Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar  

Go Back   Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar > E-Kitaplar - Mizah Dergileri - Dergiler - Cizgi Romanlar > Bilim Kitapları > TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları


Cevapla
 
Seçenekler
Alt 09-29-2014   #11
zamangezgini
 
zamangezgini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 1.099
User ID: 268
Tecrübe Puanı: 214748371
Reputation: 2147483647
zamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üye
Standart Big Bang teorisi yanlış mı?

Big Bang teorisi yanlış mı?


İnternette Big Bang teorisiyle ilgili çok ilginç tartışmalarla karşılaştım. Öğrendiğim bazı şeyleri sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Anlaşıldığı kadarıyla, uzun zamandır Big Bang karşıtı pek çok ciddi fizikçi ve kozmolog var ortalıkta. Ama ne sayıları ne de etkinlikleri seslerini geniş çapta duyurmalarına yetmemiş. Thomas Kuhn'un duysa hoşuna gideceği bazı sebeplerle, kozmolojide ve teorik fizikte mevcut bazı paradigmaların ve kabul gören fikirlerin barajını aşamamaktan yakınıyorlar.

Pek çoğu fizikle gayet ciddi ve ve akademik düzeyde uğraşan bu kesimin - ki bu kesim dediğim kişiler birbirlerinden bağımsız, pek çoğu birbirini tanımayan ve tamamen kendi fikirleri ve araştırmaları çerçevesinde konuşan kişiler - iddialarına göre, aslında kozmolojideki Big Bang teorisi pek çok problem içeriyor, pek çok noktada gözlemsel verilerle çelişiyor, fakat yerleşmiş bir teori olduğundan bilim dünyası ondan kolay kolay vazgeçemiyor.

Bu tür fikirlerin kamuoyuna duyurulduğu popüler bilim kitaplarından biri Eric Lerner'ın "Is the Big Bang a Bust? The Big Bang Never Happened: A Startling Refutation of the Dominant Theory of the Origin of the Universe." isimli kitabı. 1991'de basılmış anladığım kadarıyla.

Lerner'ın ortaya koyduğu sorunlardan biri, büyük galaksi gruplarının nasıl oluştuğu sorunu. Bu konu fizikçilerin hala kafasını kurcalıyor. Evrenin yaşı Big Bang teorisine göre 15-20 miyar yıl civarı olmalıdır. Fakat, bu büyük yapıların oluşması için Lerner'a göre 100 milyar yıldan fazla zamana ihtiyaç vardır.
Astronomiyle ilgilenenlerin bileceği "kızıla kayma" fenomeni, hem galaksilerin bize uzaklığını, hem de birbirlerine olan göreceli hızlarını verir. Gözlenen galaksilerin kızıla kayma oranlarının mesafeyle arttığı tespit edilmiştir. Tully ve Fisher yöntemi gibi başka mesafe ölçüm yöntemleri de kullanan fizikçiler, galaksilerin hızlarının ve uzaklıkların yaklaşık olarak ne olduğunu tespit edebilmektedirler. Lerner'a göre, bu ölçümler sonucunda tespit edilmiştir ki, galaksiler hiçbir zaman saniyede 1000 km'den daha yüksek bir hızla hareket etmemektedir. Bu durumda ise 20 milyar yılda, olsa olsa 65 milyon ışık yılı kadar hareket etmiş olabilirler. O zaman, milyarlarca ışık yılı genişliğindeki alanlara dağılmış büyük galaksi grupları, tek bir noktadan yayılarak nasıl oluşmuş olabilir diye soruyor.

Big Bang kozmologlarının bu sorunu çözmek için önerdikleri açıklama, iki aşamalı bir yayılmayı gerektiriyor. Bu yüzden bazı bilim kitaplarında ya da dergilerinde "big bang iki kere oldu" türünden yorumlar görürsünüz. Bu fikre göre, bir ilk patlama gerçekleşmiştir, bunu büyük yapıların oluşmasına imkan verecek birkaç yüz milyarlık bir duraklama dönemi izlemiş ve sonra ikinci bir patlama gerçekleşerek her şeyi daha uzak bölgelere yaymıştır. Lerner'a göre, sırf teoriyi gözlemlere uydurmak için yapılmış ve yapay olduğu çok açıkça sırıtan bir açıklamadır bu.

Fakat bu kadarıyla bitmiyor. Teoriye yapılan bu yama, diğer bazı gözlemleri açıklamaya yetmiyor. Örneğin, bilim adamları, yaşı çok büyük galaksiler tespit etmiş durumdalar, ki bunların oluşmuş olması gereken dönemde Big Bang modeline göre evren henuz bu tür yapıların oluşmasına izin verecek kadar soğumuş durumda değildi.

Ayrıca, ilk dönemlerinde evrende madde dağılımı homojendi Big Bang teorisine göre. Fakat bugün gözlediğimiz evrenin yapısı homojen değildir. Madde bölge bölge gruplaşmış durumdadır. Homojen bir yapıdan, ilk zamanlarda mevcut olan tek kuvvet olan gravitenin etkisiyle, bu gün gördüğümüz topaklı yapının nasıl ortaya çıkmış olabileceği de Big Bang teorisinin açıklamakta çok zorlandığı noktalardan biridir. Lerner'a göre, bu gözlem de çok açıkça evrenin tek bir noktadan yayılarak oluşmuş olamayacağını göstermektedir.

Bir başka sorun ise, iyi bilinen "dark matter" (kara madde) sorunu. Big Bang teorisine göre, gözlenen kızıla kayma hızlarını açıklamak için gerekli çekim gücünü sağlayacak miktarda madde evrende gözlenememektedir. Nötrinolar ve kayıp kütle hesaplarını açıklayabilecek pek çok başka açıklamaların tümü hesaba katıldığında bile, gerekli kayıp maddenin ancak yüzde biri açıklanabilmektedir.

(Özellikle bu "dark matter" sorunuyla ilgili, bilim dergilerinde bu konunun Big Bang teorisiyle ilgili ciddi bir sorun olduğu ve artık teoriyi krize sokar hale geldiği şeklinde pek çok yorum ve fikir okuduğumu hatırlıyorum son yıllarda. Ki bunlar bilim dünyasında hala yaygın kabul gören Big Bang teorisinin destekleyicileri tarafından yazılmış makalelerde geçen yorumlar. Okuduğum bir yerde diyordu ki, Big Bang teorisiyle ilgili ortaya konan diğer problemlerin tümünün şu ya da bu şekilde üstesinden gelinebilmektedir, fakat bu kayıp "dark matter" sorunu bir türlü çözülememektedir).

Yine Lerner'ın kitabına dönersek, Finlandiya'lı ve Amerika'lı bir grup bilim adamı tarafından Lerner'ın kitabının basılmasından kısa zaman önce ortaya çıkartılan bir bulguya göre, aslında aranan "dark matter" evrende gerçekten de yok.

Çünkü, galaksilerin hızlarının ölçümlerinde, astronomların iyi bildiği bazı problemler vardır. Örneğin, bir galaksi grubundaki bazı yakın tarafta bulunan bir galaksi, bize yaklaşıyormuş gibi görünebilir. Veya, gruptan daha uzakta olan bir galaksi grubun bir üyesi zannedilebilir. Özellikle bu ikinci duruma uyan galaksiler, hasaplara katıldığında, galaksi grubunun kendi etrafında dönme hızını gerçekte olduğundan yüksek göstermektedir. Galaksi gruplarındaki madde miktarı hesaplanırken, bu ölçüm hızları kullanıldığından, bu hızlar yanlış hesaplandığında, örneğin olduğundan fazla çıktığında, galaksi grubunun kütlesi de olduğundan fazla hesaplanmaktadır. Sözkonusu Finlandiya'lı ve Amerika'lı grubun çalışmaları göstermiştir ki, bu durum aşağı yukarı tüm "dark matter" gerektiren durumları açıklamaya yetecek kadar önemli bir faktör bile olabilir. Çünkü yine aynı grubun dikkatleri çektiği bir gözlem var ki, her galaksi grubunun en parlak galaksisinin grup merkezi etrafında dönme hızı, grubun ortalama hızından daha yavaş. Bu ya çok tuhaf bir rastlantı, ya da aslında grubun gerçek hızı zannedilenden daha yavaş, ama gruba gerçekte dahil olmayan galaksilerin de hesaba katılması yüzünden hız olduğundan yüksek çıkıyor. Benzer şekilde, birbirinin çekim alanına kapılmış ve gruptan uzaklaşmakta olan bir galaksi çiftinin hızı hesaba katıldığında benzer bir problem ortaya çıkmaktadır aynı grubun çalışmalarına göre.

Kısacası, Lerner'ın dediğine göre aslında bu çalışmalar, belki de ortada gerçekten de hiç "dark matter" olmadığını gösteriyor. Evren, neyi gözlüyorsak ondan ibarettir görünüşe göre diyor. Fakat ekliyor, bu durumda ise, ortaya bir sorun çıkıyor: Big Bang teorisine göre, eğer aranan kara madde yoksa, galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluşamaz!
Kısacası, kitap çok önemli konulara parmak basıyor. Fakat tek bir kitaba bakıp, bilimsel teoriler hakkında hüküm vermek elbette ki çok doğru değil. Bu yüzden, bu kitapla ilgili eleştirileri vs. de inceledim. Kitapta sözü edilen iddialara cevap vermeye çalışan Big Bang fizikçilerinin veya kitabın kritiğini yapan kitap eleştirmenlerinin yazılarını okudum. Karşı çıkılan noktaların genellikle "Popüler bilim kitabı yazarak yerleşik teoriler çürütülemez", "Uzmanlar hala Big Bang'den vazgeçmiş durumda değiller", vs. türünde olduğunu gördüm. Teknik ayrıntılarla ilgili açıklamalar da var yer yer, fakat hiç birinde Lerner'ın yanlış bilgi verdiği söylenmiyor. Sadece sorunları biraz abarttığını söyleyenler var. Bir de Lerner'ın Big Bang'e alternatif olarak sunduğu Plazma Kozmolojisi kuramının gözlemleri açıklamada Big Bang'den çok daha zayıf olduğu türünde yorumlara rastladım. (Fakat örneğin bu son nokta, kitabın asıl önemli kısmıyla, yani Big Bang teorisinin sorunlarıyla ilgili bir çözüm ortaya koyan bir çaba değil tabi ki. Lerner'ın önerdiği alternatif daha bile zayıf olabilir, ama bu Big Bang doğru demek değil). Bilinenler haricinde ve Lerner'ın zaten hesaba kattığı açıklamalar haricinde, gerçekten sorunları ortadan kaldıran veya Lerner'ın ciddi şekilde yanıldığını gösteren açıklama ise pek göremedim.

Yalnız şunlar deniyor. Örneğin, Lerner'ın teorinin iyi açıkladığı konularla ilgili bir yorum yapmadığı, fakat iyi açıklayamadığı konulara aşırı yüklendiği söyleniyor. Çünkü örneğin, Big Bang teorisinin en önemli kanıtlarından biri sayılan Kozmik Arkaplan Radyasyonunun ölçülmüş olması ve bu değerin Big Bang teorisinin öngördüğünden biraz da düşük çıkmış olmasına rağmen yine de pek çoğunun fikrine göre yeterince yakın olması, hatta bütün bunlar bir yana, böyle bir radyasyonun varlığının bile tek başına Big Bang teorisinin önemli bir dayanağı olduğu söyleniyor. Çünkü bu fenomeni, Big Bang teorisinden başka açıklayabilen, hatta açıklamaya yaklaşan bir fikrin dahi olmadığı söyleniyor. (Fakat aşağıda açıklayacağım gibi, aslında bu tür bir fikir var. Kozmik arkaplan radyasyonunu, yıldızların uzayı ısıtması fikriyle açıklamaya çalışanlar var).

Bu şekliyle, Lerner'ın eleştirilerini yaratılışçıların Evrim'e saldırılarına bile benzetenler var. Nasıl ki yaratılışçılar doğru dürüst bir alternatif getirmeden, biyolojideki yerleşik bir teori olan evrime saldırıp dururlar ve teorinin iyi açıkladığı noktaları gözardı ederler, Lerner ve diğerlerinin de kozmolojinin yerleşik bir teorisi olan Big Bang için aynı şeyi yaptığını söyleyenler var.
Fakat bu tartışmada olaylar ilginç şekilde tersine dönmüş görünüyor. Lerner ve benzer düşünenler, Big Bang teorisinin bu kadar popüler hale gelmesinin, yaygın kabul görmesinin ve aleyhinde bunca delile rağmen bilim adamları tarafından bile hala kolay kolay terkedilememesinin altında bu teorinin dinsel yaratılış fikirlerine destek sağlaması (daha doğrusu destek sağladığının zannedilmesi) olduğunu söylüyorlar.

Aslında bu konu çok ilginç, çünkü big bang teorisi şimdiye kadar Evrim-Yaratılış tartışmalarında iki taraf tarafından da değişik vesilelerle kendi teorilerini desteklemek amacıyla kullanılmış durumda. Bu yüzden, ilginçtir, pek çok yaratılışçılık propagandası yapan kaynak, bu teoriden öfkeyle bahseder ve şiddetle reddeder. Bunların arasında, özellikle bizim Harun Yahya'nın bolca çevirilerini yaptığı ICR (Institute for Creation Research) kurumunun yayınları da bulunmakta. Bu tür yaratılışçılar, Big Bang ve sonrasıyla ilgili fikirleri, bilim adamları tarafından evrenin gelişimini Tanrı'nın işin içine girmesine ihtiyaç duymadan evrimsel bir şekilde açıklamakta kullanılmaları sebebiyle sevmiyorlar. Fakat, bu teorinin kendi dinsel yaratılış dogmalarına destek sağlayacak şekilde yorumlanabileceğini gören pek çok yaratılışçı ise Big Bang'e sahip çıkıyor. İşte özellikle bu kesimin toplum üzerindeki etkileri ve dinsel dogmaların yüzyıllardır toplumsal hayata girmiş etkileri yüzünden, Lerner ve benzerlerine göre, Big Bang bugün bilinen popülerliğine ulaşmıştır ve aleyhindeki onca delile rağmen hala terkedilememektedir.

Tabi, yazının başında da belirttiğim gibi, Big Bang teorisine inanmayanlar Lerner'dan ibaret değil. Bu yazıda büyük ölçüde ondan bahsetmemin sebebi, Lerner'ın bu konuda özel olarak popüler bir bilim kitabı yazmış bir kişi olması. Benzer şekide Big Bang teorisini beğenmeyen ve aslında yanlışlarla ve deliklerle dolu olduğunu söyleyen başka pek çok bilim adamı da var.
Hatta bu tür bilim adamlarının çalışmalarına fon sağlamak üzere kurulmuş Meta Research diye kar amacı gütmeyen bir kurum bile var. Çünkü Big Bang aleyhinde çalışma yapan bilim adamlarının, bu çalışmaları için normal kaynaklardan kolay kolay fon bulamadığını söylüyor bu kurumun kurucuları. (Meta Research'ün web sayfası: [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]).

Bu kurumun web sayfasında, Big Bang teorisinin en büyük 10 problemi diye bir liste de verilmiş durumda. Bu listeyi kısaca çevirmeye çalışırsak:

1) Statik evren modelleri, eldeki verilere genişleyen evren modellerinden daha iyi uyuyor.

2) Kozmik arkaplan radyasyonunun Big Bang'den kalma bir artık olduğu fikrinden ziyade, uzay boşluğunun yıldızların ışığı tarafından ısıtılması yoluyla oluştuğu açıklaması daha akla yatkın.

3) Elementlerin oluşumunu açıklamak için Big Bang modelinde çok fazla parametre ayarlaması yapmak gerekiyor.

4) Evrenin Big Bang teorisine göre hesaplanan yaşı (15-20 milyar yıl) evrende gözlenen büyük yapıların (galaksi grupları) ve onların arasındaki büyük boşlukların oluşmasına yetecek kadar fazla değil.

5) Kuasarların ortalama ışık şiddetinin zaman içinde tam belli bir şekilde azalması gerekiyor ki, ortalama parlaklıkları tüm kızıla kaymalarda aynı kalsın. (Ki böyle birşeyin olasılığı çok düşük).

6) Galaksi gruplarının yaşı, evrenin yaşından daha büyük gözüküyor.

7) Galaksilerin yerel hareketleri, her tarafı üniform olması gereken bir sonlu evren modeli için fazla yüksek görünüyor.

8) Big Bang teorisine göre, evreni oluşturan asıl baskın maddenin, içeriği ve varlığı belirsiz olan "kara madde" olması gerekiyor. (Kara maddenin normal maddeden çok daha fazla olması gerekiyor).

9) Gözlenen en uzak galaksiler (ki bunların en eski galaksiler olması gerekiyor) galaksilerin evrimi konusunda yeterli kanıt göstermiyor. (Yani daha yeni galaksilerle aynı gelişmişlik düzeyinde görünüyorlar, ki Big Bang teorisine göre zaman içinde galaksilerin evrim geçirmiş olmaları gerekiyor). Ve bunların bazıları en sönük kuasarlardan daha yüksek bir kızıla kayma gösteriyor.

10) Günümüzde gözlediğimiz açık evren eğer başlangıç anına döndürülseydi, evrende gözlenen maddenin gerçek yoğunluğunun kritik yoğunluğa oranının 1'den sadece 10 üzeri 59'da bir kadar farklı olması gerekirdi. Daha fazla bir fark ya çoktan kendi üzerine çökmüş, ya da çoktan dağılıp gitmiş bir evren ortaya çıkartırdı.

Bu maddeler, dediğim gibi Meta Research'ten alınmış bilgiler. Fakat pek çoğu, big bang aleyhine olarak rastladığım diğer fikirlerle de paralellik içeriyor. Dolayısıyla, Big Bang'in sorunları konusunda, teoriyi kabul etmeyen bilim adamları arasında aşağı yukarı bir hemfikirlik var gibi.

Ayrıca, yine önemli bulduğum için burada belirtmek istediğim birbaşka nokta, evrendeki tüm galaksilerde gözlenen kızıla kaymanın Doppler etkisinden değil, Compton etkisinden kaynaklandığını iddia eden uzmanlar da var. Bilindiği gibi, Doppler etkisi, bizden uzaklaşan veya yaklaşan bir dalga kaynağının ürettiği dalgaların dalga boyundaki kaymayı ifade ediyor. Kızıla kayma uzaklaşma, mora kayma yaklaşma anlamına geliyor. Tüm galaksilerin ise kızıla kaydığı tespit edildiğinden, tüm evrenin her an genişlediği düşünülüyor. Bu etki, konsantre elektronların içinden geçen ışığın bu elektronlara enerji kaybetmesi anlamına geliyor ve bu etki de kızıla kayma üretiyor. Galaksiler arasındaki boşluk eğer serbest elektronlar ve pozitronlarla doluysa, bu boşluk içinden geçen ışığın kızıla kayma göstereceği de tespit edilmiş. Bu durumda, ışık böyle bir ortamda ne kadar uzun süre seyahat ederse kızıla kayması da o kadar yüksek olacağından, bu durum galaksiler ne kadar uzaksa kızıla kaymalarının da o kadar fazla olduğunu söyleyen o gözlemleri de açıklamış olur. Kuasarların ise, kendi bünyelerinde yer alan bulanık bir atmosfer içinde bulunan serbest elektronların sebep olduğu Compton etkisinden dolayı çok daha yüksek bir kızıla kayma gösteriyor olabileceğini düşünüyorlar.

Göründüğü kadarıyla Big Bang ile ilgili çok ilginç fikirler ve tartışmalara rastlamak mümkün internette. Bu yazıda yazdıklarım, bilim dünyasında hala yerini koruyan önemli teorilerden biri olan Big Bang'i ne derece çürütür, işin o kısmını okurların takdirine bırakıyorum. Ben kişisel olarak, Big Bang aleyhine yazılmış fikirlerden oldukça etkilendiğimi söyleyebilirim. Fakat tüm bunlar, Big Bang gibi yerleşik bir teoriyi bir çırpıda silip atmak için yeterli olur mu, orasını bilemem.

Bilim dünyasının kuralları ve işleyişi bellidir. Elbette ki Thomas Kuhn gibilerin de belirttiği gibi, kimi zaman bilim dünyasında paradigmaların terkedilmesi zor da olsa (ve bu duraklamalara, veya yanlış fikirlerin uzun süre tüm bilim kamuoyu tarafından korunmasına da sebep olsa), herhangi bir bilimsel teoriyi bu tür ithamlarla kolayca terketmek de iyi bir bilimsel pratik olmasa gerek. Sonuçta eğer bilimin yöntemine güveniyorsak, eninde sonunda da olsa, ağır aksak da olsa doğrulara ulaşacağına güvenmemiz gerekiyor.

Kaynak site: [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
 
zamangezgini isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-29-2014   #12
Mandos
 
Mandos - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 64
User ID: 255
Tecrübe Puanı: 41655013
Reputation: 416550073
Mandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper ÜyeMandos Süper Üye
Standart

Sevgili zamangezgini yazdıklarılarına ek olarak Aklın İsyanın'dan bir kaç bölüm ekliyorum. Ve big bang teorisinin günümüzün yaradılış miti olduğuna katılıyorum. Hannes Alfven gibi mütevazi bilimadamlarına (Kendisine allah rahmet eylesin) (son da ki cümlesine dikkat edelim) çok iş düşüyor...

...................
Diyalektik düşünmeye alışkın olmayan birçok insan için sonsuzluk fikrini kabul etmek zordur. Sonsuzluk fikri, her şeyin bir başlangıcının ve sonunun olduğu günlük nesnelerin sonlu dünyasıyla o denli uyuşmazlık içindedir ki, garip ve açıklanamaz bir şey olarak görünür. Dahası, bu fikir belli başlı dünya dinlerinin birçoğunun öğretileriyle de uyuşmaz. Antik dinlerin birçoğunun kendi Yaratılış Efsaneleri vardı. Ortaçağ Yahudi âlimleri Yaratılış tarihini İ.Ö. 3760 olarak belirlemişlerdi ve gerçekten de Yahudi takvimi bu tarihten başlar. 1658’de, Piskopos Ussher evrenin İ.Ö. 4004’te yaratıldığını hesapladı. 18. yüzyıl boyunca evrenin en fazla altı ya da yedi bin yaşında olduğu düşünüldü.
Fakat –diye itiraz edebilirsiniz– 20. yüzyıl biliminin bütün bu Yaratılış efsaneleriyle hiçbir ortak yanı yoktur! Modern bilimsel yöntemlerle evrenin boyutlarının ve kökeninin tam bir tablosunu elde edebiliriz. Ne yazık ki iş bu kadar basit değil. Birincisi, muazzam ilerlemelere rağmen gözlemlenebilir evren hakkındaki bilgimiz, bize bilgi sağlayan en büyük teleskopların, radyo sinyallerinin ve uzay sondalarının gücüyle sınırlıdır. İkincisi ve daha da önemlisi, bu sonuçların ve gözlemlerin, genellikle salt mistisizmi andıran son derece spekülatif bir şekilde yorumlanma tarzıdır. Yaratılış Efsanesi (“Büyük Patlama”) ve onun ayrılmaz refakatçisi olan Kıyamet Günü (“Büyük Çatırtı”) âlemine gerçekten geri döndüğümüz şeklinde yaygın bir izlenim var.
..................
Büyük patlama teorisi gerçekten de bir Yaratılış Efsanesi’dir (tıpkı ilk Tekvin kitabı gibi). Büyük patlama teorisi evrenin yaklaşık 15 milyar yıl önce meydana geldiğini söyler. Bu teoriye göre, bundan önce ne evren, ne madde, ne uzay ve ne de zaman vardı. O patlama anında, evrendeki tüm maddenin tek bir noktada yoğunlaşmış olduğu varsayılır. Büyük patlama hayranlarının bir tekillik olarak kabul ettiği bu görünmez nokta, daha sonra öyle bir güçle patladı ki, derhal bütün evreni doldurdu ve bunun sonucu olarak evren halen genişlemeye devam ediyor. Bu arada, “zamanın başladığı” an da bu idi. Bunun bir çeşit şaka olup olmadığını merak edecek olur-sanız bunu aklınızdan çıkarın. Büyük patlama teorisinin anlattığı şey tam da budur. Adlarının arkasında uzun harf dizileri olan üniversite profesörlerinin büyük çoğunluğunun gerçekten inandığı şey budur. Bilim çevrelerinin bir kesiminin yazılarında mistisizme doğru kayışın en açık delilleri mevcuttur. Son yıllarda, en son evren teorilerinin popüler açıklaması maskesi altında, özellikle büyük patlama sözde teorisiyle bağlantılı olarak her türlü dini düşüncenin kaçakçılığını yapmaya teşebbüs eden bir bilim kitapları seli görmekteyiz.

“Plazma Evren” mi?
Standart evren modeli, bizi tam bir bilimsel, felsefi ve ahlaki çıkmaza sokmuştu. Teorinin kendisi gediklerle doludur. Ama yine de, en başta bir alternatifinin olmaması nedeniyle, kötü bir şekilde sallanmasına rağmen hâlâ ayaklarının üzerinde durmaktadır. Bununla birlikte, bilim dünyasında bir şeyler kıpırdanıyor. Büyük patlama teorisini reddetmekle kalmayıp, sonsuz ve sürekli değişen bir evren fikrinden yola çıkan yeni fikirler şekillenmeye başlıyor. Bu teorilerden hangisinin haklı çıkacağını söylemek için henüz çok erken. İlginç hipotezlerden biri olan “Plazma Evren” hipotezi, Nobel Ödülünü kazanan İsveçli fizikçi Hannes Alfvén ta-rafından ileri sürülmüştü. Teoriyi ayrıntılarıyla ele alamasak da, en azından Alfvén’in fikirlerinden bazılarından söz etmek gerektiği kanısındayız.
Alfvén laboratuvardaki plazma araştırmalarından kalkarak evrenin nasıl evrimleştiğini incelemeye başladı. Plazma* elektriksel olarak iletken sıcak gazlardan oluşur. Bugün evrenin %99’unun plazma olduğu biliniyor. Normal gazlarda, elektronlar bir atoma bağlıyken ve kolayca hareket edemezken, bir plazmadaki elektronlar çok büyük sıcaklıklar nedeniyle atomdan koparlar, böylelikle de serbestçe hareket etmeleri olanaklı olur. Plazma kozmologları, “muazzam elektrik akımları ve güçlü manyetik alanlar tarafından kesilen ve elektromanyetizma ile kütleçekimin kozmik kontrpuanıyla* düzenlenen” bir evren tasavvur ederler. 1970’lerde, Pioneer ve Voyager uzay araçları, Jüpiter, Satürn ve Uranüs etrafında plazma filamanlarıyla dolu elektrik akımlarının ve manyetik alanların varlığını saptadılar.
Alfvén, Anthony Peratt ve diğerleri gibi bilimciler, statik değil dinamik olan, fakat zamanda bir başlangıç gerektirmeyen bir evren modeli üzerinde özenle çalıştılar. Hubble genişlemesi olgusu bir açıklama gerektirir. Fakat bu açıklama için büyük patlama zorunlu değildir. Büyük bir patlama şüphesiz bir genişleme yaratır, fakat bir genişleme mutlaka büyük bir patlamayı gerektirmez. Alfvén’in dediği gibi, aksini iddia etmek, “tüm köpekler hayvan olduğundan, tüm hayvanlar köpektir demek gibi bir şeydir.” Sorun, evrenin bir noktasında evrenin bir parçasının genişlemesine yol açan bir patlama fikrinde değildir. Bunda aslında inanılmaz olan hiçbir şey yoktur. Sorun, evrendeki tüm maddenin tek bir noktada yoğunlaştığı ve bizzat evren ve zamanın, büyük patlama adı verilen tek bir anda doğduğu fikridir.
Hannes Alfvén ve Oskar Klein tarafından ileri sürülen alternatif model, gözlenebilir evrenin küçük bir köşesinde büyük miktarlarda madde ve anti-madde bileşiminin neden olduğu ve muazzam sayıda yüksek enerjili elektron ve pozitron oluşturan bir patlamanın olmuş olabileceğini kabul eder. Manyetik alanlara hapsolan bu parçacıklar, plazmayı yüz milyonlarca yıl öteye sürüklemişti. “Yaklaşık olarak on ya da yirmi milyar yıl önceki bu patlama, içinden galaksilerin yoğunlaşarak oluştuğu plazmayı dışarı doğru –Hubble genişlemesi– fırlatmıştır. Fakat bu, hiçbir şekilde maddeyi, uzayı ve zamanı yaratan bir büyük patlama değildi. Bu sadece büyük bir patlamaydı, evrenin bir parçasındaki bir patlamaydı. Alfvén bu açıklamanın mümkün olan tek açıklama olmadığını da itiraf eden ilk kişidir. «Önemli olan nokta» diye vurgular, «büyük patlamaya alternatiflerin mevcut olmasıdır.»”
 
Mandos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-29-2014   #13
zamangezgini
 
zamangezgini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 1.099
User ID: 268
Tecrübe Puanı: 214748371
Reputation: 2147483647
zamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üye
Standart

Gericiliğin Kuşattığı Bilim

Selim Fuat

Kapitalizmin içine girdiği derin tarihsel bunalım, kendini her türden akıldışı eğilimin toplumsal hayattaki yükselişiyle ve çürümeyle dışa vuruyor. Plüton'a uzay aracı gönderilmesinin gündemde olduğu bir dönemde, ABD'deki insanların önemli bir kısmı dünyanın güneş etrafında döndüğüne bile hâlâ inanmıyor. Ya da Fransız devriminin üzerinden neredeyse 220 yılın geçtiği Fransa'da, vergi ödeyen profesyonel astrologların sayısı 40 binin üzerinde. Dinsel ve mistik gericilik 'bilimsel' kanıtlarla körükleniyor.

Bu türden dinsel bağnazlıklar ve mistik şarlatanlıklar, sadece kapitalizmin bilgiye ulaşmasının ve düşünsel gelişmesinin önüne dağlar diktiği işçi sınıfı ve diğer yoksul kesimler nezdinde itibar görmüyor elbette. Öyle olsa geçmişe oranla çok da farklı bir durumdan söz edemezdik zaten. Safsatalar ve hurafeler bilim insanları üzerinde de etkili olabilmekte; onların 'fikirsel', burjuvazinin ise maddi katkılarıyla, toplumda bu türden 'düşünceler' daha da yaygınlaşmaktadır.

Bilim alanında da safsatalar bilimsel teoriler olarak itibar görmekte ve burjuvazi tarafından desteklenebilmektedir. Evrenin tek noktada yoğunlaşmış sonsuz enerjiden, büyük patlama yoluyla oluştuğu ve genleşmesinin sonunda kendi üstüne çökerek yine tek noktaya yoğunlaşacağını iddia eden büyük patlama (Big-Bang) teorisi bu duruma iyi bir örnektir. Büyük üniversitelerin anlı şanlı profesörleri de dâhil pek çok kimse bu yeni dönem 'yaratılış efsanesi'ne iman etmektedir. Genetikteki 'suç geni' türünden saçmalıklar da günümüz bilim insanlarının en önde gelenlerinin çalışma konularıdır.


Bilim dünyasında artan gerici eğilimler

Tutucu ve skolastik eğilimlerde gözle görülür bir güçlenme: artık iyiden iyiye ihtiyarlayan kapitalizmin bilimde ve felsefede bugün içinde bulunduğu durumu bu belirlemelerle ifade etmek yanlış olmaz. Burjuvazinin akılcı bir dünya görüşünü savunduğu, bunun için mücadele ettiği ve bedeller ödediği dönemler artık çok gerilerde kaldı.

Bilim alanında son iki yüzyılda kaydedilen göz alıcı başarılara rağmen, görülüyor ki, kapitalizmin kendi tarihsel sınırlarına ulaşmasıyla birlikte, burjuvazinin elinden aklın bayrağı da düştü. Oysa burjuvazi, feodalizmi ortadan kaldırıp kendi egemenliğini kurma mücadelesi verdiği dönem boyunca, sadece üretici güçleri geliştirmek suretiyle insanlığın doğa üzerindeki hâkimiyetini arttırmakla kalmamış, bilimin sınırlarını geliştirerek de ilerici bir rol oynamıştı. Engels'in söylediği gibi, burjuvazinin yükselişine kültür, sanat ve bilimin ilerlemesi de eşlik etmişti:

Burjuvazinin yükselmesine adım adım paralel olarak ise bilimdeki müthiş atılım gelişiyordu. Astronomi, mekanik, fizik, anatomi, fizyoloji yeniden ele alındı. Burjuvazi, sanayi üretimini geliştirmek için, doğal nesnelerin özelliklerini ve doğa güçlerinin etki tarzlarını araştıran bir bilime ihtiyaç duyuyordu. Bilim ise o zamana dek, kilisenin 'imanın koyduğu sınırları aşmasına izin verilmeyen' uysal beslemesi olmuştu ' kısacası, o, bilimden başka her şeydi. Bilim kiliseye karşı ayaklandı; burjuvazinin bilime ihtiyacı vardı ve ayaklanmaya katıldı. (Sosyalizmin Ütopyadan Bilime Gelişmesi, İnter Y.,s.26)

Engels'in belirttiği gibi, 'burjuvazinin modern egemenliğini kuranlar, burjuva sınırlamaların dışında herhangi bir sınırlama tanımıyorlardı.' Aslına bakılırsa bugün de özünde durum bundan farklı değildir. Burjuvazi kendi sınırlarından başka bir sınır bilmemektedir. Ancak eskiden kendisi bir devrimci sınıf olarak feodalizmin karşısına çıkmışken bugün karşısında devrimci bir sınıf olarak proletarya durmaktadır. Bu yüzden iki yüzyıl öncesinin akılcı ve devrimci burjuvazisi iktidara geldikten sonra karşıtına dönüşmüş, akıldışı düşüncelerin bayraktarlığına başlayarak gericileşmiştir. Burjuvazinin skolastik düşünceyi bertaraf etmek için ihtiyaç duyduğu bilimsel düşüncenin zaferi, skolastikten ve taassuptan ebediyen kurtulduğumuz anlamına gelmemiştir. Burjuvazi iktidarını koruyabilmek için bugün dört elle bunlara sarılmaktadır.

Burjuvazi insanlığın birikimini çarçur ediyor

Burjuvazinin gericiliğinden ve kapitalist sistemin artık üretici güçlerin gelişiminin önünde engel olduğundan bahsederken elbette bilim ve teknolojinin mutlak bir gerilemesinden söz etmiyoruz. Çünkü böylesi bir durum 'üretim araçlarını, dolayısıyla üretim ilişkilerini ve onlarla birlikte bütün toplumsal ilişkilerini sürekli değişikliğe uğratmaksızın var olamayan' kapitalizmin doğasıyla çelişir. Ne var ki üretici güçlerin bugün barındırdığı gelişme potansiyeli ile karşılaştırıldığında mevcut bilimsel-teknolojik gelişmeler son derece cılız kalıyor. Üstelik bu gelişmeler, insanlığın ve doğanın tahribatını arttırıcı bir biçimde gerçekleşiyor. Bunun temeldeki nedeni, kapitalist toplumda bilimin de sermayenin genişletilmiş yeniden üretiminin gereklerine tâbi olmasıdır. Kapitalist toplumda, bilgi üretimi, daima bu baskının altında çarpılır ve gelişimi yavaşlar. Egemen sistemin çıkarlarına hizmet etmeyen yeni gözlem ve buluşlar sürekli baskı altındadır ve genel bilgi teorisinin içinde hak ettikleri yeri bulamazlar.

Bugün söz konusu çelişkiyi fazlasıyla yaşamaktayız. Yapılan onca bilimsel gözlem, buluş ve üretilen bilgi, çoğunlukla doğaya ve insana zarar veren bir sanayi üretiminin, kapitalistlerin dünyaya hükmetmek için ihtiyaç duydukları ideolojik çerçevenin ve israfa dayanan bir tüketimi esas alan kültürün sınırları içine hapsedilerek iğdiş edilmektedir. Genel çıkarlar gözetilerek yaşama geçirildiğinde insanlığın önünü açacak bilimsel buluşlarsa, eğer o sırada burjuvazi için kârlı görünmüyorsa veya onun ideolojisiyle bağdaşmıyorsa hasıraltı edilmektedir. Böylece insanlığın yarattığı göz kamaştırıcı birikim hayata geçirilememekte, atıl durmakta ya da israf olmaktadır. Kâr ve rekabet kıskacında üretici güçlerin insan ve doğa yararına gelişmesi boğulmaktadır.

Yani muazzam bir potansiyel, burjuva çıkarların belirlediği sınırlar dâhilinde çarçur edilmektedir. Bu durumun pek çok örneği mevcut; alternatif enerji kaynakları ve alternatif teknolojiler mümkünken fosil kaynaklı teknolojilerde ve nükleer fisyon reaktörlerinde ısrar edilmesinin doğa üzerindeki tehdidi, insanlığın bilgi hazinesinin kullanım hakkının patentler yoluyla dev tekellerin kasalarında atıl durması, savaş sanayiine yapılan yatırımların muazzamlığı ortada. Bönleştirici bir eğlence sektörünün devasa boyutlara ulaşması da insanlığın birikiminin kapitalist ellerde nasıl har vurulup harman savrulduğunun göstergeleri. Üstelik burjuvazinin sağlayabildiği bilimsel ve teknolojik dönüşümler, işçi sınıfının bir bütün olarak daha fazla sömürüsüyle ve doğanın belki de geri dönülemez bir biçimde tahribiyle mümkün olmaktadır. Kapitalizm altında ilerlemenin bedeli budur.


Kapitalist toplumda bilgi üretimi baskılanıyor

Burjuvazinin bilime kendi sınıf çıkarları yönünde müdahalesi ve engellemeleri, bilimsel ve teknolojik gelişmelerin önünü önemli ölçüde tıkamaktadır. Skolastik düşünceye karşı mücadelesinde pek çok şehitler veren burjuvazi bugün var gücüyle engizisyon gibi işlev görecek mekanizmaları geliştirmektedir. Neyse ki günümüzde de Giordano Bruno gibiler var olabilmektedir. Onun gibileri yakan engizisyonun yerini ise kapitalistlerin malî giyotinleri almıştır.

Nükleer politikalarını desteklemediği için 'demokrat' İsveç hükümeti tarafından aforoz edilen ve fonları kesilen Hannes Alfven'in başına gelenler anlamlıdır. Yine, evrenbilimci Rennan Pekünlü tarafından aktarılan gökbilimci Halton Chip Arp'ın yaşadıkları da bir istisna olmasa gerek:

Bulguları, evrenbilimin ana akıntısındaki görüşleri çürüttüğünden ünlü gözlemevlerindeki teleskop zamanı elinden alınmış, bilimsel makaleleri yıllarca bekletildikten sonra ya basılmamış ya da basılabilmesi için 'bilimsel ödünlerde' bulunması istenmiştir!

İstenen 'bilimsel ödünlerin' büyük patlama teorisiyle bağlantısına işaret eden Pekünlü, bu teorinin egemenlerin ihtiyaçlarına nasıl hitap ettiğini de vurguluyor:

Big-Bang yalnızca evrene ilişkin bir model değildir. Bu model, birçok fiziksel süreçlerin yanı sıra, insanın tanrılarıyla olan ilişkileri gibisinden metafizik sorunlarına; yönetici sınıfların yönetilenlerle olan hiyerarşik ilişkilerine de yanıt veriyor.
('Evren Genişliyor mu?', Bilim ve Ütopya, sayı 31)

Burjuva ideolojisi yalnızca toplumsal bilimlerde değil doğa bilimlerinde de etkili oluyor görüldüğü gibi. Yani sınıflı toplumlarda egemen fikirlerin, maddi üretim araçlarını ellerinde bulunduranların fikirleri olduğu gerçeği bilim alanında da doğrulanıyor.

Üretici güçleri kendi içinde çelişkili olarak geliştirmeyi sürdüren kapitalizm, 'yıkıcı yaratıcılığı' ile insanlık için sorun oluşturmaya devam ediyor. Oysa üretici güçlerin gelişmişliğinin ulaştığı düzey, bizler için, bugün çok daha farklı bir dünyada yaşayabilmeyi olanaklı kılıyor. Bilimin gelişmesi insanlığı uzun zamandır kolektif mülkiyet biçimine zorluyor aslında. Bu nesnel gelişime prangalar vurmaya kalkan burjuvazi ise, bilim alanında yaşanan sorunlarda görüldüğü üzere çökmekte olan Roma misali akıldışılığı yaygınlaştırıyor.

Marksizmin tüm açıklığıyla farkında olduğu bu durum, bizler için umutsuzluk değil kapitalizme karşı mücadelemizde bir motivasyon kaynağı olmalıdır. Çünkü bu akıldışı düzen bizler mücadele etmeden yıkılmıyor; insanlığı barbarlığa sürüklüyor. Bu mücadele de bilim dâhil yaşamın tüm alanlarını kapsamalı elbette. Biliyoruz ki; tarihsel sürecin tüm aşamalarında, baskılara karşı bilim ve felsefe alanında sarf edilen özgürleşme çabaları, toplumsal ve politik mücadeleleri beslemiş ve karşılık olarak onlardan güç alarak sıçramalar yapmıştır.

Zincirlerimizden başka kaybedecek bir şeyimizin olmadığı bu dünyada, adı sosyalizm olan ve mücadele ederek kazanacağımız bir yaşam var. Sosyalizm denen o insana yakışır yaşamla birlikte: 'Kapitalist zincirlere mahkûm edilmiş olan bilimsel araştırma-geliştirmenin önündeki tüm engeller kalkacak ve kapitalizmin bir kenara attığı, ihmal ettiği, gelişmesini tökezlettiği, insan ve doğaya uyumlu buluşlar kısa sürede fışkıracak, en yaygın biçimde hayata geçirilecektir. Tüm bu etmenler bir yeryüzü cennetinin oluşumu için gerekli maddi temeli belki de şaşılacak kadar kısa süre içinde döşeyecektir. Zira üretici güçlerin mevcut gelişmişlik düzeyi daha önce hiç olmadığı kadar güçlü olanaklar sunmaktadır.' (Deniz Moralı, Radyoaktif Kapitalizm, Tarih Bilinci Yayınları, s.54)
 
zamangezgini isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-22-2016   #14
alpdeniz
 
alpdeniz - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2013
Mesajlar: 1.612
User ID: 22617
Tecrübe Puanı: 214748370
Reputation: 2147483647
alpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üyealpdeniz Süper Üye
Standart

Kitap yeniden tarandı. ClearScan ve Tıpkıçekim olarak düzenlendi. Ayrıca eserin İngilizcesinin "Demon-Haunted World (Science as a Candle in the Dark)" CS PDF düzenlemesi eklendi. İngilizce PDF tarama ve düzenleme bana ait değildir.
 
alpdeniz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 05-31-2017   #15
taramaci
 
taramaci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Sep 2016
Mesajlar: 1.099
User ID: 46517
Tecrübe Puanı: 214748367
Reputation: 2147483647
taramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üyetaramaci Süper Üye
Standart

Linki yenileyebilir misiniz?
 
taramaci isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-16-2017   #16
ada
 
Üyelik tarihi: Aug 2012
Mesajlar: 7.889
User ID: 2669
Tecrübe Puanı: 141004648
Reputation: 1410046352
ada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üye
Smile Teşekkürler

Teşekkürler
 
ada isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-16-2017   #17
Denberkay
 
Üyelik tarihi: May 2017
Mesajlar: 134
User ID: 53542
Tecrübe Puanı: 115822172
Reputation: 1158221719
Denberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper ÜyeDenberkay Süper Üye
Standart

Merhabalar Lentus ve indiren arkadaşlar,
kitap linki çalışmıyor. Aktifleştirebilirmisiz? Teşekkür ederim. Denberkay
 
Denberkay isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 09-17-2017   #18
zamangezgini
 
zamangezgini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 1.099
User ID: 268
Tecrübe Puanı: 214748371
Reputation: 2147483647
zamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üye
Standart

(ClearScan Tıpkıçekim PDF) linki yenilendi... ve kapak resmi eklendi.
 
__________________
zamangezgini isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 01-01-2018   #19
herace
 
Üyelik tarihi: Jan 2018
Mesajlar: 10
User ID: 64178
Tecrübe Puanı: 2
Reputation: 10
herace Yeni Üye
Standart

Teşekkürler.
 
herace isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
carl sagan, karanlık bir dünyada bilimin mum ışığı, tübitak popüler bilim kitapları, tübitak popüler bilim yayınları


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Carl Sagan - Kozmos (epub) lycantrophic Bilim Kitapları 18 10-31-2015 07:04
Carl Sagan - Contact metehan35 Yabancı Dilde Kitap ve Dergiler 5 06-13-2015 00:53
Düzenlenmekte: Carl Sagan Kozmos (epub) lycantrophic Düzenlenecekler - Tüm Bölümler İçin 6 01-11-2014 11:08


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 19:02.

Forumumuz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, forum yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, ekyasal@gmail.com mail adresinden bize ulaşabilirler.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2018, Jelsoft Enterprises Ltd.