Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar  

Go Back   Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar > E-Kitaplar - Mizah Dergileri - Dergiler - Cizgi Romanlar > Fantastik ve Bilimkurgu Kitapları


Konu Kapatılmıştır
 
Seçenekler
Alt 02-07-2013   #1
spiderh
 
spiderh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2012
Mesajlar: 1.552
User ID: 6440
Tecrübe Puanı: 83583873
Reputation: 835838664
spiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üye
Post Warcraft Hikayesi

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Bölüm 01 - Evrenin Yaratılışı




Kimse tam olarak kainatın nasıl başlandığını bilmemektedir. Bazılarının teorisine göre, yıkıcı kozmik patlamaların sonsuz sayıda dünyaları büyük karanlığın genişliği içinde döndürerek yarattığını savunur. Bu dünyalar bir gün muhteşem ve korkunç derecede canlı çeşitliliğini barındıracaktır. Diğer bir görüşün taraftarları ise, tüm kainatın tek bir güç tarafından yaratıldığına inanır. Kaotik kainatın kökeni bilinmezlik içinde süre gelir ama bir şey çok açıktır, o da güçlü varlıkların oluşturduğu ırklar, muhtelif dünyalara denge getirmenin yanında, onları izleyecek diğer varlıklar için de güvenli bir geleceği temin etmişlerdir.

Kozmozun uzak yerlerinde, metal derili, devasa Titanlar vardır. Yeni oluşan alemleri keşfederek, karşılaştıkları dünyaları şekillendirirler. Kudretli dağlar ve uçsuz bucaksız denizler yaratırlar. Havayı coşkuyla soluyarak, atmosferi şekilendirirler. Bu olay kaosun dışında düzen getirme amacı olan, ileri görüşlü ve kavranamaz bir bütünün parçasını teşkil eder. Hatta ilkel canlıları kendi işlerini görebilmeleri için güçlendirir, ilgili dünyalardaki bütünlüğü korurlar.

Titanlar, Pantheon olarak bilinen saygın bir mezhep tarafından yönetilir. Titanlar, yaratılışın ilk çağlarından itibaren dağılmış milyonlarca dünyaya düzen getirmiştir. Yüce gönüllü Pantheon, bu kurulu dünyalara güvenlik getirmeye çalışmıştır. Sapmış Evren (Twisting Nether)'in boyutlararası varlıklarının saldırı tehdidine karşı bile tetikdedir. Sapmış Evren, kaotik büyülerin ruhani boyutudur. Kainattaki sayısız dünyalarla bağlantısı vardır. Bu yer sadece yaşamları yok etmek ve yaşayan kainatın enerjisini emmek isteyen kötücül, şeytani varlıkların mekanıdır. Herhangi bir surette algılanamayan bu şeytani ve lanetli iblislerin (demon) süregelen tehdidini sonlandırmak adına bir yol bulmak için çabalamışlardır.


Sargeras ve İhaneti


Zaman içinde, şeytani varlıklar Sapmış Evren'den Titanlar'ın dünyalarına gelmenin yolunu bulmuştur. Pantheon en büyük savaşçısı Sargeras'ı, savunmanın ilk hattını oluşturmak üzere seçer. Erimiş Bronz'dan oluşan soylu dev Sargeras, sayısız asırlarca, bu iblisler nerede bulunursa bulunsun kendini bunları yok etmeye adamıştır. Ebediyet gibi geçen bir sürenin sonunda Sargeras, çok güçlü iki şeytani ırkla karşılaşır, iki ırk da güç kazanmakta ve fiziksel dünyaya hükmetmektedir.

Sonra Eredar adı verilen bir şeytani büyü ile uğraşan ırk, Warlock büyüleri ile birçok dünyayı ele geçirmeye başladılar. Bu büyülerden etkilenen saldırıya uğramış ırklar, mutasyona uğrayarak çok farklı yaratıklar olmaya başladılar ve en sonunda saldırıya uğramış masum ırkların hepsi Eredar'lara benzemeye başladı. Sargeras neredeyse limitsiz gücünü Eredar'lara karşı kullandı ve onları Sapmış Evren'in köşesinde yakaladı ve onları esir aldı. Ancak Sargeras, Warlock büyülerinden çok etkilendi ve kendisi de bunlardan nasibini almaya başladığında Sargeras, çok büyük bir depresyonun içinde buldu kendini.

Sargeras bu kafa karışıklığının ve ümitsizliğin içindeyken, Sapmış Evren'den gelen diğer bir ırkla savaşmaya zorlandı. Nathrezim adı verilen bu ırk, vampirik güçlere sahip korkunç bir ırktı. Adlarına Dreadlord da denilen bu ırk, birçok dünyayı ele geçirerek, yerlilerini gölgeye çevirirdi. Zalim Dreadlord'lar, dünya yerlilerini kandırarak, aralarında karışıklıklarla yol açarak dünyaları yokederdi. Sargeras, Nathrezim'i çok kolay yendi ama onların bozulmuşluğu onu derinden etkiledi.

Sargeras'ın duygularını şüphe aldı bir anda, görevine sadakatini ve hatta daha önemlisi Titanlar'ın düzenli bir evren anlayışını kaybetmişti. Sonunda Sargeras, sonuç olarak Titanlar'ın yapmış olduğu herşeyin yanlış olduğuna karar verdi. Ona göre Titanlar bu evrende Kaotik güçlerin kaynağı idi. Çoğu Titan arkadaşı ona yardımcı olup yol göstermeye çalıştı, ama bunun sonucunda Sargeras daha fazla içine kapandı ve Pantheon'dan ayrılıp dünyada kendine bir yer aramaya başladı. Pantheon onun terk edişine bir anlam veremedi ve Sargeras'ın neler yapabileceğini öngöremedi.

Zamanla, Sargeras delirdi ve ruhunun ücra köşelerinde bozulan bir şeyler olduğunu fark etti. Bunun nedenini Titanlar'a bağladı. Bu yüzden Titanlar'ın yapmış olduğu her şeyin yanlış, hatalı olduğunu zannetti. Bu yüzden her dünya yok edilmeliydi ve tekrar kurulmalıydı. Böylece düzen sonsuza kadar her tarafta olacaktı. Bunu yapmak için dev bir ordu kurmak için düşünmeye başladı.

Sargeras'ın Titanik görüntüsü bile zamanla bozuldu ve zehirlenmiş olan kalbi ile değişim içine girdi. Gözleri, saçları ve sakalı alevlendi ve metalik derisi karardı.

Bu kızgınlığın içinde Sargeras, Eledar ve Nathrezim ırklarını hapislerini açtı ve kötü yaratıkları serbest bıraktı. Bu yaratıkların önde gelenleri Karanlık Titan'a hizmetlerini sundular. Sargeras, Eledar'dan iki tane şampiyon seçti. İlki Kil'jaeden the Deceiver (Hilekar Kil'jaeden ) idi. Sargeras'ın orduları için karanlık ırkları düzenleyecekti. İkinci şampiyon ise, Archimonde the Defiler (Kirletici Archimonde) idi. Sargeras için orduları yönetecekti.

Kil'jaeden'ın ilk yaptığı şey, vampirik dreadlord'ları kendine köle yapmak oldu. Dreadlord'lar, Kil'jaeden için özel ajanlardı ve bu görevi çok iyi yerine getiriyordu. Aralarında Tichondrius denilen bir Dreadlord vardı ki bu yaratık, Kil'jaeden'in mükemmel bir savaşcısı olarak Sargeras'a da hizmet etti.

Muhteşem Archimonde, kendine de ajanlar buldu. Malefic Pit adlı bir dünyanın barbar lideri olan Mannoroth the Destructor'u ajanı yaptı ve evrenin en iyi ordusunu yapmak için çalıştı.

Sargeras ordularının yavaş yavaş oluştuğunu ve her emirini yerine getirecek güçte olduğunu görünce, hepsini Dev Karanlık'ın içine bıraktı. Sargeras bu ordusuna Burning Legion (Yanan Lejyon) ismini verdi. Bugüne kadar kaç tane dünya yok edip kaç tanesini köleleştirdi bilinmez, ancak evrene çok büyük bir yıkım getirdiği kesindir.


Eski Tanrılar ve Azeroth'un Hakimiyeti





Titanlar, Sargeras'ın yaptıklarından habersiz dünya dünya dolaşarak her dünyaya düzen getirmekle uğraştılar ve bir gün ufak bir dünya ile karşılaştılar; daha sonra adı Azeroth olacaktı bu dünyanın. Titanlar garip yeryüzüne ayak bastıklarında, düşman olarak birçok Elemental Varlık'la karşılaştılar. Bu Elemental'ler, sadece eskilerin bildiği yok olmuş Eski Tanrılar'a taparlardı ve bu yüzden Titanlar'ı geri püskürtmek için savaştılar.

Pantheon, Eski Şeytani tanrılara tolerans gösteremediği için Elemental'lere savaş açtı. Eski Tanrı Orduları dört kişi tarafından yönetilirdi: Ragnaros the Firelord (Ragnaros Ateşlordu), Therazane the Stonemother (Therazane Taşanası), Al'Akir the Windlord (Al'Akir Rüzgarlordu) ve Neptulon the Tidehunter (Neptulon Medceziravcısı). Kaotik güçler dünyayı sardı ve Titanlar'la savaşmaya başladılar. Ancak Titanlar çok güçlüydü ve Elemental'ler savaşı kaybetti. Bir bir tüm Elemental Efendiler yok edildi ve güçleri ellerinden alındı.

Eski Tanrılar'ın kalelerini yıkan Pantheon'lar, dört şeytani tanrıyı yeryüzünün altına zincirledi. Eski tanrılarının gücü kalmayınca Elemental'lerin ruhları fiziksel evrenden ayrıldı ve hepsi başka bir boyutta sıkıştılar. Elemental'lerin gidişi ile doğa sakinleşti ve dünya barışçıl ve bir o kadar güzel bir yere dönüştü ki Titanlar burayı çok sevdiler.

Titanlar birçok ırk yaratıp bu ırkların dünyanın şekillenmesinde kendilerine yardım etmelerini sağladılar. Sonsuz mağaralar yaratmak için cüce gibi yaşayan taşlar yarattılar. Denizleri yükseltip kara yapmak için deniz devlerini kullandılar. Birkaç çağ boyuncu Titanlar bu dünya üzerinde çalıştılar ve en sonunda inanılmaz güçleri olan bir göl oluşturdular. Bu göl, onların deyimi ile Sonsuzluk Kuyusu (The Well of Eternity), bu dünyada yaşamı başlatacak olan şeydi. Zamanla, bitkiler, ağaçlar, yaratıklar ve canavarlar dünyada dolaşmaya başladılar. İşlerinin son gününde oluşan kıtaya Kalimdor adını verdiler, yani Sonsuz Yıldız Işığının Ülkesi...


Ejderhalar Zamanı





Küçük dünyanın düzenlenmesinden ve işlerinin bitmesinden tatmin olan Titanlar, Azeroth'u terketmeye hazırlandılar. Yine de, gitmeden önce, herhangi bir gücün dünyanın mükemmel bütünlüğünü tehdit etmesi olasılığına karşılık Titanlar, dünya üzerindeki en harika ırkı Kalimdor'a göz kulak olma işiyle görevlendirdiler. O zamanlar bir çok ejderha türü vardı. Yine de kendi türlerinden olanlara egemenlik sağlayan beş tane ejderha türü vardı. Titanlar'ın yeni yeşeren dünyanın çobanlığını yapmaları için tuttuğu beşli, bu beş ejderha türüydü. Pantheon'un en yüce üyeleri kendi güçlerinin birazını bu türlerin liderlerine verdiler. Bu ulu ejderhaların her biri Yüce Özellikler (Great Aspects) veya Ejderha Özellikleri (Dragon Aspects) olarak bilinmeye başladılar.

Aman'Thul, Pantheon'un büyükbabası, uzaysal güçlerinin bir kısmını devasa bronz ejderha Nozdormu'ya bahşetti. Büyükbaba, Nozdormu'ya zamanı ve sürekli ilerleyen kaderin yolunu koruması için güç verdi. Hissiz, onurlu Nozdormu, Zamansız Olan olarak bilinmeye başladı.

Eonar, bütün yaşamın Titan patronu, kendi güçlerinin bir kısmını kızıl deve verdi, Alexstrasza'ya. Ondan sonra Alexstrasza dünyada yaşayan bütün canlıları korumak için çalıştı ve Hayat Bağlayıcı olarak bilinmeye başlandı. Üstün bilgeliği ve bütün canlılara gösterdiği sınırsız şefkati sayesinde Alexstrasza, Ejderha Kraliçe olarak taçlandırıldı ve diğer ejderhalara egemenlik sağladı.

Eonar, aynı zamanda Alexstrasza'nın genç kız kardeşi olan yeşil ejderha Ysera'yı, doğanın etkisinin küçük bir parçasıyla kutsadı. Ysera, Yaratılış Rüyası'nı oluşturmak için sonsuz soyutlanmaya girdi ve Hayalperest olarak bilinmeye başladı. O, yeşil evreninden, büyümekte olan yeşil dünyayı izleyebilecekti, Zümrüt Rüyası'ndan...

Norgannon, Titanlar'ın bilgelik saklayanı ve usta büyücüsü, mavi ejderha Malygos'u gücünün bir kısmıyla donattı, o zamandan itibaren Malygos, Büyü Yayan, Sihrin ve Gizli Bilgilerin Koruyucusu olarak bilinmeye başladı.

Khaz'goroth, Titanlar'ın şekillendirici ve yaratıcısı, kudretli siyah ejderha Neltharion'a, güçlerinin bir kısmını bahşetti. Yüce kalpli Neltharion'a, (daha sonra Dünya Koruyan olarak bilinicekti) dünya ve dünyanın derin yerleri üzerinde egemenlik verildi. O dünyanın gücüne güç kattı ve Alexstrasza'nın en büyük destekçisi oldu.

Güçlendirilmiş Beş Yüce Özellik, Titanlar'ın yokluğunda dünyanın savunmasından sorumlu hale getirildi. Ejderhaların yarattıklarını korumaya hazır olduklarının bilincinde olan Titanlar, Azeroth'u sonsuza kadar terketti. Ne yazık ki Sergeras'ın yeni doğmuş dünyanın varlığını öğrenmesi an meselesiydi...


Dünya'nın Yapılışı ve Sonsuzluk Kuyusu





İnsanlar ve Orklar arasındaki ilk savaşdan on bin yıl önce, Azeroth dünyası etrafı denizlerle çevrili devasa tek bir kıtadan oluşuyordu. Kalimdor denilen bu dev kıta, dünyanın şartlarında yaşamaya çalışan birçok ırkın ve yaratığın yuvasıydı. Bu kıtanın ortasında inanılmaz güçleri olan bir göl bulunurdu. Bu göle daha sonra Sonsuzluk Kuyusu (The Well of Eternity) dendi ve dünyanın içindeki büyünün gerçek kaynağı bu göldü. Sonsuzluk Kuyusu güçlerini Dev Karanlık'tan alırdı ve dünya üzerine saçardı.

Zamanla, dünyada bu gölden etkilenen yaratıklar, göl kıyısına ilkel evler kurmaya başladılar. Gölün kuvvetleri bu yaratıkları güçlü, akıllı ve neredeyse ölümsüz yaptı. Bu yaratıklar daha sonra kendilerine Kaldorei dediler, anlamı yıldızın çocuğuydu. Kendi gelişimleri ile birlikte dev binalar ve tapınaklar inşa ettiler.

Kaldorei veya daha sonra bilinen isimleri ile Night Elf'ler (Gece Elfleri), Ay Tanrıçası olarak bilinen Elune'ye taptılar ve onun gündüzleri Sonsuzluk Kuyusu'nun dibinde uyuduğuna inanırlardı. İlk Night Elf rahipleri ve bilgeleri kuyu üzerinde çalışarak, onun gücünü nasıl kullanabileceklerini anlamaya çalıştılar. Night Elf'ler gittikçe gelişerek Kalimdor'un büyük bir bölümüne yayıldılar, onları durduran şey ise Dev Ejderler oldu. Bu dev yaratıklar bölgelerini korumak adına çok titizdiler. Night Elf'ler daha sonra anladılar ki, Ejderler bu dünyayı koruyorlardı ve bu yüzden onları sırları ile yalnız bıraktılar.

Zamanla, Night Elfler daha fazla bencil olmaya başladılar. Çünkü çok güçlenmişlerdi ve birçok yaratıkla arkadaşlık kurmuşlardı. Bunlardan en ünlüsü Cenarius'du. Bir yarı tanrı olan Cenarius, Night Elf'lere doğayı anlattı ve öğretti. Kaldorei yaşayan ormanlarla bu şekilde bir empati kurmaya başladı ve doğanın dengesini bozmamayı öğrendi.

Sayılamayacak kadar çok çağ geçtikten sonra, hem kültürel hem de alan olarak gelişti Night Elf'ler. Tapınakları, yolları ve muhteşem binaları ile Kalimdor'a hakim bir ırktılar. Azshara, Night Elf'lerin güzel ve akıllı kraliçesi, gölün kıyısına dev gibi harika bir saray inşa ettirdi ve oraya hizmetkarları ve arkadaşları ile birlikte yerleştiler. Hizmetkarlarına Azshara Quel'dorei ya da bilinen ismi ile Highborne dendi. Bu Highborne, Azshara'nın dediklerini birebir yerine getiren seçkin bir gruptu. Azshara her Night Elf tarafından sevilen birisiydi ancak, Highborne her zaman kendilerinden başka hiçbir Night Elf'ten hoşlanmadı.

Rahiplerin, Sonsuzluk Kuyusu ile ilgili bilgilerini, Azshara Highborne'a vererek, bu gizlerin ortaya çıkartılması ve bu dünyanın asıl amacının öğrenilmesini istedi. Highborne bu işle uğraştı ve Kuyu'yu kullandı. Deneyler sürdükçe, Highborne kuyunun hem yaratmak hem de yok etmek için kullanılabileceğini gördü. Highborne'ler kendilerini kuyuya adadıkça, büyünün içinde onu kullanmaya çalışırken buldular kendilerini. Büyünün kontrollü ve sorumluluk gerektiğini bilmeden, Azshara ve onun Highborne'u büyü kullanmaya başladığında bozulumun içine girdiler. Cenarius ve birçok bilge Night Elf, büyünün sınırsızca kullanımının zararları olabileceğini söylediler. Ancak Azshara ve onun takipçileri inatla büyü kullanmaya devam ettiler.

Güçleri geliştikçe, Azshara ve Highborne değişmeye başladı. Kendilerini bir Night Elf'ten üstün görmeye başladılar ve kendilerini halktan soyutladılar ve Karanlık bir gölge Azshara'yı değiştirdi. Sevdiği her şeyden vazgeçti ve Highborne'dan başka kimse ile konuşmak istemedi.

Genç bir bilge olan Malfurion Stormrage (Malfurion Fırtınagazabı), olanları ilk gören oldu. Zamanının çoğunu çok sevdiği Druidizm çalışarak geçiren Malfurion, Azshara ve Highborne'un korkunç bir güç tarafından bozulmaya başladığını hissetti. Ardından nasıl bir şeytanlığın çıkacağını bilemedi, ancak Night Elf'lerin hayatlarının sonuna kadar değişeceğini anladı...


Kadimler Savaşı





Highborne'un anlamsızca kullandığı her büyü dünyadan öteye evrenin her tarafına yayılan bir sinyal gibi gitti ve bir gün Sargeras (Yaşamın En büyük Düşmanı, Dünya Yok Eden) bunları fark etti ve gözleri evrende ufacık olan bir dünyaya çevrildi: Azeroth'a. Buradaki sonsuz enejileri hisseden Sargeras, inanılmaz bir açlıkla bu gücü ele geçirmek için Burning Legion'ı dünyayı ele geçirmesi için Azeroth***8217;a gönderdi.

Sargeras, Burning Legion'ı gönderdikten sonra Azeroth dünyasına gitmek için yola çıktı. Legion milyonlarca çığlık atan, bağıran ve yok eden bir yaratık grubuydu ve hepsi fetih için aç kurtlar gibi beklemekteydiler. Sargeras'ın yardımcıları Archimonde ve Mannoroth dev ordularını savaşa hazırladılar.

Kraliçe Azshara, büyünün o korkunç gücüne kapılmış bir şekildeyken, Sargeras'ın reddedilemeyecek gücüne kurban giderek onu bu dünyaya almak için uğraşmaya başladı. Highborne'lar bile bu reddedilemeyen güçten etkilenerek Sargeras'a tapmaya başladılar. Burning Legion'a bağlılıklarını göstermek için Azshara ve Highborne, Sonsuzluk Kuyusu'nun dibine dev bir kapı açmak için çalışmaya başladılar.

Bütün hazırlıklar tamamlandığında Sargeras, Azeroth İstilası'na başladı. Savaşçı yaratıklar Burning Legion adına etrafı yakıp yıkmaya başladı ve Night Elf'lerin sessiz şehirlerini kuşattılar. Archimonde ve Mannorth'un Ordusu her taraftaydı. Arkalarında sadece kül ve göz yaşı bırakarak ilerlediler. Kalimdor'un tapınaklarına dev meteorlar çarparak Dev Infernal'ler dünyaya indi. Bir Burning Legion takımı olan Kıyamet Bekçileri (Doomguard) her tarafta yıkım yarattı. Cesur Kaldorei savaşçıları kendi dünyalarını korumak için çalıştı ancak her tarafta kaybettiler.

Malfurion Stormrage, bu arada insanlarını kurtarmak için çalışmaya başladı. Stormrage'in kardeşi Illidan, Highborne'un büyüsünü çalışmakta idi ve büyüyen bir şekilde bozulum içine girmişti. Malfurion, Illidan'ı yaptığı şeyin yanlış olduğuna ikna etti ve Malfurion güzel genç rahip Tyrande ile Cenarius'u bulmak için yola koyuldu. Malfurion ve Illidan, iki kardeş Tyrande'ye karşı bir sevgi beslemekteydi, ancak Tyrande'nin kalbi her zaman Malfurion'a aitti. Illidan, Tyrande ile kardeşinin bu halini gördükçe çok üzülüyordu ama bu üzüntüyü her zaman büyüye olan tutkunluğu bastırıyordu.

Büyünün o dev gücü içerisinde büyümüş olan Illidan, bu açlığı ile savaşmaya çalışmış ancak Kuyu'nun gücüne karşı koyamamıştır. Ancak Tyrande'nin desteği ile kendisini dizginleyebilmiş ve kardeşine de Cenarius'u bulmak konusunda yardımcı olmuştur. Hyjal dağında Gizli Ay Bahçeleri'nde yaşayan Cenarius, eski ejderhaları bulmak konusunda, Night Elf'lere yardım etmeyi kabul etti. Alexstrasza, ejderha ordusunu göndermek ve Legion'u durdurmak konusunda hem fikirdi.

Cenarius, ormanların ruhlarını çağırarak eski ağaç adamlarından bir ordu kurdu ve Legion'a yerden saldırdı. Bu şekilde saldırmalarına rağmen, Burning Legion'ın buradan sadece fiziksel güç ile kovulamayacağını anlayan Malfurion başka şeylere yöneldi.

Dev savaş Azshara'nın şehrine doğru ilerlerken, Delirmiş Kraliçe, Sargeras'ın gelmesini bekledi. Bu arada Sargeras da, Kapı'dan geçmek için hazırlanmaktaydı. Azshara bundan sonra Highborne'u alarak ayin düzenleyerek Kuyu'nun üzerine gelen en büyük gölgeyi yarattı. Bu gölge Sargeras'ın gelmesi için yapılıyordu...

Kalimdor'un yanan toprağında savaş devam ederken, olaylar tersine döndü. Zamanla kaybedilen bilgilere rağmen genel olarak, Neltharion adı verilen ejderha (Dünyanın Koruyucusu), Burning Legion***8217;ın gücünden etkilenerek deliye döndü. İsmini Deathwing (Ölümkanat) olarak değiştirerek diğer ejderhalarla savaştı.

Deathwing'in bu ani taraf değiştirmesi diğer beş Ejderhayı öyle etkiledi ki, asla bu etkinin yarası kapanmadı. Yaralanmış ve şaşkın Alexstrasza ve ejderhalar, ölümlüleri bırakıp geri çekilmeye zorlandı. Böylece Malfurion ve arkadaşları, sayıca çok azaldılar. Umutsuzdular.

Malfurion daha sonradan anladı ki bütün bu savaşın nedeni Sonsuzluk Kuyusuydu ve bunun yok edilmesi gerektiğine kendini ikna etti. Savaş arkadaşları Kuyu'nun ölümsüzlüklerinin ve güçlerinin kaynağı olduğunu bildikleri için çok korktular. Ancak Tyrande, Malfurion'un teorisindeki anlamı gördü ve Cenarius ve onların arkadaşlarını Azshara'nın Tapınağı'na son bir saldırıya ikna etti. Böylece Kuyu'yu iyilik için kapatmanın bir yolu bulunabilirdi belki de...


Dünyanın Yıkımı
(Birinci Savaş'tan "Warcraft I" 10,000 Yıl Önce)





Kuyunun yok edilmesi ile bir daha büyü kullanamayacağını bilen Illidan, bencilce grubunu bırakıp Highborne'u Malfurion'un planına karşı uyarmaya gitti. Tutkusunun önüne geçemeyen ve bu yüzden delirme noktasına gelen ve Tyrande'nin Malfurion'a olan sevgisini gören Illidan, bu yaptığından hiç pişmanlık duymadı ve Malfurion'u yalnız bıraktı. Sonradan Illidan, Kuyu'nun devamını sağlamak için herşeyin yapılmasını emretti.

Kardeşinin ayrılışından büyük üzüntü duyan Malfurion, saldırı için Azshara'nın Tapınağı'na gitti ve Büyük Avlu'da Highborne'un son büyünün ortasında olduğunu gördü. Bu korkunç büyü, Kuyu'nun ortasında bir girdap oluşturdu. Sargeras'ın gölgesi yavaş yavaş Kuyu'da belirmeye başladığı anda Malfurion saldırıya geçti.

Azshara, Illidan'ın uyarısını aldığında çoktan onlara karşı hazırlıklı olduğunu gördü Kraliçe'nin. Neredeyse tüm arkadaşları deli kraliçe tarafından öldürülen Malfurion, Tyrande'nin, Azshara'nın arkasından saldırdığını gördü ancak bir Tapınak Koruyucusu tarafından durduruldu ve büyük bir yara aldı. Malfurion aşkının yere düştüğünü görünce deliye dönderek Azshara'yı öldürdü.

Tapınağın içinde ve dışındaki savaş sürerken Illidan, olacaklara karşı kendi için özel yapılmış şişelerin içine Kuyu'nun büyülü suyundan koydu. Böylece her ne olursa olsun büyü gücünü kullanabilecekti.

Malfurion ve Azshara arasında süren savaş, Sargeras'ı dünyaya getirecek olan büyünün büyük bölümünün yanlış olmasına neden oldu. Böylece dengesiz girdap Kuyu'nun derinliklerinde patlayarak zincirleme bir olayı başlattı. Dev bir patlama, tapınağı yerle bir etti. Kuyu içine göçerek kayboldu.

Dev patlama, dünyanın dengesini bozmuş, dev depremlerle birlikte gökyüzü kapkara olmuştu.

Dev patlama sonrasında yok olan kıtanın ortasını denizler kapamaya başladı. Kalimdor'un neredeyse %80'i sular altında kaldı. Böylece Kalimdor ikiye bölünerek dünyada ayrı iki kıta oluştu. Bu yenidenizin ortasında (eskiden Sonsuzluk Kuyusu'nun bulunduğu yerde) dev bir girdap oluştu ve sürekli orada kaldı. Bu dev girdap Maelstrom olarak adlandırıldı ve asla durmadı.

Her nasılsa, herşeye rağmen Kraliçe Azshara ve Highborne bu patlamadan kurtulmayı başarmıştır. Çıkardıkları güçler içinde, girdabın içine çekilmiştir. Lanetlenerek ve şekil değiştirerek yeni bir ırk yaratmışlardır: Naga'lar. Azshara kendini kötülüğün kraliçesi olarak tanıtmış ve içinde bulunan kötülüğün dışa vurumunu Naga olarak görmüştür.

Maelstrom'un dibinde yeni bir şehir kurarak adını Nazjatar koydular ve güçlerini tekrardan oluşturdular. Var olduklarını açıklamak içinse 10,000 sene beklediler.


Hyjal Dağı ve Illidan'ın Hediyesi





Çok az Night Elf bu dev patlamadan kurtulabildi. Çok ilkel sandallar ile yavaş yavaş karalar aramaya başlılar. Sonra bir şekilde Elune'nin yardımı ile Malfurion, Tyrande ve Cenarius bu büyük yıkımdan kurtuldu. Bu kendini kanıtlamış kahramanlar sağ kalanları kurtarıp, yeni bir yuva kurmak için uğraşmaya karar verdiler. Sessizce kendilerine bir yer ararken, dünyanın kurtuluşunun sağlandığını, Sargeras ve Burning Legion'ın bu dünyadan gittiğini ve çok kötü bir bedelle zafer kazanıldığını anladılar.

Birçok Highborne bu patlamadan kurtulmayı başardı. Onlar da geride kalan Night Elf'ler ile birlikte yeni yuvalarına doğru yola çıktılar. Malfurion asla Highborne'e güvenmemiş olmasına rağmen onların Kuyu'nun varlığı olmadan hiçbir risk içermediklerini biliyordu.

Night Elf'lerin çoğunluğu karaya varmaya başladığında hepsi, Kutsal dağ Hyjal'ın halen ayakta olduğunu gördü. Burayı yeni yuvaları belleyen Malfurion ve takipçileri Hyjal'a tırmandı ve Hyjal'ın zirvesinde korkunç bir şey buldular. Ufak bir gölün içi büyü ile kaynamaktaydı.

Illidan da bu patlamadan kurtulmuştu ve herkesten önce Hyjal'a ulaşıp burada sihri tekrar açığa çıkarmıştı ve sakladığı kuyu sularını Dağın Gölleri'ne dökmüştü. Böylece yeni bir Sonsuzluk Gölü, Hyjal dağında ortaya çıkmıştı. Bencil Illidan bunun gelecek jenerasyonlar için bir hediye olduğunu düşünürken Malfurion, onu avladı ve ele geçirdiğinde Illidan şaşkınlık içindeydi. Malfurion ona bütün bu olanların sihir yüzünden olduğunu belirtti, ancak Illidan sihirden ve büyüden vazgeçmediğini söyledi.

Illidan'ın yaptıklarının durmayacağını bilen Malfurion, bundan kurtulmak için bir yol düşündü. Cenarius'un yardımı ile Illidan uzakta bir yeraltı zindanına yerleştirildi. Burada Illidan dünyanın sonunda kadar kalacak ve hiçbir sorun çıkartamayacaktı. Kardeşinin burada kalmasında ona eşlik edecek nöbetçi olarak Muhafız Maiev Shadowsong (Maiev Gölgeşarkısı) seçildi.

Yeni kuyunun yok edilmesi yeni bir felaket demek olduğundan, onu böyle bırakmak istedi. Ancak Malfurion, bunun için sihirle Night Elf'lerin sonsuza kadar aralarındaki bağı bozmak için Cenarius'un yardımı ile Night Elf'lerin Druidizm ile ilgilenmeye başlamasını sağladı. Böylece dünyayı tekrar eski düzenine göre kurabileceklerdi.


Dünya Ağacı ve Yeşil Rüya
(Birinci Savaştan -Warcraft I- 9,000 Yıl Önce)





Uzun yıllar boyunca Night Elf'ler, yorulmadan eski dünyalarını tekrar kurmak için çalıştılar. Eski yıkılmış tapınaklarını ve yollarını bırakıp, yeni evlerini dev ağaçların içine ve Hyjal dağının gölgeli eteklerine kurdular. Zamanla, ejderhalar yıkımın ardından ortaya çıkarak kendilerini gösterdi.

Kırmızı Alexstrasza, Yeşil Ysera ve Tunç Nozdormu, Night Elf'lerin yeni evlerine indiler. Malfurion (Night Elf'lerin Baş Druid'i) dev ejderhaları karşılayarak onlara yeni Sonsuzluk Kuyusu'nun hikayesini anlattı. Ejderhalar bunu duyunca Kuyu'nun burada kalması durumunda, Burning Legion'ın tekrar bu dünyaya ineceğinden korktular. Malfurion ve üç dev ejderha aralarında bir antlaşma yaparak, Burning Legion ajanlarının buraya gelirlerse bir daha kendi cehennem dünyalarına geri dönmesini engellemek adına ellerinden geleni yapmak için çalışmaya başladılar.

Alexstraza, bir tohumu Sonsuzluk Kuyusu'nun ortasına yerleştirdi. Sonsuzluk Kuyusu'nun büyülü gücü hemen tohumu yeşertti ve dev bir ağaç olmasını sağladı. Dev Ağaç, Sonsuzluk Kuyusu'nun suyu ile beslendikçe gökyüzüne doğru büyüdü. Bu dev ağaç bundan sonra Night Elf'lerin sembolü oldu. Onların artık doğa ile birleştiğini ve dünyayı her zaman koruyacaklarının bir simgesi olarak kaldı. Night Elf'ler bu ağaca Nordrassil dediler. Bunun anlamı ise Cennetin Tacı demek oluyordu.

Nozdormu, Dünya Ağacı'na bir büyü yaparak, onun sonsuza kadar orada kalmasını sağladı ve Dünya Ağacı orada kaldığı süre içerisinde Night Elf'ler asla yaşlanmayacak veya hastalanmayacaktı.

Ysera (Hayalperest), Dünya Ağacı'na yaptığı bir başka büyü ile kendi hayal dünyasını (yani Yeşil Rüya) bu Azeroth ile bağladı. Yeşil Rüya, dev gibi ve devamlı değişen, ruhani, fiziksel evrenin dışında bir yerdeydi. Bu rüyada Ysera, Azeroth'daki canlıların evrimini ve doğanın düzenini tasarlardı. Night Elf'ler (Malfurion dahil olmak üzere) bu dünyaya bağımlı hale getirildiler. Bu gizemli antlaşmanın sonucunda, druid'lerin hepsi Yeşil Rüya'ya girerek Ysera'ya yardım etmek istedi. Böylece dünya onlara bir daha ihtiyaç duyduğunda geri dönecekler ve dünya hakkında inanılmaz bilgilere sahip olacaklardı.


High Elf Sürgünü
(Warcraft I'den 7,300 Yıl Önce)



Yüzyıllar geçtikçe, yeni Night Elf halkı gelişti ve büyüdü. Kendilerinin Ashenvale dedikleri ormanları bile geçerek yayıldılar. Dev yıkımdan sonra dünya üzerinde kalmadığına inanılan birçok yaratığı tekrar gördüler: Furbolg'lar gibi. Druid'lerin öncülüğünde Night Elf'ler kusursuz bir yaşam sürdüler barış içinde...

Ancak, Highborne üyeleri hiçbir zaman memnun değildi. Illidan gibi kendi bağımlılıklarına olan bağlılıkları onları devamlı rahatsız ediyordu. Bir süre sonra Sonsuzluk Kuyusu'ndan büyü güçlerini geri almak için teşebbüste bulundular. Dath'Remar adlı, Highborne üyesi, Druid'leri büyü kullanmamakla suçladı ve haklarının büyü kullanmak olduğunu belitti. Malfurion ve diğer Druid'ler, eğer herhangi bir Night Elf'in büyü kullanırsa öldürülecek olacağını belirtip, Highborne'u uyardı. Bunun üzerine Highborne, Ashenvale üzerine dev bir Büyülü Kasırga gönderdi.

Druid'ler kendi ırklarından kişileri öldürmek istemediğinden, Highborne'u sürgüne gönderdiler. Dath'Remar ve takipçileri bunu memnuniyetle karşıladılar. Buradan gitmeleri demek büyü yapabilecekleri anlamına geliyordu çünkü. Özel yapım birkaç gemi ile okyanuslara açıldılar. En sonunda, daha sonradan insanların Lordaeron dedikleri yere inerek, burada büyülü yeni bir krallık kurmaya başladılar: Quel'Thalas... Kendi soylarının taptıkları Ay'a karşılık Güneş'e taptılar...


Gözcüler ve Uzun Nöbet





Kendi içlerindeki sorunlarından kurtulmuş olan Night Elf'ler, kendi evlerini geliştirmeye devam ettiler. Druid'ler Yeşil Rüya'ya girmenin zamanının geleceğini hissettiler, aşklarını ve ailelerini arkada bırakmaya hazırlandılar. Tyrande, Elune'nin Baş Rahibesi oldu ve Malfurion'a gitmemesi için yalvardı. Ancak Malfurion, gururunu korumak için Yeşil Rüya'ya girmekte kararlıydı ve Rahibe ile vedalaşıp ona asla ayrılmayacaklarını söyledi...

Kalimdor'u Tyrande'ye bırakan Malfurion, Yeşil Rüya'ya girince, Baş Rahibe, Night Elf'lerden dev bir savaşçı ordu kurdu. Korkusuz ve eğitilmiş olan bu kadın savaşçılar, kendilerini Gözcü diye tanıttılar, barışın ve huzurun koruyucuları...

Yarı tanrı Cenarius, Hyjal dağının eteklerindeki bahçelerde yaşamaya devam etti. Oğulları, Ormanın Koruyucuları olarak bilindiler ve her zaman Night Elf'leri takip ettiler ve arada sırada Gözcüler'e barışı korumak adına yardım ettiler. Cenarius'un kızları Dryad'lar ise devamlı artan bir şekilde ormanlarda görülmeye başlandı.

Ashenvale'de Tyrande devamlı meşgul oldu. Malfurion'un yanında olmamasından dolayı mutlu olamadı hiç. Uzun yüzyıllar boyunda Druid'ler uyudukça Tyrande, ikinci bir Burning Legion sadırısından korktu. Halen Burning Legion'un buralarda olduğunu hisseden Tyrande, intikam için geri döneceklerini biliyordu...



BÖLÜM 2: Yeni Dünya


Dath'Remar tarafından yönlendirilen High Elf'ler, Kalimdor'u arkalarında bırakarak, fırtınaları aşarak Maelstrom'a doğru yöneldiler. Yıllar boyunca denizde kendilerine ait bir büyü dünyası kurmak için hayaller kurarak doğuya doğru yollarına devam ettiler. Bu yolculuk onlara Eski Krallıkları'nın yıkımını ve anlayamadıkları birçok şeyi gösterdi. Burning Legion'ın gücünün o anda farkına vardılar. Dath'Remar (daha sonra adı Sunstrider diye anıldı) halkına, bir krallık sözü verdi. Sonsuza kadar sürecek bir Büyü Krallığı...

Donanma sonunda, insanların daha sonra Lordaeron diyecekleri bölgenin sahillerine geldi. İçlere doğru yayılan High Elf'ler, Tirisfal Glades adı verilen yerde bir yerleşim kurdular. Kısa bir zaman sonra, bir şeyler ters gitti: High Elf'ler delirmeye, saldırganlaşmaya başladı. O zamanın bilgeleri, bulundukları yerin lanetli olduğu kararına vardılar, ancak asla doğrulanamayan bir teoriydi bu. High Elf'ler göçetmek zorunda kaldılar.




High Elf'ler, Lordaeron'un dev ormanlarla kaplı dağlarından geçerken, birçok güçlükle karşılaştılar. Sonsuzluk Kuyusu'nun yaşam dolu gücünden koptuklarından beri, hava koşullarından dolayı çoğu hastalanmış ve açlıktan ölmüştü. En garip değişiklik ise, artık ölümsüz değillerdi ve elementlere karşı güçleri de yoktu. Morumsu renkli tenleri gitmiş, tenlerindeki renk solmuştu. İçinde bulundukları zorlu yaşam koşullarının üstüne bir de Lordaeron'un devasa yaratıklarıyla savaşmak zorunda kalmışlardı. Bu arada, yolculuklarının bir kısmında ilkel insan kabilelerinin ilk örnekleri ile karşılaştılar. Bu ilkel insanlar, dev ormanların içinde avlanarak yaşayan ufak gruplardan ibaretti; tabi ki High Elf'lere bir tehdit oluşturmayacaklardı. Ancak High Elf'ler en büyük tehditlerini dev orman Zul'Aman'da bulacaklardı.

Bu yosun derili yaratıkların adı Troller'di. Kendi organlarını ve ölümcül yaralarını anında iyileştirebilen güçlü bir ırktı, ancak her zaman barbarca yaşamayı seçmişlerdi. Lordaeron'un kuzeyinde Amani Krallığı adı altında birleşen bu Troller, yeni ziyaretçilerinden hiç hoşlanmadılar ve Elf'lerin sınırlarını aştıklarını görünce vahşice saldırdılar. High Elf'ler de buna karşılık olarak, Troller'i gördükleri yerde öldürdüler.

Uzun yıllar boyunca, High Elf'ler kendilerine Kalimdor'daki gibi güzel bir yer aradılar ve sonunda şansın yardımı ile kuzeydoğu dağlarını aşarak dev düzlüklere ve güzel nehirlere sahip bir coğrafya keşfettiler. Buraya Quel'Thalas dediler, ve dev bir krallık kurmaya başladılar. Öyle bir krallık ki, Kalimdor'daki kuzenlerinin kıskanacağı kadar güzel bir krallık. Ne yazık ki, High Elf'lerin sonradan öğrendiği gerçek onlara çok pahalıya patlayacaktı. Quel'Thalas, Troller'in eskiden kalma dev şehirlerinin üzerine kurulmuştu. Troller bu toprakları kutsal sayıyorlardı. Neredeyse hemen hemen tüm Trolller, Elf yerleşim alanlarına saldırmaya başladı.

İnatçı Elf'ler, yeni buldukları toprakları vermekte gönülsüzlerdi, Sonsuzluk Kuyusu'nun verdiği güçleri kullanarak büyülerini kullandılar ve delirmiş Troller'i kontrol altında tuttular. Dath'Remar'ın liderliğinde Amani Savaşçıları'nı ona karşı bir sayıda olmalarına rağmen yenmeyi başardılar. Bazı Elf'ler Kaldorei'lerin eski uyarılarından olan, büyünün Burning Legion'ın dikkatini çektiği gerçeğini hatırlattı. Bu yüzden, Quel'Thalas bilginleri, topraklarının üstünü çevreleyen bir büyü bariyeri kurdular. Bu bariyer sayesinde büyüler evrende yankılanmayacaktı, böylece Burning Legion'ın dikkati çekilmeyecekti. Quel'Thalas'ı çevreleyen dev dikili taşlar kuruldu ve bariyer oluşturuldu. Bu dikili taşlar, sadece büyüleri engellemekle kalmadı, aynı zamanda batıl inançlı Troll ordularını korkuttu.

Zaman geçtikça, Quel'Thalas, High Elf'lerin çabalarının ve büyü gücünün parlayan bir anıtı oldu. Muhteşem güzellikteki sarayları, Kalimdor'daki kuzenlerininki gibi tasarlandı ve inşa edildiler. Quel'Thalas bu hali ile Elf elinden çıkmış en güzel şehir oldu. Silvermoon (Gümüşay) adı verilen bir meclisle Sunstrider Hanedanlığı'nın (Güneşgeçen Hanedanlığı) politik gücü pekiştirildi. Yedi tane High Elf lordundan oluşan meclis, Elf topraklarını korumak için çalıştılar. Koruyucu kalkanla korunan topraklarında, eski Kaldorei uyarılarından uzakta büyüyü hayatlarının her alanında kullandılar.

Neredeyse, dört bin yıl boyunca High Elf'ler barış içinde yaşadılar. Ancak intikam almak isteyen Troller asla yenilmemiştiler. Ormanın derinliklerine yerleşen troller, sayılarını arttırdılar ve en sonunda dev bir Troll ordusu Quel'Thalas'ın gölgeli ormanlarına girerek savaşı başlattılar.




High Elf'ler bu dev Trol ordusu ile savaşırken, gelişmeye başlayan insanlar, kendi kabile toprakları için savaşmaktaydılar. İnsanlığın ilk savaşları ne onurdan ne de ayrımdan söz edilebilecek savaşlardı. Herkes kadın, çocuk, yaşlı demeden katlediliyordu. Ancak sadece bir kabile, adı Arathi olan kabile, Troller'in gözden kaçırılmayacak kadar dev bir tehdit olduğunu görebildi. Arathi bu yüzden bütün kabileleri kendi kontrolüne almak istedi ki, sıra kendilerine geldiğinde Troller'e karşı savaşı kazanabilsinler.

Bu düşüncenin ardından geçen altı yıl boyunca Arathi, tüm kabilelerle savaştı ve her zaferin sonucunda Arathi, barış ve eşitlik vaad etti ve ele geçirilmiş insanların saygısını kazandı. Bunun sonucunda Arathi Ordusu inanılmaz derecede büyüdü. Artık güçlerinin Troller'e karşı gelebileceğine inanan insanlar, Lordaeron'un güneyinde bir kale kurdular. Strom adı verilen bu kale, Arathi milletinin başkenti olurken, Krallığın adı Arathor oldu. Arathor zenginleşirken, Lordaeron'un başka yerlerinde yaşayan insanlar Arathor'un güvenli topraklarına yerleşmeyi seçtiler.




Tek bir bayrakta birleşen insan kabileleri, iyimser ve güçlü bir kültür geliştirmeye başladılar. Thoradin, Arathor'un Kralı, Gizemli Elf'lerin halen Trol işgalinde olduğunu biliyordu, ancak kendi insanlarının güvenliğini tehlikeye atmak istemiyordu. Elf'ler ve Troller'e karşı çok az şey bilen insanlar, aslında her iki ırka da soğuk bakmaktaydı. Aylar sonra Elf'lerin düştüğüne dair dedikodular Thoradin'in kulağına geldiğinde, perişan iki tane High Elf elçisi Strom'dan içeri girmişti; böylece Thoradin, Trol tehdidinin burada duramayacağını anladı, sıra çok yakında onlara gelecekti.

Elf'ler, Thoradin'i Troller'in dev ordularının Quel'Thalas'ı işgal ettikten sonra güneye ineceğini ve buraya saldırıcağını söylediler. Çaresiz Elf'ler, askeri yardıma muhtaçtılar ve çaresiz olarak seçilmiş bazı insanlara büyü kullanmayı öğretmeyi kabul ettiler. Ancak Thoradin büyüye duyduğu güvensizliği bir kenara bırakıp, Elf'lere yardım etmeyi kabul etti. Hemen Strom'a gelen Elf'ler, belli başlı seçilmiş insanları eğitmeye başladılar.

Elf'ler başta insanların büyü kullanmakta oldukça beceriksiz olduğunu gördüler ve bununla aralarında dalga geçmeye bile başlamışlardı. Tam yüz tane insana büyünün en basit güçlerini kullanmayı öğrettiler; sadece Troller'le savaşabilecekleri kadar. İnsan öğrencilerinin hazır olduğuna ikna olan Elf'ler, savaşa doğru, Thoradin'in dev orduları ile birlikte kuzeye doğru yola çıktılar.

Birleşik Elf ve İnsan orduları ile Trol Orduları, Alterac Dağları'nın eteklerinde çarpışmaya başladı. Savaş uzun günler sürdü. Arathor orduları vahşice ve delirmiş şekilde üstlerine gelen Trol ordularına hiç yorulmadan veya bir santim bile toprak vermeden savaştılar. Elf Lordları zamanın geldiğini düşünerek büyü güçlerini kullanmaya başladılar; yüz tane insan büyücü ve birçok Elf büyücüsü büyülerini kullanarak Troller'i şok ettiler. Elemental Ateşler, Troller'i yakarak kendilerini iyileştirememelerini sağladı ve Troller gittikçe zayıfladı.

Trol orduları bozulmaya ve kaçmaya başlayınca, Thoradin'in orduları takip etti ve bulduklarını öldürdüler. En sonunda çok az bir Trol sayısı kaçmayı başardı. Troller bu savaştan sonra asla eski güçlerine kavuşamadılar ve tek bir millet olarak görülmediler. Quel'Thalas'ın kurtulduğundan emin olan Elf'ler ve insanlar arasında çağlar boyunca devam eden dostlukları böylece başlamış oldu.


Tirisfal Bekçileri
(Warcraft I'den 2,700 Yıl Önce)



Troller'in kuzey topraklarından sürülmesinden sonra Elf'ler, kendi yıkılmış krallıklarını baştan yapmak için yeniden çalışmaya başladılar. Zafer kazanmış Arathor Orduları, Strom'a döndüler. İnsan toplumu zenginleşip geliştikçe, Thoradin'in içinde bu kadar hızlı büyümenin insanları birbirinden ayıracağı korkusu belirdi ve bu yüzden Strom'u merkez olarak her zaman kullanıp otoritesini gösterdi. Uzun yıllar boyunca barışın kol gezdiği Lordaeron'da büyüyen İnsanlar, Thoradin'in ölümünden sonra genç nesillerle birlikte krallıklarını büyütmek için çalışmaya başlattılar ve bu yüzden Strom'dan öteye gitmek için hayaller kurmaya başladılar.

Elf'ler tarafından eğitilen asil yüz insan büyücü, güçlerini geliştirerek, Elf'lerden bile öteye gitmek için uğraşmaya başladılar. Bu büyücüler, asil güçleri ve ruhları yüzünden seçilmişlerdi ve bu güçlerini her zaman önemsediler ve sorumlulukla kullandılar; ancak büyücüler bu güçlerini ve sırlarını genç jenerasyonlara öğretmeye başladıklarında, hiç savaş yaşamamış ve bu yüzden büyü gücünü hayatının her yerinde kullanmaya başlamış Genç Büyücüler ortaya çıkmaya başladı. Sorumluluk içermeyen hareketleri ile krallık içinde sorunlar baş göstermeye başladı.

Krallık büyüdükçe ve toprakları genişledikçe, Genç Büyücüler yolculuklarla güney yopraklarına yayıldılar ve kendilerini ve halklarını vahşi hayvanları koruyarak veya avlanarak geçinmeye başaldılar ve bu da Strom'un ötesinde başka şehirler yapmaya olanak sağladı. Ancak güçleri geliştikçe büyücüler, toplumdan yavaş yavaş kopmaya başladı.

İkinci Arahtor şehri Dalaran oldu. Dalaran, Strom'un kuzeybatısında kalan Hillsbrad adı verilen yerde Lordamere Gölü'nün güney kıyısına kurulmuştu. Güney topraklarına yayılan büyücülerin hepsi buraya yerleşmeyi uygun gördüler. Burada büyüyü istedikleri şekilde daha özgür bir biçimde kullanmak istediler. Büyücülerin hayalindeki şehirdi Dalaran. Böylece başlayan Dalaran inşası ile birlikte dev bir ekonomi de ardından geldi. Böylece Dalaran, insanların büyü şehri oldu. Strom'dan daha büyük, daha görkemli ve güzel bir şehir olmuştu artık. Ancak büyünün bu kadar çok kullanılması, daha fazla büyücünün yetişmesine ve en sonunda büyücülerin neredeyse hepsi gerçekle sanal arasındaki farkı anlayamamaya başladı.

Sonsuzluk Kuyusu'nun yıkılması ile dünyada hapsolan ve saklanan birçok Burning Legion Ajanı, büyünün gücünü hissedince, evrenin her tarafından gözler tekrar dünyaya çevrildi. Yer altından çıkan iblislerin tek amacı vardı artık: Dalaran. Dalaran'a önce çok zayıf demonik saldırılar başladı, ancak Dalaran yöneticileri tarafından örtbas edildi, halktan saklandı. Birçok güçlü büyücü, İblisler'in peşinden onları ele geçirmeye gönderildi, ancak hepsi güçlü Burning Legion'a karşı güçsüz kalıyordu.

Birkaç ay sonra batıl inançlı köylüler, Dalaran yöneticilerinin onlardan korkunç bir şey sakladığına inanmaya başladı. Etrafta devrim dedikoduları dolaşmaya başladığında, Arathor halkı büyücülerin gücünü sorgulamaya başlamıştı. Halkın isyan çıkarmasından korkan ve Strom'daki Kral'ın onlara karşı tavır almasından korkan büyücüler, sorunlarını her şeyin başlangıcını yaratan ırka açtılar: High Elf'ler...

Dalaran'daki iblisvari aktivitenin varlığını duyan Elf'ler, hemen en güçlü büyücülerini insan topraklarına gönderdi. Dalaran'daki enerjiyi araştıran Elf büyücüleri detaylı bir rapor hazırlayarak içindeki iblisvari aktiviteyi belirttiler. Raporun sonunda dünya üzerinde çok az iblis olduğu, ancak Legion'ın hala çok büyük bir tehdit olduğunu belittiler.

Quel'Thalas'ı yöneten Silvermoon meclisi, Dalaran'ın büyücüleri ile gizli bir antlaşma yaptılar. Elf'ler, Dalaran büyücülerine eski Kalimdor ve Burning Legion'dan bahsettiler, eski savaşları anlattılar. İnsanlara büyü kullandıkları sürece halklarını Legion'ın ajanlarından korumak zorunda olduklarını söylediler. Dalaran büyücüleri bunun üzerine tek bir ölümlü büyücüye her türlü gücü vererek Legion'a karşı olan bu gizli savaşta savaşçı olarak öne sürmek fikri ile geldiler. Böylece insan halkının korkması veya paranoyak bir şekilde birbirlerine saldırması önlenmiş olacaktı. Elf'ler bu fikri kabul ettiler ve gizli bir örgüt kurmayı kabul ettiler. Elf'ler her zaman bu Bekçi'nin ardında olacak ve onu kontrol edeceklerdi, böylece güçlenen bekçi Burning Legion Ajanları'na karşı dünyayı koruyacaktı.

Örgüt, toplantılarını gölgeli Tirisfal Glades'de yaptı. Burası aynı zamanda High Elf'lerin Lordaeron'da yerleştikleri ilk yerdi. Bu yüzden, bu örgütün adı Tirisfal Bekçileri oldu. Seçilen ölümlü şampiyonlar, insan ve Elf büyü gücünün tamamı ile donatılırdı. Aynı zaman diliminde sadece bir tane şampiyon olabilirdi ve bu şampiyon tek eliyle Burning Legion'ın her türlü ajanını yok edebilecek güçteydi. Bekçinin güçleri o kadar güçlüydü ki, sadece Tirisfal Meclisi adı verilen Elf-İnsan ortak bir komisyonun gözetiminden geçmeden bir Bekçi seçilemezdi. Ne zaman bekçi yaşlanır veya savaşta zayıf düşerse, yerinde bir başkası getirilirdi.

Nesiller geçtikçe Bekçiler, insanlığı görünmez Burning Legion tehtidinden korudular. Bu gizli savaşın ardında ise gelişen bir İnsanlık İmparatorluğu ve gittikçe yayılan bir büyü çılgınlığı vardı. Bu arada her zaman bekçiler tetikte kalmışlardı...


Ironforge - Cücelerin Uyanışı
(Warcraft I'den 2,500 Yıl Önce)





Eski çağlarda, Titanlar'ın Azeroth'u bırakınca, çocukları olarak sayılan Earthen'ler dünyada kalıp dilediklerince dünyaya şekil vermeye devam ettiler. Earthen'ler yüzdeyde geçen olaylarla ilgisi pek olmayan, hiçbir yüzey ırkını tanımayan bir varlıklar topluluğuydu. Her biri dünyayı şekillendirmek için bıkmadan usanmadan uğraşıyorlardı.

Sonsuzluk Kuyusu'nun patlaması, her ırk gibi Earthen'i de çok etkilemişti. Dünyanın duyduğu acının aynısını içlerinde hisseden Earthen'ler, kendi kimliklerini bu çalkantılı dönemde kaybetmeye başlamışlar ve kendilerini Titanlar'ın yeraltında kalan dev şehirlerine kapatmışlardı. Bunların en çok bilineni Uldaman adı verilen şehirdir. Uldaman'ın yanında Uldum, Ulduar gibi bir çok eski Titan şehri bulunuyordu. Dünyanın altında bu ırk, sekiz bin yıl boyunca uyudu.

Kendilerini neyin uyandırdığı bilinmesede, Uldaman'da olan Earthen'ler, kendilerini kapattıkları şehirlerden dışarı çıkmak istediler. Earthen'lerin yüzeye ilk çıktıkları anda fark ettikleri, bu uyuma sürecinde çok değiştikleriydi. Kayalardan oluşan derileri yumuşamış ve düzgün bir hal almıştı, taşa ve toprağa olan güçleri ise yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı ve son olarak da artık ölümsüz olmadıklarını anladılar.

Kendilerine cüce demeye başlayan ırk, Uldaman'ın önündeki yerleşimlerinden ayrılıp dünya yüzeyinde dolaşmaya başladılar. Halen derin yerlere ve derinliklerdeki gizemleri araştırmaya meraklı olan cüceler, dünyanın en büyük dağının bulunduğu yere bir krallık kurdular ve kuruldukları toprağa onları yaratan Titan yaratıcısı Khaz'goroth'un şerefine Khaz Modan adını verdiler; yani Khaz'ın Dağı. Bu Titan'a duydukları sevgiden dolayı dağın kalbine dev bir anıt diktiler ve bir Demirci Ocağı kurdular; ve bundan sonra etrafında gelişen şehre Ironforge dendi.

Cüceler, doğaları gereği değerli taşları biçimlendirmek ve değerli mineralleri bulmak için devamlı bir istek içinde çalıştılar. Ancak yer altına duydukları bu istek ve sevgi yüzünden yeryüzünde yaşayan komşularından hep izole yaşadılar.



Yedi Krallık
(Warcraft I'den 1,200 Yıl Önce)





Strom, Arathor'un başkenti olarak bilinse de, Dalaran gibi birçok yeni şehir kurulmaya başladı. İlk olarak Gilneas, Alterac ve Kul Tiras adı verilen şehirler kuruldu. Hepsinin kendi düzenleri ve ticaret sistemi vardı, ve hepsi de Strom'un altında birleşmekten yanaydı.

Tirisfal Bekçileri'nin koruması ile yaşayan Dalaran halkı dünyaya büyüyü yaymaya devam etti. Dalaran yöneticileri, Kirin Tor meclisini kurarak her türlü büyüyü, değerli eşyayı incelemeye koyuldular.

Gilneas ve Alterac, Strom'un en büyük savunucuları oldular ve dev ordular kurarak Khaz Modan'ın kuzeylerini keşfettiler. İşte bu zaman içerisinde Cüceler ve insanlar ilk defa birbirleri ile temas haline geçmiştir. Bundan sonra Ironforge'a ilk İnsanlar ayak basmıştır. İnsanlar ve Cüceler birbirleri ile birçok sırrı paylaştılar ve birbirlerinin savaşa olan ilgililerini keşfettiler.

Kul Tiras, Lordaeron'un güneyinde büyük bir adanın üstüne kurulu bir şehirdi. Ekonomisi balıkçılık ve gemicilik üzerine kuruluydu; bu yüzden zenginleşmiş bir şehirdi. Zaman geçtikten sonra Kul Tiras, dev bir gemi filosu kurarak dünyayı araştırmaya koyuldu ve değişik yerlerden değişik mineraller ve eşyalar getirdiler.

Zaman geçtikçe Strom'un Lordları kendi evlerini kuzey Lordaeron'a taşıdılar. Eski Kral Thoradin'in varisleri, Strom'un başkent olması konusunda ısrar etselerde, Strom Lordları kuzeye aydınlanma ve yeni bir şehir kurma hayali ile yerleştiler. Dalaran'ın kuzeyinde kurulan bu şehrin adı, toprağın adını paylaşarak Lordaeron oldu. Lordaeron daha sonradan bir Kutsal Şehir halinde geldi, dinine bağlı olan çoğu insanın uğrak yeri haline geldi.

Arathi'nin varisleri, Strom'un terk edilişinden sonra Khaz Modan'ın güney topraklarına indiler ve uzun yıllar süren bir yolculuktan sonra Azeroth (şimdiki adıyla Eastern Kingdoms) olarak adlandırdıkları kıtada Stormwind (Fırtınayeli) adlı krallığı kurdular, ve sonunda dev bir İnsan Krallığı kurulmuş oldu.

Çok az savaşçı Strom'u koruma görevini üstlenmişti. Strom artık krallığın başkenti değildi ve bundan sonra yeni bir millet oluşturmaya başladılar ve kendilerine Stromgarde (Storm Korucuları manasında) dediler. Her İnsan şehri kendi içinde gelişmeye başlasa da, Arathor İmparatorluğu yavaş yavaş erimeye başlamıştı. Tüm şehirler birbirinden ayrılmaya başlamış ve Kral Thoradin'in birleşmiş insan imparatorluğu fikri sonsuza kadar yok olmuştu.


Aegwynn ve Ejderha Avı
(Warcraft I'den 832 Yıl Önce)





Kurulan yedi krallık birbiri arasında rekabete ve sürtüşmelere başlayınca Bekçiler, bu olayın kaos yaratacağından korkarak izlediler. Zaman içinde birçok Bekçi gelip geçmişti, ancak bu zamanlarda tek bir kişi Tirisfal'in tüm büyülü gücünü kontrol etmekteydi. Kendisini gölgenin dev savaşçısı sayan Aegwynn... Aegwynn bir insan kız çocuğuydu, örgütün çok zor sınavlarından başarı ile geçmişti ve Bekçilik görevini kazanmıştı. Aegwynn hemen avcılığa başlayarak birçok yaratığı yoketmiştir ve Tirisfal Meclisi'ne kafa tutacak ve erkek üstünlüğüne bile karşı savaşacak bir Bekçi olmuştur. Düşüncesine göre Tirisfal Meclisi'ni kuran insan ve Elf'lerin bu soruna kökten bir son getirmesi için hiçbir şey yapmamaktadır. Bu yüzden sabırsız bir şekilde devamlı bir tartışma havasında geçen toplantılara rağmen Aeggwynn, çok güçlü olduğundan dolayı hep Bekçi olarak kalmıştı.

Tirisfal'deki gücü artmaya başlayan kız, en sonunda bir yerlerde fısıldanan bir dedikoduya aldanarak soğuk Northrend kıtasında yaratık avına çıktı. Kuzeye yolculuk yaparak Aegwynn tüm yaratıkları dağlara kadar kovaladı. Burada bulduğu yaratıkları, çok yaşlı bir ejderha avlamaktaydı. Dev ejderha ve yanındaki ejderhalar bu yaratıklarla başa çıkabilmelerine rağmen Aegwynn savaşa katılarak yaratıkları yok etmeyi başardı. Bunlar olduktan sonra dev bir fırtına Northrend'in üstüne çoktü ve gökyüzünde dev bir karanlığın içinden Sargeras (Burning Legion***8217;'ın Efendisi) ortaya çıktı. Aegwynn'in önünde duran Sargeras, genç bekçiye yakında Tirisfal Meclisi'nin yıkılacağını ve dünyanın yakında kontrolüne geçeceğini söyledi.

Aegwynn, kendinin bir tanrı kadar kuvvetli olduğunu sanarak Sargeras'a büyülerini gönderdi ve garip bir şekilde Sargeras'ın dış kabuğunu yok ettiğini görünce Sargeras'ın öldüğünü zannetti ve bedenini Eski Kalimdor çağlarından kalan bir Night Elf tapınağını sular altından yükselterek Sargeras'dan geriye kalanları buraya kitledi ve tekrar tapınağı kimsenin bulamayacağını zannettiği derin sulara gömdü. Ancak Aegwynn, Sargeras'ın ne planladığını asla bilemeyecekti. Sargeras'ın ölüm numarasından sonra Aegwynn'in zayıf ruhunun içine girerek burada gizlendi. Uzun yıllar da bu bedenin içinde gizlenerek planını uygulamak için zaman kolladı.




Üç Çekiç Savaşı
(Warcraft I'den 230 Yıl Önce)





Ironforge (Demirdöven) cüceleri uzun yüzyıllar boyunca barış içinde yaşadılar. Ancak daha sonra sayıları çok artınca dev şehirlerde yaşayamamaya başladılar. Büyük Kral, Modimus Anvilmar'dan sonra Cüceler üç ayrı fraksiyona ayrılmaya başladılar.




Madoran Bronzebeard (Madoran Bronzsakal) tarafından yönetilen Bronzebeard Klanı, Ironforge'un koruyucuları oldular. Khardros Wildhammer (Khardros Vahşiçekiç) tarafından yönetilen Wildhammer Klanı, şehrin kontrolunu ele geçirmek için çalışmaya başlaılar. Dağın en altında Büyücü Thaurissan tarafından yönetilen Dark Iron Cüceleri (Kara Demir Cüceleri) de diğer iki ırktan kopmaya başladılar. Bu üç fraksiyon ilk başlarda barış içinde yaşasalarda, halen seçilemeyen kral yüzünden Ironforge'un yönetimini kim alacak sorusu halen kafalarda bir soru işareti oluşturmaktaydı. Bu yüzden savaşa giren üç fraksiyon, uzun süre yerin altında kanlı savaşlar yaptılar. Sonunda en güçlü ordulara sahip olan Bronzebeard Klanı, Dark Iron ve Wildhammer klanlarını dağın derinliklerinden attılar.

Khardros ve Wildhammer savaşçıları kuzeye yolculuk ederek kendi krallıkları olan Grim Batol'u kurdular ve burada kendi hazinelerini oluşturdular. Thaurissan ve Dark Iron'lar bunu yapmadılar, küçük düşmekten ve yenilmekten hiç hoşlanmayan Dark Iron'lar, çok güzel bir yer olan Redridge (Kızılsırt) dağlarında yeni bir şehir kurdular. Çok zengin oldular ve diğer klanlarla başa baş yarışmaya başladılar; ancak daha sonra Thaurissan ve büyücü karısı Modgud, Ironforge ve Grim Bartol'a iki ordu göndererek savaş başlattılar. Dark Iron'lar, Khaz Modan'ı kendi toprakları yapmak istiyordu.

Dark Iron orduları her iki şehirde savaşa başladı, ancak Marodan'ın orduları hemen Dark Iron ordularını yenilgiye uğrattı ve Thaurissan kaçmaya zorlandı. Grim Bartol***8217;da ise Modgud***8217;un orduları yeni yeni çarpışmaya başlamıştı.

Ancak Modgud çok güçlüydü çoğu savaşçıyı kendi öldürdü ve şehri kuşatmaya başladı, ancak Khardros'la savaşırken hayatını kaybeden Modgud yüzünden tüm savaşçılar kaçtılar ve Ironforge'un yardımı ile karşılaştılar. Dark Iron ordusunun hepsi orada yok edildi.

Birleşen Ironforge ve Grim Batol orduları güneye dönerek Thaurissan ve Dark Iron'ları yok etmek adına yola çıktılar. Çok uzaklaşmadan Thaurissan'ın öfkesi dev bir büyü ile açığa çıktı. Dev bir doğaüstü varlık çağırmaya çalışan Thaurissan, zafer elde etmeye çalışıyordu ve dünyanın altından dev bir gücü ortaya çıkardı, ancak bu onun kıyameti olacaktı.




Elemental Lordu Ragnaros, Thaurissan'ın çağrısı ile serbest kalmıştı ve tekrar bir bünyeye kavuşan Ragnaros, Redridge Mountains'de dev bir yıkıma yok açtı. Dev volkana dönüşen Dark Iron şehri olan dağ yandı, ve dağlar yükselerek Searing Gorge ve Burning Steppes alanlarını yarattı. Thaurissan bu sırada öldürüldü ve Ragnaros yeni yaratıklarını çağırarak tekrar güçlenmeye başladı. O gündur Ragnaros dev volkanın içinde planlar kurmakla uğraşmaktadır.

Dev patlama ve oluşumları gören Cüce kralları, ordularını geri çekerek olanları görmemeyi tercih ettiler.

Bronzebeard klanı Ironforge'lerini tekrar kurdular. Wildhammer'lar ise Grim Batol'a döndüler; ancak dev savaşta çok zarar gören Grim Bartol'u terk etmeye karar verdiler. Çok üzülmüşlerdi, Kral onları Ironforge'a dönmeye ikna etmeye çalıştı ancak kabul edilmedi; bu yüzden Khardros, Hinterlands'e giderek Aerie Peak'da yeni bir şehir kurdu.

Hala Ironforge Cüceleri ile bağlarını koparmak istemeyen Wildhammer klanı, iki kıta arasında dev bir köprü yaparak adını Thandol Span koydu. Bu ticaret dolayısı ile iki krallıkta çok gelişti. Daha sonra Madoran ve Khardros atalarının şerefıne iki dev heykeli güney topraklarında kurdu. Bu iki heykeli Dark Iron'lara savaşırsanız kaybedersiniz der gibi burada duruyorlar.

İki krallık birbirlerine sıkıca bağlandılar, ancak Grim Bartol'da yaşadıklarından sonra Wildhammer'lar yer altında yaşamak yerine yer üstünde normal bir şehir kurmayı tercih ettiler. Ironforge'dakiler bunu hiç yadırgamadılar.



Son Bekçi
(Warcraft I'den 45 Yıl Önce)





Bekçi Aegwynn çok gelişti ve güçlendi. Tirisfal'deki enerjileri onun yaşamını da uzattı. Aptalca Sargeras'ı öldürdüğünü düşünen Aegwynn, dünyayı yaratıklardan korumaya devam etti. Bu tam 9 yüzyıl sürmüştü ve sonunda Tirisfal Bekçileri, Aegwynn'in yerine başka birisinin gelmesinin vaktinin geldiğini düşündüler. Meclis, Aegwynn'in Dalaran'a dönmesini emretti, böylece kendilerine yeni bir bekçi bulabileceklerdi; ancak Aegwynn, meclise güvenmeyerek kendi soyundan birinin bekçi olması için düşünmeye başladı.




Aegwyn bir erkek çocuğu doğurmak ve ona tüm gücünü vermek istedi. Bunu meclisten gizli yapmak için Azeroth'un güneyinde Aegwynn mükemmel bir erkek buldu. Çok güçlü bir insan büyücüsü olan Nielas Aran. Aran, Azeroth'un kralının baş danışmanıydı ve çok güçlü bir büyücüydü. Aegwynn, Aran'ı baştan çıkararak bir çocuk yapmaya ikna etti. Aran bu güçlerin çocukta da olacağını biliyordu. Bilmediği şey ise, Aegwynn'in çocuk daha bir yaşına gelmeden Tirisfal'in tüm gücünü çocukta açığa çıkaracağıydı.

Zaman geçti ve Aegwynn'in bir oğlu oldu. Adı Aegwynn tarafından Medivh koyuldu. Anlamı Gizemlerin Bekçisi'ydi. Aegwynn oğlunun gelecekte yeni Bekçi olacağına inaniyordu, ancak gizlenen Sargeras'ın ruhu çocuğa geçmişti ve Aegwynn'den ayrılmıştı. Aegwynn'in aklına asla dünyanın en yeni bekçi adayının çoktan evrenin en kötü tanrısının etkisi altında olduğu gelmemişti.

Aegwynn çocuğunun sağlıklı olduğunu görünce, Medivh'i Stormwind'de babasına bırakarak gizemli topraklarda kayıplara karıştı. Medivh güçlü bir çocuk olarak büyüdü.

Sargeras, çocuk büyürken, genç cocuğun güçlerinin nasıl geliştiğini gördü. Medivh on iki yaşına geldiğinde Azeroth'ta tanınan bir çocuk haline gelmişti. Çok güçlü bir büyücü olacağı kesindi. Burada en iyi iki dostu vardı: Llane, Azeroth'un Prensi ve Anduin Lothar, Arathi Soyu'nun son varislerinden biri. Üç çocuk krallıkta çok sevilirdi.

Medivh on dört yaşına geldiğinde, içindeki büyü gücü bir anda korkunç bir gelişim gösterdi ve Sargeras'ın ruhu ile çarpıştı. Uzun yıllar boyunca Medivh bir depresyon sürecine girdi. Aslında güçler bir çocuğun kaldıramayacağı kadar çoktu. Daha sonra bu süreç geçtiğinde artık bir yetişkin haline geldiğini gördü ve Llane ve Anduin'in Azeroth'un yeni yöneticileri olduğunu gördü. Kendi içinde güçlerini kullanmakla ilgili çok büyük bir istek gören Medivh, Sargeras'ın ona kurduğu tuzaklardan habersiz yaşamına devam etti.

Sargeras yavaş yavaş Medivh'in kararan yüreğine bir şeyler fısıldamaya başlamaya hazırlanıyordu. Yakında İkinci Saldırı başlayacaktı ve bunu dünyanın Son Bekçisi sağlayacaktı...



BÖLÜM 3: Draenor'un Kıyameti





Medivh'in doğumundan kısa bir süre önce, Kil'jaeden the Deceiver oturdu ve evrene baktı. Lanetli İblislordu Sargeras için Azeroth'a yapılacak ikinci saldırı için bir plan yapmaktaydı. Bu sefer Sargeras hata kabul etmeyecekti. Kil'jaeden yeni bir güç aramaya başladı. Böylece Azeroth'un savunmalarını daha Legion'un kendisi Azeroth'a ayak basmadan yok edeceklerdi ve Azeroth'un kontrolü Legion'un eline çok kolay gececekti.

Bu sırada Kil'jaeden, Draenor (Outland) adı verilen bir gezegen gördü. Çimenliklerle dolu, oldukça güzel bir gezegen olan Draenor, şamanistik, klan yönetimi ile yaşayan Orkları (Orc) ve barışçıl Draeneiler'i gördü. Şerefli ve soylu Ork klanları dünya üzerinde avlanıyor ve düzen içerisinde yaşarken, Draenei ise dev şehirler kuruyordu.

Kil'jaeden, Dreanor'un sakinlerinin Burning Legion'ın yeni güçleri olabileceğini düşündü.



Kil'jaeden


İki ırktan, Kil'jaeden savaşçı Ork'ların Legion'ın bozulmuşluğuna çok kolay aldanacağını gördü. Hemen yaşlı Ork Şamanı, Ner'zhul'a tıpkı Azshara'ya Sargeras'ın yaptığı gibi reddedemeyeceği şeyleri vaadetti. Şamanı kullanarak Ork klanları arası savaşları başlattı ve Ork'ların kana susamış savaşçılara dönmesi çok uzun sürmedi. Kil'jaeden daha sonra Ner'zhul'un ve halkının kendilerini sonsuza kadar savaşa ve ölüme adamalarını istedi. Ancak Yaşlı Şaman, halkının durumundan hiç memnun olmayınca bir şekilde Kil'jaeden'in emrilerine karşı geldi.



Ner'zhul


Ner'zhul'un direncini kıramayan Kil'jaeden, kendine başka bir Ork aramaya başladı ve kendine mükemmel bir aday buldu: Ner'zhul'un hırslı öğrencisi Gul'dan. Kil'jaeden aynı şekilde vaatlerde bulundu Gul'dan'a ve buna hemen kanan Gul'dan, gücün karşılığında sadık bir uşak olacağına yemin etti. Genç Ork bu güçle evrenin görebileceği en güçlü Warlock'lardan biri oldu. Başka Ork'lara bu güçleri anlatarak eski geleneksel şamanistik güçleri silmeye başladı.

Kil'jaeden, Ork'ların gittikçe zayıfladığını gördü ve Gölge Meclisi'ni Gul'dan'a kurdurdu. Bu gizli Meclis, tüm klanları birleştirmek ve Warlock güçlerini yaymak için çalışmaya başladı. Warlock gücü kullanan Ork'lar yüzünden Dreanor, kendi içinde yok olmaya başladı, topraklar karardı ve çimenlikler kurudu. Zamanla Ork'ların ev dedikleri dünya kırmızı, verimsiz topraklı bir yere dönüştü. Yaratık enerjileri yavaş yavaş dünyayı yok etmekteydi.



Horde'un Yükselişi




Mannoroth


Ork'lar, Gul'dan'ın konrolünde gittikçe vahşi yaratıklara dönüştü. Dev arenalar kurarak savaşçıları savaştırarak Ork'ları savaşa, kana , ölüme karşı kayıtsız yaptılar. Bu arada çok az klan lideri, bu bozulumu fark etti. Bunların önde geleni Durotan idi. Durotan, Frostwolf Klanı'nın (Ayazkurt Klanı) lideri, Ork'ların bu bozuluma bir dur demesi gerektiğini söyledi. Ancak onu kimse dinlemedi .Hatta çok güçlü liderlerden biri olan Grom Hellscream (From Cehennemçığlığı) bile.

Kil'jaeden, Ork klanlarının hazır olduğunu biliyordu, ancak onların sonsuz itaatlarından emin olmak istediği için gizli bir şekilde Gölge Meclisi'nin Mannoroth the Destructor'ı (Mannoroth Yokeden) çağırmasını sağladı. Gul'dan, liderleri toplayarak Mannoroth'un kanından içmenin onları neredeyse yenilmez yapacağını söyledi. Grom Hellscream liderliği tarafından sadece Durotan dışında herkes bu kandan içerek Burning Legion'ın kölesi oldu.

Bu lanetli kandan içen Ork'lar çok vahşi oldular. Gul'dan tüm klanları toplayarak tek bir Güruh, yani Horde'u kurdu; ancak güçlü Ork kumandanları Grom Hellscream ve Orgrim Doomhammer (Orgrim Kıyametçekici) yerine Gul'dan bir kukla komutan seçerek Horde'u yönetmesini emretti: Blackhand the Destroyer (Karael Yokeden). Horde daha sonra gücünü ilk kez Draenei'ler üzerinde denedi.



Gul'dan


Aylar içinde Horde, neredeyse tüm yaşayan Draenei'leri öldürdü. Sadece saklananların çok azı kurtulabildi.

Bu zaferle tatmin olaran Gul'dan, eğer savaşacak birileri olmazsa Ork'lar arasında bir iç savaş çıkabileceğinin farkındaydı.

Ork'lar kısa bir süre içerisinde Legion'ın en güçlü silahı oldu ve Kil'jaeden, Sargeras'dan saldırı için emir vermesi için beklemeye başladı.



BÖLÜM 4: Kara Kapı ve Stormwind İşgali
(Warcraft I: Orcs and Humans)




Varian'ın Küçüklüğü, Stormwind


Kil'jaeden, Azeroth'un işgali için Horde'u hazırlarken, Medivh de ruhu için Sargeras'la savaşmaya başlamıştı. Stromwind'ın en güçlüsü Kral Llane, arkadaşının içinde tuttuğu büyüyen karanlığı farketmiş ve onun için endişelenmeye başlamıştı. Llane bu endişelerini Anduin Lothar'a açtığında, o bile Medivh'e ne olduğunu tam olarak açıklayamamıştı.

Azeroth'a, Horde'u sürmek için son teşvik Sargeras'ın kendisinden geldi. Sargeras, Gul'dan'a sonsuz güç vaad etti. Ona bin yıl önce denizlerin altında Bekçi Aegwynn'in kendinden kalan bazı güçlü eşyaların onu yaşayan bir tanrı yapacağını söyledi. Gul'dan kabul etti ve Azeroth'taki düşmanlarının yenildikten sonra onu alacağını söyledi. Herşeyin planlandığından iyi gittiğini gören Sargeras, saldırıların başlatılması emrini verdi.

Medivh bu arada delirme noktasında kendini kaybetmek üzereydi. Karazhan'dan çıkan Medivh, Sargeras'ın yönendirilmesi ile Azeroth'un güneydoğusuna gittiğinde, Ork Warlock'larla karşılaştı. Warlock'lar ve Medivh'in beraber çabaları ile Kara Kapı açılmış oldu.

Kara Kapı (Dark Portal), Azeroth ve Draenor arasınında bir geçit görevi görmekteydi ve dev orduların içinden geçebilmesini sağlayacak kadar da büyüktü. Gul'dan önden öncü keşif birlikleri göndererek düşmanları hakkında bilgi sahibi oldu.

Durotan, halen Gul'dan'ın bozulmuşluğuna inanıyordu ve bu yüzden bir kez daha Warlock'larla konuşmaya gitti. Cesur savaşçı Warlock'ların Ork'ların ruhlarını bozduklarını ve bu saldırının onlar için bir kıyamet olacağını söyledi. Gul'dan böylesine popüler bir kahramanı öldürmenin çok riskli olduğunu bildiğinden, onu ve klanını Azeroth'un uzak köşelerine sürgün etti.

Frostwolf'ların sürgününden sonra, Kara Kapı'dan (Dark Portal) çok az Ork klanı geçti. Bu orklar daha sonra Black Morass adlı bataklık alanda üslerini kurdular. Ork'lar bu geldikleri dünyayı keşfetmeye başkayarak, hemen Stormwind'ın koruyucuları ile çatışmaya girdiler. Bu koruyucular her ne kadar Ork'lar için zayıf düşmanlarsa da, bir o kadar çok ve zekiydiler. Llane ve Lothar asla dünyaya ayak basan Ork sayısından tam bir rakam edinemediler ve bunun ne kadar güçlü olduğunu anlayamadılar. Kısa bir süre sonra Ork'lardan oluşan Horde'un büyük bir bölümü, Azeroth topraklarına geldiler ve Gul'dan bu andan itibaren ana saldırısını insanlar üzerine yapmayı istedi ve gizlice Horde, Stormwind'a dev bir saldırı düzenledi.

Azeroth'ta Horde ve insanlar arasındaki savaşta, her iki tarafta da iç sorunlar baş gösterdi. Kral Llane, Ork'ların yenileceğine inandığı için Stormwind'de savaşmaya devam ederken, Sir Lothar ise savaşın sadece saldırmakla kazanılabileceğini düşünüyordu. Bu yüzden Kral'a olan bağlılığı ile kendi içgüdüleri arasında çatışmaya başladı. Daha sonra kendi içgüdülerine dayanarak, Lothar, Medivh'ın Kule Kalesi Karazhan'a girip, Medivh'in yardımcısının da yardımı ile Medivh'in delirmiş halini yokettiler. Medivh'in bedeni yok edilince, Sargeras, Sapmış Evren'e geri dönmek zorunda kaldı ve Medivh'in ruhu da dünya üzerinde serbestçe yıllarca dolaştı.

Medivh yok edildikten sonra, Horde halen tüm güçleri ile Stormwind'ın savunmalarını yok etmeye devam etti. Horde'un zaferi kesinlik kazanmaya başlayınca, Orgrim Doomhammer, Ork'ların arasındaki en büyük şeflerden biri, Dreanor'dan buraya gelinmesinin ve ne kadar bozulduklarının farkına vardı. Durotan, sürgünden kaçarak onun yanına gelmiş ve ona Gul'dan'ın planlarından bahsetmiştir; ancak bu yaptığı Gul'dan'ın katillerinin onu öldürmesi ile sonuçlanmıştır. Durotan'ın ölümü ile birlikte yanında taşıdığı tek oğlunu da kaybederek, Aedelas Blackmoore adlı bir insan efendisinin altında köle olarak alınmasına yol açmıştır.

Bu zayıf Ork, bir gün Ork'ların gördüğü en büyük lider olacaktı.

Durotan'ın ölümü ile Orgrim, Horde'un iblisvari bozulmuşluğunu görerek, yandaşları ile birlikle Gul'dan'ın kuklası Kumandan Blackhand'i öldürdü. Orgrim'in kararlı ve iyi liderliğinde Horde'lar, Stormwind'ın önlerinde şehri kuşattılar. Kral Llane, Horde'u küçümsemesinin sonucunu görüyordu, Krallığı yeşil derili vahşi yaratıklar tarafından ele geçirilmişti. Kaçınılmaz olarak Kral Llane, Garona adlı bir yarı Ork katil tarafından suikaste kurban gitti.

Lothar ve savaçıları, Karazhan'dan geri dönerken, insan topraklarındaki yok oluşu gördükler ve herşeyin çok geç olduğunu anladılar. Ork Horde'u bütün insan topraklarını ele geçirmişti. Gizlenen Lothar, insan topraklarını geri kazanmak için yemin etti ve bunun için olabilecek her türlü yola başvuracaktı. İnsanlığın yok oluşunu engellemek ve kalanları kurtarmak için Lothar kuzeye, Kral Terenas'a gider; bu arada yanında Prens Varian Wrynn vardır. Stormwind'ı terk ederler.


Lordaeron'un Alliance'ı
(Warcraft II: Tides of Darkness)





Lothar, Azeroth'un dağılmış İnsan ordularını toplayarak, kuzeye, Lordaeron'a doğru dev bir göç yaptılar. Horde'un insanlığı istediği gibi yeneceğini bilen insanlar, Yedi İnsan Lideri ile birlikte birleşerek, İnsanların Alliance'ını (İttifak) kurdular. Neredeyse 3,000 yıl boyunca, birbirinden ayrı olan bu ırk, tekrar bir bayrak altında birleşti. Alliance'ın büyük komutanı seçilen Lord Lothar, ordularını gelecek Horde'a karşı hazırlamaya başladı.

Uther the Lightbringer (Uther Işıktaşıyan), Admiral Daelin Proudmoore ve Turalyon'un yardımları ile Lothar, diğer insana benzeyen ırkları da Alliance'ın tarafına geçirdi. Bunlar Ironforge Cüceleri ve Quel'Thalas'ın High Elf'leri idi. Elf***8217;er gelen tehdide karşı ilgisizlerdi, ancak Lothar'ın Arathi Kanı'ndan geldiği atalarının binlerce yıl önce yardımlarını esirgemediklerinin farkındaydılar ve bu yüzden savaşmaya karar verdiler.

Savaş Şefi Orgrim Doomhammer tarafından yönetilen Horde, Draenor'dan Ogre'leri ve Amani Forest'ten Troller'i toplayarak Alliance'a cevap verdi. Büyük bir saldırı ile ilk olarak Khaz Modan ve Ironforge'a saldıran Horde başarısız oldu.

Bu nedenle İkinci Savaş'ın başında, Horde dünyanın dört bir yanına adamlarını göndererek Demon Soul adlı taşı bularak, bunu eski Ejderha Kraliçesi Alexstrasza'yı bulunduğu yerden çıkarttılar. Onun değerli yumurtalarını yok etmekle tehdit eden Horde, Alexstrasza'nın çocuklarını savaşa göndermesini istedi. Gururlu ve onurlu kırmızı ejderler bu emre uymak zorunda kaldı ve Horde için savaştılar.

İkinci Savaş, Khaz Modan'dan başlayarak Lordaeron ve Azeroth'un her tarafında devam etti. Kuzey savaşlarında Horde, Quel'Thalas'ın sınırlarını yok ederek High Elf'lerin yardımlarının asla yerine ulaşamamasını sağladı. Böylece Alliance en büyük güçlerinden mahrum kalarak geri çekilmeye başladı. Bu yardımların gelmemesine rağmen Lothar ve ordusu düşmanları durdurmayı başarıyordu.

Ne yazık ki, İkinci Savaş'ın son günlerinde, Alliance'ın yenilgisi neredeyse kesinleşmişken, dünya üzerindeki en güçlü iki Ork arasındaki bir anlaşmazlık dünyanın kaderini değiştirdi. Lordareon'un başkentine kuşatma yapan Doomhammer, Alliance'ın son savaşan ordusunu yok etmek için plan yaparken, Gul'dan ise kuşatmadan ayrılıp yanında tüm Horde'un yarısını götürerek, Doomhammer'ı yalnız bıraktı. Gul'dan bundan sonra denize açılarak kayboldu. Böylece Horde kazanabileceği en büyük şansı kaybetti.

Güç için aç olan Gul'dan, tanrı olmak için Kil'jaeden'in ona vaad ettiği yere giderek, umutsuzca denizin dibinde Sargeras'ın tapınağını aradı. Kendi ırkdaşlarını yalnız bırakan Gul'dan, Ork'ların ne yaptığını bile düşünmüyordu. Arkasında Stormreaver (Fırtınanehri) ve Twilight's Hammer (Alacakaranlığın Çekici) klanları olan Gul'dan, Sargeras'ın tapınağını Lordaeron'un kuzeybatısındaki açık denizlerde buldu. Dev bir ayinle Aegwynn'in denize gömdüğü tapınağı tekrar su yüzüne çıkardı. Ancak tapınağa girdiğinde tek bulduğu delirmiş yaratıklar oldu.

Bu ihanetten sonra Doomhammer, tüm güçlerini Gul'dan'ı yok etmek için peşinden gönderdi. Bunun yanında Gul'dan ise çoktan tapınakta parçalanmıştı. Burada Ork'lar arasında dev bir savaş yaşandı. Bu ihanetin bedeli ödenmişti, ancak Horde çok yara almıştı. Bu da Alliance'a sadece umut değil, tekrar gruplanıp saldırıya geçme şansı vermişti.

Lord Lothar, Horde'un kendi içindeki savaşını bildiğinden, tüm güçleri ile Doomhammer'ı güneye doğru sürdü. Burada Alliance, kaçan Horde'u volkanın içinde bulunan dev Blackrock Spire'da yakaladı. Lothar buradaki savaşta ölünce, yardımcısı olan Turalyon başa geçerek, Horde'u Swamp of Sorrows'a (Keder Bataklığı) kadar sürdü. Bundan sonra Turalyon, Kara Kapı'ın içindeki büyüsel gücü yok etti ve Ork'ların Draenor'a geri dönmesini engelledi. Ork'lar yardımsız Alliance güçlerine karşı koyamadı ve dağıldılar.

Dağılmış Ork'lar kendilerine kamplar kurdular. Horde'un yenildiği kesin olmasına rağmen Archmage Khadgar, Nethergarde'nin yapımını başlattı. Amacı Dark Portal'ı gözlemekti, başka saldırı olmasını istemiyordu.

Dağılmış Ork klanları etrafa dağılarak güvenli yerlere saklandılar. Horde'un asla güçlenemeyeceğinden emin olan Alliance, daha sonra bir zamanlar Medivh'in yardımcısı olan Khadgar'ın emri ile Dark Portal'ın yakınlarına Nethergarde Şatosu'nu kurdu. Böylece Draenor'dan gelecek saldırılara karşı bir güç oluşturulmuş oldu.


Draenor'a Alliance Saldırısı
(Warcraft 2: Beyond The Dark Portal)



İkinci Savaş'ın üzerinden yıllar geçip, Alliance yaralarını kapattıktan sonra, Ork'ların tehdidini sonsuza kadar yok etmek için agresif hareketler yaptı. Dev esir kamplarında kalan Ork'lara bizzat Paladin'ler ve tecrübeli askerler tarafından bekçilik yapılıyordu. Burada Durnholde başta olmak üzere birçok kalede esir Ork'ların bir daha bir tehdit olmaması için uğraşılıyordu.

Ancak, cehennemi andıran dünya Draenor'da, yeni bir Ork ordusu hazırlanıyordu. Ner'zhul, eski Gul'dan'ın lideri olan şaman, yeni bir ordu kurarak Azeroth'a girmeye çalışıyordu. Shadowmoon (Gölgeay) klanı tarafından yardım gören Ner'zhul, Draenor'da birçok kapı kurarak Horde'u bambaşka dünyalara götürmek için çalışıyordu. Ancak, Ner'zhul'a Azeroth'dan çok değerli birkaç büyülü eşya gerekiyordu. Bunun için Ner'zhul tekrar Kara Kapı'yı açarak Ork'ları tekrar Azeroth'a gönderdi.

Yeni Horde, Grom Hellscream ve Kilrogg Deadeye tarafından yönetiliyordu ve Alliance'ın savunmalarını şaşırtarak tekrar Alliance'a saldırmaya başladılar. Ner'zhul'un zeki komutası altında hemen Ork'lar istedikleri eşyaları bulup Draenor'a döndü.

Lordaeron'un Kralı Terenas, Ork'ların yeni bir saldırı düşündüğünü sanarak ordularını tekrar hazırlattı. Kumandan Turalyon ve Büyücü Khadgar ile birlikte Kara Kapı'ya giden ordu, Draenor'a girerek Ner'zhul'un klanları ile Hellfire Yarımadası adlı bölgede savaştı, ancak Alliance ordusu, Ner'zhul'un diğer dünyalara açtığı kapıları kapatamadılar.

Ner'zhul, portalları açması ile birlikte olacak korkunç şeyleri görememişti. Bu kapıların açılması ile bedel olarak Draenor'un yapısı bozuldu ve doğa ortadan kalktı. Turalyon'un ordusu Azeroth'a kaçarken, Draenor'da dev patlamalar oldu. Grom Hellscream ve Kilrogg Deadeye, Ner'zhul'un planlarının tüm ırkı yok edeceğini anlayınca, klanlarını Azeroth'a sürdüler.




Draenor'da ise, Turalyon ve Khadgar son bir fedakarlık yaparak kendi taraflarından Kara Kapı'ı kapatmaya çalıştılar. Bu onların canına mal olsa da kendileri, Azeroth'un bir daha asla Draenor'dan gelen bir tehditle karşılaşmaması onlar için yeterli bir neden oluşturmaktaydı. Ancak Hellscream ve Deadeye, insan ordularını bir şekilde yararak Azeroth'a ulaşmayı başardı ve Kara Kapı, Draenor tarafında patlayarak yok oldu.

Ner'zhul ve kendi Shadowmoon klanı, yeni kurulmuş bir portaldan geçerek, Draenor'dan ayrıldılar. Volkanik patlamalarla dolan Draenor'da lavlardan denizler yükseldi ve en sonunda dev bir patlama ile Draenor sessizliğe gömüldü.


Lich King'in Doğumu





Ner'zhul ve takipçileri Sapmış Evren'e girdiler. Ancak Kil'jaeden ve onun iblisleri orada onları bekliyorlardı. Kil'jaeden, Ner'zhul'dan bu başkaldırışın intikamı olarak yaşlı şamanın vücudunu parça parça yok etti. Ancak ruhunu tutarak onun acı içinde kıvranmasını sağladı. Ner'zhul artık dayanamayacak durumdaydı ve iblisin onu öldürmesini istedi, ancak Kil'jaeden eski Kan Antlaşması'nı göstererek halen ona itaat etmek zorunda olduğunu söyledi.

Ork'lar, Azeroth'un özgür ırklarını yenememişti. Bu yüzden Kil'jaeden yeni bir ordu kurmak istedi. Bu ordu, Ork'lar gibi birbirlerine düşemeyecek kadar akılsız ve mantıksız olmalıydı. Bu sefer bir aptalın yüzünden tüm planları suya düşmemeliydi. Bu sefer Sargeras yenilgi kabul etmezdi.

Ner'zhul'un şerefli askerleri, iblisin gücü ile donatıldılar ve bunların her birinin vücutları elinden alınarak eski bir ırk olan Lich'lerin iskeletlerinde yeniden doğdular. Böylece Ölüm Ordusu oluşmuş olmuştu. Bundan sonra ölümde bile Kil'jaeden'e hizmet edecek bir ordu vardı artık. Kendisini bir Donmuş Tahtın içine hapsedilmiş bulan Ner'zhul'un gücü binlerce kat arttı. Eski ırkın halen güçlü iskeletleri arasında iblislerin kaotik güçlerine sahip olan Ner'zhul, artık yok edilemeyecek bir güç olmuştu. Bu noktadan sonra, Ner'zhul adı ile bilinen Orc sonsuza kadar gitmişti. Lich King doğmuştu.

Zamanı geldiğinde Kil'jaeden, Lich King'i de yaratmasının nedeni olan görevi açıkladı. Ner'zhul, Azeroth'a veba yayacaktı. Böylelikle insan ırkı tamamen ortadan kalkacaktı. Vebadan ölen herkes Undead olarak tekrar dirilecek ve ruhları Ner'zhul'a bağlı kalacaktı. Kil'jaeden başardığı takdirde, Ner'zhul'a üzerindeki laneti kaldırmayı ve sağlıklı bir vücut vermeyi vaad etmişti.

Nerz'hul görevini yapmak için hazır olsa da, Kil'jaeden tedbiri elinden bırakmayacaktı. Aynı zamanda Lich King'i de gözetimi altında tutmaktaydı. Bu noktada Kil'jaeden elit iblis gardiyanını Ner'zhul'un görevini tamamlasını sağlaması için çağırdı. Tichondrius (Deadlord'ların en güçlüsü) vebanın şiddetine ve Lich King'in durdurulamaz kıyım gücüne hayran kalmıştı.


Icecrown ve Frozen Throne





Kil'jaeden, Ner'zhul'un buzdan kristalini Azeroth'a geri yolladı. Kristal gece göğünü yarıp Northrend'e düştü. Donmuş kristalin içinde Ner'zhul'un ruhu yatmaktaydı.

Frozen Throne'un sınırlarını aşan gücüyle Ner'zhul, Northrend'deki canlılara kendini hissettirmeye başladı. Küçük bir eforla Buz Trolleri ve Wendigolar'ı kendi karanlığına çekti. Psişik güçleri neredeyse sınırsızdı ve bu gücünü küçük bir ordu kurmakta kullandı. Lich King kendi güçlerinde uzmanlaşırken Dragonblight'ta insan yerleşimi buldu ve gücünü insanlar üzerinde denemeye karar verdi.

Ner'zhul veba yaymaya başladı. Kontrolündeki vebayı insan kasabasının üstüne saldı. Üç gün içinde herkes ölmüştü, ölen herkes zombi olarak tekrar canlanıyordu. Ner'zhul onların ruhunu kendi içinde hissedebiliyordu. Ölen insanların gücü Ner'zhul'a daha da güç vermekteydi. Zombileri kontrol etmek onun için çocuk oyuncağıydı.

Aylarca Northrend'deki tüm insanlara vebayı yaydı. Undead ordusu geliştikçe, gerçek test'in yaklaştığını hissedebiliyordu.


Grim Batol Savaşı





Bu sırada güneyde dağılmış Horde'lar soylarını devam ettirebilmek için savaşmaktaydı. Grom Hellscream ve Warsong klanı çatışma kazansa da, Deadeye (Ölügöz) ve Bleeding Horrow'ları Lordaeron güçleri tarafından kuşatılmıştı.

Bu sırada, Alliance tarafından bilinmeyen, büyük bir Ork birliği Khaz Modan'ın kuzeyinde konuşlanmıştı. Dragonmaw klanı (Ejderağzı klanı), Nekros'un (Nekros Skullcrash - Nekros Kafakıran) öncülüğündeydi. Ejder Kraliçesi Alexstrasza'yı kontrol etmek için Demon Soul kullanıyorlardı. Ejder Kraliçesinin desteğiyle Nekros, Grim Batol'un (bazıları için lanetlenmiş) kalesi Wildhammer'da gizli bir ordu kurdu. Kızıl Ejderlerini ve ordusunu Alliance'ın üzerine yollamayı düşünen Nekros, Azeroth'u işgalinin devamını planlamaktaydı. Planları gerçekleşmedi, çünkü Rhonin adlı bir büyücü önderliğindeki küçük bir direnişçi grup Demon Soul'u yok etmeyi başardı. Böylelikle Ejder Kraliçesi Alexstrasza serbest kaldı.

Serbest kalan Alexstrasza'nın ejderhaları Grim Batol'a ve Dragonmaw klanına saldırdılar. Nekros ve klanı Alliance güçlerinin de gelmesiyle ağır bir yenilgiyle karşılaştı.


Orclar'daki Bitkinlik



Aylar geçtikçe daha çok Ork hapsedildi. Sayı arttıkça Alliance yeni kamplar kurmak zorunda kaldı. Masrafları karşılayabilmek için Kral Terenas yeni bir vergiyi Alliance ülkelerine zorunlu hale getirdi.Sinirler gerginken gelen bu vergi, Alliance'ı rahatsız etti. En karanlık zamanlarda insanlar ve müttefikleri ayrılmanın eşiğine gelmişlerdi.

Zaman geçtikçe Ork'ların kamptan kaçma girişimleri ya da kendi aralarındaki kavgaları büyük ölçüde azalmıştı. Ork'lar zaman geçtikçe çok daha sakinleşiyordu. İnanması zordu ama Azeroth'daki en hırçın ırk, artık içindeki savaşma arzusunu kaybetmişti. Bu durgunluk Alliance liderlerini yüreklendiriyordu.

Kimileri bunun bir hastalık olduğunu düşünüyordu. Ama Dalaranlı Archmage Antonidas başka bir hipotez ortaya koydu. Ork tarihini araştıran Antonidas, onların nesillerce iblis güçlerinin etkisi altında kaldığını öğrendi. Azeroth'a ilk saldırıdan önce de bu güçlerin etkisi altında olduklarını öne sürdü. İblislerin Ork'ları agresifleştirdiği açıktı.

Antonidas'ın teorisi, Ork'lardaki bu durgunluğun hastalıktan çok iblisvari güçlerin etksinin azalmasından kaynaklandığı yönündeydi. Olay açık olmasına rağmen Antonidas, bu durumu düzeltecek bir şey bulamadı. Birçok büyücü ve Alliance lideri Ork'ları tedavi etmenin riskli olabileceği konusunda hem fikirdi. Ork'ları bu durumlarıyla yalnız bıraktılar.


 
__________________

Konu spiderh tarafından (02-09-2013 Saat 15:55 ) değiştirilmiştir..
spiderh isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 02-07-2013   #2
xenophanes
 
Üyelik tarihi: Jan 2013
Mesajlar: 3
User ID: 18659
Tecrübe Puanı: 0
Reputation: 10
xenophanes Yeni Üye
Standart

Devamını bekliyorum. Teşekkür ederim.
 
xenophanes isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 02-08-2013   #3
Tedirgin
 
Üyelik tarihi: Jul 2012
Mesajlar: 36
User ID: 1969
Tecrübe Puanı: 3534228
Reputation: 35342224
Tedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper ÜyeTedirgin Süper Üye
Standart

Bütün Warcraft'ları ve epeyce bir zaman World of Warcraft'ı oynadım.

Senaryo olarak pek sevdiğim söylenemez, uydurma tanrılardan oldum olası hazzetmedim zaten ama bir çok mitolojiye göre Warcraft'ın mit dünyası zayıf kalıyor bana göre. Ama oyun olarak bakarsak ilk warcraft ve WoW benim için unutulmazlardandır. Warcraft 1'i ses kartı olmayan bilgisayarımda oynamıştım, sonraları defalarca yeniden oynadım. Sırf bu oyun için ses kartı almak için para biriktirmeye başlamıştım, Çiller sayesinde ortaya çıkan ekonomik krizde param pul olmuştu da kartı alamamıştım, parayı dolar olarak saklamayı akıl edememişim.

WoW'u ise senelerce oynadım, The Burning Crusade paketi zamanında yaptığımız raidlerin tadı hâlâ damağımda. Arkadaş gurubu dağılınca eski zevki kalmadı benim için, oyun da artık yaşlandı. Fakat Blizzard'ın ortaya koyduğu dünya hâlâ müthiştir, o mekânlar ve müzikler unutulmaz.

Oyunun mitolojisi zayıf demiştim, sadece Warcraft için değil bir çok fantazi roman için de böyle düşünüyorum, aynı zamanda edebi olarak da zayıflar bence. Bu tarz kitaplar arasında beni en çok etkileyen Anayurt romanı olmuştur, bir de LOTR serisi tabii ki, edebi olarak da güçlü eserlerdir.
 

Konu Tedirgin tarafından (02-08-2013 Saat 11:56 ) değiştirilmiştir..
Tedirgin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 02-08-2013   #4
spiderh
 
spiderh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2012
Mesajlar: 1.552
User ID: 6440
Tecrübe Puanı: 83583873
Reputation: 835838664
spiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üye
Standart

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.

Yeni Horde



Toplama kamplarından sorumlu Aedelas Blackmoore, Durnholde'daki tutsak Ork'ları gözetliyordu. Bir Ork ilgisini çekmekteydi. Blackmoore, Thrall adında genç bir köleyi yetiştirdi. Blackmoore Ork'a filozofi, savaş teknikleri ve taktiklerini öğretti. Thrall bir gladyatör gibi yetişti. Bu zaman çerçevesinde kamp şefi Ork'u bir silaha çevirmişti.

Güçlü, çevik Thrall büyüdükçe, esir hayatının kendisi için uygun olmadığını gördü. Büyüdükçe toplama kamplarında hiç tanışma fırsatı bulamadığı kendi halkını tanıdı. Konuşulanlara göre, Ork lider Doomhammer, Lordaeron'dan kaçmış ve saklanıyordu. Sadece bir casus klanı Alliance'ın gözünden uzak kalmıştı.

Thrall kararını vermişti, kaçıp kendi ırkından olanları bulacaktı. Köle olduğu dönemde Thrall toplama kamplarında bulunmuş ve ırkının bitkinliği gözlerinden kaçmamıştı. Bulmayı umduğu efsanevi savaşçıları bulamayan Thrall, hayal kırıklığı içinde yenilmemiş tek Horde şefini bulmaya karar verir, Grom Hellscream.

Hellscream, Alliance karşısındaki mücadelesine devam ediyordu, fakat hiçbir zaman tutsak Ork'ları kurtarmak için bir yol bulamadı. Hellscream'in fikirlerine hayran kalan Thrall, Horde'un savaşçı kişiliğine güçlü bir empati beslemeye başlamıştı.

Thrall kuzeye, efsanevi Frostwolf klanını aramaya gitti. Thrall, Gul'dan'ın ilk savaş sırasında Frostwolf'ları sürdüğünü öğrendi. Ayrıca, Frostwolf klanının gerçek şefi Durotan'ın oğlu ve gerçek varisi olduğunu öğrendi. Durotan yirmi yıl önce vahşice katledilmişti.

Drek'Thar sayesinde Thrall, halkının eski şamanistik kültürünü öğrendi. Bu kültür Gul'dan'ın baskıcı rejimi karşısında unutulmuştu. Zaman içinde Thrall, güçlü bir şaman haline geldi ve Frostwolf klanının şefi oldu.

Gezileri sonunda Thrall, yaşlı savaş şefi Orgrim Doomhammer'ı buldu. Orgrim yıllardır yalnız yaşamaktaydı. Doomhammer, Thrall'ın babasının yakın dostuydu. Bu yüzden genç Ork'a destek olup tutsak Ork'ları serbest bırakmasında ona yardım etmeye karar verdi. Birçok emektar savaş şefinin desteğiyle Thrall halkını serbest bıraktı.

Ama galibiyet uğruna bazı bedeller ödenmişti. Doomhammer savaşta hayatını kaybetti.

Thrall, Doomhammer'ın efsanevi savaş çekicini ve zırhını alarak Horde'un yeni şefi oldu. Sadık dostu Grom Hellscream'den aldığı cesaretle halkının bir daha köle olmaması için çalışmaya başlar.




Örümceğin Savaşı



Thrall, Lordaeron'da kardeşlerini kurtarırken, Ner'zhul güç merkezini Northrend'de kurmaya devam etti. Ner'zhul'un sayıca gitgide artan ölüm lejyonu, Icecrown buzullarının üstüne, dev bir kale yerleştirdi. Kıta üzerinde etkisini genişletirken Lich King, gücüne karşı koyan karanlık bir imparatorlukla yüzyüze geldi. Sinsi bir insanımsı örümcek ırk tarafından kurulan kadim Azjol-Nerub Krallığı, elit savaşçılarını Icecrown'a saldırı için yolladı. Ner'zhul'u şaşırtan ise, bu karanlık Nerub'luların hem salgın hastalığa hem de Ner'zhul'un telepatik güçlerine karşı bağışık olması, etkilenmemesiydi. Nerub'lu Örümcek Lordlar (Spider Lords) sayıca büyük güçleri komuta ediyorlardı ve Nerub'luların neredeyse Northrend'in yarısında tüm yeraltını kaplayan tünel ağları vardı. Vurkaç taktikleri Lich King'in işini gereğinden fazla zorlaştırıyordu, ancak en sonunda, Ner'zhul savaşı yıpratma taktiğiyle kazandı. Dreadlord'ların ve sayısız ölü savaşçının yardımıyla Lich King, Azjol-Nerub'u istila etti ve tapınaklarını Örümcek Lordlar'ın üstüne yıktı.

Nerub'lular, Ner'zhul'un salgınına bağışık olduğu halde, Ner'zhul'un büyüyen Necromantic güçleri Örümcek Lordlar'ı da aynı diğer ölü canlılar gibi diriltmesine izin verdi. Bir de üstüne Ner'zhul, Nerub'luların mimari anlayışını kendi bina ve yapılarına uygulamaya başladı. Sonunda krallığını önünde engelsiz yönetmeye bırakılan Lich King, dünyadaki gerçek görevi için hazırlanmaya başladı. İnsan topraklarına engin benliğiyle uzanan Lich King, kendisini dinleyecek her karanlık ruha fısıldamaya başladı.


Kel'Thuzad ve Scourge Oluşumu





Tüm dünya üzerinde Lich King'in Northrend'den gelen fısıltısını duyan farklı güçlü kişilikler vardı. Bunlardan en önemlisi Dalaran'ın konseyinin üst yetkili bir üyesi olan Archmage Kel'Thuzad idi. Yıllar boyu yasaklanmış büyücülük olana Necromancer'lığın gizli sırlarını öğrenmişti. İçi büyücülükle ilgili tüm gizli kalmış bilgileri öğrenmekle yanıyordu. Northrend'den gelen güçlü çağrıyı duyan Archmage, tüm benliğini bu sesi anlamaya ve onunla iletişim kurmaya verdi. Kirin Tor'un engin büyücülük bilgilerini öğrenebilmesi için ona yeterli kaynağı sunamadığını düşünen Kel'Thuzad, yeni potansiyel bilgi kaynağı Ner'zhul'u denemeye karar verdi.




Servetini ve politik yerini bırakıp Kirin Tor'un yolunu ve Dalaran'ı sonsuza kadar terk eden Kel'Thuzad, Lich King'in güçlü sesi aklının içinde, tüm mallarını sattı ve mal varlığını sakladı. Tek başına karada, denizde binlerce mil yol katedip en sonunda Northrend'in buz tutmuş kıyılarına ulaştı. Icecrown'a ulaşmak için Archmage, Azjol-Nerub'un yıkıntıları arasından geçtiği sırada ilk kez Ner'zhul'un gerçek gücünün etkisini gördü ve onunla müttefik olursa gücünün katbekat artacağına inandı.

Aylar süren arayışın sonunda Archmage, Icecrown (Buztacı)'a ulaştı. Lich King'in karanlık kalesine ulaştığında korumaların, sanki bekleniyormuşçasına, tek bir şey söylemeden geçmesine izin vermesine şaşırdı. Kel'Thuzad sessizce Icecrown'un derinliklerine inen yolu buldu ve ruhunu Frozen Throne'un önünde, Lich King'e sundu. Lich King ise bulduğu bu son müttefikten oldukça memnundu. Kel'Thuzad'a ölümsüzlük ve sonsuz güç vaat etti. Karanlık bilgi ve güç peşindeki Kel'Thuzad, ilk misyonunu kabul etti. Misyonu insanlığın arasına girip, Lich King'i tanrı olarak kabul eden bir din yaymaktı.

Lich King, Archmage'e misyonunda yardım etmek için insanlığını onda bıraktı. Yaşlanmış ama halen karizmatik olan Archmage, ilüzyon ve ikna yeteneklerini kullanarak Lordaeron'luları Lich King'e çekti.

Kel'Thuzad, Lordaeron'a üzüntüyle geri döndü. Sonraki üç yılda, servetini ve zekasını kendi fikirlerini benimsettiği insanları bir araya getirip toplamak için kullandı. Kardeşlik, Lanetliler Birliği (The Cult of the Damned), yandaşlarına Ner'zhul'a hizmetleri ve sadıklıkları karşısında Azeroth'da ölümsüz hayat vaat etti. Aylar geçtikçe Kel'Thuzad, Lordaeron'un yorgun ve dertlerine çare arayan halkı arasından kendine birçok gönüllü buldu. Görevi düşündüğünden de basit olmuştu: Kutsal Işık'a inananların inançlarını Ner'zhul'un kara gölgesine çekmek. Lanetliler Birliği sayıca büyürken ve Lordaeron'daki etkisi artarken, Kel'Thuzad, örgütün çalışmalarının Lordaeron otoritelerinden gizli kalmasını sağlıyordu.

Kel'Thuzad, Lordaeron'da başarılı oldukça, Lich King de son hazırlıklarını yapmaya başlamıştı. Veba salgınının enerjisini veba kazanlarına koyan Ner'zhul, Kel'Thuzad'a kazanları Lordaeron'a götürmesi için emir verdi. Tapınanlar tarafından korunan kazanlar vebayı yaymakta ana görevi üstleniyordu.

Lich King'in planı mükemmel işledi. Lordaeron'un kuzeyindeki köylerin hemen hemen hepsi anında düştü. Aynen Northrend'de olduğu gibi ölen insanlar Lich King'in kölesi olarak yeniden dirildi. Veba yayıldıkça daha çok zombi dirildi, ordu git gide büyüdü. Kel'Thuzad, Lich King'in bu büyük ordusuna Scourge (Kırbaç) adını verdi. Kısa sürede Lordaeron'un kapıları savaş nidalarıyla yankılanıyor olacaktı.




Alliance'ın Parçalanışı



Topraklarında yayılan vebanın farkında olmayan Alliance halklarının liderleri, toprak paylaşımları üzerine ve politik açıdan birbirlerine olan etkilerini azaltmak üzerine tartışıp duruyorlardı. Lordaeron Kralı Terenas, halkların en karanlık dönemlerinde kurulmuş olan kırılgan birliğin fazla dayanamayacağına inanmaya başladı. Terenas, zamanında Alliance liderlerini, Stormwind krallığının, Ork'ların Azeroth'u işgali sırasında yıkıma uğrayan güney kesiminin yeniden inşa edilmesi için para ve işçi yardımında bulunmaya ikna etmişti. Bunun yol açtığı yüksek vergiler, zaten yönetimi çok zor olan, Ork'ların göz hapsinde tutuldukları kampların giderleriyle beraber, birçok lideri (özellikle Gilneas'lı Genn Greymane) krallıklarının Alliance'tan ayrılmasının kendilerinin lehine olduğuna inanmaya zorladı.

Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Silvermoon'lu High Elf'ler, ikinci savaş sırasında ormanlarının yanmasının nedeni olarak insanların yetersiz liderliklerini ortaya koyup, Alliance'a olan bağlılıklarını kabaca feshettiler. Terenas sinirini kontrol altına alarak Elf'lere, yüzlerce gönüllü insan savaşa katılmasaydı Quel'Thalas'tan geriye birşey kalmamış olacağını hatırlattı. Elf'ler ise inatla kendi yollarına gitmeye karar verdiler. Elf'lerin ayrılığıyla beraber, Gilneas ve Stromgarde de bağlılıklarını açıkça feshettiler. Alliance'ın dağılıyor olmasına rağmen, Kral Terenas'n hala güvenebileceği müttefikleri vardı. Kultiras'lı Admiral Proudmoore ve Azeroth'un genç kralı, Varian Wrynn, Alliance'a bağlı kaldı. Yine Archmage Antonidas'ın önderliğinde Kirin Tor'lu büyücüler, Dalaran'ın Terenas'a bağlılığına destek verdiler. Belki de bu desteklerden en önemlisi, Ironforge'lu cücelerin, sonsuza dek Alliance'a bir onur borcu olduğunu söyleyen kudretli Kral Magni Bronzebeard'ın yeminiydi...


BÖLÜM 5: Lordaeron'un Laneti




Uther'in Öğrencisi, Paladin Arthas


Aylar süren hazırlıklardan sonra Kel'Thuzad ve onun lanetli tapınanları Lordaeron üzerine gönderdikleri veba ile ilk hamlelerini yapmış oldular. Uther ve onu izleyen şövalyeler vebadan etkilenmiş bölgeleri incelediler. Bir çözüm bulmayı umuyorlardı. Tüm çabalarına rağmen veba hızla yayılmaya devam ediyordu, bu da birliği bozma tehdidi taşımaktaydı. Zombi (Undead) orduları Lordaeron'u silip süpürürken, Teranas'ın tek oğlu Prens Arthas bu felakete karşı savaşmaya başlamıştı. Arthas, Kel'Thuzad'ı öldürmeyi başardı, ama buna rağmen zombi orduları toprağını savunan her askerin düşüşüyle daha da büyüyordu. Arthas, durdurulması neredeyse imkansız gibi görünen orduyu fethetmek için çok önemli adımlar attı. Sonunda Arthas'ın generalleri onu insanlığını kaybetmeye başladığı konusunda uyarmaktaydı.


Burning Legion'ın Dönüşü
Lordaeron'un Felaketi (Warcraft 3: Reign of Chaos)





Arthas'ın korkusu ve azmi bunun nihai yıkım olacağını gösterir gibiydi. Tehlikesini sonsuza kadar ortadan kaldırmak için vebanın kaynağını Northrend'e kadar takip etti; fakat Prens Arthas, Lich King'in olağanüstü gücüne yenik düştü. Halkını kurtaracağına inanarak, lanetli kılıç Frostmourne'u aldı. Kılıç ona büyük bir güç vermesine rağmen, aynı zamanda ruhunu da ondan alıp Arthas'ı Lich King'in en güçlü süvarisi yaptı. Ruhu hapsedilmiş, akli dengesi tahrip edilmiş bir şekilde, Arthas kendi halkı karşısında savaşmaya başladı. Sonunda Arthas kendi babası Kral Terenas'ı öldürdü ve Lordaeron, Lich King'in ayakları altında ezildi.


Sunwell - Quel'Thalas'ın Düşüşü



Death Knight Arthas ve Ordusu


Arthas, düşmanı olarak gördüğü herkesi yenmesine rağmen, hala Kel'Thuzad'ın hayaleti tarafından rahatsız edilmekteydi. Hayalet, Arthas'a Lich King'in bir sonraki planı için kendisini canlandırması gerektiğini söyler. Onu canlandırmak için Arthas'ın Kel'Thuzad'ın kalıntılarını mistik Sunwell'e (Güneşkuyusu) götürmesi gerekmektedir. Sunwell, High Elf'lerin ebedi krallığı Quel'Thalas'ta gizliydi.



High Elf Generali Sylvanas Windrunner


Arthas ve ordusu Quel'Thalas'a saldırdı. Elf'lerin kolayca geçilebilen defansı kuşatmaya alınmıştı. Sylvanas Windrunner (Sylvanas Rüzgarkoşan), Silvermoon Generali, cesurca savaştı, fakat Arthas, High Elf ordusunu yoketti ve Sunwell'in içlerine girmeyi başardı. Ezici üstünlüğüne ek olarak, Sylvanas'ın yenilmiş vücudunu kendisine hizmet etmesi için ruhu ele geçirilmiş bir şekilde yeniden canlandırdı.

Sonunda Arthas, Kel'Thuzad'ın kalıntılarını Sunwell'deki kutsal sulara batırdı. Ebediyetin kudretli suları bu hareketle kirlendi ve Kel'Thuzad Lich olarak geri döndü. Çok daha güçlü bir varlık olarak canlandırıldıktan sonra Kel'Thuzad, Lich King'in bir sonraki planını açıkladı. Bu zaman diliminde Arthas ve ordusu güneye yöneldi, Quel'Thalas'ta bir tane yaşayan Elf bırakılmadı. Elflerin 9,000 seneden daha uzun süredir evi olan bu görkemli yer artık yoktu...


Archimonde'un Dönüşü ve Kalimdor'a Uçuş




Kel'Thuzad tekrar döndükten sonra Arthas ve ordusu güneye, Dalaran'a yöneldiler. Orada Lich, Medivh'in güçlü büyü kitabını elde edebilir, böylece Archimonde'u tekrar dünyaya döndürebilirdi. Bu noktadan sonra Archimonde, Lejyon'un son saldırısını gerçekleştirebilirdi. Kirin Tor'un büyücüleri bile Arthas'ın kitabı ele geçirmesine engel olamadı ve kısa sürede Kel'Thuzad büyüyü gerçekleştirmek için her şeye sahip olmuştu. 10,000 yıl aradan sonra güçlü iblis Archimonde ve ordusu tekrar Azeroth'ta ortaya çıkmıştı. Dalaran'dan sonra Kil'jaeden'in emriyle Archimonde ve takipçileri zombi ordusunu izleyerek Kalimdor'a gitti. Amaçları, Dünya Ağacı Nordrassil'i yok etmekti.

Tüm bu kaosun ortasında gizemli bir öncü, ölümlü tüm ırklara yol göstermek için ortaya çıktı. Bu öncü Medivh'den başkası değildi. Son gardiyan geçmişteki günahlarının bedelini ödemek için geri dönmüştü. Medivh, Horde ve Alliance'a karşı karşıya oldukları tehlikeleri haber verip onları birleşmeye çağırdı. Nesillerdir gelen nefretle Ork'lar ve İnsanlar birleşmeyi reddettiler. Medivh iki ırkla da teker teker ilgilenmek zorunda kaldı. Kehanet ve hilelerle onları efsanevi Kalimdor'a geçirdi. Ork'lar ve insanlar, Kaldorei'nin uzun süre gizli kalmış topraklarında karşılaştılar. Thrall'ın önderliğindeki Ork'lar, Kalimdor'daki Barrens'de bazı zorluklarla karşılaştılar. Cairne Bloodhoof (Cairne Kanlıtoynak) ve onun güçlü Tauren savaşçılarıyla dost olmalarına rağmen birçok Ork, yıllardır onları zehirleyen şeytani hastalığa karşı koyamadı. Thrall'ın en önemli yardımcısı Grom Hellscream bile bu hastalığa yenilerek Horde'a ihanet etti. Hellscream ve sadık Warsong savaşçıları Ashenvale ormanlarına sinsice girdiklerinde, Night Elf Gözcüleri çarpıştılar. Ork'lar savaşçı kişiliklerine tekrar büründüklerinde Cenarius, onları geri yollamak için döndü. Hellscream ve Ork'ları, nefret ve kızgınlıklarıyla Cenarius'u öldürmeyi başardı. Daha sonra Grom Hellscream onurunu Thrall'ın Mannaroth'u yenmesine yardım ederek kazandı. Mannaroth, Ork'ları lanetleyen iblis lorduydu. Onun ölümüyle Ork'ların kan laneti sona ermiş oldu.



Grom Hellscream, Ölmeden Önceki Son Hâli


Medivh, insanlar ve Ork'ları birleştirmek için çaba sarf ederken, Night Elf'ler de kendi gizli yöntemleriyle Lejyon'la savaşmaktaydı. Tyrande Whisperwind, Night Elf Gözcüleri'nin ölümsüz şifacısı, İblisleri ve zombileri Ashenvale'den uzak tutmak için savaştı. Daha sonra yardıma ihtiyacı olduğunu anladı ve Night Elf Druid'lerini bin yıllık uykularından uyandırdı. Ölümsüz aşkı Malfurion Stormrage'i de yanına alan Tyrande, defansını güçlendirmeyi başarıp Lejyon'u geri sürdü. Malfurion'un yardımıyla doğa, Lejyon'u ve zombi ordusunu yenmeyi başardı.

Uyandırılmayı bekleyen daha fazla Druid ararken Malfurion, kardeşi Illidan'ı tutsak ettiği hapishaneyi buldu. Illiidan'ın kendilerine Lejyon karşısında yardım edeceğini düşünen Tyrande onu serbest bıraktı. Illiidan onlara belli bir süre yardım etti, fakat zamanla kendi istekleri ön plana çıkmaya başlamıştı. Night Elf'ler, Burning Legion'la büyük bir kararlılıkla savaştılar. Lejyon hiçbir zaman Sonsuzluk Kuyusu'nu, Dünya Ağacı'nın güç kaynağını ele geçirme arzusundan vazgeçmedi. Eğer planları gerçekleşecek olsaydı, iblisler dünyayı parçalara ayırabilecekti.


Hyjal Dağı Savaşı



Malfurion, Cenarius'un borusunu çalması ve Archimonde'un yenilişi


Medivh***8217;in önderliğinde Thrall ve Jaina Proudmoore (Kalimdor'daki insanların lideri) farklılıkları bir yana bırakmanın doğru olacağını gördüler. Tyrande ve Malfurion liderliğindeki Night Elf'ler de Dünya Ağacı'nı korumak için birleşmek gerektiğini kabul ettiler. Azeroth'un ırkları Dünya Ağacı'nın güçlerinden yararlanmaya başlamışlardı. Son savaş Kalimdor'u köklerine kadar titretti. Sonsuzluk Kuyusu'ndan güç alamayan Burning Legion, güçlü ölümlü orduları karşısında parçalandı.


Hain'in Yükselişi
(Warcraft III: The Frozen Throne)


Lejyon'un Ashenvale'e saldırısı sırasında Illidan on bin yıldır tutulduğu zindanından çıkarılmıştı. Başta savaşmasına rağmen daha sonra ihanet etti. Skull of Gul'dan isimli güçlü Warlock tılsımını kullandı. Bunu yaparak iblisvari özellikler ve inanılmaz bir güç kazandı. Gul'dan'ın bazı eski anılarını da öğrenmiş oldu (özellikle Sargeras'ın mezarındakileri).

Güç tutkusuyla yanıp tutuşan Illidan, kendi yerini bulup planlarını yapmak için çalışmaya başladı; fakat planları Kil'jaeden tarafından bozuldu. Kil'jaeden, Illidan'a geri çeviremeyeceği bir teklif yaptı. Kil'jaeden, Hyjal Dağı Savaşı'nda Archimonde'un yenilgisine kızgındı, ama çok daha büyük endişeleri vardı. Kendi yarattığı Lich King'in kontrol edilemeyecek kadar güçlendiğini düşünen iblis lordu, Illidan'a Ner'zhul'u öldürmesi ve zombi ordusunu yok etmesini emretti. Karşılığında Illidan'a doğaüstü bir güç ve kendisi için Burning Legion lordlarının kalıntılarının da ardında bir yer teklif etti.

Illidan bu teklifi kabul etti ve Frozen Throne'u yok etmek için çalışmalarına başladı. Frozen Throne, Lich King'in ruhunun bulunduğu buzdan kristaldi. Illidan, Frozen Throne'u yok etmek için çok güçlü bir tılsıma ihtiyacı olduğunu biliyordu. Gul'dan'ın anılarından bildikleri doğrultusunda Sergeras'ın mezarını aramaya ve Dark Titan'larının (Kara Titanlar) kalıntılarını bulmaya karar verdi. Illidan kendisine yardım etmeleri için denizin dibindeki karanlık mağaralarından Naga'ları çağırdı. Naga Lady'si Vashj'in yardımıyla Illidan, Dağılmış Adalar'ı buldu. Burası Sargeras'ın mezarının bulunduğu yerdi.

Illidan, burada Warden Maiev Shadowsong ile karşılaştı. Maiev, Illidan'ı yakalamak arzusuyla yanıp tutuşuyordu; fakat Illidan onu yenmeyi başardı. Sonunda Sargeras'ın Gözü adlı tılsımı almayı başarmıştı. Kontrolündeki bu tılsımla Illidan, büyücü şehri Dalaran'a yöneldi. Şehirden aldığı güçle tılsımı, Lich King'in Nortrend'deki buzdan şatosuna karşı kullandı. Illidan'ın atağı Lich King'in defansını kırmayı başardı. Illidan'ın yok edici saldırısı son anda Maiev'i iyileştirmeye gelen Malfurion ve Tyrande tarafından engellendi.



Tyrande ve Malfurion


Başarısızlığının, Kil'jaedan tarafından olumlu karşılanmayacağını bilen Ilidan, Outland adlı bölgeye sığındı. Burası Draenor, yani Ork'ların anavatanından arta kalan son yerdi. Burada intikam planlarına başladı. Illidan'ı durdurmayı başardıktan sonra Malfurion ve Tyrande, Ashenvale ormanlarına geri döndü. Fakat Maiev, bu kadar kolay vazgeçmeyecekti. Illidan'ı Outland'e kadar takip etmeyi başardı.


Blood Elf'lerin Yükselişi



Kael'thas


Bu sırada, zombi ordusu, Lordaeron ve Quel'Thalas'ı zehirli Plaguelands'e çevirdi. Sadece bir kaç direnişçi grup kalmıştı. High Elf'lerin bulunduğu, Sunstrider hanedanlığının son üyesi Prens Kael***8217;thas tarafından yönetilen bir grup bulunmaktaydı. Anavatanlarını kaybeden High Elf'ler, hayatını kaybeden insanları için kendilerine Blood Elf'leri demeye başlamışlardı. Zombi ordusunu uzak tutmaya çalışırken, güç aldıkları Sunwell ile bağlarının koparılmasından çok çekmekteydiler. Bu sorunun üstesinden gelmeye çalışan Kael'thas beklenmeyeni yaptı. Illidan ve Naga'larıyla birleşen Blood Elf'lerin amacı, beslenebilecekleri yeni bir büyü kaynağı bulmaktı. Diğer kumandanlar ise Blood Elf'leri hain olarak gösterdi ve onları ortadan kaldırmanın en doğrusu olacağına karar verdi.

Gidecek yeri olmayan Kael ve Blood Elf'ler, Outland'e kadar Lady Vashj'i takip ettiler. Burada Illidan'ı, Maiev'den kurtarmaları gerekmekteydi. Düzenli Naga ve Blood Elf'ler Maiev'i yenip Illidan'ı serbest bırakmayı başardılar. Outland'de Illidan, Lich King ve onun şatosu Icecrown'a ikinci darbeyi indirmek için hazırlıklara başlamıştı.


Plaguelands'te İç Savaş



Dark Lady Sylvanas, Lich King'e İsyan


Ner'zhul, Lich King, zamanının kısa olduğunu biliyordu. Kil'jaedan'ın güçlerini kendisini öldürmek için göndereceğini düşündü. Illidan'ın büyüsü Frozen Throne'a büyük hasar vermişti ve Lich King'in gücünün gün geçtikçe azalmasına neden oluyordu. Kendisini kurtarması için sadık hizmetkarı Arthas'ı yanına çağırdı. Arthas, gücü Lich King gibi gün geçtikçe azalmasına rağmen Lordaeron'daki iç savaşa katıldı. Banshee Slyvanas Windrunner, zombilerin içinde isyana neden olmuştu. Daha sonra Arthas, Lich King tarafından çağrıldı. Komutayı da Kel'Thuzad'a vermek zorunda kaldı. Savaş ise Plaguelands'in her bir yanına yayılmaktaydı.

Sylvanas ve Forsaken grubu Lordaeron'u ele geçirmeyi başardı. Şehri kendi imkânları için geliştiren Forsaken, Scourge ve Kel'Thuzad'ı o diyarlardan uzaklaştırmayı başardı.

Güçsüz ama efendisini kurtarmak isteyen Arthas ise, bu sırada Nortrend'e varmıştı; fakat orada kendisini Naga ve Blood Elf'lerin beklediğini gördü. Kendisi ve müttefikleri Icecrown'a ulaşıp Frozen Throne'u korumak için büyük çaba sarfettiler.


Lich King'in Zaferi



Illidan vs Death Knight Arthas


Güçsüz olmasına rağmen Arthas, Illidan'ı alt edip Frozen Throne'a ilk ulaşan oldu. Kılıcı Frostmourne'u kullanarak Lich King'in tahtını kıran Arthas, Lich King'in miğferi (Helm of Domination - Hüküm Miğferi) ve zırhını elde etti. Arthas gücü tarif edilemez Miğfer'i başına geçirdi ve yeni Lich King oldu. Artık Ner'zhul ve Arthas'ın ruhları tek bir bedende birleşmişti, tıpkı Ner'zhul'un en başından beri planladığı gibi. Illidan ve güçleri ise Outland'e yenilginin verdiği hüzün ve utanç ile geri dönmek zorunda kaldı. Arthas dünya üzerindeki en güçlü varlıklardan biri olmuştu.



Lich King Arthas'ın, Ner'zhul'la birleşmesi


Arthas, yeni ve ölümsüz Lich King, Nortrend'de Icecrown'u yeniden yapılandırmaktaydı. Güvenilir kumandanı Kel'Thuzad ise Plaguelands'teki Scourge'ü kumanda etmekteydi. Sylvanas ve Forsaken'ları ise ilk planda Tirisfal Glades isimli bölgeye hakimiyet sağlamışlardı.


Eski Düşmanlıklar



Amiral


Savaş, müttefik ırkların galibiyetiyle sonuçlansa bile, dünyaları üzerinde parçalanmalara neden olmuştu. Burning Legion ve Scourge, Lordaeron'daki ırkları yok etmeyi başarmıştı. Neredeyse Kalimdor da aynı hüzünlü sonla karşı karşıya kalacaktı. İyileştirilecek ormanlar, yeniden inşa edilecek şehirler vardı. Savaş Alliance ve Horde'u ağır yaralamıştı.

Thrall, Ork'larla Kalimdor'a yöneldi. Yani Tauren dostlarıyla buldukları yeni vatanlarının olduğu yere. Yeni vatanlarının adını Thrall'ın öldürülen babasının şerefine Durotar koydular. Ork'lar görkemli şehirlerini kurmaya başlamışlardı. İblis laneti ortadan kalktıktan sonra, yok olan savaşa açlıklarıyla fethedenden çok hayatta kalmaya çalışanı oynamaya başladılar. Kutsal Tauren'ler ve Darkspear kabilesi Trolleri tarafından iyileştirilen Thrall ve Ork'ları, barış dolu bir dönemi beklemekteydiler. Jaina Proudmoore komutasındaki Alliance kuvvetleri ise, Dustwallow Marsh (Dustwallow Bataklığı) kıyısında yerleştiler. Liman şehri Theramore bu dönemde kuruldu. İnsan ve Cüceler orada her zaman kendilerini güvende tutacakları bir vatan yaratmak için çalıştılar. Ork'lar ve insanlar arasındaki barış, Theramore'a yanaşan Alliance armadası tarafından yıkıldı. Daelin Proudmoore (Jaina'nın babası) yönetimindeki armada, Lordaeron'u Arthas orayı yok etmeden önce terk etmişti. Aylar süren yolculukta Amiral Proudmoore, sağ kalan Alliance'ları aramaktaydı. Daelin Proudmoore eski bir savaş kahramanıydı ve Horde'a inanılmaz bir nefret beslemekteydi. Ork'lar Durotar'da tekrar güçlenemeden onları yok etmeye karar vermişti.



Jaina Proudmoore


Babası Jaina'ya çok zor bir seçim sundu. Ya babasıyla Ork'lara karşı savaşacaktı ya da Ork'larla olup babasına karşı savaşacaktı. Uzun süre düşündükten sonra Horde ve Alliance arasında yeni bir savaşın olamayacağına karar veren Jaina kararını verdi ve Ork'ların yanında babasına karşı savaşa katıldı. Amiral Proudmoore, Jaina ona Ork'ların eskiden olduğu gibi kana susamış yaratıklar olmadığını kanıtlayamadı. Amiral sonunda, Horde'un şampiyonu ve askerleri tarafından öldürüldü. O ölünce savaş bırakıldı, Horde geri çekildi.



World of Warcraft Öncesi Hikâyenin Sonu



World of Warcraft
(Klasik Dönem ve The Burning Crusade)



Genel Özet:

  • 25,000 Yıl Önce: Argus'da Eredar ırkı meydana çıkar.
  • 1,000 Yıl Önce: War of the Shifting Sands (Kayan Kumlar Savaşı)
  • 30 Yıl Önce: Rexxar, Mok'Nathal klanından ayrılarak, Azeroth'a gider ve Horde'a katılır.
  • 20 Yıl Önce: Kara Kapı ötesindeki olaylar başlar.
  • 17 Yıl Önce: Blackrock Spire'a saldırı. Kumandan Mograine, savaş sırasında Kara Kristal'i bulur.
  • 7 Yıl Önce: Thrall'ın Drunholde Keep'ten kaçışı ve Kumandan Mograine'in Kara Kristal'i, aydınlığa döndürmesi.
  • 5 Yıl Önce: Mount Hyjal Savaşı ve Frozen Throne olayları
  • 2 Yıl Önce: Durotar'ın kuruluşu.


...Gölge konseyinin çağırıları bir zamanların ihtişamlı mozelesi Auchindoun'u patlatır ve Terokkar ormanlarıda kemik yığınları alanı oluşturur.

Forsaken'lar, Horde'a katılırlar, iblisvari güçlerin etkisinden kurtulan Ork'larla, Lich King'in elinden kurtulmaları birbirlerine sempati duymalarına yol açsa da, gerçek neden ortak menfaatdir. Horde bügünkü halini alır.


Vanilla (Klasik WoW) Dönemi



1 Yıl Önce: World of Warcraft başlar.




Durotar'ın kurulmasından iki yıl sonra;

Kudretli Horde ile soylu Alliance arasında mütakere imzalanmasına rağmen, gerginlik devam eder. İki büyük grup arasında dünya çapında çatışmalar başlar; bu çatışmlar yer yer o kadar büyüktür ki, nerdeyse tamamiyle genel bir savaş ortamı yaratmakdadır. Alterac Vadisi'nde, bunlara nazaran daha yeni olan çatışmalar Warsong Kanyonu'nda, Eastern Plaguelands'te ve Silithus'ta baş gösterir.

Bu sırada pek çok kahraman, Azeroth'un değişik bölgelerinde, ırklarına ve bağlı oldukları gruba hizmet edererek gelişirler. Dünyanın değişik bölgelerindeki türlü yozlaşmışlık ve vahşi yaratıkla mücadele edilmiştir.

Eski düşmanlar, anlaşmazlıklarını yeniden alevlendirirken, pek çok kadim tehdit gün yüzüne çıkmış, Azeroth'un ırklarını tehdit etmeye başlamıştır. Sanki görünmeyen bir güç tarafından kamçılanan bu tehdit olguları dünyayı yavaş yavaş yıkıma götürmektedir.




Blackrock Spire'da, Deathwing'in mirası kara ejderler, Deathwing'in oğlu Nefarian'ın önderliğinde yayılmaya devam ederler. Babasının izlerini takip ederek, kız kardeşi Onyxia ve onun ustaca organize ettiği ve kullandığı insanlardan büyük yardım alır. Nefarian, kara ejderleri yenileme amacındadır. Nihayetinde kromatik (renkli) ejderleri yaratır. Bu tarif edilmez bir biçimde yaratılmış, siyah ve kırmızı ejderhaların kırması, melez bir türdür.




Bu arada, Hakkar'ın rahipleri, şeytani Kan Tanrıları adına ilkel ritueller tertip ederler. İlk olarak Atal'Hakkar Tapınağı'ndaki rahipler tanrının avatarını başarıyla çağırmışlar; buna müteakiben yıkılmakta olan Zul'Gurub'un harabelerindeki rahipler ise kana susamış, şeytani Soulflayer'ı fiziksel olarak Azeroth'a getirmişlerdir.




Şeytani güçlerin yayılımı fiziksel dünyayla sınırlı kalmaz. Ysera'nın sadık komutanları, yeşil ejderhaların bir kısmı Emerald Kabus'u tarafından yozlaştırılır. Rüya boyut kaplarından geçerek dünyaya sızarlar.




Silithus'da ise böcek kolonileri sanki kadim ve zalim bir güç tarafından yönetilir gibi hareket etmekte ve tehdit oluşturmaya başlamaktadır ve organize olmaya başlamışlardır. Scarab duvarlarıın kapılarının ardından zalim Qiraji ırkı bir kez daha kıpırdanmaya başlamış, eski tanrı C'thun tarafından güçlendirilen Qiraji, dünya çapında bir saldırının planlarını yapmaya başlamış ve ordularını savaşa hazırlamıştır. Bin yıl önce, Night Elf'lerden tattıkları yenilginin acısını çıkarmak isterler.




Ragnaros, Azeroth'u ele geçirme planları yapar. Blackrock Dağları'nda ortaya çıkar, gerekli hazırlıkları yapamadan engellenmelidir. Blackrock'un derinliklerinin içinde Molten Core bulunmaktadır; bu Blackrock Dağları'nın kalbidir; çok zaman önce cücelerin iç savaşının dalgalandığı yerdir. İmparator Thaurissan, Elemental Ateşlordu Ragnaros'u dünyaya çağırmıştır. Kahramanlar, Titanlar'ın zamanından kalma bu Elemental Lordu durdurmaya çalışırlar.




En kötüsü, Lich King'in soğuk kavrayışı Azeroth'un üzerine bir kez daha çökmüştür. Scourge saldıları devam eder, felaketin habercisi olan Necropolis, ana şehirlerin yakınında belirir. Alliance ve Horde kuvvetleri seferber olarak, Scourge'ü püskürtürler. Buna rağmen bazı sorular yanıtsız kalır, bu yenilgi Lich King'i durdurmaya yetecek midir. Bu saldırılar, ilk Scourge saldırılarından farklı amaçlar taşır gibidir. Durum ne olursa olsun, Kel'Thuzad, Naxxramas'daki yerinden, yıkıcı ve büyük ölçekte bir istilaya hazırlanmaktadır.

Dünyanın kahramanları pek çok şey görmüş ve mücadele etmişdir, ırklarının devamını güvence altına almaya çalışmışlardır. Ama büyük felaketler gözlerden kaçmıştır. Bu yeni tehditlerin, Azeroth ahalisi için oluşturduğu en büyük sıkıntının doğurduğu sonuç, bu dünyanın bir daha asla barışı bulamayacak oluşudur.





Dünya Seferberliği


Bu dönemde belki de en dikkat çekici çabalardan biri, tüm Horde ve Alliance'ın Ahn'Qiraj önünde verdiği mücadeledir. Bu mücadele, tarihe İkinci Shifting Sands Savaşı (İkinci Kayan Kumlar Savaşı) olarak geçecektir. Kalimdor'un birleşik ordularının kumandanı ve Kalimdor'un kudretli orduların komutanı olarak da bilinen Varok Saurfang'ın efsaneleştiği savaştır.

Ahn'Qiraj kapıları güçlü bir büyü tarafından mühürlenmiştir. Kapının açılması için uzun zaman önce yitip giden güçlü artifact Scepter of Shifting Sands (Kayan Kumların Asası) gerekmektedir ve bunun yeniden yapmak için büyük çabalar gerekir. Asa duvarları açtığında, kudretli Qiraji ordusu onları bekleyecetir. Alliance ve Horde'un birleşik kuvvetleri duvarların arkasından hazır beklemektedir. Çok büyük sayılarda yiyecek, bandaj, metal ve şifalı bitkiler toparlanır. Hazır olunduğunda Asa kapıları açacak ve Ahn'Qiraj savaşını başlatacaktır. Malzemeler toparlandıkdan sonra Alliance ve Horde'un birleşik kuvvetleri alana gelirler, malzemelerin Silithus'a taşınması günler sürer. Ahn'Qiraj kapılarına asa ile kapıya vurdukdan sonra olaylar gelişmeye başlar (yaklaşık çana vurdukdan 10 saat içinde raid açılıyor). Asayı elinde bulunduran ve kapıları açan şampiyon Scrab Lord ünvanı kazanır. Kahramanların şampiyonu Bronze'ların hediyesi olan efsanevi bineğin de sahibi olur.

Kapılar açılır açılmaz, yaratıklar akmaya başlar. General Rajaxx ortaya çıkar; yanında Anubisath ve Qirajin'in destansı yaratıklarıyla saldırıya geçer; birleşik ordular saldırıyı durdurlar. Saldırılar kesildikten sonra oyuncular Ahn'Qiraj'in yıkıntılarına ve tapınağına geçebilirler.

Ahn'Qiraj'da çatışmalar yaşanırken, dünyanın diğer bölgelerinde obeliskler (dikilitaşlar) belirmeye başlar, rapor edilen bilgiler ışığında Silithus, Tanaris, Feralas, Barrens, Thousand Needles ve Un'Goro Kraterin'dedirler. Bu dikilitaşlar, yakınındaki oyuncuların zihinlerini kontrol etmeye çalışır ve aynı zamanda devasa Anubisath Warbringers ve muhtelif Silithid'leri çıkartır.

Zul'Gurub, Ahn'Qiraj Harabeleri, Molten Core, Blackwing'in İni, Onxyia'nın İni, Ahn'Qiraj Tapınağı ve Naxxramas tehditleri bertaraf edilir.


The Burning Crusade (Ateşli Sefer)



Gölgelerden Dönüş




Deadwind geçidinin derinliklerinde, Medivh'in Kulesi Karazhan'ın salonlarında dinlenme nedir bilmeyen hayaletler gezinmektedir. Karazhan Kulesi, Büyücü Medivh'in şeytani güçler tarafından ele geçirildikden sonra, hayatının son günlerini geçirdiği yerdir. Dedikodular silsilesi içinde, merak uyandıran, zamanın unuttuğu sırları barındırır. Maceracıların kuleye sızmasıyla, korkunç kabuslar uyanacaktır.

Bu sıralarda başka bir yerde, Nozdormu tetikte bekleyerek zamanın dengelerini gözetmektedir. Zamansız Olan, zaman yolları arasında bir tehdidi hissetmiş ve harekete geçmiştir. Nozdormu'nun eşleri ise çalışmaya devam ederler. Gölgenin ajanları zaman mağrasına sızarak, tarihi üç anahtar olayı değiştirmek ister. Bu üç tarihi kilit olay, Thrall'ın Durnholde'dan Kaçısı, Hyjal Dağı Savaşı ve Medivh'in Dark Portal'ı açmasıdır. Bu tehditle yüzleşmek için gönüllü olan kahramanlar vasıtasıyla, geri dönülemez tarihi saptırmanın önüne geçmek ister. Bu sıralarda Nozdormu'nun nerde olduğu belirsizdir. Bronzlar'ın yönetimini Anachronos ve diğerlerine bırakmıştır (Nozdormunun eşleri).

Gelecekteki tehdit ise kapıdadır. Kadim bir kutsal emanetin yaydığı enerjiyle Lord Kazzak, Kara Kapı'yı tekrar açar.


Parçalanmış Diyar Outland




Draenor, Ner'zhul'un geçit kapılarından parçalara ayrılmadan bir zaman önce Ork'lar ve Draenei'ler barış içinde yaşamaktadır. Şimdi bu harabe topraklar, bir zamanlar, Night Elf'lerin koruyusu olan Illidan Stormrage tarafından yönetilmektedir.

Kael'thas'ın, Blood Elf'lerin ve Naga'ların desteğiyle, Illidan birçok geçit kapısını tutmaktadır. Burning Legion, Outland'de varlığını göstermektedir. Lejyon, boyut kapıları aracılığıyla pekçok dağılmamış dünyaya gitmek ümidini taşır. İblislerin nihilistik istilalarında başarılı olmaları demek, geride hiçbir mültecinin bile kalmamasını gerektirir.

Bunun yanında, iblislerin lordu Kil'jaeden, Illiidan'ın Lich King karşısındaki başarısızlığını unutmaz. Illiidan, halen Kara Tapınak'ı kontrol etse de, Burning Legion'ın dönüşünün ve hazırlandığının farkındadır. Illidan ve müttefikleri ana üssünü kuvvetlendirirken, Outland'in muhtelif boyut kapılarını kapalı tutarak güvenliğini sağlamaya çalışır.

Outland'deki tek güç, Illidan'ın kuvvetleri değildir. Bu yıkılmış dünyada pek çok grup yaşamaktadır.

Birçok Draenei geride kalmıştır, ama yozlaşmış olarak. Broken'ların dış görünüşleri başkalaşmış, halen Draenei'lere benzemekle birlikte onlardan farklı özellikler taşır. Işıkla kaynağı kesilen Broken'lar, ruh sağlıkları ve yaşamları için mücadele vermektedir.

Buna ek olarak, Savaş şefi Thrall'ın korkuları kısmen de olsa gerçekleşmiştir. Terkedilmiş bölgelerdeki sığınmacı Ork'ların bir kısmı yeni kaynağı benimseyerek şeytani yozlaşmanın etkisinde kalmıştır. Burning Legion'a hizmet eden Fel Ork'lar, Illidan'a sadakatlerini sunmuşlardır ve sayıları artmaktadır. Horde'un birinci ve ikinci savaş döneminde ana üssü olan Helfire Citadel'den yayılmaktadırlar. Bu vahşi Ork'lar, Outland'deki varlıklarını aşikar bir biçimde belli etmektedir. Yozlaşmalarının kaynağı başlarda gizemlilik arz eder.

Boyutlar arası kaleleri Tempest Keep'i kullanarak, Outland'e ulaşan Naaru, ezeli düşmanı Lejyon'la savaşmak için Outland'i keşfe çıkar. Bu arada Kael'thas saldırmak için fırsat kollar. Kaleyi ele geçirir, kalenin güçlerini kendi amaçları doğrultusunda manipüle eder.





Shattrath'ın Geri Alınışı


Naaru'lar Outland'e gelerek Burning Legion'la savaşırlar, Draenei'ların eski başkenti Shattrath Şehri'ni geri alırlar. Bunun üzerine Illidan'ın orduları şehre doğru harekete geçer. Kael'thas, Sunstrider'ın Blood Elf'lerinin oluşturduğu büyük bir kuvvet şehre saldırıya geçer ve köprüyü geçerler. Aldor'ların komutanları ve Vindicator'lar, Işığın Terası'nda tek vücüt olup, savunma pozisyonundadır, ama beklenmeyen bir şey olur. Blood Elf'ler silahlarını bırakırlar, Blood Elf'lerin kumandanı, Işığın Terası'na gelerek, A'dal'la konuşmak isteği talebini belirtir, Naaru yaklaştığında Voren'thal diz çöker ve ekler, "Naaru, size görülerimde nail oldum. Ben ve takipçilerim hizmetinizdeyiz, ırkımızın devamı sizlerin elindedir" der. Bu ayrılıkçı grup Kael'e büyük bir darbe vurmuştur; kuvvetlerinin önemli bir kısmının gitmesinin yanında, Kael'in alimleri, büyücülerinin en parlak ve başarılı olanlarının büyük bir çoğunluğu ayrılıkçılara katılmıştır. Ayrılıkçılar Scryers olarak da bilinir.

Aldor, ışığın takipçileri olarak bağışlanmayı ve bedelin değerini anlasalar da, eski düşmanlarının yaptıkları eylemleri unutamazlar; şehri Elf'lerle paylaşmaktan mutlu olmazlar. Naaru çatısı altında buluşsalar da iki taraf da eski husumetleri unutmaz ve birbirlerini sevmezler. Shattrath'a saldırılar sürse de, şehir ayakta kalmayı başarmıştır. Hatta daha sonra Naaru ve Xi'ri, Illidan'ın Kara Tapınağı'nın dibine kadar giderek, tapınağa yapılacak saldırıyı yönetir.




Olayların akabinde, Illiidan'ın çabalarına rağmen, Horde ve Alliance kuvvetleri Outland'e girerler. Azeroth'un sakinleri birbirleriyle savaştıkları gibi ortak düşmaları Lejyon'un da kaçınılmaz saldırılarıyla yüzleşirler. İki taraf ta kendine yeni müttefikler bulur.


Azeroth Halkları, Illidan'a Hazırız Demeye Geliyor


Alliance ve Horde kuvvetleri ilk olarak Hellfire Peninsula (Cehennemateşi Yarımadası'na) ayak basarlar. Lejyon'un kuvvetleriyle çarpışlar, Fel Ork'larla yüzleşirler.

Alliance, bir zamanlar General Turalyon'un kurduğu ana üs Honor Hold'da kalanlar, Kara Kapı'nın yok edilmesinden sonra Draenor'da yaşamaya devam etmişlerdir, yeni gelen birliklerle Hellfire'da tutunmaya çalışırlar.

Alliance, buna ek olarak Outtland'de büyük ölçüde Broken'ların ve Draenei'ların desteğiyle ilerlemiştir. Wildhammer klanının da desteğini alırlar.

Bir zamanlar Draenei ve Ork'ların anavatanı olan bu topraklarda, onların mirası olan birçok yapı, organizasyon ve eşya göze çarpar.

Horde ise, Hellfire'a Thrall'ın onurana Thrallmar yerleşkesini kurar ve Spirit'lerin de yardımıyla şaşırtıcı bir olay meydana gelir. Outland'deki tüm Ork'ların yozlaşmadığı, halâ eski atalarının geleneklerini devam etirmeye çalışan Ork'ların varlığı bilgisi iki taraf için de şaşkınlık yaratır. Bu olay Horde'da sevinç yaratır. Bilgi Thrall'a ulaştırılır. Horde'un Outland'deki gücü, anavatanlarında kalan eski yoldaşlarından ve ayrılıkçı Blood Elf'lerden alırken, Ork klanları, Ogre'ler ile olan ilişkilerde yardım sağlanır. Garrosh Hellscream ve Wratgate'de ön plana çıkacak olan Saurfang'ın oğluyla ilk defa karşılaşılır.

Azeroth'tan gelen Druid'ler, Outland'in muhtelif yerlerine Yeşil Cennetler dedikleri yerler kurarlar. Sylvanaar, Cenarion Thicker, Cenarion Refuge gibi. Doğal hayatı korumaya çalışırlar.

Terokkar Ormanı'nda, Arakkoa'lar ile yüzleşilir. Arakkoa'lara karşı Sha'tari Skyguard, Sha'tar'ın (Naarular'ın) hava kuvvetleri saldırıya geçer.

Nagrand'da, Hemet Nesingwary ve avcıları yeni bir safari başlatırlar ve kahramanlardan yardım alırlar.

Sapmış Evren'den gelen tacir, kaçakçı ve hırsızların oluşturduğu bir organizasyon olan Consortium, kahramanlara yardımları karşılığında bazı şeyler vaad ederler.

Blade's Edge Dağları'nda Ogre'lere yardım edilir. Ogri'la adlı kuruluşla bilinen bu ogreler, Apexis Kristalleri'ni istemekdedirler. Burning Legion ve Kara Ejderhalar'a karşı zaferler kazanırlar. Kahramanlar tarafından Gruul'un oğulları kesilerek, Ogre klanları üzerindeki baskı sonlandırılır.




Fel Ork'ların savaş şefi Kargath Bladefist (Kargath Kılıçyumruk), Hellfire Citadel'de öldürülür.

Tempest Keep'in uydularında bulunan Kael'in kuvvetleri Botanica, Arcatraz ve Mechanar'a saldırılır.

Kahramanlar, Outland boyunca yeterince deneyim ve eşya kazandıklarında tehditlerin kaynaklarıyla ilgilenmeye hazır hale gelirler.


Karazhan




Outland'de tecrübe kazanan kahramanlar, Medivh'in kulesine girmek isterler; ayrıca Serpent Shrine'ın (Lady Vashj'in İni) açmak için gereken elemental mühürlerden biri buradadır. Ancak öncellikle kulenin anahtarı gereklidir. Khadgar'ın yönlendirmeleriyle anahtar yapılır, ama Medivh'in rızasına ihtiyaç vardır. Caverns of Time ile hem zamanın dengelerinin korunması sağlanır hem de Medivh'e Dark Portal'ın açılmasına yardım edilerek rızası alınır. Kulede pek çok hayelet ve kötücül kuvvet kol gezmektedir. Medivh'in babası Aran'ın gölgesi, uşağı Moroes, zombi haliyle kahramanların karşılarına çıkmışlardır. Kulenin tepesinde Burning Legion'ın iblislerinden Prince Malchezzar vardır.


Gruul the Dragonkiller




Outland'deki Ogre'lerin lordudur. Demir yumruğuyla hükmeder. Draenor'un Horde'una yardım etmek için bir zamanlar sayısız siyah ejderhayı doğramıştır. Outland'deki Ogre'lerin ona taptığı bilinmektedir. Horde ve Alliance kuvvetlerine saldırmasa, gücü ve deneyimiyle gerçek bir tehdit oluşturabilecektir. Yedi Gronn Lord'un babasıdır. Oğulları Blade's Edge Dağları'nda ve Nagrand'da dehşet saçar. Serpent Shrine'ı açacak diğer elemental mühür ise Gruul'dadır. Mağarasında sağ kolu, Blade's Edge Dağları'ndaki Ogre'lerin lordu High King Maulgar'da bulunmaktadır.


Magtheridon




Outland'in eski efendisi, Illidan tarafından yenilgiye uğratılmıştır. Kara Tapınak artık Illidan'dadır.

Başlarda Magtheridon'un öldüğü düşünülse de, Alliance ve Horde kahramanları, Illidan'ın kuvvetleri tarafından öldürülmediği bilgisine ulaşır. Illidan'a hizmet etmek için Magtheridon'un kanından yeni Fel Ork'lar yaratılmıştır. Hellfire Kalesi'nin altında tutsak alınmıştır. Illidan, daha fazla Fel Ork yaratmak için Magtheridon'u canlı tutmaktadır. Kahramanlar Maghteridon'un sonunu getirirler ve daha fazla Fel Ork yaratılmasının önüne geçilir.
 
__________________

Konu spiderh tarafından (02-09-2013 Saat 16:49 ) değiştirilmiştir..
spiderh isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 02-08-2013   #5
spiderh
 
spiderh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2012
Mesajlar: 1.552
User ID: 6440
Tecrübe Puanı: 83583873
Reputation: 835838664
spiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üye
Standart

.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
.
Lady Vashj




Illidan'ın sağ kolu olan eski Highborne, şimdilerin Büyücü Naga'sı Lady Vashj, Outland'de uzun vadedeki planlarını harekete geçirmek için Broken'lara saldırmış ve onları iş gücü için köleleştirmiştir. Zangarmarsh'ın sularını çekmektedir.


Kael'thas Sunstrider




Naaru'nun boyutlararası geçiş olarak kullandığı Tempest Keep'tedir. Gücünü manipule eder. Yenilgiye uğratılırsa da ölmez. Shattrath'a bir görüntüsünü ulaştırarak tehditler savurur. Azeroth'a geçer, Silvermoon'dan Mu'ru'yu çalar ve Sunwell'de Kil'jaeden'ı çağırmaya çalışacaktır. Kael, Tempest Keep'te yenilgiye uğratıldığında, üzerinden Sonsuzluk Kuyusu'nun şişelerinden biri çıkar.


Illidan Stormrage (The Betrayer)




Illidan'ın tapınağına girmek için Karabor Madalyonu'na ihtiyaç vardır, uzun görevler sonunda Kahramanlar madalyona sahip olurlar ve Kara Tapınak'a saldırıya geçerler, Akama'nın Illidan'ın hizmetine bağlayan Akama'nın Gölgesi durdurulur. Illidan'ın kuvvetleri birer birer yenilgiye uğratılır. Kara Tapınak'taki ilginç isimlerden biri de, bir zamanlar gölge konseyinin üyelerinden biri olan ilk Death Knight (Ölüm Şövalyesi) Teron Gorefiend'dir.

Nihayetinde, Illidan'a ulaştıklarında;

Maievin Gardiyanı Broken'lardan Akama, Illidan'a saldırır. Maiev, Shadowmoon'da tutsak tutulmaktadır ve sonunda serbest kalır. Savaşın ilerleyen safhalarında Maiev, tüm hırsıyla saldırıya geçer. Illidan, Maiev ve kahramanların çabalarıyla öldürülür. Ölmeden önce Illidan, Maiev'e "Sen kazandın Maiev... avcı... avsız hiçbir şeydir... Sen artık bensiz hiçsin" der.


Zul'Aman


İkinci savaşın kahramanlarından Zul'jin, yenilginin sonucunda High Elf Alleria Windrunner'ın oklarıyla öldüğü düşünülsede, esir düşmüştür; eziyetlere maruz kalır; eziyetler sonunda sağ gözünü kaybeder, kolunu keser ve özgürlüğüne kavuşur. Blood Elf'lerden intikam alma planları yaparak, Zul'Aman'a gider ve kudretli bir Trol ordusu kurar. Elf'lerin Horde'la işbirliği yaptıklarını öğrenir ve bunun halkına yapılan bir ihanet olduğunu düşünür, Witch Doctor Malacrass (Cadı Doktor Malacrass), Amani'nin karanlık yollarla büyük güçler elde edebileceğini söyler. Zul'jin, kızgınlığının da etkisiyle kabul eder. Bütün Blood Elf'leri, hatta gerekirse tüm Horde'u yok etmeye niyetlidir. ''Amani asla vazgeçmez, asla unutmaz, asla ölmez. Burası bizim topraklarımız, burda kalmak isteyeceksin, sonsuza kadar... Sizi buraya gömeceğiz'' sözleri çarpıcıdır.

Kahramanlar, Orman Trolleri'nin tanrılarının avatarlarını ve Zul'jin'i öldürürür.




Artık gözler Northrend'e çevrilmiştir. Sıra, Lich King Arthas'ın yarattığı tehdidi ortadan kaldırmaktadır.






Wrath of the Lich King (Lich King'in Gazabı)





Uyanış


Lich King uyandığında kendi kalbini söker, kendisini ölümlü gibi gösterecek herşeye karşı çıkar, çünkü bu zayıflığın göstergesidir.

Sindragosa'nın düştüğü yere gelir ve Malygos'un ilk eşi kadim ejderha Sindragosa'yı, Frost Wrym (Buz Ejderhası) olarak diriltir; daha sonra devasa zombi ordusunu izleyerek savaşa hazırlar.


Horde ve Alliance'a Saldırı




Necropoli'lerle birlikte ortaya çıkan Necrotic Rune ve Shard'lar (Bütün Necrotic Shard'lar yok edildiğinde bağlı olduğu Necropoli de yıkılır).

Azeorth'un başkentlerine gizemli, vebalı buğday paketleri gelir. Bu paketlerden çıkanları yiyen şehir vatandaşları, kana susamış Ghoul'lara dönüşmüş ve etraflarına zombiye çeviren vebayı yaymaya başlamışlardır. Argent Dawn'ın üyeleri başkentlerin yardımına koşmuş, veba belası defedilmiştir. Bu süre zarfında başkentlerde kısa süreli kaos yaşanmış, Ghoul'lar etrafı birbirine katmıştır. İkinci Scourge saldırısını tetikleyen olgu ise, başkentlerin yakınlarında Necropoli'lerin belirmesidir. Alliance ve Horde'un kahramanları bir yandan hastalıkla uğraşırken bir yandan ilerlemeye çalışan Scourge ordularına karşı Eastern Plaguelands, Burning Steppes, Blasted Lands, Tanaris, Azshara ve Winterspring'de şavaşmışlardır.

Lich King, en son Horde ve Alliance'ın başkentlerine doğrudan saldırmaya cüret eder. Buz Ejderhası ve Abomination'ların oluşturduğu Scorge orduları şehirlere saldırır. Orgrimmar ve Stormwind savaşları, kahramanlar ve onların liderleri tarafından bir kez daha bertaraf edilir.

Bu saldırıların nedeni, güçlü kahramanları Northrend'e çekmektir. Lich King bu kahramanları yozlaştırıp, kendi halklarına saldıracak bir kuvvet yapma planları içindedir. Aynı Arthas'ın kendi hikayesinde olduğu gibi.

Bu yaşananlar üzerine Horde Expedition (Horde Keşif Heyeti) ve Alliance Vanguard (Alliance Öncü Kolu) kuruluşları kurulur.




Scarlet Enclave'in Dönüşü



Lich King'in planları, Azeroth'un kahramanlarını Northrend'e çekmekten ibaret değildir. Vebalı topraklardaki Scourge karşıtlığı da bertaraf edilmelidir. Bu amaçlar doğrultusunda yeni Death Knight tarikatı kurulur. Bu yeni tarikat, Darion Mograine tarafından yönetilir. Scarlet Crusade (Kızıl Sefer) başarıyla Lordaeron'dan silinmiştir. Hayatta kalanlar Scarlet Onslaught (Kızıl Saldırı) diye bilinir; bunlar da Northrend'e çıkarma yaparlar. Bu savaşlar sırasında, Lich King eski bir düşmanın varlığını hisseder, ama bir süre için onu umursamamaya karar verir (Mal'Ganis - Scarlet Onslaught lideri, insan kılığında).





Light's Hope Chapel Savaşı (Işığın Ümidi Mabedi Savaşı)


Scarlet Crusade'in yıkımından güç alan Scorge, Light's Hope Chapel'i ve Argent Dawn'ı yok etmeye hazırlanır. Argent Dawn, beklenmeyeni yaparak lanetlilerin ordusunu yenmiştir. Zaferde Tirion Fordring'in gelişi büyük ölçüde etkili olmuştur. Alexandros Mograine'in ruhu (esas Ashbringer), yenik düşmüş oğluyla konuşur, ardından Lich King alanda belirerek, Alexandros'un ruhunu mühürleyerek uzaklaştırır.

Darion ihanete uğradığını anlar ve Lich King'e saldırır Lich King kolayca Darion'u savurur. Fordring önce çıkarak, Lich King'le savaşmaya hazırlanır. Lich King, Death Knight'ları feda etmek için yolladığını, asıl amacının Tirion'u saklandığı yerden çıkartmak olduğunu söyler. Lord Maxwell Tyrosus saldırı emrini verir, Lich King kolayca bu kuvvetleri püskürtür.

Lich King'in Darion ve Death Knight'ları gözden çıkarması ve yaşananlar üzerine Darion, Yozlaşmış Ashbringer'ı (Küleden) Fordring'e atar. Fordring kendi inancı ve Mabet'in kutsal topraklarından aldığı güçle Ashbringer'ı eski şanlı haline döndürür.Yenilenmiş gücüyle, Lich King'in büyüsünden Kaçan Tirion, Kutsal Kılıç'la Lich King'e saldırır. Lich King, Ashbringer'ın gücüyle baş edemeyeceğini anlar.

Gitmeden önce, bir dahaki karşılaşmanın kutsal topraklarda olmayacağını ve kendinin muzaffer olcağını belirterek ayrılır.

Bu savaş, Lich King'in en büyük düşmanları olan iki kuruluşun yaratılmasında önem taşır. Tirion'un Argent Crusade'i (Argent Dawn ile Silver Hand birleşir) ve Darion Mograine'in Ebon Blade'i (Lich King etkisinden kurtulmuş Ebon Blade).

Mograine'in Death Knight'ları, her biri bağlı olduğu eski milletlerine geri dönerler. Tİrion, Alliance'ın eski Death Knight'larının tekrar kabulü için bir mektup yazarak Kral Wrynn'den rica eder. Horde'da ise haber Thrall'a ulaşır. Şehirlerine dönen Death Knight'lar, aşağılama ve hakaretlere maruz kalırlar. Liderlerin konuşmaları üzerine, Death Knight'lara, diğer herkes gibi davranılacaktır, mesaji tüm şehre duyurulur.


Malygos'un İhaneti




Büyünün Lordu, büyülerin yaratıcı olarak efsanelerde kendine yer bulan Malygos ve Azeroth'taki büyüyü kontrol eden, Titansal güçlere sahip beş kadim ejderhadan biridir.

Malygos düşük seviyeli büyü kullanımının Burning Legion'ı, bir zamanlar Highborne'lerin yaptığı gibi çekeceğini düşünerek, bütün ölümlü büyü kullanımına karşı çıkarak, bütün büyücülere savaş açar. Dalaran, Malygos'la ilgilenmek için Northrend'e taşınır.


Alliance ve Horde Northrend'e Geliyor


Hordelar'da, Ratchet'te goblinler tarafından üretilen gemilerle Warsong Offensive Borean Tundra'ya doğru yola çıktı ve Horde Expedition'ın Forsaken ayağı olan Hand of Vengeance (İntikamın Eli) kendi filolarıyla Howling Fjord'a yol aldılar.

Burdaki maceraları esnasında Tauren'lerin kaybolduğuna inanılan eski akrabaları olan Taun'ka'larla karşılaştılar ve onların Scourge ile olan savaşına yardım ederek Horde Expedition'a kazandırdılar.

Alliance tarafında ise Stormwind'ten Valiance Expedition (Cesaret Seferi), Borean Tundra'da Valiance Keep ve Howling Fjord'ta Valgarde adında bir üs kurarken, onlarla birlikte gelen Explorer's League (Kaşif Cemiyeti) de kendi kayıp kardeşleri Frostborn olarak bilinen cüceleri bulmuş ve Alliance Vanguard'a katmışlardır. Frostborn'ların lideri Yorg Stormheart - Arthas'ın Frostmourne'ü alırkan öldürüldüğü düşünülen Muradin Bronzebeard'dır.

İlk savaşlar Lich King'in ordusuna kattığı bilinen en yeni ırk olan Vrykul'larla gerçekleşti. Düşman topraklarda neyle karşı karşıya olduğunun farkında olmayan Alliance ve Horde, Vrykul'ların hem sayı fazlalığından hem de etkili saldırılarından büyük kayıplar verse de Vrykul, Alliance ve Horde'u kıtadan atmakta başarılı olamadı. Bunun yanısıra yeraltından nereden çıkacağı belli olmayan Nerubian ırkı da baya dert olmuştur.

Bu saldırıların ardından Alliance ve Horde, Lich King'e yoğunlaşmaktansa öncelikle Vrykul derdini çözmeyi seçti. Utgarde Keep ve diğer Vrykul köylerine yapılan saldırılarla, hem Scourge zayıflatıldı hem de stratejik konumlar ele geçirildi. Vrykul'lar, Lich King'i tanrı olarak görür ve ona taparlardı.




Ardından Dragonblight'a ilerleyen Alliance kuvvetlerinin önü devasa Necropolis Naxxramas tarafından kesildi. Horde kuvvetleri ise Azjol-Nerub'la uğraşmak durumunda kaldı ve iki taraf da bir süre ilerleme kaydedemedi. Bunu fırsat bilen Lich King iki tarafın daha fazla ilerlemesini engellemek amacıyla Dragonshrine denilen ejderhaların kutsal mekanlarına saldırılar düzenlettirdi ve ölmüş ejderhaları Buz Ejderhası olarak dirilterek ordusuna takviye haline getirdi. Kahramanlar ellerinden geleni yaparak bu savaşları atlatmayı başardılar.





Wrathgate


Horde ve Alliance kuvvetleri, Angrathar the Wrathgate (Angrathar Gazapkapısı) önlerinde geçiçi bir ittifak yaparlar. Ortak düşman Scourge'e karşı tek kuvvet olunmuştur. Ejderhaların hava desteğini alırlar. Alliance ordularının başında Bolvar Fordragon vardır. Horde'un komutanı ise Dranosh Saurfang'dır. Kapının önlerine gelerek, Lich King'in gelmesi için onu kışkırtırlar, en sonunda kapılar aralanır, Lich King ortaya çıkar, genç Saurfang öfkeyle ileri atılır ve Frostmourne'un tek darbesiyle yere iner, ruhu kılıç tarafından çekilir, Lich King, Bolvar'a "Sana mezarın adeletini göstereceğim, yapabileceğin hiçbir şey yok" derken, Forsaken'ların kraliyet ilaç/zehir/yeni vebayı üreten topluluğun başı Apothecary Putress ortaya çıkar. "Unuttuğumuzu mu sandın, bağışlayacağımızı mı sandın..." der. Arhas donar, Slyvanas der. Putress, "Forsaken'ın korkunç intikamını izle" der ve ardından "Scourge ve tüm yaşayanlara ölüm" diyerek, mancınıklarla yeni vebayı Horde, Alliance ve Lich King'in üzerine gönderir. Pek çok Alliance ve Horde üyesi vebadan ölür, Bolvar yerde yatarken "Hiçbirimiz için ümit kalmadı" der. Bu sırada gökyüzünde kırmızı ejderhalar belirir ve vebanın yayılmasını engellemek için bölgeye gelerek alevleriyle Wratgate önünü yakarlar. Alexstrasza, Wrathgate'in önünde haşmetle durur, bölgeyi koruma altına alır ve yaşananları kahramanlara gösterir. Dranosh'un zırhını babası Varok götürdüğünde, "Oğlum kahramanca ve atalarına layık bir şekilde öldü" dese de, Lich King'in Dranosh'u tekrar diriltmesiyle, baba ve oğul bir kez daha hikayede önem taşıyacaktır.

İlk başlarda Forsaken'ın, Horde ve herkese ihanet etdiği düşünülür. Horde kahramanları Orgrimmar'a gitdiğinde, tüm tüccarlar ve meslek erbabları isyan etmiştir, hiç bir iş görmezler.

Wrathgate olaylarından kısa bir süre sonra, Lady Sylvanas'ın emrinde görünen Varimathras, kardeşleri Nathrezim'e gizlice sadık kalmışdır. Varimathras ve Putress darbe yaparak, Sylvanas'ı tahttan indirilirler. Undercity (Altşehir), Horde'un kontrolünden çıkmıştır. Slyvanas bu darbeden canını zor kurtarır.





Undercity Savaşı


Horde ile Alliance arasındaki resmî soğuk savaş süreci yedi yıl sürmüştür. Sıcak çatışmalar kapıdadır.

Horde tarafında, liderler bir araya gelir; Dreadlord'ların Horde topraklarından acilen çıkarılması gerekmektedir; Undercity kaybedilmiştir. Thrall ve Sylvanas acilen karşı saldırıya geçmeyi planlar. Bu sırada Varian, Bolvar'ın katili Putress'e adeleti getirmek ve Lordaeron'u geri almak üzere emir verir.

Thrall, Sylvanas ve Vol'jin, Horde başkentini geri almak için Undercity'nin ana kapılarından girerek saldırıyı yönetirler. İsyancı Forsaken ve iblisler kesilerek, kalleş Varimathras'a ulaşılır; birleşik Horde ordularının kudretine dayanamaz.

Alliance tarafında ise öfke ve büyük acı vardır. Bolvar, kral için bir kardeş gibidir; yokluğunda kralığı idare etmiş, oğluna yıllarca bakmıştır. Jaina'yı Orgrimmar'a yollayarak, Horde'un ihanetini öğrenmesini ister. Arkadaşının ölümünün hesabını sormak ister. Jaina dönerek kralı bilgilendirir. Varimathras ve Apothecary topluğu herkese ihanet ettiğini, Undercity'nin Horde'un elinden çıktığını anlatır. Varian ve Jaina, Alliance ordularını toparlayarak Undercity'ye yürür. Undercity'nin kanalizasyon girişinden girerler. Bir zamanların ihtişamlı şehrinin bu hallere düşmesi Varian'ın midesini bulandırır. Putress'in izini bularak intikam alınır. Varian aynı zamanda üzerinde deney yapılmış birçok insan cesediyle karşılaşır. Bu eczacı topluluğunun yıllardır yeni veba üzerinde çalıştığı anlaşılır. Horde ile aralarında kısa süren bir saldırmazlık anlaşması olsa da, Forsaken'ın boş durmamış, gizlice herkesi öldürecek vebayı tasarlamış olduğunu farkeder.

Sonrası, Varimathras ve Putress öldüğünde, Varian, Thrall ve Sylvanas ile kraliyet koridorlarında karşılaşır. Tarafların çatışacakları kesin gibidir. Lady Jaina Proudmoore araya girerek, Alliance kuvvetlerini dışarı ışınlar.

Horde ve Alliance arasındaki soğuk savaş dönemi sona erer. Varian savaş deklarasyonu yayınlar.

Thrall, Apothecarium'da fazla Lejyon türü Abomination'ların ortaya çıkmasını engellemek için Kor'kron muhafızlarının bir kısmını Undercity'de bırakır. Bu kuvvetler hem dışardan gelecek bir saldırıda azalan zombi kuvvetlerine hizmet edecek, aynı zamanda savaştan geriye kalanlar olmuşsa onları temizlemede görev alacaktır.





Drakuru ve The Wolfcut


Argent Crusade (Gümüş Sefer) ve Knights of Ebon Blade (Kara Kılıcın Şövalyeleri), Wrathgate faciası ardından bir diğer kilit bölge olan Zul'Drak için giderler. Eş zamanlı olarak Alliance ve Horde, kaynak zengini bir mekan olan Grizzly Hills için mücadele veriyorlardı.

Alliance burada kendine yeni yandaşlar arıyordu ve Horde bu nerden çıktığı belirsiz gizemli insan klanını avlıyordu. Ruuna the Blind isimli NPC'nin yardımıyla bu klanın Forsaken tarafından öldürülmüş Archmage Arugal'ın işi olduğu ortaya çıktı ve kendisi tekrar yok edildi.

Oyuncular bu esnada gizemli bir Trol olan Drakuru'ya çeşitli işlerde yardım ediyorlardı. Drakuru'nun niyeti Trol klanlarını bizim tarafımıza çekme gibi görünse de, iş işten geçtiğinde onun niyetinin Zul'Drak ve Grizzly Hills (Grizzly Tepeleri) arasındaki aşırı stratejik nokta olan Drak'tharon Keep'ten Trolleri atıp oraya Scourge hakimiyetini getirmek olduğu keşfedildiİ; ancak Lich King işin içine girince müdahale etme fırsatı ortadan kalktı. Bu başarısı üstüne terfi ettirilen Drakuru (Overlord Drakuru - Senyör Drakuru), Zul'Drak'ı diğer Trol kabilelerinden temizlemek üzere harekete geçti ve Argent Crusade ile Knights of Ebon Blade'nin rakibi konumuna geldi. Blightblood Troll operasyonu kahramanca bir şekilde oyuncular tarafından halledildi ve Drakuru, Lich King tarafından başarısızlığı sebebiyle öldürüldü. Drakuru halledilince Knights of Ebon Blade ve Argent Crusade, Icecrown'a doğru yola çıktılar ve oraya yeni bir merkez kurdular.

Horde ve Alliance da gözünü Icecrown'a dikmişti, ancak Scourge kimseyi içeri almamaya kararlıydı. Bunun üzerine zeplinlerle gökyüzünden Icecrown'a giren Alliance ve Horde, içerde Scourge ile mücadele etmeye başladı.

Mord'rethar the Death Gate için Allianceler hızlı bir saldırı düzenleyip orayı Horde ele geçirmeden almak istedi. Bunun üzerine Alliance'a arkadan saldıran Horde, Alliance'ın orayı ele geçirmesine engel oldu, ancak kendileri de ele geçiremedi.

Ardından Ulduar ve Yogg-Saron sebebiyle iki taraf da öncelik değiştirdi ve Ulduar yollarına koyuldular. Bu esnada Icecrown'da ilerleyen Argent Crusade ve Knights of Ebon Blade, Shadowvault (Gölge Mahzeni), Argent Vanguard (Gümüş Öncü Kolu) gibi stratejik noktalar kurdular ve Scourge ile mücadele ettiler.


Kadim Tehdit Uyanıyor


Kaşif Brann Bronzebeard, Ulduar'ın sırlarına nail olmaya gittiğinde, kadim tehlikenin uyandığını farkeder. Yogg-Saronun mühürlerinin kırıldığını, etkisinin ise kontrol altına alınmadığını Rhonin ve Jaina'ya rapor eder.

Rhonin, Ulduar tehdidiyle yüzleşmek için Varian Wrynn, Jaina Proudmoore, Thrall ve Garrosh Hellscream'i Daalaran'a çağırır. Alliance ve Horde'un birlikte hareket etmesi gerektiğini söyler; bu arada Garrosh ile Wrynn arasında münakaşa yaşanır, olayların büyümesi Rhonin ve Jaina'nın etkisiyle geçiştirilir.

Yogg-Saron tehdidiyle yüzleşmek için gözler Ulduar'dadır artık.




Çok uzun zaman önce, Titanlar, Azeroth'a gelmemişken, kadim kötücül varlıklar, yani Old God'lar (Eski Tanrılar) Azeroth'a hükmetmektedir. Eski Tanrılar'dan biri olan Yogg-Saron, dünya üzerinde tiranlık kurmuştur. Curse of Flesh (Etin Laneti)'nin yaratılmasından sorumludur. Bu yaratım, Titanlar'ın yarattıkları yapılarını ve görünüşlerini bozmuştur. Taş/metalik yapıdaki ırklar, et ve kemiğe bürünmüştür. Titanlar bu laneti ve Eski Tanrılar'ı silmenin, Azeroth'u tamemen yıkacağını farkederler. Bunun yerine, Azeroth'ta Eski Tanrılar'ı hapsetmişlerdir. Pantheon, Eski Tanrılar'ın tesirlerini ortadan kaldırmak için önlemler alırlar. Yogg-Saron da, Titanlar'ın yaptığı Ulduar'ın derinliklerine hapsedilmiştir ve başına altı tane gardiyan/gözetleyici bırakılmıştır. Bu titansal gözlemciler Loken, Thorim, Hodir, Mimiron ve Freya'dır. Yogg-Saron zamanla etkisini göstererek, baş gardiyan Loken'i etkisi altına almıştır. Loken, daha sonradan diğer gardiyanları kontrol etmeyi başarmıştır ve Yogg-Saron'un kaçış denemesini kolaylaştırmaya çalışır.

Yogg-Saron savaşında üç tane görüntü, kahramanlar tarafından görülebilmektedir. Üç tarihi dönüm noktasına bir şekilde Yogg-Saron'un etkisinin doğrudan bir bağlantısı olduğu yönünde güçlü bir kanı yaratır. Neltharion tarafından Dragon Soul'un yaratılması, Kral Llane suikastı, Bolvar'ın Lich King tarafından eziyet görmesi. Bu üçüncü görüntüde, Yogg-Saron'un sesi duyulur ve kehanetini açıklar. Hiç bir kral sonsuza kadar hükmedemez, sadece ölüm bakidir.

Yogg-Saron ayrıca dünya ağacı Vordrassil'in yozlaştırılmasında etkisini göstermiştir. Ağacın kökleri Eski Tanrılar'ın hapishanesine kadar uzanır. Kadim Druid'ler Vordrassil'i hemen yok ederler. Grizzlemaw Furbolg'larlarının zamanla çıldırarak kafayı yemelerinin arkasındaki neden olmuştur.


Argent Turnuvası




Tirion Fordring, Icecrown Citadel'e saldırmadan önce en iyi savaşçıları seçmek, Alliance ve Horde'un kaynaşmasını sağlamak için bir turnuva düzenler; ancak bu turnuva Lich King tarafından iki kere bölünür. Birincisinde Kara Şövalye (Black Knight) isimli bir şövalye, Lich King tarafından yollanır, ancak turnuva savaşçıları onu yok eder. İkinci girişimde de Lich King, oraya ilüzyonunu gönderir ve turnuvanın yapıldığı kolezyumun zeminini kırar. Turnuva savaşçıları düştükleri çukurda Anub'arak ile karşılaşırlar.




Anub'arak, Azjol-Nerub'daki Nerubian'ların eski kralıdır. Örümceğin Savaşı'nda katledilmesini izleyen olaylarda Ner'zhul tarafından, zombi olarak diriltilir.

Arthas'ın Northrend'e ulaşmasında, kara prensi Blood Elf'lerin saldırılarından kurtarır. Anub'arak, Prens'i tahta götürürken, Örümcek Krallığı'ndan geçirir. Nerub'lar tarafından Hain Kral diye çağırılır.

Bir zamanların ihtişamlı Azjol-Nerub'unu evi yapar. İhanetinden bu yana değişmiştir ve yozlaşmıştır. Eski evini sefalet dolu bir yaşam yerine çevirmiştir. Zombi Nerub ordularının lideridir.

Azjol-Nerub'daki yenilgisi üzerine, Lich King tarafından bir kez daha diriltilen Anub'arak, buz büyüleriyle güçlendirilir. Argent Turnuvası'na musallat olur. Crusader's Coliseum'un altındaki buzlu derinliklerinde ikamet eder, turnuvanın final karşılaşmasında ortaya çıkar ve öldürülür.


Lich King'i Yenebilmenin Yolu


Alliance ve Horde, Frozen Halls içinde mücadele verirken oldukça önemli şeyler keşfederler. Halls of Reflection'da (Yansıma Salonları) kılıcın içinde hapsedilmiş olan Uther'den Lich King'in gücü hakkında bilgi edinirler.




Edinilen bilgiler ışığında, Halls of Reflection'da, Frostmourne tek başına durmaktadır. Slyvanas/Jaina ve kahramanlar kılıcı bulurlar, edinilen bilgiler doğrulanmıştır. Frostmourne tek başına havada asılı durmaktadır, kılıçla bağlantı kurulur. Uther the Lightbringer'ın ruhu gelir, Arthas'ın içinde kalan bir parçanın halen Scourge'ü geri planda tuttuğunu, gerçek gücünü gösterdiği takdirde Alliance ve Horde'u kat kat alt edebilecek güçte olduğunun farkedilmesini sağlar. "Her zaman bir Lich King olmalı" der (Uther'in ruhunun kılıçta olmadığı, bunun Ner'zhul'un planları olabileceği spekülasyonları için bknz.: Ner'zhul Spekülasyonları).

Lich King'i yenebilmenin tek yolununun ancak yaratıldığı yerde olabileceğini söyler (Frozen Throne - Donmuş Taht).

O sırada Lich King gelir; kılıcın gördüklerine nail olabilmektedir. Slyvanas/Jaina, Lich King'le yüzleşirler ama yenemezler; zindandan zeplin yardımıyla kaçarak kurtulurlar.

Argent Crusade ve Ebon Knights'ın ortak saldırısı, Icecrown'daki Argent Vanguard'da başlar ve arada bir çok önemli olay geçer, Shadow Vault'un ele geçirilip Ebon Knight üssüne dönüştürülmesi esas önemli olaydır. Arthas'ın kalbini oyuncular Icecrown Citadel'in altında keşfederler ve Tirion'a heber verirler. O da Cathedral of Shadow'a Cult of the Damned tarafından önemli bir şey taşınacağı haberini aldığını, bunun Arthas'ın kalbi olabileceğini ve Arthas'ı bunun sayesinde kurtarıp Lich King'i yenebileceklerini düşünür; ama orada artık çok geç olduğuna, artık kurtarılacak bir şey kalmadığına karar verip kalbi yok eder; kendisi ciddi zarar görür, Lich King de bir süreliğine çok zayıf düşer. Tam Cultist'ler Tirion'un adamlarına saldıracak iken Knights of the Ebon Blade, Darion Mograine önderliğinde gelir ve kaçmalarına yardım eder.


Icecrown Citadel




Artık, Icecrown Citadel'in ön kapısından saldırma vakti geldiğini düşünen Argent Crusade ve Knights of the Ebon Blade güçlerini birleştirerek Ashen Verdict'i (Gümüş Hüküm) kurarlar ve Icecrown Citadel içinde mücadele başlar.

Ashen Verdict, Icecrown Citadel içinde ilerlerken, Alliance ve Horde devasa savaş gemileriyle birbirlerine karşı çarpışarak içerde ilerlemenin kimin kaderi olduğunu keşfederler. Lich King tarafından Death Knight olarak diriltilen Dranosh Saurfang'ı (diğer adıyla The Deathbringer - Ölümgetiren) öldürerek ruhunu huzura eriştirirler ve Frozen Throne'a giden yol boyunca Tirion Fordring tarafından desteklenirler.

Frozen Throne'da Tirion, Lich King tarafından dondurulur, "Savaşın sonuna kadar bekleyeceksin" der. Gerçekleşen efsanevi savaş sonrası Lich King, canı azaldığında, Frostmourne'un Öfkesi'ni salarak tüm kahramanları öldürür. "Özenle eğittiğin, getirdiğin şampiyonlarının ölümünü ve tekrar dirilişini göreceksin" der. Gerçek amacının başından beri bu olduğunu, ayağına gelen kahramanları dirilterek Scourge Şampiyonları yapacağını söyler; zombi olarak diriltmeye hazırlanır. Büyüsü yarıda kesilecektir. Işıktan son bir kez saldırmak için yakarışta bulunan Trion Fordring, dualarına cevap alır. Lich King'in buz hapsinden kurtularak efsanevi Ashbringer'la saldırıya geçer, Frostmourne kırılır, içine hapsedilen ruhlar dışarı çıkarak Arthas'a saldırır. Lich King'in miğferi Helm of Domination düşer, insan olan Arthas ölmeden önce babasının ruhuyla konuşur. Terenas'ın ruhu "Kalkın, Işığın Şampiyonları!" diyerek kahramanları diriltir.




Arthas, "Baba, bitti mi?" der. Terenas, "Uzun zamandan sonra nihayet!" der ve ekler, "Hiçbir kral sonsuza kadar hükmedemez oğlum".

Arthas, "Sadece önümdeki karanlığı görüyorum" der ve ölür.

Terenas, Uther'in söylediklerini söyler: ''Kontrol her zaman sağlanmalı, her zaman bir Lich King olmalı. Efendilerin kontrolü olmazsa, Scourge bu dünyanın başına daha büyük bir tehdit olur'' der. Helm of Domination'ı giyen kişi tüm zombileri yönetebilmektedir. Tirion, miğferi eline alır ve "Böyle bir yükü ben taşımalıyım" der; giymeye hazırlanırken, yanmış vücüduyla Bolvar ortaya çıkar. Bolvar'ın gizemi çözülmüştür. Wrathgate önlerinde öldüğü düşünülse de son anda çıkıp herkesi şaşırtmıştır.

Bolvar Fordragon, "[/I]Ejderhaların ateşi kaderimi mühürledi, bu ağır yükü ben taşımalıyım, yaşayanların dünyası artık bana huzur vermez, sonsuza kadar lanetlilerin gardiyanı ben olmalıyım[/I]" der. Tirion, "Bu fedâkarlığın unutulmayacak kardeşim" der. Bolvar buna karşı çıkar, unutulması gerektiğini söyler. Azeroth'taki halkların huzuru için Lich King'in öldüğünü ve beraberinde Bolvar Fordragon'u da götürdüğünü söylemesini ister. Tirion, miğferi verir, Bolvar kendini Frozen Throne'a hapseder ve yeni Lich King olur.



Yeni Lich King, Bolvar Fordragon




Cataclysm (Büyük Felaket)


Gilneas İç Savaşı




Greymane Seddi'nin oluşturularak kapatılmasından sonra, Worgen Laneti'nin patlak verdiği olaylar silsilesi öncesi ara dönemde yaşanmıştır.

Greymane Seddi'nin kapılarının kapanmasından sonra, Karanlık, Gilneas'ın üzerine çökmüştür. Lord Darius Crowley'nin de belirtiği gibi bu durum, Kral Genn Greymane'in Lordaeron İttifakı'ndan ayrılma kararının büyük bir hata olduğu ve onları ulusal bir kavganın içine tutsak ettiği gerçeğidir.

Worgen Laneti, Gilneas ulusunu parçalamaya başladığı sıralarda, Lord Crowley, yerlerinden yurtlardan edilmiş, gergin Gilneas'lıları da arkasına alarak isyan bayrağını çeker. Bu süreç, zamanla krallığı parçalayacak kanlı bir iç savaşla sonlanacaktır.

İç savaş sırasında, Kuzeykapısı İsyancıları gizlice, savaş toplarını Gilneas şehrine sokmayı başarırlar. Bu toplar, bir hücrede saklı tutulmaktadır. Bu gizli isyancı cephaneliği, Gilneas'ın başkentinin Worgen'lar tarafından kuşatılması sırasında kilit rol oynayacaktır.

Genn Greymane ve Crowley arasında anlaşma sağlandıktan sonra, Genn Greymane'in (Genn Griyele) planları doğrultusunda, Gilneas halkı şehrinden güvenli bir şekilde tahliye edilirken, planın diğer ayağında, Lord Crowley, Worgen'ların dikkatini kendi üstüne çekerek şehri amansızca savunmaya girişir. Sokak sokak süren çatışmalardan sonra, Worgen'lar yavaş yavaş şehrin tüm bölümlerini ele geçirmiştir. Crowley ve birlikleri artık, Işığın Şafağı (The Light of Dawn) katedralinde, ellerindeki son gayreti de göstererek, Worgen'lara yenik düşerler ve kendileri de Worgen'a dönüşürler ve Gilneas'ın başkenti de onlarla birlikte düşer ve İç Savaş sonlanır.

Daha sonra Lord Crowley, Blackwald ağaçlıklarındaki Worgen'ları yakalayarak onları, iradelerine kavuşturmaya uğraşacaktır; bu çabasına, kraliyet kimya bilgini Aranas ve Kral Greymane de destek sağlayacaktır...




Terkedilmişlerin istilasının başlamasıyla, Genn Greymane, Crowley'den yardım ister. Lord Crowley, Gilneas Özgürlük Cephesi hareketini komuta ederek gümüş çam ormanlarında Terkedilmişler'le mücadeleye girişir. Yedinci Lejyon'un da yardımıyla, düşman hatları geçilerek, Gilneas şehrinde üstünlük sağlanır, fakat Horde'un ajanlarının çalışmalarıyla destek kuvvetlerinin bir kısmı yok edilir ve Terkedilmişler, Lord Godfrey'i dirilterek kendilerinden yaparlar, bu durumdan Gilneas'lıların haberi yoktur.

Godfrey'in yardımıyla, Terkedilmişler, Darius Crowley'in kızı Lorna'yı ele geçirirler. Zombilerin kraliçesi Lady Sylvanas, Crowley'le yüzleşmek için bizzat atını, dağılmış Greymane Seddi'ne doğru sürer ve Crowley'e iki seçenek sunar: ya Gilneas Özgürlük Cephesi hareketi teslim olacak ya da Lorna ölecek ve Terkedilmiş olarak zombiye dönüşecektir. Kısa bir tereddüt anından sonra, Darius, kızını korumak için teslim olmayı kabul eder. Sylvanas, onların Gilneas'a kaçmalarına izin verir... Gilneas içinde yaşanan çatışmanın, Alliance ve Horde arasında halen devam ettiği bilinmektedir.




Cataclysm Savaşları (Büyük Felaket Savaşları)
Elemental Savaşı
(Eski Tanrıların kuvvetlerinin yönettiği Deathwing vs Alliance & Horde & Tarafsız Güçler [Ejderhalar...] )





Gezegenin ikinci kez yıkımının gerçekleştiği, Deepholm'dan yayılan Büyük Felaket Savaşı'nı da beraberinde getirmiştir.

Grim Batol savaşında, Demon Soul'un yok edilmesinden sonra, Deathwing, Deepholm'un elemantal düzlemine kaçarak kendini yeniler ve savaş hazırlıklarına başlar. Yokluğunda, oğlu Nefarian, Blackrock'ta yenilgisinden önce yeni ejderhalar yaratarak kısmi başarı elde eder. Deathwing'in eşi Sintharia (Sinestra), güçlü ejderha sürüsü Alacakaranlık Ejderleri'ni yaratır. Bu süre zarfında, Alliance ve Horde, Northrend'de çarpışmaktadır. Kara ejderhalar, Ateş Lordu Ragnaros'la olan savaşlarını sonlandırarak, Ateş Lordu Ragnaros ve Rüzgar Lordu Al'akir'le müteffik olurlar.

Lich King'e karşı verilen mücadele sona erdiğinde, Deathwing aldığı yenilginin yaralarını sarmayı başarmış ve Azeroth'a saldırmak için hazır hale gelmiştir. Northrend'den zaferle dönen kahramanların huzuru kısa sürmüştür. Deathwing, dönüşüne hazırlık olarak depremler ve şok dalgaları yollamaya başlar. Deathwing'le müttefik olan Twilight Hammer Kültü, yıkım ve kıyamet haberlerini Azeroth'a yaymaya başlarlar. Çeşitli Elemental'ler başkentlere saldırıya geçer. İlk saldırılar durdurulsa da, Deathwing, Maelstrom'dan çıkarak, Deepholm'daki Dünyanın Sütunu'nu parçalar ve ikinci yıkım sürecini başlatır.


Büyük Felaket (The Cataclysm)


Azeroth'un çehresi, Deathwing'in dönüşüyle değişime uğrar. Alanlar tahribata uğrar, doğal kaynaklar yok olmaya başlar, Elemantal'ler saldırıya geçer. Kaynak sıkıntısı yüzünden, Alliance ve Horde çatışmaları kızışır, bu arada Twilight Hammer'la savaş sürmektedir.





Hyjal ve Vashj'ir


Savaşa kaynaklar akıtılırken, Horde ve Alliance, nihayetinde gözünü Kült'e ve Deathwing'e çevirir; kuvvetlerini Hyjal dağına doğru sevkeder.




Yıkımdan kısa bir süre önce, Malfurion Stormrage, Emerald Dream'den uyanır ve Cenarion Circle'ı yöneterek, Kült'le savaşa girişir. Ragnaros'un Molten Core'da yenilmesi ve sürülmesinden sonra, Yaşam Ağacı Nordrasill'in yok edilmesi için tekrar Azeroth'a Deathwing tarafından çağrılın Ateş Lordu bir kez daha dehşet saçmaya hazırdır.

Zümrüt Rüyası'nın bekçisi ejderha Ysera da uykudan uyanmış ve tehditle savaşmaktadır. Kahramanlar, kadim muhafızları uyandırarak savaşa destek sağlarlar.

Başka bir yerde, Stormwind'in kıyılarının yakınlarında, yeni bir ada ortaya çıkar. Bu ada, Alliance ve Horde için yeni bir çatışma bölgesi olacaktır; fakat bu ada yolunda, gemiler Naga'lar tarafından saldıraya uğramakta ve gemidekiler öldürülmektedir. Bu Naga'lar, Deathwing ile işbirliği içindedir. Bu mücadelede, pek çok deniz yaratığının tanrı olarak gördüğü Neptulon, karşı savaşta, Naga'lar, Deathwing'e aktif bir şekilde hizmet etmeye başlamışlardır. Ölümlü ırklar, Neptulon'a destek vererek, Naga'ları püskürtmekle uğraşırlar.


Dünyanın İyileştirilmesi


Büyük Afet, Azeroth'u elemental düzleme hiç olmadığı kadar yaklaştırmıştır. Earthen Ring'in şamanları, gezegenin ızdırabını hissetmektedirler. Deathwing'in yarattığı yıkımı, telafi etmeye uğraşırlar. Hatta, Thrall, Warchief (savaş şefi) ünvanından vazgeçerek, Maelstrom'daki bozukluğu gidermeye çalışır. Böylece, Azeroth'un, Deepholm'un içine göçmesi önlenecektir. Alliance ve Horde kuvvetleri, dünyanın sütununu tamirde şamanlara yardım ederler. Kahramanlar sütunun kayıp parçaları için Kült'le, Deepholm'da şavaş verir. Ragnaros ve Al'Akir'in aksine Therazane the Stonemother, ölümlü ırklardan yana olarak, düşmanlardan düzeni korumaya çalışır.







Kaynak: forumtr
 
__________________

Konu spiderh tarafından (02-09-2013 Saat 18:20 ) değiştirilmiştir..
spiderh isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alt 02-09-2013   #6
spiderh
 
spiderh - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Oct 2012
Mesajlar: 1.552
User ID: 6440
Tecrübe Puanı: 83583873
Reputation: 835838664
spiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üyespiderh Süper Üye
Standart Sözlük

Abomination: Zombilerin tankı denebilecek, dev gibi, lakin orasında burasında kol bacak olan, "Akşamdan kalma Dr. Frankenstein'ın oluşturduğu bir yaratık" görünümüne sahip olan yaratıkların ismidir.

Archmage: Büyük ve güçlü büyücülere verilen isim.

Argent Dawn: Azeroth'u Burning Legion ve Scourge temsilcilerinin yok etmesini engellemeye odaklanmış, yasal ve yararlı bir organizasyondur.

Avatar: Bir şeyin ya da karakterin yerine kullanılan sahte görüntü, kukla.

Azeroth: Warcraft dünyasına verilen isim.

Azshara Quel'dorei: Highborne'lerin eski ismi.

Banshee: Büyük bir suç işlemiş, günahları dolayısı ile ölümlerinden sonra yaşayan her şeyden nefret eden bir varlığa dönüşmüş elf dişilerinin hayaletlerinin adıdır. Çığlığıyla ölümcül etkiler üretebilirler.

Broken: Draenei ırkının mutasyona uğramış kesmine verilen isimdir. "Krokul" olarak da bilinirler. Daha çok Ork'lara benzerler.

Deepholm: Elemental düzlemdeki bir kıtadır. Yüzeyi yarıklarla ve kraterlerle doludur ve sık sık depremlere sahne olur. Çok sayıda aktif volkana sahiptir ve bu volkanlardan sık sık lav fışkırmaktadır.

Demon: İblis

Demon Soul (İblis Ruhu): Eski adıyla Neltharion (Ejderha Deathwing), Titan Khaz'goroth tarafından toprak üzerinde hakimiyeti olması açısından görevlendirilmiştir ve siyah ejderhasürüsünün lideridir. Kadim zamanlarda kardeşleriyle oldukça iyi geçinmesine ve Azeroth'un yararına çalışmasına rağmen, toprağın üzerinde olan güçleri, Titan'ların önceki savaşta yerin altına zincirlediği kötü varlıklar olan Eski Tanrılar'ın etkisi altına girmesine ve delirmesine sebep olmuştur. Burning Legion'ın birinci istilası sırasında Dragon Soul (Ejder Ruhu) isminde çok güçlü bir artifact yaratan Neltharion, diğer kardeşlerinin güçlerinin bir kısmını bu artifact'e vermelerini sağlamış ve iyiye kullanacağını söyleyerek hepsini güçten düşürmüştür. Ancak savaş esnasında Neltharion, hepsine ihanet etmiş ve Dragon Soul'u (o andan itibaren Demon Soul olarak anılacaktır) onlara karşı kullanarak bütün ejderhaları savaş alanından sürmüş ve Malygos'un mavi ejderhalarını tamamen katlederek mavi sürü liderinin deliliğe düşmesine sebep olmuştur. Ancak akabinde, artifact'e fazla maruz kalmaktan dolayı kendi vücudu parçalanmaya başlayınca, savaş alanından uzaklaşan Neltharion, o günden itibaren Deathwing (Ölümkanat) adıyla anılmaya başlanmıştır. Kendisinin düştüğü delilikten bütün siyah ejderhalar da nasibini almış olup, hepsi birden eski kimlikleri kaybolarak işkence ve acıdan zevk alan kötü yaratıklar haline gelmişlerdir. Savaşın ortasında Demon Soul (İblis Ruhu), Deathwing'den çalınmış, Burning Legion yenilmiş ve Demon Soul'a diğer ejderhalar Deathwing'in asla kullanamaması için bir büyü yapmışlardır. İlerleyen çağlarda Deathwing, önce Kirin Tor büyücülerinin saldırısı altında ölmüş zannedilmiş, fakat sonra Ork'lara gizli artifact'i buldurarak Alexstrasza'yı esir ettirmiş ve bir Kirin Tor büyücüsü olan Rhonin'i manipüle ederek yok olmuş sürüsünü canlandırmak için Alexstrasza'nın yumurtalarını çalmayı hedeflemiştir; ancak Rhonin yapılamaz denen şeyi yapıp da Demon Soul'u yok edince, bütün güçleri diğer dört ejderhaya geri dönmüş ve Deathwing savaş alanından kaçmıştır. Uzun bir süre öldüğü zannedilen Deathwing, bu süre zarfında parçalanmakta olan vücudunu Elementium plakalar ile kaplatmış, Eski Tanrılar'ın bahşettiği güçle normalden de güçlü hale gelmiş şekilde toprağın Elemental düzlemi olan Deepholm'den patlayarak Azeroth'a fırlamış ve geri dönüşünün sallantıları Cataclysm'i oluşturarak günümüz Azeroth'unu oluşturmuştur.

Draenei: Ork'ların anavatanı olan Outland dünyasında bulunan bir ırktır. Mavi tenlidirler ve toynaklı ayaklara sahiptirler.

Draenor: Ork'ların anavatanı olan dünya. "Outland" olarak da bilinir.

Dreadlord: Dünya yerlilerinin arasına nifak sokarak birbirlerine kırdırıp dünyaları yok eden vampirik bir ırk.

Druidizm: Doğanın güçlerini ve ruhlarını yönetebilen bir büyü disiplini.

Dünya Sütunu (The World Pillar): Tüm dünyanın bel kemiği olan sütundur.

Lich King Arthas, Gümüş Sefer (Argent Crusade) tarafından devrildikten sonra, Azeroth nihayet rahat bir nefes aldı. Ancak bu refah fazla uzun sürmedi. Başlarda dikkate almaya dahi değmeyen sarsıntılar giderek artıyordu. Şehirlerde, kasabalarda bunun bir işaret olduğunu, karanlık günlerin geri döneceğini söyleyen felaket tellalları kendilerine taraftar topluyor, Durotar ve Stormwind çıkmak üzere olan isyanlara karşı tetikte bekliyordu. Ancak Azeroth hala eski günahların bedelini ödeyememişti. Spellweaver Malygos***8217;un düşüşünün ardından eski yoldaşları ve baş düşmanları olan dört Aspect***8217;in (Dragon Aspect) zayıfladığını düşünen Toprak Koruyucu Neltharion (The Earth-Warder), tüm Azeroth***8217;un bildiği ismi ile Deathwing (The Destroyer), yıllardır gizliden gizliye yürüttüğü planının kendisine düşen bölümünü gerçekleştirmek üzere tekrar kanat çırpmaya hazırlanıyordu. Aldığı ağır yaraların iyileşmesini ve dağılan güçlerinin toplanmasını bekleyen Deathwing, kendini hazır hissediyordu. Yıllar sonra ilk kez ayağa kalktı. Saklandığı Deepholm'de yukarı doğru süzülmeye başladı. Titan'lardan miras kalan ve Eski Tanrılar tarafından iyice yozlaştırılmış güçlerini kullanarak Elemental Boyut ile Azeroth arasında bir yol açtı kendine. Ancak bu yaptığının sonuçları Azeroth için bir felaket oldu. Dünya Sütunu (The World Pillar), bu hareketinin etkisi ile parçalandı. Dünya Sütunun parçalanmasıyla beraber aynı şey Azeroth***8217;un başına da gelmeye başladı. Kadim Toprak Halka (The Earthen Ring) gezegeninin acı dolu feryatlarını duydu. Muln Earthfury***8217;nin etrafında toplanan güçlü şamanlar Dünya Tapınağı***8217;nın kontrolünü Alacakaranlık Çekinci***8217;nden alarak sütuna kendi elemental güçleri ile destek oldular. Azeroth***8217;un parçalanmasını durduran bu hareketlerine rağmen yine de çok şey olmuştu.

Dwarf: Cüce ırkı.

Earthen Ring: Azeroth'taki en itibarlı organizasyondur. Yaşlılar Meclisi (Elder Council) isimli bir grup tarafından yönetilir. Earthen Ring'in temel amacı, dünyayı oluşturan elementler arasındaki uyumu muhafaza etmektir. Earthen Ring'in üyeleri, elementlerin en güçlü ruhları ile iletişime geçerek onları sakinleştirirler ve geniş çaplı bir yıkıma neden olmalarını engellerler. Bazıları organizasyonun dünyayı korumaktaki rolünün en gerekli şey olduğuna inanmaktadırlar.

Elemental Varlık: Elementler herşeyi oluşturan maddedir. Elementlerin, Ruhlarla birleşip bir irade kazanmaları sonucu oluşan Varlık ise, Elemental olarak tanımlanır. Şamanlar Elementler ile iletişim kurarlar.

Eredar: Warcraft evreninde, büyük bir kısmı Burning Legion'ın hizmetine girmiş kadim bir ırk. Gezegenleri aslen Argus gezegenidir, lakin Lejyon'un hizmetine girmeleriyle beraber evrenin çeşitli bölgelerine dağılmışlardır.

Forsaken (Terkedilmiş): Lich King'in hükümranlığından kurtulan zombilerin kendine verdikleri ad. Lady Sylvanas önderliğinde Lich King'in zihinsel kelepçelerini ve tiranlığını bir yana bırakmışlar ve Horde'a katılarak Undercity'yi kendilerine başkent yapmışlardır.

Furbolg: Tarihlerinin ejderhalarla birlikte Titanlar'ın gelişinden öncesine dayanan yegane akıllı canlılardır. Bu ayı benzeri yaratıklar, ilkel fakat akıl barındıran bir yaşam biçimini tek ve kusursuz kıta Kalimdor'un kuzeyinde sürdürmekteydiler. Kabileler şeklinde yaşayan bu canlılar, ne yazık ki bir medeniyet oluşturma seviyesine gelmeyi başaramamışlardır.

Ghoul (Gulyabani): Zombilerin (undead) en düşük seviyeli savaşçı birimidir. Çirkin ve korkunç bir görünüme sahiptirler. Görünüş olarak daha çok Ork zombisi görünümündedirler.

Golem: Ruhu olmayan, kilden ya da taştan oluşturulan bir yaratık.

High Elf: Night Elf'lerden ayrılan Highborne'lere verilen isim.

Highborne: Night Elf'lerin kraliçesi Azshara'nın hizmetkarlarına verilen isim.

Horde: Güruh. Önceleri şeytani güçlerin etkisindeki Ork'lardan oluşmuş olan bu topluluk, daha sonraları bünyesine diğer ırklardan da üyeler almıştır. Horde ile insaların ve elflerin oluşturduğu Alliance (İttifak) kuvvetleri arasında uzun yıllar büyük savaşlar gerçekleşmiştir.

Infernal: Genellikle Warlock'ların çağırdığı, iblis-golem karışımı bir yaratık.

Kaldorei: Night Elf'lerin eski ismi.

Kalimdor: Azeroth'taki büyük tek kıtaya verilen isim.

Lich: Fantezi dünyasında geçen bir tür ölümsüz yaratık. Kötü ayinler yapıp zihin gücünü canlanmış cesedine bağlayan ve böylece bir nevi ölümsüzlüğe ulaşan, genellikle kötü bir büyücü veya kudretli bir kral.

Maelstorm: Azeroth'un ortasında sürekli dönmekte olan girdap.

Naga: Highborne'un değişime uğraması sonucu oluşan bir ırk.

Nathrezim: Dreadlord'ların ırkına verilen isim.

Necromancer: Ölmüş kimselerin ruhunu çağıran bir tür büyücü sınıfı.

Necropolis: Zombilerin (undead) ana binasına verilen addır. Onsuz zombiler bir hiçtir. "Tree of Life" (Yaşam Ağacı) Night Elf'ler için ne ise, zombiler için de "Necropolis" odur diyebiliriz.

Nerubian: Northrend'de yaşayan örümcekvari kadim bir ırktır.

Ogre: Büyük, çirkin, uygarlıktan yoksun, yabani, insanvari bir yaratıktır. Draenor'un devlerinin son ırklarından biridir.

Outland: Ork'ların anavatanı olan dünya. "Draenor" olarak da bilinir.

Scarlet Crusade (Kızıl Sefer): Scarlet Crusade, çıldırmış fanatiklerden oluşan bir gruptur ve kendilerini bütün zombileri (undead) öldürmeye adamışlardır. Scarlet Crusade, Western Plaguelands***8217;da Scourge***8217;e karşı Heartglen***8217;de savaşmaktadır. Birçok Gümüş El Şövalyesi, Lordaeron***8217;dan kaçan gemilere binmedi; amaçları anavatanlarını zombilerden temizlemekti. Lordaeron***8217;un parçalanmasının üstüne bir de Arthas***8217;ın ihanetini öğrenen bazı şövalyeler, delirmeye başladı. Bazılarıysa Lordaeron***8217;da durmaksızın zombilerle çarpışıyordu. Birçok masum insanı da yanlış anlaşılmalar yüzünden öldürüyorlardı. Bu Paladin'lerin zalimce yöntemleri vardı; karşındakinin zombi olduğuna dair en ufak bir şüpheleri varsa öldürürlerdi. Bu şövalyeler asla kabul etmeyeceklerdi, ama onlar Arthas***8217;ın geçtiği karanlık yolun aynısından geçiyorlardı. Çok azıysa eski değerlerine (The Three Virtues) bağlıydılar. İçlerinden kim liderlerine yoldan çıktıklarını söylerse katlediliyordu. Bundan dolayı Scarlet Crusade içinde ölüm korkusundan kimse konuşamaz olmuştu.
Scarlet Crusade üyeleri genellikle Scourge***8217;ün acımasız yıkımını gören askerlerdi ve onlar da zombileri yok etmek için aşırı önlemler alıyorlardı. Zombiye dönüşeceklerinden şüphelendikleri her canlıyı öldürüyorlardı. Onlar Scourge ve Forsaken***8217;in doğal düşmanlarıydı ve aralarında hiçbir fark görmüyorlardı. Yaşamayan her şeye düşmanca yaklaşıyor ve hepsini yok etmeye uğraşıyorlardı. Bunca düşmanla savaşmasına rağmen Scarlet Crusade, doğu krallıklarının en kuvvetli güçlerinden biriydi. Lordaeron***8217;da birçok zombi kampını yıkıp, tehlikeli birçok Lich***8217;i öldürüp Dreadlord Beltheris***8217;i malup etmişlerdi. Onlar mücadelelerine Scourge***8217;ü Lordaeron***8217;dan sürene kadar devam edeceklerdi veya Scarlet Crusade yıkılacaktı. Scarlet Crusade, insan olmayan ırklara güvenmemesine rağmen, bir zamanlar High Elf'ler ve cüceler de Scarlet Crusade***8217;in içindeydiler.

Sentinel: Gözcü.

Silithid: Güney Kalimdor'da yaşayan böcekvari antik bir ırktır.

Sprit: Saldırı ve büyü gücünü arttıran bir özelliktir. Bu formdayken karakterler daha güçlü ve saldırgan olurlar.

Taun'ka: Tauren'lerin uzaktan akrabası olan bir ırk. Boğaya benzeyen Tauren ırkının aksine bizona benzerler.

Tauren: Yunan mitolojisindeki Minotaur'lara benzer bir ırk. Öküz ve insan karışımı bir görünümleri vardır.

Terkedilmiş: Bakınız "Forsaken".

Trol: Şamanistik inançları olan zeki bir ırktır. Ağızlarında Ork'ların ki gibi iki büyük azı dişine sahiptirler. Dünyanın hemen hemen her yerinde bulunurlar. İki metreden uzun bir boya sahiptirler.

Twisting Nether (Sapmış Evren): Warcraft evreninde uzay boşluğuna verilen isim. Sayısız dünyayı bağlayan keşmekeş büyülerin dünyevi olmayan boyutu; sadece yaşayan evrendeki hayatı yoketmeye ve yaşamın enerjilerini kendilerine katmaya yemin etmiş sınırsız sayıdaki şeytani yaratığın, iblislerin ve zebanilerin eviydi.

Undead: Zombi

Veteran: Emektar, kıdemli, savaş kurdu.

Vrykul: Vry***8217;Kul ismi verilen taş devleri, tanrılarının gazabına ***8211;Muhtemelen Et Laneti- uğradılar. Tanrılarının öfkesi sonucunda "zayıf ve çirkin" diye nitelendirdikleri çocuklar doğmaya başladı. Vry***8217;kul Kralı Ymiron, zayıf doğanların öldürülmesini emretti. Ancak bir kısmı bu kıyımdan kurtuldu; güneye kaçarak kendi hayatlarını sürmeye başladılar. Evlerinden uzaktaki bu "zayıf" Vry***8217;kullara "Azotha" denildi. Azotha'lar, Sonsuzluk Kuyusu'nun ve Büyük Parçalanma***8217;nın etkisi ile insanları oluşturdular.


Warlock: Büyücü bir sınıftır. Karanlık büyü sanatının efendisidir, ateş ve gölge büyü gücünü kullanmayı iyi bilirler; cehennemin fel ateşini kontrol edebilir, önlenemez, engellenemez büyü yapabilirler.

Wendigo: Yeti benzeri, soğuk iklimlerde yaşayan büyük ve tüylü bir yaratık.

Worgen: Alliance tarafında bulunan kurtadam benzeri bir ırktır.

Zangarmarsh: Outland gezegenindeki bir bölgenin adı. Psulu ve bataklık bir bölgedir. Naga istilası altındadır ve sahip olduğu göller Naga'lar tarafından kurutulmaktadır. Outland'in iblis etkisinden fazla nasibini almamış bölgelerinden birisidir. Ayrıca şeytan kanı içmelerinden önce Warsong Klanı'nın evi olduğu tahmin edilmektedir.
 
__________________
spiderh isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Konu Kapatılmıştır

Etiketler
blizzard, fantastik, fantasy, fantezi, hikaye, kitap, oyun, play, role, warcraft, öykü


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Warcraft - Sunwell Üçlemesi spiderh Çizgi Romanlar 1 02-02-2013 02:34
Gürkan Hacır - Çoban Ateşi 1.Kitap Bir Devrim Hikayesi R13VoLutioN Kitap Tanıtımları 0 12-07-2012 14:27
Aşk Hikayesi - Where Do I Begin ARUZKOLIK Türkçe Aranjmanlar ve Yabancı Orjinalleri 7 11-30-2012 19:17
Bir Kızılderili Hikayesi Mr.No Güzel ve Özlü Sözler 4 11-30-2012 16:14


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 00:09.

Forumumuz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, forum yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, ekyasal@gmail.com mail adresinden bize ulaşabilirler.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.