeri Darwinizm' in önde gelenleridir.

ErenKeller ne diyordu_?

Machine_code arkadaşımızı yıllar öncesinden tanımaktayız, örneğin Richard Dawkins'in kitabını eleştirmek(!) için yazdıkları ile gelişen süreci eskiler hatırlayacaktır ama biz de hatırlatalım. Eski forumdaki tartışmanın tam hali:

Sevgili dostumuz, ' hemen her zaman olduğu gibi ' eski hikâyelere dalıp gittiğinden, yine unuttu. " Her nedense, antiquissimus yazılarımıza özel bir ilgisi vardır da. " : )

Eh, yine hatırlatacağız demek ki. Bak, dikkat et, gözünü patlarcasına aç da, bak, bak.





Yine Machine_code ne diyecektir : Darwinizm yazılarında, muhataplarımız, ancak ve ancak bay Darwin, Dawkins, Gould,... ve benzeri Darwinizm' in önde gelenleridir.

Hülasa, Darwinizm hakkında ' de Darwinismo ' polemiklere girişmek gibi bir niyetimiz yok. Ha, bay Darwin, Dawkins, Gould,... ve benzeri Darwinizm' in önde gelenleri bize yazarsa, o başka tabii ki.

ErenKeller ne diyordu_?

Dolayısıyla Darwin ırkçıdır diye, nasıl nasıl Machine_code bir daha yazar mısınız ...ilişkisiz olduğunu kanıtlamak için, adeta çırpınırcasına çabalıyor, yırtınırcasına uğraşıyor, klasik mavalları, soluk bile almaksızın, şeklinde ifade etmek ırkçılık kökenli olabilir mi?

Bir kez daha yazamayız. Daha önceden de dediğimiz gibi, ne demek istediğimizin anlaşılması için, yazımız tekrar tekrar okunmalıdır.

Peki Darwinizm hakkında tarafımızdan selahiyetlendirildiğiniz hiçbir şey yok mu ki_? Hiç öyle şey olur mu canım_? Tabii ki var, zira fır döndüğün aşikâr. Biz seni ne zaman kırdık ki, değil mi ya_? Lakin ona yazının sonunda değineceğiz# : )

ErenKeller ne diyordu_?

Darwin ırkçıdır, ırkçı olmasa bile zararlı düşünceleri ırkçılığa neden olur ve diğer ırkçılara kaynak olduğunu gizlemek isteyen gizli tasonik ayinci darwinist Dawkins bu gerçeği gizlemek istemekte olduğundan, bunun yollarını aramaktadır.

Emin olmamızın nedeni ifadelerin genelliğidir, yani Evrim Teorisi karşıtlarının şablonlarını bilmemizdir.

Öncelikle belirtmek lazımdır ki Evrim Teorisine karşıtlıkla anlamlı arkadaşlarımızın şablonları bellidir, Avrupa'ya karşıyız, Darwinizm dediğimiz Evrim Teorisine karşıyız, . . .

Evrim Teorisi bilimsel bir teori olmasına karşılık onu eleştirenler her zaman felsefeciler, milliliğini göstermeye çalışanlar olmuştur; ilahiyatçılar bile çoğunlukla sınırlarını bilerek bu durumdan uzak durmuşlardır.

Buna karşılık Türk kelimesini ırki anlamda ele alıp, Darwin'nin ırk eleştirisi yaptığının mililik sıfatı taşıyanlara yapılmasında da yine korunum esas olmuştur. Tabi bunların kökende ne kadar Türk kanı taşıdıkları da şüphelidir, sonuçta Türk denilince kanı Türk olanlar hatırlanır bu arkadaşlara göre ama kalpleri de Osmanlı diye atar tabi kurgusal bir Osmanostur bu.

Demek ki 20'nci yüzyılın Alman bakış açısıyla Türk olunduğundan ötürü Alman idealleri ile kana dayalı Türk birliği çerçevesinde Tatarlar da Türk olarak kabul edildiklerinden ve Çin de ezelden beridir gomünist olduğundan ve Osmanlı da sadece bir dinin sadece belli bir mezhebinin .... halini temsil ettiğinden Darwin Türk düşmanıdır ve biz bunu ilimsel yolla isbad eddik, he babo... Romanlılar içinde de barbar tanımları vardı, Çiçero da Türk düşmanıydı o zaman babo. Yaz bakayım dahtana. Şunu da yaz, Almanlar var ya hani Türklerin dostu olmuş versiyondan Almanlar, ha işte onlar için atıyorum bir dinin bir mezhebinin Türkiye’deki versiyonu orientalisch'tir de neden Balkan versiyonu orientalisch değildir? Ve Evrim Teorisi'ni Türk düşmanı olduğu için ilimsel olarak çürüttük, öyle mi Avrupa düşmanı tarihçiler?

Alman zihniyeti basitçe şudur; her unsuru güncel çerçevede açıklamak. Anı yazma kabiliyeti ile tanım yapan Alman zihniyetine göre misal bir cami etrafında bazı taşlar var ise ve coğrafi anlamda o cami hafif bir tepelik üzerine inşa edilmişse o zaman bu taşlar ora inşa edilirken oradan çıkmış taşlardır da bu taşlar başka yerden getirilmiş olamaz mı veya bu cami bir dönme yapısı olamaz mı? Olamaz ama bu taşlar atıyorum, X ırkına ait olabilir. Çünkü bu ırk çoğunluktaki Y ırkı ile yakın ama Y ırkı gibi Z ırkına karşıttır. Bir yerde duvar kalıntısı varsa bu Y'nin bakış açısını yansıtmalıdır....Ondan sonra da bu Alman barbarlığı bilimsel bir yeterlilik olarak kabul edilir... Bize göre Almanların kaynakları ancak tarihi anlamda bir değeri varsa onu yansıtması açısından ancak değerlidir, yoksa oldukça verimsizdir. Hani tam emin olmamakla birlikte kitabeye dayalı mimari kabiliyet geliştiren Osmanlılar'ın bu yeterliliğini, kendilerini yönetebilir kılmaya çalışan kurgusal tarihselliğin nedeni (politik propaganda) Avrupa'nın barbarlarından öğrenmiş olduklarını ifade etsek aslında yanlış olmaz.

Dikkat edelim, Darwinizm diye ifadelerle Evrim Teorisini eleştirenler için Avrupa karşıtlığı esastır, kurguya dayalı bir Osmanlı hayalini yaşamaktadırlar, fakirlik esasında Osmanlı padişahlarını dedeleri olarak görürler, kızlarının pembe küçük tahta atına binip destekledikleri siyasi partinin propagandasını yapan televizyon dizisi için kendilerini palyaço seviyesine indirirler, hep bir grup veya gruplara düşmanlık beslerler. Yani bu tipler için anarşikler, solcular, komodorlular, altı köşeli yıldızlılar, tapınakçılar... bunlar onlar için birer hedeftir. Bu yüzden bunların baş propagandacıları hep taraftarlarını kontrol altında tutabilmek maksadıyla paranoyayı taze tutmak için bu kış – Ekim – gomünistler gelecekler diye telkin yapmışlardır.


&c., &c., &c., &c., . . .

Yazınızdaki bu ' ya da benzeri ' sabuklamalarla uğraşıp duramayız, zira, kaybedecek zamanımız yoktur.

#Bir kez daha zurnanın zırt dediği yerdeyiz : )

ErenKeller ne diyordu_?

Yazılan temelde Cécile Ernst'in Teufel-saustreibungen: Die Praxis der katholischen Kirche im 16. und 17. Jahrhundert isimli çalışmasına dayanır gibi görünmektedir. Çünkü Kheyder beyin aksine Cécile hanım bunları yazabilir, psikiyatrist olma sıfatıyla.

Peki, Ernst'in ifadeleri nasıl geliştirilebilir, Kheyder beyin ifadeleri gibi mi yoksa Andrea Liebers'in ifadeleri gibi mi:

Die christliche Kirche unterscheidet zwei Arten von Besessenheit: Die circumsessio, bei der der Betreffende nur von Außen von Dämonen umlagert ist, und die possessio oder obsessio bei der der Däman(oder die Dämonen) bereits von der betroffenen Person Besitz ergriffen hat.

Ein solches '' vom Dämon Ergriffen-Werden'' zeigt sich(nach Lehre der katholischen Kirche) in zwei Stufen, zunächst in der circumsessio: '' Man stellte sich vor daß die Dämonen ihr künftiges Opfer gewissermaßen belagern und auf eine günstige Gelegenheit zur Einfahrt lauern. Die Symptome der Circumsessio sind Halluzinationen, Verhaltensstörungen, Depressionen, Neigung zu Unfällen, besonders schwere Versuchungen. Zu einem bestimmten Zeitpunkt fährt ein Teufel oder eine Schar von Teufeln ein: nicht selten wenn der Patient ißt und trinkt, und nicht selten in Gestalt einer Mücke oder Fliege. Damit ist aus der Circumsessio eine Possessio(auch Obsessio genannt) gewerden.

Kaynak gösterme ile birbire bir çeviriymiş gibi ifadeleri tamlaştırmanın ayrımı...

Zagor daha önce değindiğim bir macerasında ne diyordu?

Spiegare tutto senza spiegare niente!

Ve Mister No'nun Alien macerasını okuyanlar bilirler, Rus olduğunu belirtmek zorunda kalmış(!) Güneş Tanrısı(!) Tovarishch (Аркада Рэнко) ile Mister No daha ilk çizgi şeritlerinde bile tartışmaktadırlar.


Ne yazık ki, bu ve benzeri mavalların devri bitti. Neden_?


Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

;................................................. .................................................. ..........................................

ErenKeller ' sanal alemde kaybolup giden ' uzak geçmişteki yazılarında ne diyordu_?

Çeviri yapılabilir ama sonuçta Türkiye'deki çeviri kitaplarında da devasa kelime hataları yapılmaktadır, teknik kitaplarda buna dahildir ve hatta çok önemli konulardaki kelimelerde dahi bu hata yapılmaktadır.

Runikleri geçelim, Gotçayı geçelim, Latinceyi geçelim, din adamlarının bildikleri Eski Latinceyi geçelim, Eski Kuzeyli dilini geçelim, İsveççeyi ve lehçelerini de geçelim, Laponların dillerini bilmeden nasıl birileri bir şeyler yazıp çiziyor biz bunu anlamıyoruz. Benzer şekilde bu dillere hakim İsveç'te yayınlanmış onca kaynağı hiçe sayıp, "bu daşlar Türk'tür, daştaki yazılar Türktür" diyenleri de anlamıyoruz.

Biraz önce yazdığımız gibi siz Laponca dahi biliyor musunuz? Tabi bilinmediğinden Türkiye'deki akademik seviyeye yakışır şekilde "atadan" öğrenilen aynen tekrar edilmiştir. Sonrasında yazar "atadan" öğrendiği gibi disk birleştirme yapıyor, orada bu var bunu buraya yerleştir... sonuç nedir Gravyer Peyniri Türk'tür, İsviçreliler bu peynire kondular.

Yazar Wilhelm Paul Corssen'ın bir kitabından da alıntılar yapmıştır. Herhalde Almanca bildiğini ve çeviri yapabildiğini kanıtlamak istemiştir. Fakat işte google translate ile yapılan çevirideki hataları biz görebiliyoruz ve Almanca bilen veya en azından Almanca çalışan herkes bu hataları görebilir. Bari google translate ile Almanca – İngilizce yapın, biraz Almanca gramer çalışsaydı ama onun içinde İngilizce bilmek lazım... Ve tabi Almanca bildiğini kanıtlamak istercesine Almanca çeviri üstüne de çeviri yapmış. Ya tamam biliyor bu yazar Almancayı çok harika Almancası var (Kendimi bir an Şahan’nın canlandırdığı C.Sinan Sağıroğlu zannettim.), sayın beyefendi hatta ilim insanı.

Bu yazılanları dikkate almadan önce temkinli olmakta fayda var, ideoloji büyüsü içinde su içindeki taş olmamakta fayda var ama şunu da ekleyelim yapılan çevirilerde yine hatalar hatta kelime hataları dahi bulunmaktadır. Örneğin Kirchenraum kelimesi nedir mesela Türkçeye çevrilebilirse anlamı ne olur? Google translate yardımcı olur mu bu kelimenin çevriminde? Kilise odaları odalar kilisesi mi ne ki bu kelime? Kelimenin anlamının bir haç çeşidi ile ilgili olduğunu da belirtmek isteriz çünkü çeviride bu önemlidir. Örneğin biz bu kelimeyi bir Alman akademisyene sorduk ve destan yazdı, o kadar bilgiyi internetten toplayabilir miyiz? Bir başka kelimeye geçelim, kachelofen, nedir bu? Çam sobası herhalde değil mi? Almancayı google translate ile öğrenilmez, Almanca biliyorum diyen insanların dahi Almanca bilmediğini fark ettiğimizden sözümüzün içeriği umarız dikkate alınır. Almanca'yı İngilizce kaynaklardan öğrenmek en yararlı olan olacaktır. Yoksa der, das, dass, zart, die aralarında bocalanıp bir halt öğrenilmez.


;................................................. .................................................. ..........................................

Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

ErenKeller neler diyordu_?

"Durum est tibi velle resistere." den sonra asıl olan kaynağa göre haç yoktur ve haçın varlığının anlaşılması için Almanca bilen köylü olmamak lazımdır.

Peki, "Ecce crucem Domini, fugite partes adversæ." nasıl çevrilmelidir?

Efendimizin düşmanlarını kaçıran haçı burada.

Efendimiz, övgünün ve sözün kaynağı...

Tabi bu çeviri ardıllarından bağımsızsa anlam ifade etmektedir, yoksa bu çeviri yanlıştır.

Ama Machine_code arkadaşımızın Google Translate kökenli çevirisinde Rab, içeriğin anlaşılmadığı bir çeviridir ama Efendiye övgüde anlam taşıyandır.

Kaynak Miguel Venegas tarafından 18'nci yüzyılda lutfedilmiş Manual de párrocos, para administrar los santos sacramentos, y exercer otras functiones ecclesiásticas conforme al ritual romano isimli çalışmadan alıntıdır.

Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

ErenKeller ne demişti_?

Fustis dæmonum

Sed ò miser, & venenose serpens infernalis, crede mihi, quòd non habebis tempus differendi cùm jam ad infernum detractus sis, ob superbiam, & perversitatem tuam: exi ergo transgessor, exi plene omni dolo, & fallacia; exi(inquam) proterve, & iniquissime spiritus ab hoc plasmate Christi N.qui ad Ecclesiæ suæ currit præsidium, quem Dominus noster Jesus Christus ad fontem baptismatis...

Alleluia

Exorcismus / Flagellum Dæmonum

Recede ergo nunc adjuratus in nomine ejus † ab homine, quem ipse plasmavit. Durum est tibi velle resistere. Durum est tibi contra stimulum calcitrare, Quia quanto tardius exis, tanto magis tibi supplicium crescit, quia non homines contemnis, sed illum, qui dominatur vivorum et mortuorum, qui venturus est judicare vivos et mortuos, et saeculum per ignem. Amen.

Alleluia


ErenKeller ne diyordu_?

Bernard Russell üstadın tam ifadeleri şudur: Consider such a proposition as Edinburgh is north London. Here we have a relation between two places, and it seems plain that the relation subsists independently of our knowledge of it. When we come to know that Edinburgh is north of London, we come to know something which has to do only with Edinburgh and London: we do not cause the truth of the proposition by coming to know it, on the contrary we merely apprehend a fact which was there before we knew it. The part of the earth's surface where Edinburgh stands would be north of the part where London stands, even if there were no human being to know about north and south, and even if there were no minds at all in the universe. This is, of course, denied by many philosophers, either for Berkeley's reasons or for Kant's. But we have already considered these reasons, and decided that they are inadequate. We may therefore now assume it to be true that nothing mental is presupposed in the fact that Edinburgh is north of London. But this fact involves the relation north of, which is a universal; and it would be impossible for the whole fact to involve nothing mental if the relation north of, which is a constituent part of the fact, did involve anything mental. Hence we must admit that the relation, like the terms it relates, is not dependent upon thought, but belongs to the independent world which thought apprehends but does not create.




;................................................. .................................................. ..........................................


Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Biz ne demiştik_?

Yazıda ' ve benzeri temalara vurgu yaptığı bir önceki ve eski zamanlardaki yazılarında da ', özde ve de sözde denilmek istenilenler de şu:

_ Alıntı yapılmamalıdır.

Çeviriler:

_ Google Translate' den yapılmamalıdır.

_ Ad litteram -harfi harfine- yapılmalıdır.

Tabii ki kendisi Latincede, Latium' lu Latin gibidir, ki tarafınca, ne Google Translate kullanılır ne ad litteram olmayan çevirilerle iştigal edilir ne de alıntılar yapılır, değil mi_?

Bizim çeviriler fasa fiso idi, doğru mu_? Tamam canım, bir şey demiyoruz, her şey dikkate şayan bulunacak diye bir şey yok tabii ki... Peki ad litteram çeviriler nerede_?

Hiç durmadan lisanlar üzerine ahkâm kesen, Latium' lu Latin kadar Latince bilen, asla ve kat'a Google Translate kullanmayan ErenKeller, ' birkaç kelimelik olanları hariç ' hiç ama hiç Latince çeviri yapmıyor. Neden acaba_?

Nerede kaldı ki Latince, flavor English' de bile çeviri yok : )




Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Artık ' istisnai hâller hariç ' Latince yazılarda çeviri yapmayacağız. Peki ne yapacağız_? Tak diye Latincesini yazacağız. Peki sen_? Şak diye çevireceksin. Ne demek istiyoruz_?

_ Artık bedavadan kulp takma devri bitti, bu bir.

_ İkincisi de, ' dile kolay ' beş yıldır hiç usanmaksızın, ikide bir bu lisanlar mevzusunu gündeme getirdiğine göre, bir görelim bakalım, ne derece uzmansın, değil mi, ya_?

Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

;................................................. .................................................. ..........................................

Tarihin babası ' pater historiae ', Herodotus' un Tarihleri' nde ne diyordu_? " He tou Herodotou Halikarnasseos Historia, I. XCIV. "

Lydi legibus propemodum utuntur Graecorum similibus, nisi quod illorum filiae agant vitam meretriciam. Primi eorum quos novimus, nummum aurerum argenteumque ad utendum percusserunt, et primi caupones institoresque extiterunt. Ajunt et ipsi se ludos invenisse, qui etiamnum apud Graecos et ipsos obtinent, simul autem haec in suis terris invenisse, et in Tyrrheniam colonos duxisse. Id quod hunc in modum accidisse referunt: tempore Atyis regis, Manis filii, annonae difficultatem per universam Lydiam acrem fuisse, et aliquamdiu quidem Lydos vitam assiduis laboribus tolerasse; postea vero, quum non cessaret, remedia quaesivisse, et alium aliud excogitasse.






Tarihin babası ' pater historiae ', Herodotus' un Tarihleri' nde ne diyordu_? " Herodoti Historiarum, I. XCIV. "

Lydi legibus propemodum utuntur Graecorum similibus, nisi quod illi filias tradant vitae meretriciae. Primi eorum quos novimus, nummum aurerum argenteumque ad utendum percusserunt, et primi caupones exatiterunt. Aiunt et ipsi se ludos invenisse, qui etiamnum apud Graecos et ipsos obtinent, simul autem haec in suis terris invenisse, et in Tyrrheniam colonos duxisse. Id quod hunc in modum accidisse referunt: tempore Atyis regis, Manis filii, annonae difficultatem per universam Lydiam acrem fuisse, et aliquamdiu quidem Lydos vitam assiduis laboribus tolerasse; postea vero, quum non cessaret, remedia quaesivisse, et alium aliud excogitasse.






illorum, illi; filiae filias; meretriciam, meretriciae; institoresque, —; extiterunt, exatiterunt;

Hem Eflâtûn-ı İlâhî' nin felsefesinden ' Ideae in philosophia Platonis; e.g., çeviri ideası, translatio idea ' hem Muallim-i Evvel' in felsefesinden ' Logica in philosophia Aristotelis; e.g., mantık ilkelerinden biri olan çelişmezlik ilkesi, ~(A/\~A) ' hem de harfi harfine çeviriden ' ad litteram translatio ' dolayı, aynı anda her ikisi de doğru olamaz. Peki hangisi " yanlıştır " ve neden_?

N.B.: *.PDF' nin mavi rengi, Paint' ten değildir, single click-mouse' tan kaynaklanmaktadır.

;................................................. .................................................. ..........................................

Publii Vergilii Maronis, Aeneidos, Liber primus, versus LXVII -LXVIII' de ne diyordu_? " Aeneis_Liber_I "

gens inimica mihi Tyrrhenum navigat aequor,
Ilium in Italiam portans victosque Penates:


Translationes:

Aeneid_(Dryden)_Book_I:

A race of wand'ring slaves, abhorr'd by me,
With prosp'rous passage cut the Tuscan sea;
To fruitful Italy their course they steer,
And for their vanquish'd gods design new temples there.


AeneidTrKline2002:

there is a people I hate sailing the Tyrrhenian Sea,
bringing Troy's conquered gods to Italy:


Aeneid 65-154 Flashcards | Quizlet:

a hostile race to me sails the
Tyrrehian sea, bringing defeated
Troy and household gods of Ilium
into Italy:






Bellès, Joan (trad.); Virgili. L'Eneida, 2012. Labutxaca, 1998, p. 22. ISBN 978-84-9930-168-6. " Viccionary ":

— una raça que m'és enemiga navega pel mar Tirrè portant cap a Itàlia els fonaments de Troia i els Penats de la pàtria vençuda.

Vergilius - Aeneas " Çevirmen: Dr. Oktay Akşit ":

benim düşmanım olan bir ırk, Uium'u ve yenilgiye uğramış ev-tanrılarını İtalya'ya taşıyarak Tyrrhenum denizinde seyretmektedirler.

Vergilius - Aeneis " Çevirmen: Türkân Uzel ":

bana düşman soy yol alıyor Tyrrhen sularında,
yenik ocak Tanrılarını, o, İlium'u da
götürüyor İtalya'ya.






Hem Eflâtûn-ı İlâhî' nin felsefesinden ' Ideae in philosophia Platonis; e.g., çeviri ideası, translatio idea ' hem Muallim-i Evvel' in felsefesinden ' Logica in philosophia Aristotelis; e.g., mantık ilkelerinden biri olan çelişmezlik ilkesi, ~(A/\~A) ' hem de harfi harfine çeviriden ' ad litteram translatio ' dolayı, aynı anda hepsi doğru olamaz. Peki hangileri " yanlıştır " ve neden_?

;................................................. .................................................. ..........................................

Cev-âb geldi mi_? " Çuval dolusu çalçene laklaklamalar hariç " H a y ı r.


Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Eli Kanlı Diktatör, Kavgam' da ' Mein Kampf* /Mea pugna ' ne diyordu_?

*Yalana, Aptallığa ve Korkaklığa Karşı Dört Buçuk Yıllık Mücadele ' Viereinhalb Jahre (der Kampf) gegen Lüge, Dummheit und Feigheit /Quattuor et Dimidium Annuorum (Pugna) Contra Mendacium, Socordiam atque Ignaviam '


;................................................. .................................................. ..........................................

Somit ist der höchste Zweck des völkischen Staates die Sorge um die Erhaltung derjenigen rassischen Urelemente, die, als kulturspendend, die Schönheit und Würde eines höheren Menschentums schaffen. Wir, als Arier, vermögen uns unter einem Staat also nur den lebendigen Organismus eines Volkstums vorzustellen, der die Erhaltung dieses Volkstums nicht nur sichert, sondern es auch durch Weiterbildung seiner geistigen und ideellen Fähigkeiten zur höchsten Freiheit führt.

;................................................. .................................................. ..........................................

Wenn diese Erde wirklich für alle Raum zum Leben hat, dann möge man uns also den uns zum Leben notwendigen Boden geben. Man wird das freilich nicht gerne tun. Dann jedoch tritt das Recht der Selbsterhaltung in seine Wirkung; und was der Güte verweigert wird, hat eben die Faust sich zu nehmen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Der rassisch rein und unvermischt gebliebene Germane des amerikanischen Kontinents ist zum Herrn des-selben aufgestiegen; er wird der Herr so lange bleiben, so lange nicht auch er der Blutschande zum Opfer fällt.

Das Ergebnis jeder Rassenkreuzung ist also, ganz kurz gesagt, immer folgendes:

a) Niedersenkung des Niveaus der höheren Rasse,
b) körperlicher und geistiger Rückgang und damit der Beginn eines, wenn auch langsam, so doch sicher fortschreitenden Siechtums.

Eine solche Entwicklung herbeiführen, heißt aber denn doch nichts anderes, als Sünde treiben wider den Willen des ewigen Schöpfers.

Als Sünde aber wird diese Tat auch gelohnt.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Rasse aber liegt nicht in der Sprache, sondern ausschließlich im Blute, etwas, das niemand besser weiß als der Jude, der gerade auf die Erhaltung seiner Sprache nur sehr wenig Wert legt, hingegen allen Wert auf die Reinhaltung seines Blutes. Ein Mensch kann ohne weiteres die Sprache ändern, d.h. er kann sich einer anderen bedienen; allein er wird dann in seiner neuen Sprache die alten Gedanken ausdrücken; sein inneres Wesen wird nicht verändert. Dies zeigt am allerbesten der Jude, der in tausend Sprachen reden kann und dennoch immer der eine Jude bleibt. Seine Charaktereigenschaften sind dieselben geblieben, mochte er vor zweitausend Jahren als Getreidehändler in Ostia römisch sprechen oder mag er als Mehlschieber von heute deutsch mauscheln.

;................................................. .................................................. ..........................................

Im allgemeinen pflegt schon die Natur in der Frage der rassischen Reinheit irdischer Lebewesen bestimmte korrigierende Entscheidungen zu treffen. Sie liebt die Bastardenur wenig. Besonders die ersten Produkte solcher Kreuzungen, etwa im dritten, vierten, fünften Glied, haben bitter zu leiden. Es wird ihnen nicht nur die Bedeutung des ursprünglich höchsten Bestandteils der Kreuzung genommen, sondern es fehlt ihnen in der mangelnden Blutseinheit auch die Einheit der Willens- und Entschlußkraft zum Leben überhaupt. In allen kritischen Augenblicken, in denen das rassisch einheitliche Wesen richtige, und zwar einheitliche Entschlüsse trifft, wird das rassisch zerrissene unsicher werden bzw. zu halben Maßnahmen gelangen. Zusammen bedeutet das nicht nur eine gewisse Unterlegenheit des rassisch Zerrissenen gegenüber dem rassisch Einheitlichen, sondern in der Praxis auch die Möglichkeit eines schnelleren Unterganges. In zahllosen Fällen, in denen die Rasse standhält, bricht der Bastard zusammen. Darin ist die Korrektur der Natur zu sehen. Sie geht aber häufig noch weiter. Sie schränkt die Möglichkeit einer Fortpflanzung ein. Dadurch verhindert sie die Fruchtbarkeit weitgehender Kreuzungen überhaupt und bringt sie so zum Aussterben.

;................................................. .................................................. ..........................................

Ich kann, was diese Art von "völkischen" Kämpfern betrifft, der nationalsozialistischen Bewegung und damit auch dem deutschen Volke aus aufrichtigstem Herzen nur wünschen: Herr, bewahre sie vor solchen Freunden, auch sie wird mit ihren Feinden dann schon fertig werden.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Propaganda war im Kriege ein Mittel zum Zweck, dieser aber war der Kampf um das Dasein des deutschen Volkes, und somit konnte die Propaganda auch nur von den hierfür gültigen Grundsätzen aus betrachtet werden.

;................................................. .................................................. ..........................................

Aber auch in diesem letzten Falle würde im gegenseitigen Kampf um das Dasein das Mischprodukt unterliegen, solange eine höherstehende, unvermischt gebliebene Rasseneinheit als Gegner noch vorhanden ist. Alle herdenmäßige, im Laufe der tausend Jahre gebildete innere Geschlossenheit dieses neuen Volkskörpers würde infolge der allgemeinen Senkung des Rassenniveaus und der dadurch bedingten Minderung der geistigen Elastizität und schöpferischen Fähigkeit dennoch nicht genügen, um den Kampf mit einer ebenso einheitlichen, geistig und kulturell jedoch überlegenen Rasse siegreich zu bestehen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Denn sowie erst einmal die Zeugung als solche eingeschränkt und die Zahl der Geburten vermindert wird, tritt an Stelle des natürlichen Kampfes um das Dasein, der nur den Allerstärksten und Gesündesten am Leben läßt, die selbstverständliche Sucht, auch das Schwächlichste, ja Krankhafteste um jeden Preis zu "retten", womit der Keim zu einer Nachkommenschaft gelegt wird, die immer jämmerlicher werden muß, je länger diese Verhöhnung der Natur und ihres Willens anhält.

;................................................. .................................................. ..........................................

Daß aber diese Welt dereinst noch schwersten Kämpfen um das Dasein der Menschheit ausgesetzt sein wird, kann niemand bezweifeln. Am Ende siegt ewig nur die Sucht der Selbsterhaltung. Unter ihr schmilzt die sogenannte Humanität als Ausdruck einer Mischung von Dummheit, Feigheit und eingebildetem Besserwissen, wie Schnee in der Märzensonne. Im ewigen Kampfe ist die Menschheit groß geworden – im ewigen Frieden geht sie zugrunde.

;................................................. .................................................. ..........................................

In Erkenntnis dieser Folgen ist es nicht zufällig in erster Linie immer der Jude, der solche todgefährlichen Gedankengänge in unser Volk hineinzupflanzen versucht und versteht. Er kennt seine Pappenheimer nur zu gut, um nicht zu wissen, daß sie dankbar jedem spanischen Schatzschwindler zum Opfer fallen, der ihnen weiszumachen versteht, daß das Mittel gefunden wäre, der Natur ein Schnippchen zu schlagen, den harten, unerbittlichen Kampf ums Dasein überflüssig zu machen, um an seiner Stelle bald durch Arbeit, manchmal auch schon durch bloßes Nichtstun, je nachdem "wie's trefft", zum Herrn des Planeten aufzusteigen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Hätten unsere Vorfahren einst ihre Entscheidungen von dem gleichen pazifistischen Unsinn abhängig gemacht wie die heutige Gegenwart, dann würden wir überhaupt nur ein Drittel unseres jetzigen Bodens zu eigen besitzen; ein deutsches Volk aber dürfte dann kaum mehr Sorgen in Europa zu tragen haben. Nein - der natürlichen Entschlossenheit zum Kampfe für das eigene Dasein verdanken wir die beiden Ostmarken des Reiches und damit jene innere Stärke der Größe unseres Staats- und Volksgebietes, die überhaupt allein uns bis heute bestehen ließ.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Wirtschaft ist dabei nur eines der vielen Hilfsmittel, die zur Erreichung dieses Zieles eben erforderlich sind. Sie ist aber niemals Ursache oder Zweck eines Staates, sofern eben dieser nicht von vornherein auf falscher, weil unnatürlicher Grundlage beruht. Nur so ist es erklärlich, daß der Staat als solcher nicht einmal eine territoriale Begrenzung als Voraussetzung zu haben braucht. Es wird dies nur bei den Völkern vonnöten sein, die aus sich selbst heraus die Ernährung der Artgenossen sicherstellen wollen, also durch eigene Arbeit den Kampf mit dem Dasein auszufechten bereit sind.

;................................................. .................................................. ..........................................

Erst benützte er das Bürgertum als Sturmbock gegen die feudale Welt, nun den Arbeiter gegen die bürgerliche. Wußte er aber einst im Schatten des Bürgertums sich die bürgerlichen Rechte zu erschleichen, so hofft er nun, im Kampfe des Arbeiters ums Dasein, den Weg zur eigenen Herrschaft zu finden.

;................................................. .................................................. ..........................................

Denn in dem einen Fall ist für diese schwachen Geister der Staat sowohl als die Staatsautorität schon der Zweck an sich, im anderen aber nur die gewaltige Waffe im Dienste des großen ewigen Lebenskampfes um das Dasein, eine Waffe, der sich jeder zu fügen hat, weil sie nicht formal mechanisch ist, sondern Ausdruck eines gemeinsamen Willens zur Lebenserhaltung.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Religion wird lächerlich gemacht, Sitte und Moral als überlebt hingestellt, so lange, bis die letzten Stützen eines Volkstums im Kampfe um das Dasein auf dieser Welt gefallen sind.

;................................................. .................................................. ..........................................

Wir wissen also jedenfalls: Was wir an materiellen Erfindungen um uns sehen, ist alles das Er-gebnis der schöpferischen Kraft und Fähigkeit der einzelnen Person. Und alle diese Erfindungen, sie helfen im letzten Grunde mit, den Menschen über das Niveau der Tierwelt mehr und mehr zu erheben, ja ihn endgültig davon zu entfernen. Sie dienen somit im tiefsten Grunde der sich dauernd vollziehenden höheren Menschwerdung. Aber selbst das, was einst als einfachste Finte den im Urwald jagenden Menschen den Kampf um das Dasein erleichterte, hilft in Gestalt geistvoller wissenschaftlicher Erkenntnisse der Jetztzeit wieder mit, den Kampf der Menschheit um ihr heutiges Dasein zu erleichtern und die Waffen zu schmieden für die Kämpfe der Zukunft.

;................................................. .................................................. ..........................................

Auch das hellenische Kulturideal soll uns in seiner vorbildlichen Schönheit erhalten bleiben. Man darf sich nicht durch Verschiedenheiten der einzelnen Völker die größere Rassegemeinschaft zerreißen lassen. Der Kampf, der heute tobt, geht um ganz große Ziele: eine Kultur kämpft um ihr Dasein, die Jahrtausende in sich verbindet und Griechen- und Germanentum gemeinsam umschließt.

;................................................. .................................................. ..........................................

Nur durch solch eine drakonische Bedrohung jedes Versuches zur Fahnenflucht kann eine abschreckende Wirkung nicht nur für den einzelnen, sondern auch für die Gesamtheit erzielt werden.
Und hier lagen Sinn und Zweck der Kriegsartikel.
Es war ein schöner Glaube, den großen Kampf um das Dasein eines Volkes durchfechten zu können, lediglich gestützt auf die aus der Erkenntnis der Notwendigkeit heraus geborene und erhaltene freiwillige Treue. Die freiwillige Pflichterfüllung hat immer die Besten in ihrem Handeln bestimmt, nicht aber den Durchschnitt. Darum sind derartige Gesetze notwendig, wie zum Beispiel die gegen Diebstahl, die ja nicht für die grundsätzlich Ehrlichen geschaffen wurden, sondern für die wankelmütigen, schwachen Elemente.

;................................................. .................................................. ..........................................

Ich glaube, die erste Frage eigentlich zur Genüge beantwortet zu haben. Wie die Dinge heute liegen, können meiner Überzeugung nach die Gewerkschaften gar nicht entbehrt werden. Im Gegenteil, sie gehören zu den wichtigsten Einrichtungen des wirtschaftlichen Lebens der Nation. Ihre Bedeutung liegt aber nicht nur auf sozialpolitischem Gebiet, sondern noch viel mehr auf einem allgemeinen nationalpolitischen. Denn ein Volk, dessen breite Masse durch eine richtige Gewerkschaftsbewegung die Befriedigung ihrer Lebensbedürfnisse, zugleich aber auch eine Erziehung erhält, wird dadurch eine außerordentliche Stärkung seiner gesamten Widerstandskraft im Daseinskampf erlangen.

;................................................. .................................................. ..........................................

Sondern die Natur selbst trifft in ihrer unerbittlichen Logik den Entscheid, indem sie die verschiedenen Gruppen miteinander in den Wettbewerb treten und um die Siegespalme ringen läßt und die Bewegung ans Ziel führt, die den klarsten, nächsten und sichersten Weg gewählt hat.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Natur selber pflegt ja in Zeiten großer Not oder böser klimatischer Verhältnisse sowie bei armem Bodenertrag ebenfalls zu einer Einschränkung der Vermehrung der Bevölkerung von bestimmten Ländern oder Rassen zu schreiten; allerdings in ebenso weiser wie rücksichtsloser Methode. Sie behindert nicht die Zeugungsfähigkeit an sich, wohl aber die Forterhaltung des Gezeugten, indem sie dieses so schweren Prüfungen und Entbehrungen aussetzt, daß alles minder Starke, weniger Gesunde, wieder in den Schoß des ewig Unbekannten zurückzukehren gezwungen wird.

;................................................. .................................................. ..........................................

Während die Natur, indem sie die Zeugung freigibt, jedoch die Forterhaltung einer schwersten Prüfung unterwirft, aus einer Überzahl der Einzelwesen die besten sich als wert zum Leben auserwählt, sie also allein erhält und ebenso zu Trägern der Forterhaltung ihrer Art werden läßt, schränkt der Mensch die Zeugung ein, sorgt jedoch krampfhaft dafür, daß jedes einmal geborene Wesen um jeden Preis auch erhalten werde. Diese Korrektur des göttlichen Willens scheint ihm ebenso weise wie human zu sein, und er freut sich, wieder einmal in einer Sache die Natur übertrumpft, ja ihre Unzulänglichkeit bewiesen zu haben. Daß in Wirklichkeit allerdings wohl die Zahl eingeschränkt, aber dafür auch der Wert des einzelnen vermindert wurde, will das liebe Äffchen des Allvaters freilich nur ungern sehen oder hören.

;................................................. .................................................. ..........................................

Das Ende aber wird sein, daß einem solchen Volke eines Tages das Dasein auf dieser Welt genommen werden wird; denn der Mensch kann wohl eine gewisse Zeit den ewigen Gesetzen des Forterhaltungswillens trotzen, allein die Rache kommt früher oder später doch. Ein stärkeres Geschlecht wird die Schwachen verjagen, da der Drang zum Leben in seiner letzten Form alle lächerlichen Fesseln einer sogenannten Humanität der einzelnen immer wieder zerbrechen wird, um an seine Stelle die Humanität der Natur treten zu lassen, die die Schwäche vernichtet, um der Stärke den Platz zu schenken.

;................................................. .................................................. ..........................................

Nun muß wieder die Natur helfen und Auswahl treffen unter den von ihr zum Leben Auserwählten; oder es hilft sich der Mensch wieder selbst, das heißt, er greift zur künstlichen Behinderung seiner Vermehrung mit allen ihren schon angedeuteten schweren Folgen für Rasse und Art.
Man wird noch einzuwenden vermögen, daß diese Zukunft ja der ganzen Menschheit einmal so oder so bevorstehe, mithin auch das einzelne Volk diesem Verhängnis natürlich nicht zu entgehen vermöge.

;................................................. .................................................. ..........................................

Die Natur kennt keine politischen Grenzen. Sie setzt die Lebewesen zunächst auf diesen Erdball und sieht dem freien Spiel der Kräfte zu. Der Stärkste an Mut und Fleiß erhält dann als ihr liebstes Kind das Herrenrecht des Daseins zugesprochen.

;................................................. .................................................. ..........................................

_ ErenKeller' den bu ibarelerin harfi harfine ' ad litteram ' çevirilerini istiyoruz. ' Niçin_? Darwinizm analizleri için '

_ Peki biz neden yapmıyoruz_? Malum.

N.B.: Google Translate ile de benzerlikler olmasın sakın ola ki. Neden_? O da malum ya! : )






Peki nerede kaldı ki harfi harfine ' ad litteram ', alelade bir çeviri dahi beklenmeli mi ki_?





;................................................. .................................................. ..........................................

Ad litteram çeviri geldi mi_? H a y ı r.

Attention

" Peki nerede kaldı ki harfi harfine ' ad litteram ', alelade bir çeviri dahi beklenmeli mi ki_? " demişti değil mi_? Eee_? Ne de olsa, biz biliriz ErenKeller' i. Sözüm ona pek meşhur ve de müthiş sihirli, gerçekte ise eski püskü, pörsümüş, modası geçmiş, tarihe karışmış, XVIII. yüzyıldan kalma, o delik deşik külahından, hiçbir zaman o sevimsiz ikiz tavşanlardan başka bir şey çıkmaz, ki başka bir numarası da yoktur. Peki ne_?

_Trollük

_Kulp Takmak

Ha, unutmadan, bir de müjdemiz var. ' Ne mi_? Yeni bir çeviri canım, başka ne olacaktı ki_? '

Çok yakında, onu da sana havale edeceğiz. Daha doğrusu, büyük bir zevkle, sırtına yükleyeceğiz. Eee_? Ne de olsa dünya âleme akıl veren bir uzmansın ya, ondan, ondan. Fakat şu anda taslağın taslağı hâlinde olduğundan, sadece biraz sabredeceksiniz o kadar. Ha, bu arada, Darwinizm analizleri için gerekli ad litteram Mein Kampf çevirilerini ve sorularımızın cev-âblarını da istiyoruz tabii ki.

Sakın ola ki de dertlenme canım. Bu defaki flavor English olacak.

Kötüsü ise, şu: Biraz uzun.

Daha da kötüsü ise, bu: Çevirilerin ad litteram olması zorunludur.

Magni Momenti Notitia: Önce çeviriler gelecek, çeviriler.

Ne demek istiyoruz_? ' İstisnai hâller hariç ' bundan böyle uzun uzun yazışmayacağız. " Ha, sen uzun uzun yazarsın canım, bizim için sorun değil, fakat en azından biz öyle yapmayacağız. Zaten dikkat edersen, bu yazının yarısından çoğu bile, direkt kendimizden alıntı, değil mi ya_? " Peki neden_?

Hiç kusura bakma da, bildik tanıdık bıdı bıdılarla uğraşmaya ne niyetimiz var ne de zamanımız.


;................................................. .................................................. ..........................................


ErenKeller ne diyordu_?

Daha önce Tommiks 130 ve benzer resimleri asıl olanla paylaşmıştım, ama sağdaki arkadaşı unuttuğumu fark ettim. Bu arkadaş sadece bu kapakta değil birçok yerli yabancı kapaktaki Amerika kökenli bir illüstrasyon karakteridir.

Orijinal & ' ErenKeller' in programlarınca ' photoshop, &c. ' pek beğenilmeyen, XP - MSPAINT ' : )






Eh, hiç de fena sayılmaz herhâlde, değil mi_?

Keller ne diyordu_?

Söz konusu Tay Yayınları ise photoshop montajcılığına dair benzerliklerin bulunmaması oldukça zordur:

Kurum kurum kurumlanmayı da bırak artık. Daha dün bu işlere başlayan bir adam, kırk yıllık çizgiroman dünyasında otorite pozlarına bürünüp, şuna, buna, ona hava çakıyor ha, öyle mi, ha_? : )

Keller ne diyordu_?

Machine_code arkadaşımızın paylaşımı dışında bulamadığım Tom Braks kapağını kendim hazırladım. Paylaşımın içeriğinden ötürü kalemle çizilmiş yerlerini düzenlediğim (ufak ipuçları bıraktım nereden nereye geldiğine dair) Teksas kapağını da paylaşıyorum. Machine_code arkadaşımızın bu resme dair esinlenmeyi bulacağına dair inancım tamdır.

Öncelikle gözünü açacaksın, gözünü. " Hani çatlarcasına kasılıyordun ya, ondan ondan "


' Hayali ' Tom Braks No:283, 150 Kuruş






' Orijinal ' Tom Braks No:383, 250 Kuruş





Çizgi Romanların Yüce Konseyi' nin " Concilium Supremum Liberorum Nubeculatorum " üyeleri çatlarcasına kasılmaları umursamaz. Daha önce de dediğimiz gbi, her kim olursa olsun, her an gözlenir, tamam mı_? Hani Teşkilat-I' de, Başkan diyordu ya, işte o misal:

" Ara sıra kontrol ediyorlar hepimizi. Ben dahil. "

Ayrıca " Machine_code arkadaşımızın paylaşımı dışında bulamadığım " ne demek oluyor ki_? Her şeyi ya abartarak göklere çıkarmak ya da yerin dibine sokmak alışkanlığından bir türlü kurtulamadın gitti. Biraz makul ve dengeli ol be adam. Peki neden bulamıyorsun_? Tamam, onu da açıklayalım.

Bizde eski devirlerden kalma ' ki en az 10 yıllıktır ' ve içinde kimi benzerliklerin olduğu bir klasör var. Fakat bu klasörün büyük bir bölümü, ' ki en az % 70' idir ' hem sanal alemin azizliğinden hem de bilgisayar & hard diskin çökmesinden dolayı berhava olmuştur. " Özellikle resim upload platformlarına asla güvenilmemelidir, bu şart "

Her şeye rağmen, bu Tom Braks kapağı kaybolmamış. Peki neden_? Şans. Bu kadar basit.

Hülasa, bu Tom Braks kapağı biraz eski. Sen bu çizgiroman işleriyle daha yeni yeni haşır neşir olmaya başladın, ki o yüzden bulamıyorsun. Machine_Code özel yetenekleriyle ve de yeri göğü tarayarak bu sözde bulunması imkânsız Tom Braks kapağını bir yerlerden bulmuş falan da değil, tamam mı_? " Emin ol ki eskilerden kalma pek çok çizgiromancıda da pekâlâ vardır, ki hâliyle, bu kapak, at ile deve değil yani, anlatabildik mi_? "


ErenKeller ne diyordu_?

Daha önce Machine_code arkadaşımız ve şahsım, Kinowa kapağı olarak sözde çizilen resimdeki Kızılderili arkadaşa dair paylaşım yapmıştık . . .

Tarafımızca en sevilen resimler Kinowa' nınkilerdir. Bu Kinowa kapağı ise, bize göre tek kelimeyle muhteşem. Tebrik ediyoruz.






Ad litteram çeviri yapacak olan ErenKeller için:








İ ç t e n l i k l e...

Sevgiyle...
 
machine_code isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 3 Gün önce   #117
erenkeller
 
erenkeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 68
User ID: 4856
Tecrübe Puanı: 42949684
Reputation: 429496759
erenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üye
Standart



En eskilerden hatırlanılır en güzel yüzlü çocukluklar... ifadesinin bir kişiye ait olduğuna dair kanıt varsa öğrenmek isteriz...

Yoksa şaşkınlığımız ayı vurduktan sonra kendine has tükürüklü konuşması ile ‘’ unbelievable ‘’ diyen Duffy gibi olacaktır.


Elinizde saydığınız makineler olmayabilir, ama ben ifadelerimde en azından cep telefonu ile çekim yapılabileceğini ummuştum, sorun değil.

Naziler, bir işkence yöntemi olarak kafaya beton çivisi çakıyorlardı... şeklinde ifade için kaynak istemiştik, ne yazık ki yazılamamıştır ve yazılamayacaktır.

Yazıda yazılanlarda Machine_code arkadaşımızın sert üslup kullanmasının temel sebebi şudur, Evrim Teorisi karşıtlığına dair fanaticvs taktiklerine karşı anti-fanaticvs üslubumumuzdur. Çünkü bu arkadaşların en temel özellikleri özetle budur, Evrim Teorisine karşıtlık adı altında sözde ırkçılık eleştirisi yapan bu arkadaşlar ve Atatürkçü gibi görünse dahi bu arkadaşların propagandalarını bilerek veya bilmeden yapanlar aslında kana dayalı rassismus yanlılarıdır. Tabi kendilerinin bu kana dayalı rassismus yanlısı olmalarında, nasıl veya ne ölçüde o asil kandan oldukları da bize göre şüphelidir, ama fark etmez Heil Anti-Evrimus...

Bu nedenle He haco. He ya! veya sabuklamalarla uğraşıp duramayız yazılmıştır. Çünkü bu arkadaşlar için karşı taraf en hafif ifade ile akıl hastalarıdır.


Bu kadar tavşan ve farklı tanımlamalar demişken...

Bugs Bunny - Buckaroo Bugs
[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]

Orijinal & ' ErenKeller' in programlarınca ' photoshop, &c. ' pek beğenilmeyen, XP - MSPAINT ' : )

Bu kadar farklı yazı karakteri ile ortadoğuluların pavyon ışıkları gibi süsledikleri çekicilere benzeyen ifadedeki resmi inceleyelim...

Machine_code arkadaşımız zahmet etmiş, uğramış ve düzenlediği bir resmi bizlerle paylaşmıştır yoksa sola sağa, aşağıya yukarıya atlayarak, tepinerek, yırtınarak, çırpınarak, fenalaşarak, kendini yerden yere atarak, zıp zıp zıplayarak, bas bas bağırarak, avaz avaz haykırarak, sanki bir marifetmiş gibi paylaşım yapmamıştır.

Öncelikle paint ile değil XP paint ile bu türden düzenleme yapıldığına Kadir inanır ancak. Neyse, hadi uğraşmış olsun arkadaşımız ve T harfinin üzerindeki Nadirkitap filigranını herhalde biz bulalım diye tutmuş. Sonra renk düzeni ile bile oynandığı sözde üstatlık resminde yırtık bölüme siyah tonda eklemeler de yapmıştır, yazılar ise bulanıklaşmış(cilt – fiyat), mükemmelliyetçiliğe rağmen sağ üst bölüm düzeltilmemiştir(!), kitap yanı olsun diye ekleme bile yapılmış ve yırtık bölümdeki kovboy şapkası ile biraz oynanmıştır. Yani bu mu Machine_code arkadaşımızın üstatlık eseri? Tabi bunu yapabilmek için emek harcamıştır, çünkü başatlıkta erenkellere karşıtlık erektir ama bizim kararımız rejected.



Hocam bu kadar bence zamanınızı harcamayın, bu iki resmimi size ithafen paylaşıyorum.

Dikkat! Sağdaki kapak yine ufak hileler içermektedir.

Buna karşılık gerçekten emek içeren düzenleme yapabilmenizden memnuniyet duyacağımızı ve her zaman destekleyeceğimizi belirtmek isterim. Kullandığınız işletim sistemi sebebiyle bu sorunlu olacaktır ama aynı ayarda farklı programlarla biraz daha uğraşarak iyi sonuçlar yakalayacağınıza eminiz...

Code_ne_diyordu?

Daha dün bu işlere başlayan bir adam, kırk yıllık çizgiroman dünyasında otorite pozlarına bürünüp, şuna, buna, ona hava çakıyor ha, öyle mi, ha_? : )

Şimdi şöyle düşünelim, daha dün anne...bir dakika bir dakika Stanley yanlış oldu dön başa...daha dün bu işlere başlamış bir kişinin paylaşımlarına, paylaşım içeriklerine, bu içeriklerin özgünlüklerine...bakalım ve bir de eskiden beri, kırk yıl, bu işler içinde olanlara...Sadece Türkiye açısından değil başka ülkelerdeki forumlarda bile böyle içerik bulunması zordur, imkansız değildir ama zordur. Dolayısıyla dosttan çok düşmanın olması anlaşılır bir şeydir.

Hani yılların çizgi romancıları vardır, yıllarca Türk çizerlerin kalitesi diye mavallar anlatmışlar...Nerede kaldı o laflar...Tabi al gül ver gülüm zamanlarındaki o enfes yazı, enfes paylaşım...neydi Machine_Code...devri bitti. Hani biz banned bile olsak önemli değildir, çünkü internette paylaşım yapılacak o kadar yer vardır ki yeter ki kalitenin adı olalım ki bizim forumumuzda paylaşım yapmamızın nedeni budur.

Paylaşımların kalitesinin etkilerini görmekten memnun olmaktayım, aynı paylaşımlarımı sanki kendi paylaşımları gibi paylaşan üstat sıfatlıların hallerini görmek gibi. Bu nedenle paylaşımlarım her şekilde her ortamda paylaşılabilir, üstat sıfatlı çizerler gibi diğer üstatların da kapasitelerinin ve ne kadar kabiliyetli olduklarının(!) herkes tarafından görülmesi için.

Bir zamanlar eski forumda banned olmuş bir abuziddin ilk ve son olarak bir yazı yazmıştı bize. Burası bizim yerdir hacı dayı, arkadaşımızın bir üslubu vardır sonrasında bunu eskiden de yapmıştır...Ve altın darbe...Bizi o forumda görmemiş beyefendi. Tabi şimdi bir forum vardı, sonra bu bölünmüş de bilmem ne, aradan geçmiş yıllar yeni üye olmuşuz adamların tabularına dokundurma yapmışız ve abuziddin demişki yeni üyenin eski toprağı eleştirme hakkı olur mu? Bak abuziddin dostum, çok açık ve net yazacağım, Machine_code neydi gözünü açacaksın gözünü hem de irice, sen benim paylaşımlarım gibi paylaşım yapan birisini gördün mü ve bunu biraz kendine saygın varsa yanıtla tamam mı? Yılların çizgi romancısısınız, ama benim paylaşımlarımın yakınına gelebilmiş birisi var mıdır, o bir tane arkadaşa bile çizgilerden öğrendiğiniz(!) egonuzla yapmadığınızı bırakmadınız ve zaten o arkadaş ve Machine_code dışında hepiniz avantacıdan başka bir şey değildiniz, hani Çiko göbeği ile Zagor’un kostümünü giyiyordu ya...anladın sen onu...Efendim biz paylaşıyoruz, ne paylaşıyorsunuz beyefendi? Elinde bir şekilde bulunan bir mecmuayı scan edip, düzenliyorsun ve her tarafına filigran yazıyorsun veya bilerek kapak paylaşmıyorsun...Tabi ki bizlere alçakgönüllük dersi vereceğine de inandığımız kıymetli insanlar bu tanımların dışındadır. Eğer biz gerçek bir çizgi seversekmiş de bilmem ne? Efendi bak...Bizim konuya ilgimiz sizin gibi değildir, siz geçmişin nostaljisi içinde yaşayan arkadaşlarsınız. Eskinin hayalinde yaşayan ve onu çocuksu duygularla korumaya çalışan şövalyelersiniz. Herhalde bu yüzden Türk! Öğün Çalış Güven’nin yazıldığı basamaklı yazılarla yazılar yazmaktaydınız...


Artık o devir bitti, çizgi roman mı kalmış efendi? Şu çağda, bilgisayar oyunları, internet bu kadar gelişmişken Amerika ve Avrupa karşısında kendisine açılan yolda bir yol arama dönemini kim savunur? Bizim konuya olan ilgimiz sadece grafik, tasarımla ilgilidir ve bu konuda rakipsiz olduğumuz aşikardır. Kaldı ki eski kapakları yenileme tenezzülü bile gösterememektesiniz, çünkü sizin yeteneğiniz kitabeye dayalı mimari kadardır. Tabi elinizde özel kapaklı serileri de paylaşmazsınız, hani o eski forumda başkalarının paylaştıkları da dahil, çizgi roman sevdalısı olarak ama ne o yeni üyeler eski üyeleri eleştirirken saygılı olmalı...He babo he...

Bak abuziddin dostum bunlar sana hediyem olsun...






Ve gelelim Machine_code arkadaşımıza...Kendi hazırladığım kapaklara teşekkür etmeyi bırakalım, yine gözleri iri iri açacakmışız.

Ben o kapağın hangi sayıya ait olduğunu, kaç kuruş olduğunu tahmini yazdım ve demek ki o kadar .da yanılmamışım. Buna karşı hayali Tom Braks tanımı nedir ve dikkat edelim 07.03.2021 başka bir arkadaşımızın çizdiği(hazırladığı) Tom Braks kapağını düzenleyip, sayı numarası 000 olarak paylaştığımda neden bu denli sert bir şekilde cev-ab yazılmamıştır? Herhalde Evrim Teorisine karştlık yazısını deşifre etmemiz hoş karşılanmamıştır.

Ben bu resmi bu afişe dayalı olarak hazırladım, keşke imza atıp kendime üstat çizer dedirtsem...




Çizgi Romanların Yüce Konseyi' nin " Concilium Supremum Liberorum Nubeculatorum " üyeleri çatlarcasına kasılmaları umursamaz.

13-03-2021 tarihinde ne yazılmıştı?

Eski dostumuz ErenKeller' in, forumumuzda, âdeta bir fırtına gibi estiği inkâr edilemez. : )
Çizgiromanların Süprem Konsey Üyesi' ne resimler için teşekkür ediyoruz.


Şimdi biz bir üye miyiz yoksa değil miyiz? Bu belli değil ama boderline hastalık teşhisi bize konulmuştur.

Rica ederim efendim, paylaşımlarınızı zevkle takip ettiğimi ifade eder saygılar dilerim.


 
erenkeller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 3 Gün önce   #118
erenkeller
 
erenkeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 68
User ID: 4856
Tecrübe Puanı: 42949684
Reputation: 429496759
erenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üye
Standart


















Ve...Machine_code arkadaşımız için:


 
erenkeller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 2 Gün önce   #119
machine_code
 
machine_code - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2016
Mesajlar: 76
User ID: 42361
Tecrübe Puanı: 32735317
Reputation: 327353119
machine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üye
Standart

Keller ne diyordu_?

Öncelikle paint ile değil XP paint ile bu türden düzenleme yapıldığına Kadir inanır ancak.

Biz ne olduğunu söyledik. Ya " inanır " ya da inanmazsınız. Ha, inanıp inanmamanız pek de umurumuzda değil hani.

Keller ne diyordu_?

Neyse, hadi uğraşmış olsun arkadaşımız ve T harfinin üzerindeki Nadirkitap filigranını herhalde biz bulalım diye tutmuş. Sonra renk düzeni ile bile oynandığı sözde üstatlık resminde yırtık bölüme siyah tonda eklemeler de yapmıştır, yazılar ise bulanıklaşmış(cilt – fiyat), mükemmelliyetçiliğe rağmen sağ üst bölüm düzeltilmemiştir(!), kitap yanı olsun diye ekleme bile yapılmış ve yırtık bölümdeki kovboy şapkası ile biraz oynanmıştır. Yani bu mu Machine_code arkadaşımızın üstatlık eseri? Tabi bunu yapabilmek için emek harcamıştır, çünkü başatlıkta erenkellere karşıtlık erektir ama bizim kararımız rejected.

Üstad olmak gibi bir derdimiz yok, dahası hiçbir zaman da olmadı, bu bir. İllaki dehşetengiz programlara ihtiyaç yok, XP - MSPAINT ile de şöyle böyle de olsa, bir şeyler yapılabileceğini göstermek istedik, bu iki. Novus programlarla antiquissimus XP - MSPAINT arasında karşılaştırılma yapılması abesle iştigaldir, bu üç. Programlar üzerinden bile " ben var ya ben, ben ki ben " diye çatlarcasına kasılmak için bir şeyler uydurmana pes diyoruz da başka bir şey demiyoruz, bu da dört : )

Keller ne diyordu_?

Elinizde saydığınız makineler olmayabilir, ama ben ifadelerimde en azından cep telefonu ile çekim yapılabileceğini ummuştum, sorun değil.

Sorun olup olmadığını bilemem fakat cep telefonu ile çekim yapamayız. O tip şeyler, senin işler, öyle değil mi Keller_?

Keller ne diyordu_?

Naziler, bir işkence yöntemi olarak kafaya beton çivisi çakıyorlardı... şeklinde ifade için kaynak istemiştik, ne yazık ki yazılamamıştır ve yazılamayacaktır.

Tarafımızdan ne denilmişti_?


Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Kulp takmak# gerektiğinde, sanal alemde kaybolup gitmiş, tarihe karışmış neredeyse on yıllık ' ve de duygusal ' yazılarımızı bile büyük bir maharetle bulan, üstüne üstlük kelimenin tam anlamıyla demek gerekirse de, ne var ne yok çuval çuval yığıntılayan sevgili dostumuz, kılı kırk yararcasına analiz edilen bu tümel mevzuda mı " Irkçılık /Rassismus, &c. " çuvallıyor_?
Ne yazık ki bu mevzu, Keller tarafından anlaşılamamıştır ve anlaşılamayacaktır. Her şeye rağmen, olur mu olur bal gibi olur düşüncesiyle yine de bir ipucu tarafımızdan sunulabilir.

Gotça bir kelime vardı, hatırladın mı_? Ne demiştin_? " 11:02:2017, 22:04 "

Kelimenin Gotça karşılığı telif hakları nedeniyle paylaşılmayacaktır.

Eh, artık anlamışsındır herhâlde. Zaten yine anlamadıysan yapacak bir şey de yok.

Keller ne diyordu_?

Yazıda yazılanlarda Machine_code arkadaşımızın sert üslup kullanmasının temel sebebi şudur, Evrim Teorisi karşıtlığına dair fanaticvs taktiklerine karşı anti-fanaticvs üslubumumuzdur. Çünkü bu arkadaşların en temel özellikleri özetle budur, Evrim Teorisine karşıtlık adı altında sözde ırkçılık eleştirisi yapan bu arkadaşlar ve Atatürkçü gibi görünse dahi bu arkadaşların propagandalarını bilerek veya bilmeden yapanlar aslında kana dayalı rassismus yanlılarıdır. Tabi kendilerinin bu kana dayalı rassismus yanlısı olmalarında, nasıl veya ne ölçüde o asil kandan oldukları da bize göre şüphelidir, ama fark etmez Heil Anti-Evrimus...

" Sert üslup " diye bir şey yok, bu, bize göre, manasız bir söylemdir. Peki o zaman da eğer ki bir şey var ise, ne_? Şu:

Newton' un III. Hareket Yasası vardır.

Communarius lisanda mı_? Tamam. Hani her etkiye bir tepki vardır derler ya, işte ondan ondan.

Ha, diğerleri mi_? Biz ' istisnai haller hariç ' nesnel realite ile ilgileniriz, öznel yorumlamalarla değil.

Keller ne diyordu_?

Buna karşılık gerçekten emek içeren düzenleme yapabilmenizden memnuniyet duyacağımızı ve her zaman destekleyeceğimizi belirtmek isterim. Kullandığınız işletim sistemi sebebiyle bu sorunlu olacaktır ama aynı ayarda farklı programlarla biraz daha uğraşarak iyi sonuçlar yakalayacağınıza eminiz...

İsteseniz de destekleyemezsiniz. Neden_?

Biz öyle şeylerle uğraşmayız. Üstadlığı gönül rahatlığı ile sana bıraktık yani, rahat ol.

" Emin " olabileceğiniz tek şey de şudur:

O tip şeyler, senin işler.

Ha, bir de şu var. " Kararınız " ne idi_? : )

" rejected "

Ne diyordun_?

Hocam bu kadar bence zamanınızı harcamayın, bu iki resmimi size ithafen paylaşıyorum.

Thanks, but;

ne " zaman harcamalıyız " ne de " üstadız "

hem " düzenleme yapabileceğiz " hem de " iyi sonuçlar yakalayacağız "

Antik Yunan Filozofu ' philosophus Graecus antiquus /Muallim-i Evvel ' Aristoteles' e göre bu önermeler aynı anda doğru olamazlar, ki çelişiktirler sevgili dostum. Öyleyse, ki öyle, o hâlde,

Hüküm: İddialarınız reddedildi.

ErenKeller ne diyordu_?

Bir zamanlar eski forumda banned olmuş bir abuziddin ilk ve son olarak bir yazı yazmıştı bize. Burası bizim yerdir hacı dayı, arkadaşımızın bir üslubu vardır sonrasında bunu eskiden de yapmıştır...Ve altın darbe...Bizi o forumda görmemiş beyefendi. Tabi şimdi bir forum vardı, sonra bu bölünmüş de bilmem ne, aradan geçmiş yıllar yeni üye olmuşuz adamların tabularına dokundurma yapmışız ve abuziddin demişki yeni üyenin eski toprağı eleştirme hakkı olur mu? Bak abuziddin dostum, çok açık ve net yazacağım, Machine_code neydi gözünü açacaksın gözünü hem de irice, sen benim paylaşımlarım gibi paylaşım yapan birisini gördün mü ve bunu biraz kendine saygın varsa yanıtla tamam mı? Yılların çizgi romancısısınız, ama benim paylaşımlarımın yakınına gelebilmiş birisi var mıdır, o bir tane arkadaşa bile çizgilerden öğrendiğiniz(!) egonuzla yapmadığınızı bırakmadınız ve zaten o arkadaş ve Machine_code dışında hepiniz avantacıdan başka bir şey değildiniz, hani Çiko göbeği ile Zagor'un kostümünü giyiyordu ya...anladın sen onu...Efendim biz paylaşıyoruz, ne paylaşıyorsunuz beyefendi? Elinde bir şekilde bulunan bir mecmuayı scan edip, düzenliyorsun ve her tarafına filigran yazıyorsun veya bilerek kapak paylaşmıyorsun...Tabi ki bizlere alçakgönüllük dersi vereceğine de inandığımız kıymetli insanlar bu tanımların dışındadır. Eğer biz gerçek bir çizgi seversekmiş de bilmem ne? Efendi bak...Bizim konuya ilgimiz sizin gibi değildir, siz geçmişin nostaljisi içinde yaşayan arkadaşlarsınız. Eskinin hayalinde yaşayan ve onu çocuksu duygularla korumaya çalışan şövalyelersiniz. Herhalde bu yüzden Türk! Öğün Çalış Güven'nin yazıldığı basamaklı yazılarla yazılar yazmaktaydınız...

Ne demiştik_? " Bir bilen olmasak da biz biliriz bir şeyleri "


Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Peki bay Brewster ne diyordu_?

Geçmişi unutmalısın Tobey. Geride kaldı.



Keller ne diyordu_?

Şimdi şöyle düşünelim, daha dün anne...bir dakika bir dakika Stanley yanlış oldu dön başa...daha dün bu işlere başlamış bir kişinin paylaşımlarına, paylaşım içeriklerine, bu içeriklerin özgünlüklerine...bakalım ve bir de eskiden beri, kırk yıl, bu işler içinde olanlara...Sadece Türkiye açısından değil başka ülkelerdeki forumlarda bile böyle içerik bulunması zordur, imkansız değildir ama zordur. Dolayısıyla dosttan çok düşmanın olması anlaşılır bir şeydir.

Artık o devir bitti, çizgi roman mı kalmış efendi? Şu çağda, bilgisayar oyunları, internet bu kadar gelişmişken Amerika ve Avrupa karşısında kendisine açılan yolda bir yol arama dönemini kim savunur? Bizim konuya olan ilgimiz sadece grafik, tasarımla ilgilidir ve bu konuda rakipsiz olduğumuz aşikardır.


Bir zamanlar, bize, mütemadiyen " [kibirlisiniz, narsistsiniz,. . .]Machine_Code ", deyip duruyordun ya hani, bu çatlarcasına kasılmalar neyin nesi peki_? : )

Keller ne diyordu_?

Paylaşımların kalitesinin etkilerini görmekten memnun olmaktayım, aynı paylaşımlarımı sanki kendi paylaşımları gibi paylaşan üstat sıfatlıların hallerini görmek gibi. Bu nedenle paylaşımlarım her şekilde her ortamda paylaşılabilir, üstat sıfatlı çizerler gibi diğer üstatların da kapasitelerinin ve ne kadar kabiliyetli olduklarının(!) herkes tarafından görülmesi için.

Ha, öyle mi_? Enteresan.

Paylaşımlarınız o kadar kıymetliyse;

i_ PC' nizde " private, top secret ya da ne bileyim işte herhangi bir isimde " bir directory açacaksınız " Ha, internet bağlantısı olmasa da çok iyi olur. Neme lazım, vaki olur da PC' nize bir R.A.T. yüklenirse, o pek kıymetli, yere göğe sığmaz paylaşımlarımız ele geçirilebilir, değil mi ya_? "

j_ PC' nizin Private, Top Secret ya da ne bileyim işte herhangi bir isimdeki o dizininde saklayacaksınız.

k_ Böylece Yakup olup Agop olmayacaksınız.

Bu kadar basit.

Bu alelade fakat çok etkili yöntem, bu ve benzeri problemleri kökünden çözecektir. Nasıl mı_? Şöyle:

Niteliği ne olursa olsun, herhangi bir şeyi ısrarla ve ısrarla zihinde tutmak, eninde sonunda onu karşıtına ya da çelişiğine dönüştürür. Hülasa, şey, önemsizse, önemli; gereksizse gerekli olur, &c.

Nasıl mı_? Bir kalem alın ve elinizi zemine paralel olacak şekilde ileri doğru uzatın.

Kalem hafif mi_? Tabii ki.

Peki o şekilde yarım saat durun. Ne oldu_?

Kalem ağırlaştı mı_?

O hâlde kalemi bırakınız efendim.

İşte, i, j, k maddeleri kalemi bırakmaya benzer. Hülasa, tüm problemleri anında kökünden çözer. Aksi hâlde_? Agop olmayı kabul ettiğinizin resmidir. Bir başka deyişle;

Korkunç titremelerle sarsılan elinizle o kalemi tutmaya devam edersiniz, işte o kadar. Eee_? Ne demişler_? Her tercih, bir vazgeçiştir, değil mi ya_?

Ha, bir de şu var:

Keller' in bu düşüncelerinin kökenleri aslen çok eskilere dayanır, ki teorik olarak hala gündemde olsa dahi, pratikte, çoktan tarihe karışmıştır. Neden_? İki nedenden. İlkine girmek istemiyoruz, diğeri ise şu:

Dile kolay, kırk yıllık çizgiroman âlemi, benzer kapak resimleri için ölüp ölüp dirilmiyorlardır herhâlde. Neden_?

Bu ve benzeri paylaşımları yapan ya da destekleyen kaç kişi vardır_?

Belki iki elin parmakları kadar, belki de biraz daha fazla, fakat kesinlikle yüzlerce değil.

Eee_? Başka bir şey demeye gerek var mı ki_?

Kısacası ikide bir kullandığın (!) karakterleri ile, biz de dahil olmak üzere, hiç kimseye, bir şey ima etmiş falan da olmuyorsun, tamam mı_?

Ha, ikna olmadın mı_? Sorun değil. Zamanla o kadar iyi ikna olacaksın ki, sen bile şaşıracaksın.

Keller ne diyordu_?

Ve gelelim Machine_code arkadaşımıza...Kendi hazırladığım kapaklara teşekkür etmeyi bırakalım, yine gözleri iri iri açacakmışız.

Ben o kapağın hangi sayıya ait olduğunu, kaç kuruş olduğunu tahmini yazdım ve demek ki o kadar .da yanılmamışım. Buna karşı hayali Tom Braks tanımı nedir ve dikkat edelim 07.03.2021 başka bir arkadaşımızın çizdiği(hazırladığı) Tom Braks kapağını düzenleyip, sayı numarası 000 olarak paylaştığımda neden bu denli sert bir şekilde cev-ab yazılmamıştır? Herhalde Evrim Teorisine karştlık yazısını deşifre etmemiz hoş karşılanmamıştır.


Teşekkür hikâyeleri, pek de umurumuzda değil. Bu kendi paylaşımlarımız için de aynen geçerlidir. Ne demek istiyoruz_? Şunu:

Bizim için paylaşım paylaşımdır ve bir paylaşımın ölçüsü, olumlama ya da olumsuzlama ya da ne bileyim işte şu, bu, o ile belirlenilemez. Misal: Paylaşım dikkate şayan ise dikkate şayandır, değilse değildir, &c. " Totolojik bir tanım oldu ya, neyse. Nihayetinde gerçek olan bu. " Machine_Code ' ya da herhangi biri ' paylaşımınızı onaylarsa ya da onaylamazsa değişecek bir şey var ise eğer, nedir ki_?

Ha, bir de şu var: Seni, Çizgi Romanların Yüce Konseyi' nin " Concilium Supremum Liberorum Nubeculatorum " bir üyesi ilan ettik, daha ne yapalım ki be adam_? : )

Neyse... Neticede tarafınca hem No hem de kuruş değeri düzeltildiğinden ' hayali ' ya da " tahmini " farketmez, o Tom Braks bertaraf edildi. Sence de iyi olmadı mı ki_?

_Neden gözlerini iri iri açmalısın_? Basit. Çatlarcasına kasılıyorsun. Böyle bir durumda çok dikkatli olunması zorunludur.

_" Deşifre " diye bir şey de yok. Öyleyse, ki öyle, o hâlde var olan ne_? Şu:

Ne diyordun_?


Alıntı:
machine_code Nickli Üyeden Alıntı Mesajı göster

Yine Machine_code ne diyecektir : Darwinizm yazılarında, muhataplarımız, ancak ve ancak bay Darwin, Dawkins, Gould,... ve benzeri Darwinizm' in önde gelenleridir.







İ ç t e n l i k l e...

Sevgiyle...
 
machine_code isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 8 Saat önce   #120
erenkeller
 
erenkeller - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2012
Mesajlar: 68
User ID: 4856
Tecrübe Puanı: 42949684
Reputation: 429496759
erenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üyeerenkeller Süper Üye
Standart

04.03.2021 tarihli paylaşımımda Is This Tomorrow isimli propaganda içerikli çizgi romanı Kızıl Tehlike adıyla Türkiye'de yayınlara dair paylaşımım olmuştur.

Şimdi bu kaynağa dair giriş yazısına bir bakalım...


Kızıl Tehlike!
Bu resimli hikâye, Kanada da komünistlerin iktidar mevkiini ele geçirmek için kendilerini yeter derecesi kuvvetli gördükleri gün cereyan edecektir.
« Kızıl Tehlike ! » yalnız aydınlar için hazırlanmış bir ilim eseri değildir. Bu, komünizmin vahim neticelerini hemen – hemen hiç bilmeyen halk ve orta okuyucu için tertiplenmiş ve her türlü anlatım vasıtalarının en kuvvetli açıklayıcısı olan resime müracaat edilerek meydana getirilmiştir.
Bu eserin okuyucuların vatanseverce hissiyatının müracaat edilirken, hayale değil, gelip çatmış, tecrübe edilmiş vak’ alara, hem de en esaslı bir suretie, dayanılmıştır. Buna rağmen; « Kızıl Tehlike ! » nin bir fantaziden ibaret olduğunu telâkki edenler bulunursa, kendilerini aldatmış olurlar. Bir dakika bile tereddüt etmeme... ki bu eserde görülen her resim ve her ifade, komünizmin nazariyat ve ameliyatı sahalarının yüzlerce defa girmiş en acı olayların en kesin bir örneği, bir açıklamasıdır.
Bu tehlike ile mücadele edelim!

Evet...Olay Kanada ile ilgilidir, Amerika değildir ve Kanada'da P.T.T. 'de vardır zaten.





Sevgili machine_code ustam. Her bir mesajınız benim için edebi bir şaheserdir. Çok teşekkürler....

Machine_code özel bir değer bizim için. Onun sözcüklerinin olduğu yer daha bir güzel sanki. O nedenle hep olsun aramızda... Hissettirmesin yokluğunu...

Sevgili Machine_code gönüllerde dereceler üstüdür...

Kurulan değerin bize hissettirdiği " Çelik Pakt " ile karşı karşıya olduğumuzdur...

Bu çelik paslanmaz, bu taşlar asla yosun tutmaz,...

Bu sevda bitmez Sevgili Üstad...

Tümel çizgiroman tutkusunun en büyük temsilcilerinden biri olan Sizi, Tikel bir tutkuyla selamlıyoruz Sevgili Üstad...Heyecan dolu bir gerçeğin izleyicisi olmanın bile ne kadar büyük bir mutluluk verdiğini bilerek...

Herkese hayırlı kandiller dilerim.
















 
erenkeller isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
(ahmet arslan), (mustafa tüzel), - başkaldırı, - gösterimler, - tanzimattan, 000-year history peoples, 1. selim, 100 great artists, 100 turning points, 11 eylül, 11. tez, 11. tez, 11. tez, 11. tez sayı 4, 11. tez sayı 5, 11. tez sayı 6, 11. tez sayı 7, 11. tez sayı 8, 12 eylül, 12 eylül, 12 eylül, 12 mart, 1204-1453, 15. yüzyıl, 15th-17th centuries, 17. yüzyıl, 1700-1800, 1840-1950, 1848 devrimi, 1890-1922, 1908 - 1923, 1917-1923, 20. yüzyıl, 2003, 2006, 2011, 24 ocak, 35 years, 40 yılda 40 roman, 48 hours, 5 yıl 50 fotoğraf, 60 türk romanı, 68'liler birliği, 78'liler, a 3, a. e. campbell, a. gorz, a. j. p. taylor, a. küçükkayıkçı, a. mümtaz idil, a.j. cronin, a.j.cronin, a.sarıali, aaaa, abbas vali - kürt tarihi kimliği ve siyaseti, abbe, abd, abd, abd, abdã¼laziz bey, abdã¼lbaki gã¶lpä±narlä±, abdulkadir cengiz, abdulkadir emeksiz - bir istanbul kahramanı bekri mustafa, abdulkerim, abdullah yılmaz, abdurrahim dede, abdurrahman arslan, abdurrahman atçıl, abdülbaki gölpınarlı, abdülkadir karahan, abdülkerim dinç, abidin, abidin, abidin özmen, abominable, acar sevim, acı yanılgı, aclan sayılgan, açıklamalı, açlıkla imtihanı, adabı muaşeret, adalet, adalet ağaoğlu göç temizliği, adam, adana, adem genç, adem öger, adil, adil ali atalay vaktidolu, adnan a. onart felsefe, adnan özyalçıner, adnan şişman, adolf a. berle, adonis - maddenin haritalarında ilerleyen şehvet, adonis - sen oku ey aşkın sarhoşluğu, afet ve acil durum yönetimi başkanlığı, afganistan, afşar timuçin, afşin, agatha christie, agatha christie, agatha christie, agatha christie, agatha christie, agnes smedley, agora, agora yayınları, ağıtlar, ağla sevgili yurdum, ağustos, ağustos, ağustos eylül ekim 2017, ahlâk, ahlak, ahlak, ahlak pusulası, ahlak ve politika, ahmet, ahmet, ahmet almaz, ahmet angın, ahmet atalağ, ahmet batman, ahmet benzer, ahmet büke, ahmet cevat emre, ahmet çağlayan, ahmet demirel, ahmet gül, ahmet hasan abadani, ahmet hikmet, ahmet insel, ahmet insel - düzen ve kalkınma kıskacında türkiye, ahmet kabaklı, ahmet kabaklı, ahmet küçükşahin, ahmet midhat, ahmet mithat, ahmet mithat efendi, ahmet nesin - sen biraz odak mısın ne, ahmet özdemir, ahmet rasim, ahmet reşit rey, ahmet rıza bekin, ahmet sipahioğlu, ahmet şık, ahmet şimşirgil, ahmet taşğın - türkmen aleviler, ahmet tonak - kapital’in izinde iktisat, ahmet uğur, ahmet ümit, ahmet ümit, ahmet yaşar ocak, ahu antmen, aile, ajan, akademi, akademi, akademik, akademik, akademik, akademik anarşi, akademik hürriyet, akademisyen yayınları, akdeniz, akdeniz, akınet, akış yayıncılık, akif pamuk - kimlik ve tarih kimliğin inşasında tarihin kullanımı, akillas millas, akira kurosawa, aklın lirizmi, akp, akşit, aktüel arkeoloji dergisi, alacakaranlık nöbeti, alain badiou, alain badiou, alain de botton - mutluluğun mimarisi, alain rouquie, alakarga yayınları, alamanya türküleri, alan axelrod, alan clark, alan freeman, alan paton, alarcon, alasdair gray, albert cohen - efendinin güzeli, albert dormer, albrecht koschorke - hitler'in kavgam'ı üzerine bir analiz, alek popov, aleko kostantinov, alena lazareva, alessandro manzoni - nişanlılar, alev alatlı, alevi, alevi, alevi, alevi, alevi bektaşi deyişleri, aleviler, aleviler, alevilik, alevilik, alexander anievas, alexander nehamas, alexander spirkin - felsefenin temelleri, alexandre zinoviev - çarkent, alexis aronowitz, alexis de tocqueville - amerika'da demokrasi, alfred adler, alfred adler, alfred hitchcock, alfred rufer, alıntı sorunu, ali ahmed said eşber, ali akay, ali akay, ali akay, ali akyıldız, ali birinci, ali canip yöntem, ali demirsoy - genel ve türkiye zoocoğrafyası, ali dündar, ali ihsan kolcu, ali karabacak, ali kaya, ali kılıçkaya - mitoloji, ali nihat tarlan, ali özdoğu eğitim üzerine, ali rattansi, ali sevim, ali sirmen, ali sultan, ali yaycıoğlu, ali yıldırım, alî-şîr nevâyî, alissa walser, alistair home, alistair maclean, alman, alman tacir, almanya, almanya, almost anything, alp, alpaslan işıklı, alpaslan işıklı, alpay kabacalı, alpay kabacalı, alper, alper canıgüz, alphonse de lamartine, alptekin yavaş, altan büyükyılmaz, altay panteonu, altıkırkbeş yayınları, altın bilek yayınları, altın kelebeğin gecesi, altın kitaplar, altın kitaplar, altın kitaplar, altın kitaplar yayınevi, altın orda, altın ve suikast, altına son hücum, altında, altta kalanlar, alun munslow, alvarez, amaç yayıncılık, amazing coloring book, ambition, american, american history, amerika, amerikan, amerikan üsleri, amistad, amok, ana altayca, ana altayca, ana türkçe, ana türkçe, anadolu, anadolu, anadolu, anadolu destanları, anadolu selçuklu, anais nin - venüs üçgeni (resimli), anarşist, anarşistler, anarşizm, anarşizm, anastasia elly koldareva, anayasa, and yüce, andre bazin, andre dahl, andre morali-daninos, andre morali-daninos, andrea camilleri, andrey voznesenski, andrey voznesenski, andrzej packowski, angela mcrobbie - postmodernizm ve popüler kültür, angelopolis, angus konstam, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı, anı -, anı biyografi, anı biyografi, anı biyografi, anılar, ankara halk müziği, ankara'nın eski evleri, anlam, anlambilim, anna contadini, anne frank's diary, annelik, ansiklopedi, ansiklopedi, ansiklopedi, ansiklopedi, ansiklopedi, ansiklopedisi 1, ansiklopedisi 2, ant, anthony elliott, anti postmodern, anti-faşist, anti-komünizm, anti-sovyetizm, antik, antik dünya bilgeliği, antikçağ, antoine picon - ütopyalar sözlüğü, antolojisi, anton makarenko - yaşam yolu 1, antonin artaud kitaplarä±, antonio gramsci, antonio negri, antropoloji, anwar shaikh - milletlerin zenginliğinin ölçülmesi, anytime art, apaçilerin kutsal kartalı, arabs, araçları, aragon, aralık'sız, aranılan kaatil, aranmayan özellikler, arap, arap ayaklanması, araplar, araştırma, araştırma, araştırma, araştırma, araştırma, araştırma, araştırma, araştırma, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, araştırma inceleme, arayışlar, arayışlar, archibald joseph cronin, archibald joseph cronin, archie's, are we done fighting, argos, argos, argos, argos, argos, ariel, arif bolat, arif bolat, arif damar, arif damar - günden güne, arif damar - istanbul bulutu, arif dirlik, arif dirlik, arif nihat asya, arif nihat asya - kundaklar, arif tekin, aristoteles, aristoteles, aristoteles, arkası yarın, arkeoloji, arslan başer kafaoğlu, arslan başer kafaoğlu, arslan başer kafaoğlu, arthur c. danto, arthur koestler, arthur nersessian - unutulmuş adanın kararsız seçmeni, arthur schnitzler, arthur w. wiggins, artvin saz şairleri, arundhati roy - çekirgeleri dinlemek, aryan, arzu etensel ildem, asabiyet, asım baltacıgil, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci, asım bezirci halk, askeri, askeri devlet, asur, asur, âşık ali rahmanî, âşık deryamî, aşık hicranî, aşık ibreti, aşık ihsani, aşık ihsani, âşık ihsani, aşık kul fakır, âşık ruhsatî, aşık sarıcakız, aşık sinem bacı, aşık yener, aşık yener, âşık yusuf kemter, aşk, aşk, aşk şiirleri, aşk ve batı, aşk ve doğu, aşkım kapışmak, atabek, ataol behramoğlu, atatürk, atatürk, atatürk, atatürk, atatürk, atatürk, atatürkçülük, atilla keskin, atilla oral, atilla özkırımlı, atları bağlayın, atlas, atlas, atlas dergisi, atlas tari̇h, atlas tarih, atletizm, atomaltı parçacıklar, atomculuk, auguste strindberg - gizli günlük, avcı nun, avengers, averçenko, avrasya, avrupa, avrupa'yı kurmak, avrupa'yı kurmak, avrupa'yı kurmak, avrupa'yı kurmak, avrupa'yı kurmak, ayaklanma, ayasofya, ayça şen, aydan aya, aydan aya, aydın emeç, aydın ılgaz, aydınlanma, aydınlanma, aydınlanmış anarşi, ayetullah humeyni, ayfer karakaya stump - vefailik bektaşilik kızılbaşlık, ayhan kaya, aylak adam yayınları, aynası, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı, ayrıntı yayınları, ayrıntı yayınları, aysel, ayşegül yalçın, ayşegül yüksel, ayşegül yüksel, ayşen uysal - siyasal islam ve liberalizm, aytmatov, azap ortakları, azerbaycan, azerbaycan, azerbaycan âşıkları, azerbaycan problemi, azgelişmenin iktisadı, azgelişmişlik, aziz çalışlar, aziz çalışlar, aziz çalışlar - tüm yönleriyle perestroika, aziz nesin, azrail aynası, ä°nkä±lap kitapevi, ä°nkä±lap ve aka, babıali, babil, babil, babür, back on stage, bağımsızlık, bağlam, bağlam yayınları, bağlama, bahaeddin ögel, bakırköy güncesi, bal tutanlar, balıkçının, balkan, balkan savaşları, balkanlar, balyoz, balzac, bara girer, barbar batı, barbarians, barbary pirates, barış, barış bıçakçı - seyrek yağmur, barış kılınç - michael haneke fimleri: modern uygarlığın hayal kırıklıkları, barzani, barzani, basil liddel hart, basitlik ilkesi, baskan yayınları, baskı, bataklık, batı cephesinde irkçılık, batı medeniyetini, batıyı anlamak, battal pehlivan, bayan yanı, bds, be angry, beal bankası soygunu, bebek savaşları, bedia turgay ahmad, bedrettin cömert, bedrettin şimşek, behçet ünsal, behzat ay, bekir coşkun, bekir s. gür, bekir sıtkı baykal, bekleyiş unutuş, bektaşi, bektaşi, bektaşi, belagat terimleri, belediye, belge, belge, belge, belma akçura, ben buradayım, ben kendim, ben neyim, benlik, beraber yürüdük, berdyaev, berna turam, bernard le, bernhard brosius - tarihin yapıları - tarihsel materyalizme giriş, berrin taş, bertrand russell, bertrand russell, best science fiction, beş denklem, beş kıtada türk seyyahları, betimleme, betimleme, betsy beier, beyaz yaka, bezmen, bibliotek, big boss, bilge umar, bilgi, bilgi, bilgi, bilgi, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim, bilim felsefesi, bilim kurgu, bilim kurgu, bilim kurgu, bilim kurgu, bilim sanat felsefe, bilim tarihi, bilim teknik dergisi, bilim ve din, bilim ve gelecek kitaplığı, bilim yayınları, bilimden yana, bilimkurgu, bilimkurgu, bilimsel, bilimsel sosyalizm, bilincin kapısını aralamak, bilinç, bill mollison, bin insan, bir at çıkageldi, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bilet gidiş-dönüş, bir bug, bir dinozorun anıları, bir dünyada, bir düşünce, bir içim su, bir kara deliğin, bir sürgünün anıları, bir yabancı, bir yazarın, bir zamanlar amerika, bir zamanlar amerika ii, birey, bireysel psikoloji, birinci genel müfettişlik, biruni, bitlis, bitmedi, bitti bitti, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi, biyografi biyografi, biyografi e-kitap, biyografiler, biyogtrafi, biyoloji, biyoloji, biyolojik çeşitlilik, biz bu yıllarda, biz bu yollarda, bizans, bizans, bizans, bizans, bizans, bizans, bizans, bizimköy, bob avakian, bob jessop, boğucu kültür, bolivar, bolşevizm, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, bonanza, books that changed history, boris kagarlitsky, boris vian, boris vian, bosh, boş batıl inançlar, boyama kitabı, boyama kitabı, bozak yayınları, bölgesi, brian thomas swimme, briç, briç, brigitte kernel, bruno leoni, bruno schulz, bryan s. turner, bryan s. turner, budizm, bulgaristan, bulgaristan, bulunmasını, bunalım, bunalım, burada geçireceğiz, burası, burhan, burhan belge, burjuva liberalizmi, bursa, bursalı mehmed tâhir, bülent ağaoğlu, bülent çukurova, bülent ecevit, bülent iplikçioğlu, bünyamin yıldırım, bütün eserleri 1, bütün eserleri 3, bütün şiirler, büyüdüm demiyorum, büyük maymunlar, büyük yönetmenlerin gizli hayatları, c. c. giurescu, cahit obruk, cahit öztelli, camiler, can alkor, can kozanoğlu, canavar, canavar, carl sagan, carlo lucarelli, carnegie, carol anne douglas, carter dickson, castro, casus, casus, casus kim, celal görgeç, celal saraç, cem, cem, cem, cem, cem, cem, cem, cem yayınevi, cemaat, cemal, cemal bali akal, cemil aydın, cemil koçak, cengiz, cengiz bektaş - akdeniz dört kişiydiler bir de ben, cengiz şişman, cep, cep, cep, cep, cep, cep, cep, cep, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi, cep üniversitesi dizisi, cep üniversitesi dizisi, cep üniversitesi dizisi, cep üniversitesi dizisi, cesare pavese, cesetler ağlamaz, cevat rifat atilhan, cevdet, cevdet kudret, cevdet kudret, cevdet kudret, cevdet kudret, cevdet kudret - eşref hicviyeler, cevizci, ceyhanlı hasan turan, cezaevi, cezanne, cezayir, cfr ve, charles dickens, charles harington, charles m. wynn, charlie chaplin, charlotte gerlings, childhood in syria, china, china mieville, china mieville, chivi, chomsky, chp, chris garver, christa wolf - kesinti, chuck palahniuk, cilt 19, cilt 5, cinsel ilişkiler, cinsel ilişkiler, cinsel politika, cinselliği biten kadın, cinsellik, cinsî âdetler tarihi, cinsiyet, cinsiyet, cinsiyeti, claire colebrook, claire norton - rönesans ve osmanlı dünyası, clarisse coulomb, clement rosset - zalimlik ilkesi, clive cussler, clive cussler, coğrafya, coğrafya, colette, colin leys, colleen mccullough, color odyssey, coloring book, coloring book, coloring book, coloring book, coloring book, coloring challenges, colormorphia celebrating, composite bow, constantine fitz gibbon, cook, corci zeydan - selahaddin eyyubi ve haşhaşiler, corruption, crime, cronin, cronin, cronin, cronin, cronin, cronin, cult, cumhuriyet, cumhuriyet, cumhuriyet, cumhuriyet, cumhuriyet halk fırkası, cumhuriyet'e, cumhuriyet'e, cumhuriyet´in yurttaşları, cüceloğlu, cüneyt ülsever, çağdaş çin'in temelleri, çağlar simsoy, çağlayan, çağrı merkezi, çalışma, çalışma, çalışma koşulları, çan, çanakkale savaşları, çanlar, çarşaf dergisi, çatallı dili, çavdar tarlasında çocuklar, çehov, çekiliş, çeviri, çeviri - çeviri, çevre, çevre, çıldırtan kabus, çıtırlar farkında değil, çifte ihanet, çiğdem kafesçioğlu, çiğdem kağıtçıbaşı, çin, çin, çin halkının, çince, çizgi roman, çizgi roman kapakları, çizgi roman kapakları, çocuğun, çocuğunuzun, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk, çocuk eğitimi, çocuk kitapları, çocuk psikolojisi, çocuk ve suç, çotuksöken, çömez, çözümler, çudomir, çukurova, çulha, d. beybin kejanlıoğlu, dâ'î, dacia, dadaloğlu, dadaloğlu, dâhi babam, dalai lama, damga, damgası, dan morris, daniel h. wilson, daniel klein, danielle trussoni, daron acemoğlu, darrin m. mcmahon - ilahi gazap, david beaty, david floyd, david harold fink, david harvey - on yedi çelişki ve kapitalizmin sonu, david harvey - paris, david harvey - sermaye muamması kapitalizmin krizleri, david kieran, daye hatun, de ki yayınları, de yayınları, de yayınları, dedalus yayınları, dedektif öyküleri, defterleri, değişen beynim, deli, deli, delilik, demiryolu savaşı, democracy, demokrasi, demokrasi, demokrasi, demokrasi, demokrasi, demokratik devrim, deneme, deneme, deney, dengbejler, denis, denis, deniz alver, deniz gezmiş, deniz kızları, deniz nakliyesi, deprem, der, derdiçok, dergi, dergi, dergi, dergi, dergi, dergi, derin devlet oldu devlet, derleme sözlüğü 1 a, derleme sözlüğü 3 c-ç, derleme sözlüğü 4 d, derleme sözlüğü 6 g, derleme sözlüğü 7 h-i, derleme sözlüğü 9 l-r, ders, ders kitabı, dersim, dersim, dervişan, descartes, devler, devlet, devlet, devlet, devlet, devlet, devlet ideoloji devrim, devlet teorisi, devlet ve din, devrim, devrim, devrim, devrim, devrim, devrim, devrim, devrim, devrim, devrim teorileri, devrimci sol, devrimlerinin karşılaştırmalı analizi, dışa açık büyüme, diderot, diderot, dieter duhm, dikizleme günlüğü, diktatörlüğün psikolojisi, dil, dil, dil, dil, dil bilgisi, dil bilimi, dil bilimi, dil ve maddecilik, dilbilgisi, dilbilim, dilbilim, dilbilim, dilbilim, dilbilim, dimitri alekseyeviç furmanof, din, din, din, din, din, din, din, din, din, din adamı, din hayattan çıkar, din ile bilim, din üzerine, din ve efsaneler işığında anadolu, dinçer sümer, dindışı, dini adetleri ve metinsel geleneği, dini e-kitap, dinler, dinler tarihi, direniş, dirk pitt, dirk pitt serisi, disk, divan, divan edebiyatä±, divan edebiyatä±, divan edebiyatı, divan edebiyatı, divan edebiyatı, divan edebiyatı, divan edebiyatı, divan edebiyatı, divan edebiyatı, divan şiiri, divan şiiri, divan şiiri, diyanet vakfı, diyet, dizginsiz bir sabırla, doc, doğa, doğa, doğan, doğan, doğan, doğan, doğan alpaslan demir, doğan gürpınar, doğan hızlan, doğan kitap, doğan yurdakul, doğanın, doğu, doğu batı, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doğu batı dergisi, doktor darmond'un sırrı, doktora, doktora tezi, dominique lapierre, donald j. trump, donald kuspit, donald robertson, donaldo macedo, dost, dost kitabevi, dost kitabevi, dostoyevski, dostoyevski, douglas kellner, dölek, dönekler, dr. snake, dumezil, dursun akçam, dün-bugün, dünya, dünya ekonomisi, dünya nereye, dünya solu, dünya tarihi, dünya ve enerji, dünya ve para, dünyada gıda terörü, dünyanın en zararlı bilim insanı, dünyanın sonu gelmeyecek, düş, düşünbil, düşünbil sayı 50, düşünbil sayı 51, düşünce dünyası, düzenleme yapmak, e yayınları, e yayınları, e-book, e-kitap, e-kitap, e. korbash, e. laclu, early nineteenth century, ebedi, ebook, ece gamze atıcı, ece temelkuran, eco, edebi, edebi eserler, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat, edebiyat ansiklopedisi, edebiyat araştırmaları, edebiyat bahçesinde, edebiyat bahçesinde, edebiyat ederleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat eserleri, edebiyat sosyolojisi, edebiyatt eserleri, edgar hilsenrath, edip yüksel, edmund husserl, edmund ions, edward o. wilson - karınca tepesi, efendiliğin reddi, eflatun, eflatun, eflatun cem güney, ege adaları, egemen demircioğlu, egon von eickstedt, eğitim, eğitim bilimleri, eğitimi, ekim 2007, ekim devrimi, ekim devrimi, ekim devrimi, ekim devrimi, ekim devrimi, ekim-2 2004, ekin belleten, ekin belleten, ekin belleten, ekitap, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi, ekonomi politik, ekonomi politik, ekonomi politik, ekonomik, ekonomik, ekonomik tarihi, el işaretleri kılavuzu, el yayınları, el yazması, el yazması eserlerler, el-ebsâr, el-enzâr, elaziz, elegant faces, eleştirel teori, eleştiri, eleştiri, eleştiri, eliane girard, elias canetti, elias canetti, elif şafak, elif turanlıoğlu, elisabeth badinter, elizabeth and islam, elizabeth olsen, elizabeth oram, ellen m. wood, elliot engel, elma, elmayı yılan isırdı, elon man, emekçileri okumak, emile bernard, emile burns, emily carr, emin çölaşan, emin çölaşan - sor bakalım, emin çölaşan - turgut nereden koşuyor, emlyn williams, emperyalizm, emperyalizm, emperyalizm, emperyalizm, empire, emrah safa gürkan, emre erdoğan, emre zeytinoğlu, encümen-i daniş, enest, engeller, engellilerle ilgili kitaplar, engin ertan, enis batur, enis batur, enis batur, enis batur, enîsü'l - celîs, entelektüeller, entelektüeller ii, enver altaylı, enver hoca albümü, ephraim kishon, epik, epikür, epos yayıncılık, epub, epub, epub, epub, epub, epub, epub, epub, erbil tuşalp, erbil tuşalp, erbil tuşalp, ercan alan, ercan kesal, erciş, erdem cam, erdoğan, erdoğan çınar, erdoğan tokmakçıoğlu, ergenekon tezgâhı, ergin bulut, ergun poyraz, ergün gündüz, ergün gündüz, ergün poyraz, erhan tekin, erhan yazıcıoğlu, eric hobsbawm, eric malpass, erich auerbach, erich hackl - auschwıtz'de düğün, erik jensen, erk acarer - %100 istanbul-tarih, erkekler devlet, ermeni, ermeni, ermeni, ermeni, ermeni iddiaları ve tarihi, ernest mandel - barış içinde birlikte yaşama ve dünya devrimi, ernst bloch, erol, erol albayrak, erol manisalı, erol toy, erol toy, erol toy, erol toy, erol toy, erol toy, erol toy, erol toy, erol toy, erol toy, ersen ersoy, erskine, ertuğrul ahmet tonak, erving goffman damga örselenmiş kimliğin idare edilişi üzerine notlar, esat korkmaz, esat korkmaz, esat sakar, eski anadolu, eski anadolu türkçesi, eski kitaplarım.com, eski türk edebiyatı incelemeleri, eski türk inançları, eski uygurca, eskibatı, eskikitaplarım, eskişehir, espas, espas sanat kuram yayınları, esra arsan, esra pekin - babaannemin usturası, esrarengiz soyguncu, esrarlı çekmece, ester ruben, estetik doktrinler, eşkaniler, etienne gilson - ortaçağda felsefe, etik, etik, etik, etiketler, etyen mahçupyan, eugane lunn, euro-türkler, europe comics, europe comics, ev sahibesi, evin ilyasoğlu, evlilik mahkûmları, evren, evrenle söyleşiler, evrensel, evrensel, evrensel, evrensel, evrensel basım yayın, evrensel kültür kitaplığı, evrim, evrim, extreme coloring, extremes, eyewitness, eylül, eylül, eylül ekim 2015, eylül imparatorluğu, eyüp, eyüp, eyüp belediyesi, eyüp sultan, eyüpsultan bibliyografyası, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, eyüpsultan sempozyumu, f tipi, f. w. konstantinov, fahir iz, fahri erdinç, faik bulut, faik reşit unat, faik y. başbuğ, fake politics, falcı, faleh a. cabbar - irak'ta şii hareketi ve direniş, falih rıfkı atay, falih rıfkı atay, falih rıfkı atay, falnameler, fantastik, fantastik, fantastik, fantazi, fantezi, fanzin, fanzin, fanzin, fariba zarinebaf, fars dili ve edebiyatı, fars dili ve edebiyatı, faruk çolak, faruk özsu, faruk pekin, faruk pekin, faruk yener, fasntasya, faşizm, faşizm, fathali moghaddam, fatih sultan mehmed, fatih yaşlı, fatin kanat, fatma tülin, faunaya ağıt hayvan, fedai, federico fellini, fehim işıklar - disk davasında savunma, felicity haynes - eğitimde etik, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe, felsefe konuşmaları, felsefe konuşmaları, felsefe manzaraları, felsefe psikoloji, felsefe sosyoloji, felsefe yazıları 1, felsefe yazıları 2, felsefe yazıları 3, felsefe yazıları 4, felsefe yazıları 5, felsefe yazıları 6, felsefe yazıları 7, felsefelogos, felsefesi, felsefeye, feminizm, feminizm, fener işığında aşk, ferdan ergut - modern devlet ve polis, ferhat kentel, feridüddin attar, ferit edgü - yaralı zaman, ferit edgü- yazmak eylemi, fern michaels, fernando pessoa - ophelia'ya mektuplar, feroz, fethi naci, fethi naci, fethullah gülen, feyzi halıcı, fıkhı, fırat yaşa, fırtına ikliminde, fidel castro, figen e. yanık - doğaperest / ali demirsoy kitabı, figurative painting, fihte, fikret arıt, fikret baha berke, fikret başkaya - sömürgecilik, fikret türkmen, filateli, filin yolculuğu, filipinler, filistin, filistin, filistin, filistin cephesi, filistin işçi hareketi, filiz ali - filiz hiç üzülmesin, film, film çözümlemesine giriş, filozofları, finans tarihi, finans tarihi, finans tarihi, finansal piyasalarda, fiyat ve kâr, fizik, fizyoloji, flanör düşünce, floraya ağıt doğa, foerster, folker fröbel, folker fröbel, form, forum yazılımında, fosforlu, fotoğrafı düşünmek, fotoğrafı nasıl çekilir, fotoğraflarla, fotoğraflarla sabahattin ali'nin yaşam öyküsü, fragrant lady, francis claudon, franco, françois cadiou, frankfurt okulu, fransa, fransa, fransız devrimi, fransız edebiyatı, fransız edebiyatı; cevdet perin, franz k. stanzel, franz oppenheimer, frederich engels, frederich engels, freud, friedrich, friedrich nietzsche, from the art of war to, fuad köprülü, funda başaran - iletişim teknolojileri ve toplumsal gelişme, fundamentalizm, futbol, fuzuli divanä±, fuzuli divanä± 1961, fuzuli divanı, füsun özbilgen, fyodor, fyodor mihailoviç dostoyevski, fyodor vasiliyeviç gladkov - gizli kahramanlar, g. chernikov, g. girginov, g. v. plehanov, g. w. f. hegel, gafar namazeliyev, gagauz, galip üstün, gamze özdemir, gandi, garaudy, gardner dozois, gaspıralı ismail, gaspıralı ismail bey, gaston martin, gâvur mahallesi, gaye, gayri resmi amerikan tarihi, gazap, gazap kuşları, gazete, gazete, gazete, gazete, gazeteci, gazetecinin ölümü, gaziantep, gdansk, gece, gece, gece, gece gelen ölüm, gece nöbeti, gece yarısı, geceyi, geçiş dönemi, geleneksel, gelir dağılımı, gelişim, gelişim, gencay şaylan, gençler için batı felsefesi, gençliğe hitabe, gençlik, gendaş, genel nüfus sayımı, genel nüfus sayımı, genelkurmay başkanlığı yayınları, general uçtu, georg stauth, george hill - kıbrıs tarihi osmanlı ve ingiliz idaresi dönemi (1571-1948), george katkov, george lakoff, george orwell, george orwell - kitaplar ve sigaralar, george st. george, george steiner, george woodcock, georges perec, georges perec - bir paris semtinin tüketilme denemesi, georges perec - paralı asker, georgi dimitrov - faşizmin yargılanması leipzig 1933, georgi dimitrov - gençlik için notlar, gerçeğin geri dönüşü, gerilim, gerilla, germaine greer, gertrude stein, gezgin ve gölgesi, gezi, gezi, gezi, gezi edebiyatı, gezi edebiyatı, gezi kitapları, gılgamış, gianni vattimo, gidiyor, gilles deleuze, gilles martinet - beş komünizm, giorgio vasari, giovanni guareschi, giovanni guareschi, giovanni guareshi, giovanni scognamillo, girdap, giriş, giriş, girls with music, gizli soyguncu, gladio, global intellectual history, gogol, gordon craig, gordon m. williams, gore vidal, gorgon dergisi, gotha programı, gödel, gökçen ardıç, gönülçelen, gördüklerim yaptıklarım, görme kılavuzu, görmenin kültür ve politikası, görünürün, gösteri, gözbağı, göztergebilim, grafik, grayscale, greed, greek, grev, gri ve yeşil, grim masalları, grünberg, guides, gustave flaubert - bir delinin anıları, guthrie, guvera, güç, gül, gül ersoy - sahilden bostancı, güle dil verenler, gülen, güler ökten, güler yalçın, gülistan, gülten akın, gülten kazgan, gümüş somon, gün, gün yayınları, gündoğan yayınları, gündüz gölönü, gündüz nöbeti, güneş ayas, güney doğu, güney kore, güneydoğu, günlüğü, günter hoell, gürdal aksoy, gürünlü âşık gülhanî, güteborg, güven yayınevi, güven yayınevi, güven yayınevi, güvercinim uyur mu, güzin dino - abidin dino mektupları, györgy lukacs, h. momjan, hababam sınıfı, haberalma, habora, habora, hacı ali oldu, haçlı seferleri, haçlı seferleri, hadakati, hadidi, hadis, hadis, hadis edebiyatı, hadis usulü, hadislerin önemi, hafız divanı - şirazi - şark islam klasikleri, hafız divanı - şirazi - şark islam klasikleri, hafıza, hakan ergül, hakan günday, hakikat, hakkı özdemir, hakkı yılmaz, hakkında, hal foster, hal niedzviecki, haldun, haldun gülalp, haldun gülalp - kapitalizm sınıflar ve devlet, halikarnas balıkçısı, halil inalcık, halit ziya romanında, halk, halk dilinde, halk edebiyatı antolojisi, halk evleri, halk ozanları antolojisi, halk şairleri, halk şairlerimiz, halkın cönkü, halkın yolu, haluk hepkon, halûk tarcan, haluk yavuzer, haluk yavuzer, haluk yavuzer, haluk yavuzer, haluk yurtsever - yükseliş ve düşüş türkiye solu 1960-1980, hamas, hamburg, hamid dabaşi - muhsin mahmelbaf, hamidullah tarım, hamit nafiz pamir, hammond, hamza aksüt, hâneberduş, haneke, hangi anne, hangi babasınız, hanke, hannah arendt, hans, hans ulrich krafft, hans ulrich luther, hans zulliger, hans-lukas kieser, hareketin tarihi, haremi, haremin iç yüzü, harirî, harold dorn, harold kurtz, harold robbins, harold shukman, harran tarihi, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami, haruki murakami - 1q84, harun yahya, hasan aksakal - türk politik kültüründe romantizm, hasan ali yücel, hasan ali yücel, hasan beyzade, hasan eren, hasan harmancı, hasan hüseyin yazıcı, hasan izzettin dinamo, hasip akgül, hastalığını sev, hat sanatä±, hatayi, hatıralar, hatıralarını anlatıyor, hatırat, hatırat, hatırat, hatırat, hayat bağları, hayat kurtaran, hayati baki, hayati baki, hayati baki - şiiirin kesik damarları 2, hayatta, haydar kutlu, hayden white, hayek, haytham, hayvan, hayvan, hayvanlar üzerine, hazai, hazai, haziran, haziran 2019, heartland, hece tahtacıları, hediye, hegel, hegel, hegel, heidegger, heidegger, heidegger, helene pinet, helenizm, hellen, hellen ve roma tarihi, hellen ve roma tarihinin anahatları, helvetik, hemingway, hemingway, henri charriere - banko, henri krasucki, henry sutton, heretik, herkül millas, hermann huppen, hermeneutik, herta müller - tilki daha o zaman avcıydı, heykel, hınç, hıristiyan gnostikler, hız, hızır, hızır kültü, hızır yahut hızır-ilyas kültü, hi jolly, hikaye, hikâye, hikâye, hikâye, hikaye, hikaye, hikaye, hikaye, hikayeler, hikayeler, hikâyeleri antolojisi, hikmet evi, hikmet kıvılcımlı, hilmi demir, hint kökenli dinler, history of ottoman, history of yugoslavia, hitler, hoca dehhânî divanı, hollanda, horace mccoy, how roman emperor, how the west came to rule, how to learn, how to lose a country, hristiyan, hristiyanlık, hristiyanlıktaki ateizm, https://iletisim.com.tr/images/userfiles/images/spot/b9789754706581.gif, huge book, hukuk, hukuk, hukuk, hukuk, hukuk sözlüğü, hulki cevizoğlu, hulki cevizoğlu, human rights watch, human trafficking, hun imparatorluğu, hürriyet, hürriyet, hürriyet gazetes - 1981 ansiklopedik yıllığı, hürriyet gazetesi, hürriyet gazetesi, hürriyet kitap sanat, hürriyet kitapsanat, hürriyet vakfı, hürriyet vakfı, hürriyet ve itilaf, hüsamettin çetinkaya, hüsamettin çetinkaya, hüsamettin çetinkaya, hüsamettin çetinkaya, hüsamettin çetinkaya, hüsen, hüseyin avni şanda reaya ve köylü, hüseyin can erkin, hüseyin cevahir, hüseyin inan, hüseyin köse, hüseyin rahmi gürpınar, hüseyin salihoğlu, hüseyin seçmen, hüsrev tayla, hz. peygamber ve namaz, ırak, ışıl bulut, ıtır erhart, i dünya savaşı, i. oundassynov, i. wallerstein, ian lyster, ibn kemal, ibrahim aslanoğlu, ibrahim aslanoğlu, ibrahim kara, ibrahim müteferrika, ibrahim uslu, icatlar, için, için çalıyor, idare hukuku, ideoloji, ideoloji, ideoloji, ideoloji, ideolojik aklın serüveni, ideolojiler 2, idikut, idris bostan, idris-i bidlîsî, igor melnikov, ihsan turgut, ihsan turgut, ihsan turgut - b. russel, ihtilal, ii. bayezid, iii. selim, iki emniyet müdürü, ikinci meşrutiyetin ilânı ve otuzbir mart hâdisesi, iktidar, iktidar, iktidar, iktidar, iktisadî buhran, iktisadî doktrinler, iktisadi felsefe, iktisat, iktisat, iktisat, iktisat, iktisat tarihi, ikuko, ilan-ı ticaret, iletişim, iletişim, iletişim, iletişim, iletişim, iletişim, iletişim, iletişim, iletişim yayınları, iletişim yayınları, iletişim yayınları, iletişim yayınları, iletişim yayınları, iletişim yayınları, iletişim yayınları, iletişim yayınları - tanzimat'tan cumhuriyet'e, iletişim yayınları - tanzimat'tan cumhuriyet'e, iletişim yayınları - tanzimat'tan cumhuriyet'e, iletişim yayınları - tanzimat'tan cumhuriyet'e, ilhami alpagut, ilhami bekir tez, ilhami soysal, ilhami yurdakul, ilhan, ilhan cem erseven, ilim ve felsefe, ilişkileri, ilişkisel estetik, ilk 6 yılı, ilk baskı, ilk çağ, ilk çağ, ilk türk akademisi, ilker ailer, iller ansiklopedisi, illustration, ilya prigogine, imaj, imaj, imge, imparator, imparator, imparatorluğun, imparatorluğun, imparatorluk, inanç, inceleme, incil, ingiliz, ingilizce, ingilizce, ingilizce, ingilizce, ingiltere, inönü, insan, insan, insan, insan, insan, insan, insan haklar, insan hakları, insan nasıl insan oldu, insan ve değerleri, insancıl yayınları, insancıl yayınları, insanın, insanın, insanın yanlış ölçümü, inşaat, inter, inter, internet, intikam, ioanna kuçuradi, ioanna kuçuradi, ioanna kuçuradi, iplikçi, iran, iran, iran nikaragua, iran raporu, iranlılar, irfan erdoğan, irgat siman, irlanda, irwing wallace, isim, isis, iskender ohri, iskender pala, islam, islam, islam, islam, islam, islam, islam dini, islam'da cinsellik, islam'da ölçü sistemleri, islamcılık, islamiyet, ismail aka, ismail beşikçi, ismail cem, ismail cem, ismail cem, ismail hikmet ertaylan, ismail kadare, ismail tokalak, ismail uyaroğlu - hayatı karşılayan şiirler, ismail yarkın, ismail yarkın, ismail yarkın, ismet inönü, ismet özel, ismet özel, ismet zeki eyüboğlu, ispanya, ispanya, ispanyol, israel, israfil balcı, israil, israil, israil, istanbul, istanbul, istanbul, istanbul, istanbul, istanbul, istanbul, istanbul anıtları, istanbul ansiklopedisi, istanbul bilgi üniversitesi yayınları, istanbul rehberi, istanbul şehri rehberi, istanbul üniversitesi arşivi, istanbul'un kadim sırları, istanbul'un tarihi, istanbulin, istanbullu rumlar, istanbul’un tarihi yapıları, istek, istek, istek, istenci, istihbarat, istihbarat, istiklal, istiklal, istiklal harbi, istiklal harbi, istiklal harbi, isyan, isyan, iş bankası, iş bankası, iş bankası, iş bankası, iş bankası, iş bankası, iş bankası, iş bankası, iş bankası, iş bankası yayınları, iş bankası yayınları, iş dünyası, iş kültür, işçi, işçi, işçi, işçi, işçi, işçi sınıfı, işçi sınıfı, işçiler, işgal istanbulu, işgal'den kurtuluş'a izmir, işıklı polemikleri, işıl demirakın, işıltan, işte alternatif, italya, ithaki, ithaki yayınları, ithaki yayınları, ittihad ve terakki, ittihat ve terakki cemiyeti, itü, iv. mehmed, ivo andriç, izmir, izmir, izmir belediyesi, j. d. bernal - tarihte bilim 2 cilt, j. d. carr, j. g. ballard - güneş imparatorluğu, j. habermas, j. kuron, j. p. t. bury, jack london, jack stevenson - lars von trier, jack woddis, jacoby, jacques attali, jacques derrida, jacques ellul - teknoloji toplumu, jacques ranciere - suskun söz, jale baysal, james bernard frost - ufacık bir peygamber, james c. scott, james dunkerley, james e. mcclellan, james grady, james hedley chase, james joyce, james robinson, james wood, jan spurk, japonca ve altay dilleri, japonya, jaraslav haşek, jasmine becket-griffith, jason bisnoff, javien marias - duygusal adam, jean baby, jean baby, jean baudrillard - nesneler sistemi felsefe, jean dubuffet, jean labarte, jean luc godard, jean perrot, jean rostand, jean-françois solnon, jean-louis besson, jean-louis joubert, jean-louis margolin, jeanette winterson, jeffrey burton - russell şeytan antikiteden ilkel hıristiyanlığa kötülük, jeoloji, jeoloji, jeopolitik, jerome k. jerome, jerry brotton, jiang rong - kurt totemi, jill eddison, jim castel'in son şansı, joachim wach, joan robinson, joanne naiman, joel kovel tarih ve tin, johanna basford, john, john dickson carr, john dickson carr, john fairbank, john fowles - mantissa, john fowles - zaman tüneli / deneme ve notlar, john keane - demokrasi ve sivil toplum, john king fairbank, john lehmann - kendine ait bir kadın virginia woolf, john m. ellis, john m. ellis, john oneil - piyasa, john reed, john reed, john reed’in eğitimi, john scalzi, john shoup, john steinbeck, john steinbeck - al midilli, jolan, jon herbert, jonathan cott, jonathan franzen - uzaktaki, jonathon lyons, jonathon porritt - yeşil politika, jose saramago, josef w. stalin, josef w. stalin, joseph conrad, joseph maria lo duca, jozsef molnar, julia cameron, julia lowell - çin seddi dünyaya karşı 3000 yıl, julian barnes - aşk vesaire, julian barnes - bir son duygusu, julian young, jurgen kuczynski, jürgen habermas - sosyal bilimlerin mantığı üzerine, jürgen rühle, k. modzelewski, k. zelinski - sovyet edebiyatı, kabakçı mustafa, kabalcı yayınları, kaçak süvariler, kaderci, kadın, kadın, kadın, kadınlar aile kurar, kadınlık, kadınsı, kadırga'da son horon, kağıthane belediyesi, kahraman asker şvayk, kahramanın yolculuğu, kalbimizdeki ay, kalma rehberi, kalpazan, kamulaştırma, kamuoyu, kamuran usluer, kamus, kan ve gül, kanad vuruşu, kanakis leledakis, kanat kitap, kâni işık, kant, kant felsefesi, kant lacan, kanuni, kanunlar, kapital, kapitalist devleti, kapitalist ekonomi, kapitaliz, kapitaliz, kapitalizm, kapitalizm, kapitalizm, kapitalizm, kapitalizm, kapitalizmde korku, kara deliklere, kara fırtına, karacan yayınları, karacaoğlan, karadelikler, karadeniz oyunu, karagoz, karagöz, karagöz, karakuş, karanfil, karanlık güneş, karapara, karayipler, kardeş evi, karel bartosek, karikatür, karikatür, karl marks, karl marx, karl marx, karl marx, karl marx, kartalların savaşı, kasabamız, kasım, kasım aralık 2015, kasım aralık ocak 2002 2003, kasım aralık ocak 2017 2018, kasım hanlığı, kasım seydi el-hafız ankari, kassandra, kastamonu, kastamonu, kastamonu, kastamonu, kastamonu, kastamonu, kaşgarlı ismail cengiz, katalog, katalonya'ya selam, kate millet, kategori dışı, katib çelebi, katib çelebi, katip çelebi, kayzer, kazakiviç, kazım mirşan, kazım yetiş, kâzım zaim, kedi köpek, keith wheeler, kelam, kellehear, kemal bilbaşar, kemal gözler, kemal üstün, kemal zeki gençosman, kemal zeki gençosman, kemalî bülbül, kemalism, kemalist devrim, kemalpaşazade, kennedy, kenneth w. ford, kenneth walker, kent arşivi, kent kitapları, kent tarihi, kerby rosanes, kerby rosanes, kerem atabeyoğlu, kerem nişancıoğlu, kerim sadi, kerimüddin mahmud aksarayi, kesik damarları, kesinliklerin sonu, kesişimi, kestelli, keşif, keşifler, kevin robins, keynes, kıbrıs, kıççak türkçesi, kılavuz, kılıç, kılıç ali, kırım tatarlar, kırmızı kedi yayınları, kırmızı üniformalılar, kısır dongu, kızıl boğa'nın, kızıl miguel, kızılbaş, kızılcık dalları, kızılderili, kızıma mektuplar, kibabül idrak, kibele, kilittaşı, kimlik, kimlik ve siyaset, kimliklerimiz, kişisel gelişim, kişisel gelişim, kişisel gelişim kitapları listesi, kitabı, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap, kitap çekilişi, kitap düzenleme, kitap isteği, kitap isteği, kitap istekleri, kitap istekleri, kitap sanat, kitap yayınevi, kitap yayınevi, kitaplar, kitaplar, kitapsanat eki, kitty ferguson, klasik sosyoloji, klasik türk edebiyatı, klâsik türk edebiyatı'nda manzum yüz hadisler, klaus mammach, kloroflorokarbon, kmoün, koç, kodes, koike, kojima, kolektif, kolektif - osmanlılardan günümüze doğu akdeniz kentleri, kolektif kitap, kolibri boyama kitabı, kolleksiyon, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif, kollektif - cumhuriyet kazanımları, kollektif - nietzsche paris'te fransızların nietzsche okuması, kollektif - ölme üzerine bir inceleme, kollektif - şerif mardin'e armağan, kolunda bir ornitorenkle, komintern, komintern, komitern, komplo, komutanlar, komünist, komünizmin kara kitabı, konferans, konferans, konstantin fedin, konstantin paustovski, konu, konu-m-lar, konuk yayınları, konuralp pamukçu, konuşmalar, kooperatifçilik, kopuş sahneleri, korku, korku, korku, korku kasırgası, korkunç tuzak, korkut boratav, korugan, kosova, kozmos, köktendincilik, köktürk tarihi, köpekler, köpekler, köpekler alçaktan uçar, körler, köroğlu, köy enstitüleri, köy enstitüsü, köylüler savaşı, kral devlet, kristin hannah, kristin l. hoganson, krivtsov, kriz, krokodil sokağı, kronik, kronoloji, ku hung-ming, kuantum, kuarklardan, kubilay, kubilay aktaş, kul gazi, kullanıyor, kumarbaz, kumarbi, kumarhane kapitalizmi, kundaklar, kur'an'da şifa sırları, kuraldışı yayınları, kuramı, kuran, kuran ve sünnet ama hangi sünnet, kurgu, kurmaca, kurnaz yabancı, kurtuluş savaşı, kurtuluş savaşı, kurtuluş savaşı, kurtuluş savaşı, kurtuluş savaşı günlüğü, kurtuluş savaşı günlüğü, kurtuluş savaşı günlüğü, kurtuluş savaşı günlüğü, kurtuluş savaşı özel sayısı, kurtuluş savaşı'nda, kurultay, kushner, kuşatma, kutsal, kutsal aile, kutsal barış, kuvantum, kuzgun hanında geceler, küba, küba ihtilali, küçük iskender - sarı şey, külliyat, kült filmler, kültür, kültür ansiklopedisi, kültür tarihi, kültür ve mutfak, kültür-kişilik ilişkileri, kültürel, kültürel, kültürel terörizm, küresel parlama noktaları, küresel şiddet, küreselleşme, küreselleşme, küreselleşme sürecinde, kürt, kürt, kürt, kürt, kürt sorunu, kürtler, kürtler, küstüler, kyungeun park, l. wittgenstein, la dolce vita, laik, lakhes, lale devri, lanetli, larissa reissner, larry collins, latife tekin, latin amerika, latince, lä°nkä° yenä°leme ä°mkani varmi, lech walesa, lee comer, lemonde, lenin, lenin, lenin, lenin, leo panitch, leonardo patrignani, leonardo patrignani, leonardo patrignani, leş kargaları, levâmi'u'n-nûr fî zulmet-i atlas minor, levent cantek, levent oğuz, lewis, lezbiyenlik, liberalizm, liberte yayınları, liseler, livaneli, livia rokach, lombak, louis allen, lozan, lozan antlaşması, luc ferry, luc ferry- homo esteticus demokrasi çağında beğeninin icadı, lütfü akdoğan, m . ata çatıkkaş, m. i. sladkovski, m. ryndina, m. sait yıldırım - uygarlığın doğuşunda kültür ve kürtler, mac mak'ın iksiri, macar, macaristan, mach 1, macide tanır, madalyalı mahkum, mafia'daki amcam, maggiore dörtlüsü, magical jungle, mahir ünsal eriş, mahmut akok, mahmut erdal, mahmut tezcan, mahmut tezcan, mahmut yesari, mahzuni şerif, makale, makamat, maksim gorki, maksimler, malatya, malzeme, manavgat, manga, manifesto, maniheizm, mann, mantık, mantık, mantık, mantık dersleri, manzum fütüvvetnâme, mao tse-tung, maoculuk, maoculuk, maoizm, maoizm, maoizm, map medya yayınları, marc david baer - selanikli dönmeler, marcel detienne arkaik yunan'da hakikatin efendileri, marguerite duras - savaş yılları defterleri ve diğer metinler, marguerite. duras, marie-janine calic, marilyn monroe, marinos sariyannis, mario puzo, mario simmel - küskün rüzgâr, marion, mark johnson, marksist, marksist klasikleri okuma kılavuzu, marksizm, marksizm, marksizm, marksizm, marksizm, marksizm ve modernizm, marksizmin, marksizmin temel kitabı, marmara, marmara üniversitesi, marshall berman, mart, mart, mart, mart, mart 2019, mart 2019, martin, martin lings, marx, marx, marx, marx, marx'tan foucault'ya ideoloji, mary evelyn tucker - evrenin yolculuğu, masal, masal, masal, mason, masonluk, matbaacılık, matbaası, matematik, matematik, matematik, matematik, matthew d. laplante, matthew legge, matthias kaufmann, matüridi, maurice blanchot, maurice blanchot - ölüm anım, maurice dobb, max weber, max weber, maxim, may todd, mayıs, mayıs 2019, mayıs haziran temmuz 2004, mayıs haziran temmuz 2016, mayıs haziran temmuz 2017, mayıs haziran temmuz 2018, meb yayınları, meclis, medet, medieval pirates, medrese, medreseler, medya, medya, medya, medya, medya, medya, medya devlet ve ulus, mehdi aminrazavi, mehmet ali erbil, mehmet altay köymen - büyük selçuklu imparatorluğu tarihi 2, mehmet emin bozarslan, mehmet emin resulzade, mehmet gökalp, mehmet göktepe, mehmet harmancı, mehmet korkmaz - zerdüşt dini iran mitolojisi, mehmet mahir, mehmet selik, mehmet zaman saçlıoğlu, mekan ve sırlar, meksika, meksika, mektup, mektuplar, melek özyetgin, melih cevdet anday, melisa kesmez, melissa lenos, menakıbname, menderes, menemen, merhaba, merhaba, merhamet, mesaj, mesajımızın, mestrovic, metafiziğe, metafizik, metaforlar, metatarih, metin and, metin çulhaoğlu, metin fındıkçı - çağdaş arap kadın şairler antolojisi, metin özata, metin serezli, metin toker, metruk ev, mezopotamya, mıgırdıç margosyan, mısır, michael, michael a. milburn, michael a. peters - bilişsel kapitalizm! eğitim ve dijital emek, michael bar-zohar, michael guillen, michael hardt, michael ryan, michel, michel, michel del castillo, michel faber, michel faber - cesaret beşlisi, michel faber - yağmur yağmalı, michel faber - yüz doksan dokuz basamak, michel onfray - bir putun alacakaranlığı, michele barrett, michele boldrin - david k. levine - entelektüel tekele karşı, michele riot-sarcey, michelle allsopp, michio kaku, mieville, mihail bahtin, mihail gorbaçov, mihail yuryeviç lermontov, mihayloviç, mikal hem, mike featherstone, mike loades, mikes kelemen, mikita brottman, mikroestetik, milli edebiyat, milli mücadele, milli mücadele, millimücadele, milliyet, milliyet sanat, milliyet yayınları, milyarderin kızı, mimari, mimari, mimari, mimari, mimari, mimari, mina urga, minc, mine söğüt, mineraller, minör, mircea eliade, mircea eliade, misagh parsa, mit kozmos akıl, mitik erkeklik, mitoloji, mitoloji, mitoloji, mitoloji, mitoloji, mizah, mizah, mizah eski, mizah kitapları, mizah yayınları, mîzân'ul-evzân, modern, modern, modern dünyada, modern osmanlı bireyi, modern sanat, modernite kimlik, modernitenin başkenti, modernizm, monopoller, montauk projesi, moretti, morgan yüksek sesle konuşuyordu, mossad, mounts 2, mozaik, mozaik, muhabir, muhammed gök, muhbir, murat belge, murat belge, murat belge, murat irfan ağcabay, murat kocaaslan, musa anter, musa'nın evlatları, muslim world, mustafa, mustafa alagöz, mustafa balbay, mustafa çuhara, mustafa hoş, mustafa kemal atatürk, mustafa kemal coşkun, mustafa koç, mustafa koç, mustafa nuri paşa, mustafa nuri paşa, mustafa sönmez, mustafa şekip tunç, mustafa tutkun, musunuz?, mutsuzluğa doyum, muvaffak şeref, muzaffer izgü, muzaffer reşit, muzaffet duvaklı, mücadele, mücadele, mühimme defteri, müjgan yıldırım - bir rönesans adamı doğan kuban kitabı, mülteci, münafık fetöcülerle mücadele, münci kapani, münir canar, mürsel öztürk, müsameret ül-ahbar, müslümanlar, müslümanlık, müteferrikka, müzik, müzik, müzikte ses, müzisyenler ansiklopedisi, müzisyenler ansiklopedisi, mysteria coloring book, mythomorphia, n. chomsky, n. gornenski, n. p. butırskiy vd. - politika sözlüğü, n. s. aşukin, naci eren, nadir özbek, nafiz tok - kültür kimlik ve siyaset, nahid sırrı örik, nail satlıgan, naimâ, nal bir mıh iki, namaz, narsistik, nasıl dönüştürdü, nasıl önleyebiliyoruz, nasıl silebiliyoruz, nasihatname, national geographic, national geographic, national geographic türkiye, national geographic türkiye, nazım, nazım, nazım hikmet, nazım hikmet, nazi, nazi yönetimi, nazism, nebil otman, necmetttin yalçın, neden, nedim gürsel - şeyh bedreddin destanı üzerine, negri, neil gaiman, neil gaiman, neo-liberalizm, nermi uygur, nesimi, nesrin altınova, nesrin altınova, netayic ül-vukuat, netayic ül-vukuat, nevin güngör, nevzat güngör, new life vol.1, nezihe araz, nezihe meriç, nhun the huntress, nicklisch, nicolas bourriaud, nicolas hénin, nietzsch, nietzsche, nietzsche, nietzsche, nietzsche, nigel tubbs, nihal yeğinobalı, nihat işıtman, nijat özön, nikolay, nikomakhos'a etik, nilgün aydoğan, nilgün cerrahoğlu, nilgün marmara, nisan 2004, nisan 2006, nisan 2006, nisan 2019, nissim mishal, niyazi altunya, noam chomsky, nobel 2, nokta, nokta dergisi, nokta dergisi, norman geras, norman mckenzie - sosyalizm kısa bir tarihçe, norman o. brown, nota bene yayınları, nota bene yayınları, noterler ve edebiyat, novosti press, nöbetlerin dünyası, nur betül çelik, nurettin alkanat, nurettin topçu, nuri bilge ceylan - iklimler, nuri bilgin, nûri hadîkati, nurşen girginkoç, nurullah aydın, ocak şubat 2016, occult, ocr, odtü, of the year's, oğuz adanır - eski dünyaya yeni bir bakış, okan irketi, oktay, oktay akbal, oktay sinanoğlu, oktay taftalı, okuma illeti, okuna caknesne, okunacak nesne, okuryazarlık, olduğu kadar güzeldik, olga goloveshkina, olof palme, omar khayyam, omega, online kitap, ordu türküleri, orgel kontu'nun balosu, orhan aydar, orhan gazi ertekin, orhan gã¶kdemir, orhan gökdemir, orhan iyiler, orhan koloğlu, orhan veli, orhan yavuz, orman, orson welles, orta asya, ortaçağ temrenleri, ortaçağda, ortaçağda, ortadoğu, ortadoğu, ortak zenginlik, ortaoyun, oruç, oscar lewis, oscar niemeyer, oscar wilde, osmanlä± adet merasim ve tabirleri, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı, osmanlı -türkiye iktisadi tarihi, osmanlı imparatorluğu, osmanlı kuruluş, osmanlı müellifleri, osmanlı tarihi, osmanlı tarihi, osmanlı tarihi, osmanlı tarihi, osmanlı tarihi, osmanlı tarihi, osmanlı tarihi, osmanlı'da isyanlar, osmanlı'dan cumhuriyet'e istanbul ticari hayatı, osmanlıca, osmanlıca, osmanlıların arasında, otobiyografi, otomotiv, otonom, otorite, otto heller - yahudiliğin çöküşü, ottoman imperial diplomacy, oya alpar, oylum yılmaz - cadı prinkipo'da büyülü bir arayış, oyun, oyun, oyunculuk üzerine, oyunun ontolojisi, ozan, ozan gezgin, öğrenme, öksüz, ölmek, ölüme karşı hayat, ölümsüz, ömer kemal agar, ömer madra, ömer naci soykan, ömer naci soykan, ömer naci soykan, ömer naci soykan, ömer naci soykan, ömer naci soykan, ömer naci soykan, ömer naci soykan, ömer suveren, ön-türk tarihi, öncü kitap, önder öztunalı, öner yağcı, örgütlenme kuramı, örnekleriyle, öteki proletarya, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öykü, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş, öyküden bir bilet gidiş-dönüş - sayı 1 (mayıs-haziran 2000), öyküler, öyküleriyle, öyküleriyle ağıtlar, öyküleriyle ağıtlar, özcan sapan, özdemir ince, özden, özelleştirme, özellikleri, özgür ölüler, özgürlük, özgürlük, özlem ertan, özlem kumrular, özmen, öztin akgüç, özyönetim, padişah iradeleri, paflagonya, pages, paloma yayınları, pandemi etkisi, papa, papur, para, para hırsı, paralel yürüdük, parçacık fiziği, parola yayınları, parti tarihi, partileşme sorunu, partileşme sorunu 1, partners, pascal quignard - adı dilimin ucunda, pascal quignard - roma'daki teras, patrice pavis, paul bourget, paul eluard - yazarım adını özgürlük, paul johnston, paul klee, paulo freire, payel, paylaşımı, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf, pdf e kitap, pdf kitaplar, pdf yapmak, pedagoji, pedagojik foırmasyon, pehlevi, pentagon, peril at end house, perry anderson, persler, pervin erbil, pestalozzi, peter berkowitz, peter handke, peter mc curtin, peter singer, peygamber, peygamberler, philip kreyenbroek - ezidilik arka planı, philip schlesinger, philipp blom, philosophy, phyllis, pınar selek - maskeler süvariler gacılar, pınar uyan semerci, picasso, picasso, pierre bordieu, pierre clastres - devlete karşı toplum, pierre salama, piramit, plaj ara yayıncılık, plastik, platon, platon, platon bir gün, polisiye, polisiye, polisiye roman, polisiye roman, political thought, politika, politika, polonya, pomeroy, ponderosa tutsakları, popular science türkiye, pornografi, porsuk ağacı cinayeti, porto-riko, post modernist, post-modernizm, postemotional society, postmodernist, postmodernizm, postmodernizme hayır, practical, pratik etik, pray bober, preston b. nichols, prof, psikanaliz, psikanaliz, psikiyatri, psikoloji, psikoloji, psikoloji, psikoloji, psikoloji, psikoloji, psikoloji, psikoterapi, pul, pulhan, punishment, puppy love coloring book, pusudaki adam, puzzles, quentin tarantino, r. karalar, radi fiş, radyo tiyatrosu, radyo tiyatrosu dinle, radyo tiyatrosu indir, rafet ballı, rahmi balaban, ramazan korkmaz sabahattin ali insan ve eser, ramazan şeşen, rasputin, rauf aksungur, rauf mutluay, rauf orbay, raymond geuss, raymond radiguet, reading zindanı baladı, reagan, rebecca solnit - kaybolma kılavuzu, recai b. okatan ve fahrettin ziya fındıkçı; viktor aleksandrov, recep uslu, refah devleti, refik halid karay, refik halid karay, refik halid karay - 2000 yılın sevgilisi, refik halid karay - bir avuç saçma, refik halid karay - bu bizim hayatımız, refik halid karay - bugünün saraylısı, refik halid karay - dişi örümcek, refik halid karay - iki cisimli kadın, refik halid karay - ilk adım, refik halid karay - istanbul'un bir yüzü, refik halid karay - kadınlar tekkesi, refik halid karay - karlı dağdaki ateş, refik halid karay - kirpinin dedikleri, refik halid karay - sonuncu kadeh, refik halid karay - tanrı'ya şikayet, refik halid karay - yerini seven fidan, refik halid karay - yüzen bahçe, refik halit, refika taner, refika taner, rehber, reis, remzi, remzi karabulut, remzi kitabevi, ren, renan, renard, resim, resim yarışması, resim yarışması, resimli, resimli kâmûs-ı fransevî, resmi algı, resmi yazışmalar, ressamlar, reşad ekrem koçu (haz), reşat ekrem, reşat nuri güntekin, reşat nuri güntekin, retorik, reuben osborn - marksizm, rıfat ılgaz, rıfat ılgaz, rıfat ılgaz, rıfat ılgaz, rıfat ilgaz, rıfat ilgaz, rıfat ilgaz, rıfat ilgaz, rıfat ilgaz, rıfat ilgaz, rıfat ilgaz, rıfat ilgaz - yarenlik, rıfat n bali, rıfat n. bali, richard laymon, richard lewinshon, richard page, richard roberts, richard sennett, richard t., richard wilhelm, rifa'at ali abou-el-haj - modern devletin doğası, ritimler, ritüel, rlif, rob walker, robert b. downs, robert havemann, robert musil, robert saundby, robert schnakenberg, robert walser, robin, robin baker, robokıyamet, roderick kedward, rodin, rodos, roger, roger bourderon, roger smith- zihin ve doğa arasında, roma, roma, roma imparatorluğu, romalılar, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman, roman - öykü, roman biçimleri, roman öykü, roman öykü, roman world, romantizm, rorty, rosalind coward, rosi braidotti - insan sonrası, rsdip, rudolf arnheim, ruh hastalığı, ruhun ihtirasları, rum, rum, rumeli, rus, rus, rus, rusya, rusya, rusya, ruy gonzales de clavijo, ruzi nazar, rüdiger, rüya avcısı, rüzgâra karşı, s. albayrak, s. gribanov, saa, saadet yolu, saadettin gömeç, sabahattin ali, sabahattin izcioğlu, sabahattin kömürcüoğlu, sabatay sevi, sabataycılık, sabit fikir, sabit fikir, sabit fikir, sabit fikir, saçak, saçak, saçak, saçak, saçak, saçak, saçak, saçak, sadık albayrak, sadık albayrak, sadi, sadi borak, safa öcal, safedi, safi, safranski, sağlık, sağlık, sağlık, sağlık, sağlık, sağlık deyişleri, sahanın sesleri, sahir ertan, said boumama, sait doğan, sait yıldırım uygarlığın doğuşunda kültür ve kürtler, sakalar, sakinleri, salah birsel - ah beyoğlu vah beyoğlu, salâh birsel - geceyarısı mektupları, salah birsel - goethe: işık... biraz daha işık, salah birsel - kahveler kitabı, salah birsel - papağanname günlük: 1993-1994, salâh birsel - yalnızlığın fırınlanmış kokusu, salat, salgın hastalık, saliha n. kaya, salkım hanım, sallie westwood, saltanatında, samih tiryakioğlu, samuel beckett, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat, sanat ansiklopedisi, sanat cinsiyet, sanat felsefesi, sanat kitapları, sanat kitaplari, sanat tarihi, sanat tarihi, sanat üzerine, sanat yaşamım, sanatcilarin hayat hikayeleri, sanatçının yolu, sanatın sonu, sandık odası, sandman, sandra postel, sandy hotchkiss, sansaryan han, sara, sarık, sasaniler, satranç, satranç açılışları, savaş, savaş, savaş, savaş, savaş, savaş, savaş, savaş çoban - medya ve iktidar, savaş ekitap, savaş ve barış, savcısı, saygı öztürk, sayı 01, sayı 02, sayı 03, sayı 04, sayı 05, sayı 06, sayı 07, sayı 08, sayı 09, sayı 10, sayı 11, sayı 12, sayı 13, sayı 14, sayı 15, sayı 16, sayı 17, sayı 18, sayı 19, sayı 20, sayı 21, sayı 21, sayı 22, sayı 23, sayı 24, sayı 24, sayı 25, sayı 26, sayı 26, sayı 27, sayı 27, sayı 28, sayı 29, sayı 29, sayı 30, sayı 32, sayı 35, sayı 36, sayı 40, sayı 42, sayı 49, sayı 70, sayı 77, sayı 81, sayı 82, sayı 83, sayı 84, sayı 85, sayılar, sbkp, sbkp, sbkp mk 27. kongre, scalzi, scarlet witch, schelling, science, sdiney mintz, search challenge, secret, seçkinler, seçme hikâyeler, seçme romanlar, seçme şiirler, sedad hakkı eldem, sedat, sefil selimi, sefil selimî, sefiller, sefiller, sefine, sefton delmer, seghers, seha l. meray, sek, sel, sel, sel, sel, sel, sel, sel, sel, sel, sel, sel yayıncılık, sel yayınları, sel yayınları, sel yayınları, sel yayınları, selam, selami ece, selami ece, selaniki mustafa efendi, selçuk erez, selçuk orhan, selçuklu araştırmaları, selçuklu araştırmaları, selçuklu araştırmaları, selçuklu araştırmaları, selçuklu devleti tarihi, selçuklu tarihi, selçuklular, selim ile nurbanu, selim ileri, selim özgül, selim-nâme, selimname, selin çağlayan - müslüman kardeşler'den yeni osmanlılar'a islamcılık, selma sancı, sempozyum, sempozyum bildirileri, semra özdamar, sen oyunu, senaryo, sendika, sendika abdi avrupai dünya, sendika özgürlüğü, sendikacılık, sendikalar, seniha yazıcıoğlu, sennet, sennur sezer, sennur sezer, serbest bölgeler, serdar aydın, serdar aydın, serdar öztürk, serdar taşçı, sergey lukyanenko, sergey lukyanenko, sergey lukyanenko, sergio leone, serkan acar, serkan yorgancılar, sermaye, serpil sancar, serpil sancar üşür, sert çocuklara, sert oyuncaklar, sert ünsüz, server tanilli, sesli kitap, seval esaslı, seval esaslı, sevda şener, sevgi, sevgi aktüre, sevgi soysal - yıldırım bölge kadınlar koğuşu, sevgi soysal - yürümek, sevgi ve hürmetle, sevim burak, seyahat, seyhan livaneli, seyit kemal karaalioğlu, seyit kemal karaalioğlu, seyit kemal karaalioğlu, seyit kemal karaalioğlu, seyit kemal karaalioğlu - türk edebiyatı tarihi 1, sezen sekmen, sezer soner, sezer tansuğ, sezgin kaymaz, sezgin kaymaz, sezgin kaymaz, shaik, shakespeare sözlüğü, sharon moalem, sherri baldy, sherwood anderson, sıbyan mektebi, sıddık sami onar, sıfır, sıkı türkler, sınav, sınıf mücadelesi, sınıf uzlaşması, sınıf ve dosyası, sınırlar, sır küpü, sıraç bilgin, sıralı liste, sırrı öztürk, sırrı öztürk, sibirya, sibt ibn'ül cevzi, sidar çınar, sidney hook, sigmund freud, sigmund freud - cinsiyet üzerine, signature wounds, simavi, simavi, simmons, simya, sina, sinan canan, sinclair, sinema, sinema, sinema, sinema, sinema, sinema, sinema, sinema, sinemis, sisli ufuklar, sistem karşıtlığı, siuasrt, siy, siyasal, siyasal yapılar, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset, siyaset (1980-1983), siyaset dersleri, siyasi, siyasi davalar, siyasi kitap, siyonizm, siz de bir diktatör olabilirsiniz, sobolev, social dialogue, socialism, sodom ve gomore, sodom ve gomorra, sol, sol-kırım, somut, son döneminde, soner yalçın, sonu olmayan gece, soros, sorumluluk, sorunları, sosoyoloji, sosyal demokrasi, sosyal demokrasi, sosyal demokrasi, sosyal haklar, sosyal müesseseler, sosyal tarih, sosyalist, sosyalist, sosyalist ülkeler, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizm, sosyalizme doğru, sosyolog, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyoloji, sosyolojii, sosyolojisi, soviet union, sovyet, sovyet deneyi, sovyet devrimi, sovyetler, sovyetler birliği, sovyetler birliği, söğüt, sömürü, sönmez ozanoğlu, söyleşi, söylev ve demeçler, sözcüklerin bilinci, sözlüğü, sözlüğü, sözlük, sözlük, sözlük, sözlük, sözlük, sözlük, sözlük, sözlük, sözlük, sözlükler, spinoza, spor, spor, springer, sscb, sscb, sscb, sss, sssss, stalin, stalin, stalin, stalin, stanislavski, star, stefan velikov, stefan zweig, stefan zweig, stefanos yerasimos, steinbeck, stendhal, stepançikovo köyü, stéphane courtois, stephen jay gould, stephen king, steven, steven weinberg, stme, stme, stme, stme, stuart schram, su başları, su politikası, suat parlar, suavi, subhi edhem - bergson ve felsefe, suç draması, suçlu kim, sue morter, suhomlinski, suikast, sula bozis, suları nasıl tükettik, sulhi, sulhi dönmez, sulhidölek, sulhidölek sulhi dölek korugan, sunay akın, sungur savran, sungur savran, sungur savran - lenin'i yakmalı mı ?, superlative, suriyeli, susan sontag, susan sontag - yeniden doğan günlükler ve defterler 1947-1963, susan vreeland, suut kemal yetkin, suut kemal yetkin, suzan samancı - reçine kokuyordu helin, süheyla kaya, süheylâ muzaffer, süleyman özdemir, sümerce, sünnet, sünni-ulus, süre, sylvia plath, şaban ali düzgün, şaban kuzgun, şadan, şafak altun, şafak ural, şahsenem bacı, şair, şair, şair eşref, şairin ölümü, şantaj, şarköy'de turizm, şebnem işigüzel, şefik, şefik can, şehir, şehir, şehir, şehzâde dîvânı, şehzâde dîvânı defterleri, şeker kutusu, şeker ve güç, şemseddin günaltay, şemseddin günaltay, şemseddin sami, şemsi yastıman, şemsi yastıman, şemsiye, şener aksu, şeriat, şeriat, şerif hulûsi, şevket nezihi aykut, şeyhülislam arzları, şiar yalçın, şiddet, şiiirin, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir, şiir arkeolojisi, şiir sanatı, şiirimizin beyitler ve mısralar sözlüğü, şinasi, şövalye, şu herifler, şubat, şubat, şubat, şubat 2019, şubat mart nisan 2007, şubat mart nisan 2018, şule akbulut albayrak, şükri-i bidlisi, t. demirer, tabutluklar, tahir abacı, tahir alangu, tahir nejat gencan, tahrir, tahsin ünal, takîyüddîn, taktik, talabani, talat tekin, tan, taner timur, tanıl bora, tanrılar, tanrıtanımaz, tansel ali, tanzanya, tanzimat edebiyatı, tanzimat'tan, tanzimat'tan, tape, tarama, tarama, tarama sonrası işlemler, tarayıcı, tarık ali, tarık aygün, tarım, tarım, tarımsal yapılar, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih, tarih arvas, tarih felsefesi, tarih kitapları, tarih kitapları, tarih yazıcılığı, tarih-i selaniki cilt-01 - cilt-02, tarihçiler, tarihi, tarihi, tarihi roman, tarihi roman, tarihin yapısökümü, tarihsel roman, tarihte akıl, tarihte neler olmadı, tarij, tarus, tasavvuf, tasavvuf, tasvir-i efkar, taş, tatil günleri, tatlı hayat, taxi tales, taxi tales 2, tayfun atay, tayfun deniz kuğu, tayfun özçelik, taylan kara, taylor caldwell, tã¼rk edebiyatä±, tbmm, tby, tcbigm - genel nüfus sayımı 23 ekim 1960, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk, tdk - derleme sözlüğü 5 e-f, tdk - derleme sözlüğü 8 k, tdk - türk dili sayı 001 (ekim 1951), tdk - türk dili sayı 002 (kasım 1951), technology, tefsir, tehdit altında, tehlikeli oyun, tek parti, tekelci-bürokratik, tekin yayınevi, tekin yayınları, teknik, teknik terimler sözlüğü, telefon kulübesi, telegram, telepati, telepati 2, televizyon, telgraf, telos, temele gül dikenler, temellerin duruşması, temmuz 2005, teoman ergül, ter-matevosyan, tercüman, terence reese, terimleri sözlüğü, terimleri sözlüğü, terimleri sözlüğü, terör ne, terörist kim, teşhirci, tevarih-i al-i osman, tevfik fikret, tevfik güran - 19. yüzyılda osmanlı ekonomisi üzerine araştırmalar, tevfik usluoğlu - arap hıristiyanlar değişim ve etkileşim boyutuyla hıristiyan kültürü, tez, tez, tez, tezkire, tgrt, the 7 steps from democracy to dictatorship, the art of noticing, the beatles, the biology, the end of the ottomans, the energy codes, the history of syria, the idea, the montauk project, the new york times, the ordinary presidency, the sultan and the queen, the untold story, the very best, the wine of wisdom, theaitetos, theodor w. adorno kültür endüstrisi, thespis, think i am that easy to dump, thk broşürleri, thomas bernhard, thomas bernhard, thomas bouchet, thomas cathcart, thomas cleary - japon savaş sanatı, thomas hardy, thomas midgley, thor's shield, thorgal 22, thorgal 23, tıp, tıp, tıp tarihi, tıpkıbasım, ticaret, ticaret tarihi, tietze, tim mackintosh-smith, times of the 60's 70's 80's, timur, timur bilgiç, titus livius, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatro, tiyatronun abc'si, tkp, tkp, todorov, tokarev, tolga ersoy, tolga kabaş, tom bottomore, tomas borge, toni howard, topkapı sarayı, toplum, toplum, toplum, toplum hayatä±, toplum teorisi, toplum ve bilim, toplum ve bilim, toplum ve bilim, toplum ve bilim, toplum ve bilim, toplum ve bilim, toplum ve bilim, toplum ve bilim sayı 2 (1977 yaz), toplum ve bilim sayı 70 (1996 güz), toplum ve bilinçdışı, toplumsal, toplumsal, toplumsal, toplumsal, toplumsal aklın eleştirisi, toplumsal kurtuluş, toplumsal kurtuluş, toplumsal tarih dergisi sayı, toprağın kızı, toprak rantı, totalitarizmin kaynakları 2, tören, tragedyanın ölümü, trajan, trajan, trajan's column, trakya, trakya'da epigrafya, travel, trevor homer, trevor lloyd, tribes and empires, troçki, trt repertuvarı, trudy baker, trudy baker, truman capote - kabul edilmiş dualar, truman capote - soğukkanlılıkla, truman capote - tiffany'de kahvaltı, truman capote gümüş damacana, tsk, ttk, ttk, ttk, ttk, ttk yayınları, ttk yayınları, tunceli, tunceli, tur, turkey, turkey, turkish, turnalar, turner, tuzaktaki adam, tüba, tüba, tüba, tübitak kitapları, tübitak yayınları, tüketim kültürü, tülay artan, türk, türk, türk, türk, türk, türk, türk, türk, türk bestecisi, türk casusu, türk dili, türk dili, türk dili (dergi), türk dili dergisi, türk dünyası araştırmaları dergisi, türk edebiyatı, türk edebiyatı, türk edebiyatı, türk edebiyatı tarihi, türk edebiyatı tarihi, türk edebiyatı tarihi, türk edebiyatı tarihi 2, türk evi, türk fotoğrafçıları, türk gerilla tarihi, türk halk kültürü kongresi, türk kişiliği, türk mitolojisi, türk mitolojisi, türk modernleşmesinin, türk musikisi, türk ocakları, türk romanı, türk siyaset tarihi, türk şiiri, türk şiiri, türk şiiri, türk tarihi, türk uçuş masalları, türk-iş, türk-sovyet ilişkileri, türkçe, türkçe, türkçe, türkçe, türkçe, türkçe, türkçe, türkçe-ingilizce sözlük, türkçede, türkçülük, türkistan, türkistan, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye, türkiye ansiklopedisi, türkiye ansiklopedisi, türkiye ansiklopedisi, türkiye ansiklopedisi, türkiye ekonomisi, türkiye karayolları haritası, türkiye mektupları, türkiye solu, türkiye sorunları, türkiye ve gelecek, türkiye yayınevi, türkiye'de, türkiye'de çizgi roman, türkiye'de popülizm, türkiye'de yoksulluk, türkiye'den, türkler, türkler, türkler, türkler, türkler, türkü sözleri, tüstav, tüstav, tzvetan, ubicini, uğur ziya şimşek, ulaştırma, ulema defterleri, ulrike m. meinhof - protestodan direnişe, ulus devlet, ulusal cephe, ulusal kurtuluş, ulusal sorun, uluslararası genel güvenlik, uluslararası yayıncılık, uluslararası yayıncılık, uluslararası yayıncılık, uluslararası yayıncılık, uluslararası yayıncılık, uluslararası yayıncılık, uluslararası yayıncılık, uluslararası yayıncılık, ulusların düşüşü, umberto, umumi esaslar, umumi müfettislik, umumi müfettislik, uno harva, urfa, ursula k. le guin, us düşün ve ötesi, usta işi, usulsüz, usulü'l-hikem fi-nizam'ül-umem, uyanış, uygulamalar, uygur, uygurca, uyku, uykusuz, uykusuz mizah dergisi, uzay, ücret, ücretli emek, üçüncü dünya, üçünü de öldür kolt, ülkü, ümit ünkan, ümran ay, üniversite, ünsal öztürk, ürkütücü, üsküdar'da sabah oldu, ütopya, ütopya, üvey anne, üzerinde 19 var, üzerine, v for vendetta, v. mshvenieradze, v. n. stoletov, v. vassine, vadideki zambak, vadim zagladin, vahap özpolat, vahdet gültekin, vahdet gültekin, vahdet gültekin, vahdet gültekin, vahdettin, vahit çelikbaş, vahram, vakfiye, vakıdi, vakıflar, valeriy sinelnikov, vandana shiva - çalınmış hasat - küresel gıda soygunu, varlık, varlık yayınları - varlık yıllığı 1976, varlık yayınları - varlık yıllığı 1980, vasfi nadir tekin, vassili vassilikos, vatan kitap, vatan kitap, vate, ve ansızın, ve geçip gitmediler, ve sonrası, ve yavrusu, vecihi timuroğlu, vedat türkali, vedat yenerer, veli sevin, veli sevin - yeni assur sanatı i mimarlık, vergi, versus kitap, versus yayınları, versus yayınları, veysel atayman, vforvandeta, vicdan tabakoğlu - bona müzik teorisi notları, vicdani, vicky ward, victor burgin, victor hugo, victor hugo, video, video anlatım, vietnam, vietnam, vikram seth, virginia, vitamin, vladimir ilyiç lenin, vladimir usenin, volga bulgar kitabeleri, volga bulgarcası, volkan yücel, voodoo, voodoo büyüleri kitabı, vural altın, vural sözer, vural sözer - müzik, w. deonna, walt disney, walter benjamin, walter benjamin - teknik olarak yeniden-üretilebilirlik çağında sanat yapıtı, walter görling - diktatörlerin arkasındaki para babaları, walter ruben, walther hinz, war, weber, wilbur smith, wilbur smith, wilfrid knapp, wilhelm reich, wilhelm reich - insanın doğadaki yeri, wilhelm reich - kişilik çözümlemesi, wilhelm schmid, will self, will self, will self, william james, wilson, wodehouse, wolpert, woody allen, woody allen, woolf, workplace, world history, www.eskikitaplarim.com, www.eskikitaplarim.com, www.eskikitaplarim.com, www.eskikitaplarim.com, www.eskikitaplarim.com, x. g. jung, xavier bétaucourt, xvi. yüzyıl, y. can özturgut, y. metin keskin, yabancı, yabancı devletler, yabancılar, yağmalanan belde, yahudi, yahudi, yahudi halkının, yahudiler, yahudilik, yahudilik, yahufi, yahut cesaret, yakın şark, yakın şark 2 anadolu, yakın zamanlar tarihi, yakubovskiy, yakup beğ, yakup kadri karaosmanoğlu, yakup kahraman - modern türk düşüncesinde hermenötik, yakup kepenek, yakut, yalçın, yalçın doğan, yalçın küçük, yalçın küçük, yalçın pekşen, yalçın'ı kim kurtaracak, yalnız başına, yalnız kurt, yanılsama, yannick marchat, yannis tzioumakis - amerikan bağımsız sineması, yapay zeka, yapı malzemesi, yapılan ahlaksızlık, yapısalcılık, yara, yâren, yargı yoktur, yarın, yaroslav haşek, yasemin yavuzer, yaşadıkça, yaşamın sırları, yaşar kemal, yatağanoğlu alimcan, yavuz sabuncu, yayıncılık tarihi, yazar, yazarlar kooperatifi, yazarlar kooperatifi, yazarlar kooperatifi, yazgısı, yazılar, yazın, yazko, yazko, yazko, yazko, yazko, yazko, yazko, yazko, yekta saraç, yeni devlet, yeni emperyalizm, yeni siyaset, yeni üyelerimiz, yeni üyelerimiz, yeraltı çalışmaları, yerasimos, yerbilim, yerine oturtmak, yerleşim, yersiz yorumlar, yeşilçam, yeşilkaya, yıldırım koç, yıldırım koç, yıldız cıbıroğlu, yıldız ecevit, yıldız ecevit, yıldız sarayı, yıldız sertel - türkiye'de dışa dönük ekonomi ve çöküş, yılmaz karakoyunlu, yılmaz onay, yılmaz öner, yılmaz özdil, yılmaz özdil, yılmaz özdil, yılmaz öztuna, yirminci yüzyılda bir veli, yoğunluk, yoksul derviş, yoksulluk, yokyer, yolculuk, yoldaş, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam, yordam kitap, yordam kitap, yordam kitap, yordan yovkov, yorgos, yoshi oida, youtube, youtube, yök, yönetime katılma, yöntem sorunu, yugoslavya, yula, yumrukoyunu, yunan, yunan, yunan, yunan mitolojisi, yunanlılar, yunus emre, yusuf arslan, yusuf kaplan, yusuf küpeli, yücel dursun, yüksel arslan - yeni etkiler, yüksel pazarkaya, yves santamaria - tarih nasıl yapılır?, z. a. b. zeman, z. üskül, zafer karademir, zafer taşlıklıoğlu, zafer toprak, zaman, zaman, zamanımızın bir kahramanı, zamyatin, zanaatkâr, zapatista, zarf, zayıflama diyetleri, zehiri kim verdi, zekeriya sertel, zeki bayraktar, zeki sarıhan, zeki sarıhan, zeki sarıhan, zeki sarıhan, zeki yılmaz, zerdüşt, zerdüştlük, zetterström, zevaco, zeynep, zeynep uysal, zeytin, zihniyeti, zincirin halkası, ziya gökalp, ziya gürel, ziyaeddin fahri fındıkoğlu, zor zamanlar, zoran zivkoviç - başka zaman kütüphaneleri, zoşçenko, zuhal kılıç turanlı, zupancic, zygmunt bauman


Konuyu Toplam 6 Üye okuyor. (2 Kayıtlı üye ve 4 Misafir)
machine_code , urment
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 22:28.

Forumumuz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, forum yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, ekyasal@gmail.com mail adresinden bize ulaşabilirler.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2021, Jelsoft Enterprises Ltd.