Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar  

Go Back   Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar > Bilgisayar ve Aktüalite > Bilim ve Teknoloji Haberleri


Cevapla
 
Seçenekler
Alt 03-04-2016   #1
PlaTonTon
 
PlaTonTon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 29
User ID: 102
Tecrübe Puanı: 9305980
Reputation: 93059758
PlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper Üye
Standart Göz'ün Evriminde Yeni Kanıtlar

Göz, doğanın en zarif tasarımlarından biri olabilir.



Dan–Eric Nilsson İsveç’te, Lund Üniversitesi’ndeki laboratuvarında kutu denizanasının gözlerini inceliyor. Nilsson’ın gözleri, ki kendisinin iki gözü var, buz mavisi ve doğruca ön tarafa bakıyor. Kutu denizanasının ise tam 24 adet gözü var; rhopalia adı verilen dört ana kümeye ayrılmış bu gözler koyu kahverengi.

Solucanların ışığa duyarlı ilkel dokularından, kartalların kameralarla yarışabilecek keskin gözlerine kadar, mümkün olan tüm gelişmişlik dereceleri dünya üzerindeki hayvanlarda gözlemlenebilir. Nilsson, ilkel gözlerin şaşırtıcı ölçüde kısa bir sürede, gelişmiş gözlere evrilebileceğini kanıtlamış durumda.

Bunun için, pigmentli ve ışığa duyarlı olan küçük, yassı bir doku parçasıyla bir simülasyon oluşturmuş. Her bir yıllık nesille birlikte doku parçası kalınlaşmaya başlamış, yavaşça kıvrılarak yassı bir tabakadan çanağa dönüşmüş. Daha sonra da, giderek gelişen kabataslak bir lens haline gelmiş. Nesilden nesle sadece yüzde 0,005 oranında geliştiği en kötümser koşullarda dahi gözün, basit bir tabakadan kamera gibi, tümüyle işlevsel bir organ haline gelmesi yalnızca 364 bin yıl sürüyor. Evrim açısından değerlendirildiğinde bu süre, göz açıp kapamakla eşdeğer.

Ancak basit gözler karmaşıklık yolunda birer sıçrama tahtası olarak görülmemeli. Günümüzde de varlığını sürdüren ilkel gözler, kullanıcılarının gereksinimlerine göre tasarlanmış. Denizyıldızının –her bir kolun ucunda bulunan– gözleri renkler, ince ayrıntılar ya da hızlı hareket eden nesneleri göremiyor (bu tür bir göz örneğin bir kartalın doğruca ağaca toslamasına yol açardı). Kaldı ki denizyıldızının, koşuşturmakta olan bir tavşanı görüp yakalaması da gerekmiyor. Yegâne gereksinimi, yuva olarak kullandığı mercan resiflerini –devasa, hareketsiz yapılar– görmek ve yavaşça salınarak evine gitmek. Diğer bir ifadeyle, bir kartalın gözünü denizyıldızına takmak, gülünç ve abartılı bir uğraş olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

Nilsson, “Gözler zayıftan kusursuza doğru evrimleşmedi,” diyor. “Birkaç basit görevi kusursuzca yerine getiren yapılardan, birçok karmaşık görevi kusursuzca yerine getiren yapılara doğru evrim geçirdiler.”

Birkaç yıl önce Nilsson gözün evrimini fiziksel yapılar yerine, bu yapıların hayvanlara sağladığı olanaklarla oluşturulmuş dört aşamada gösteren bir modelle bu saptamayı taçlandırdı. İlk aşama, ortam ışığının yoğunluğunu algılamak, günün saatlerini anlamak veya suyun derinliğini ölçmekle ilgili. Bunlar için gerçek bir göze gereksinim duymazsınız; izole edilmiş bir fotoreseptör işinizi görür. Örneğin, denizanasının küçük bir akrabası olan hidranın gözleri yoktur, fakat vücudunda fotoreseptörler bulunur.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Todd Oakley ve David Plachetzki bu reseptörlerin hidranın yakıcı hücrelerini kontrol ettiklerini, böylece hücrelerin karanlıkta daha kolay bir şekilde devreye girdiklerini kanıtladı. Belki de bu özellik hidranın yanından geçen kurbanların gölgelerine tepki vermesine veya yakıcı hücrelerinin enerjisini avların daha sık rastlandığı gece vaktine dek rezerve etmesine olanak tanıyor olabilir.

Nilsson’ın modelinin ikinci aşamasında hayvanlar ışığın nereden geldiğini anlayabilir, çünkü fotoreseptörleri belirli yönlerden gelen ışığı engelleyen bir kalkan –genellikle koyu renkli bir pigment– kazanır. Bu tür bir reseptör, sahibine dünyanın tek pikselli bir görüntüsünü sunar –bu, gerçek bir görüş olarak nitelemek için yetersiz, fakat bir ışık kaynağına doğru hareket etmek veya ışıktan uzağa, gölgeli bir sığınağa yüzmelerini sağlamak için yeterlidir. Birçok deniz larvasının yaptığı şey de tam olarak budur.

Üçüncü aşamada, kalkanlı fotoreseptörler kümelenerek, her biri kısmen farklı yönlere bakan gruplar oluşturur. Artık gözlerin sahipleri farklı yönlerden gelen ışığa dair bilgileri toplayarak, içinde yaşadıkları ortamı algılayabilir, bulanık da olsa etrafı görebilir. Bu aşama, ışığı algılamanın doğru düzgün bir görüş yetisi, fotoreseptör demetlerinin ise birer “gerçek göz” haline geldiği noktaya işaret eder. Üçüncü aşama gözleri olan hayvanlar, aynen denizyıldızları gibi, kendilerine uygun yuvalar bulabilir ya da kutu denizanaları gibi, engellerden sakınabilir.

Dördüncü aşamaya gelindiğinde gözlerin –ve sahiplerinin– evrimi gerçek bir sıçrama yapar. Göz yapısına ışığı odaklayan lenslerin eklenmesiyle birlikte görüş, keskin ve ayrıntılı bir hal alır. Nilsson, “Dördüncü aşamaya geldiğinizde, görev listesinin sonu yoktur,” diyor. Görüş yetisindeki bu esneklik, Kambriyen patlamasına yol açan kıvılcımlardan biri olabilir.

Bu yaklaşıma göre, avcılar ve avları arasında daha önce koklama, tatma ve yakın menzilde hissetmeyle sınırlı olan rekabet bu sayede birdenbire uzak mesafelere taşındı. Bir silahlanma yarışı başladı ve hayvanlar bu duruma, vücut büyüklüğü ve hareket yetilerini artırarak; koruyucu kalkanlar, dikenler ve zırhlar geliştirerek karşılık verdi.

Hayvanlar evrim geçirirken, gözleri de evrimleşti. Günümüzde rastlanan temel görme yapılarının tümü Kambriyen sırasında da vardı. Ancak bu yapılar süreç içinde, özelleşmiş görevleri yerine getirmek üzere ortaya çıkan, olağanüstü çeşitlilikte ayrıntılarla donandı.

National Geographic Türkiye, Şubat 2016
 
PlaTonTon isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 05-20-2016   #2
machine_code
 
machine_code - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2016
Mesajlar: 11
User ID: 42361
Tecrübe Puanı: 11260476
Reputation: 112604742
machine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üye
Standart




;************************************************* ******** I. P A R T ************************************************** *******

Felsefede bir felsefenin karşıtı, bir başka felsefedir... Örneğin Physica ' Doğa felsefesi ' - Metaphysica ' Doğaüstü felsefe ', Determinism ' Belirlenimci felsefe ' - Indeterminism ' Belirlenilmezci felsefe ', Materialism ' Maddeci felsefe ' - Idealism ' Düşünceci felsefe ',... Felsefede din; Idealism yani idealist felsefe olarak tanımlanır... O halde karşıtı da bir felsefedir, yani maddeci felsefe ' Materialism '... Felsefe de alt dallar veya kollar da vardır... Örneğin din; eğer nesnel gerçekliği tanıyorsa Objective Idealism, tanımıyorsa Subjective Idealism olarak tanımlanır... Materialism; eğer her türlü gelişme, değişme ve dönüşme diyalektik yasalarla açıklanılıyorsa Dialectical Materialism, mekanik yasalarla açıklanılıyorsa Mechanical Materialism olarak tanımlanır...

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, diyalektik yasalar hakkında ne diyordu_?...

_ Karşıtların birliği ve savaşımı yasası

Böylece görüyoruz ki, çelişki, diyalektiğin büyük bir yasasıdır. Evrim uzlaşmaz karşıt güçlerin savaşımıdır. Şeyler, yalnız birbirlerine dönüşmekle kalmazlar, ama her şey kendi karşıtına dönüşür. Şeyler kendi kendileriyle uyum içinde değildir, çünkü şeylerde, birbirine karşı güçler arasında savaşım vardır, çünkü şeylerde bir iç çelişki vardır.

_ Nicelikten niteliğe ve nitelikten niceliğe geçiş yasası

Şeyleri diyalektiğe göre incelemek istediğimiz zaman, onları hareketleri içinde, değişmeleri içinde inceleyeceğiz.

Diyalektik, nitel değişiklik ile nicel değişiklik arasındaki bu bağı, doğanın ve toplumun evrensel bir yasası olarak kabul eder.

Devrim, (nitel değişiklik), şu halde, bir evrimin (nicel değişikliğin) zorunlu tarihsel ürünüdür.

Canlı doğanın, bu nitel ve nicel birlikte gelişmesinin, diyalektikte, basitten karmaşığa, aşağı olandan üstün olana geçişle ne anlaşıldığını anlatmaya çok elverişli olduğu gözden kaçmayacaktır. Evrimle doğan türler gerçekte gittikçe karmaşıklaşmaktadır; canlı varlıkların yapıları gittikçe farklılaşmaktadır.


Darwinizm' in fanatik savunucusu bay Dawkins, ne diyordu_?...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Evrim temelde üreme'nin durmadan tekrarlanmasını içerir. Her nesilde, üreme, bir önceki nesilden gelen genleri alır ve gelişigüzel, ufak hatalarla -mutasyonlarla- bir sonraki nesle geçirir. Bir mutasyon gelişigüzel seçilmiş bir genin değerine +1 ya da -1 eklenmesidir.

İnsan gözünü başlangıçta hiç göz olmaması durumuna bağlayan varsayımsal X'ler dizisinin üyelerini ele alalım. Bunların her birinin yeterince iyi işlev görerek ilgili hayvanların hayatta kalmasına ve üremesine yardımcı olması mantıklı mıdır?

Yabanıl bir hayvan merceksiz gözüyle bir avcının bulanık şeklini ve ne yönden geldiğini saptayabilir. Bazılarında hiç göz olmayan, bazılarında da merceksiz bir göz olan yaratıklarla dolu ilkel bir dünyada, merceksiz gözlüler her türlü üstünlüğe sahip olacaklardır. X'lerden oluşan bir dizimiz var; öyle ki, bulanık görmekten mükemmel görmeye doğru her küçük gelişme organizmanın hayatta kalma şansını artıracaktır ve bu mantıklıdır.

Sizinkinin ya da benimkinin %5'i kadar görebilen bir göz, hiç gözü olmamakla kıyaslanmaya değer. % 1'lik bir görme bile tam bir körlükten iyidir. Ve, %6'lık %5'likten, %7'lik %6'lıktan iyidir; böylece kerte kerte ilerleyen, süreğen dizimiz boyunca gideriz.

Bence, bizi göze götüren dizideki bitişik komşular arasındaki farkın yeterince küçük olması koşuluyla, gerekli mutasyonlar kendiliğinden olacaktır. Zaten sözünü ettiğimiz, var olan bir embriyonik süreçteki ufak niceliksel değişimlerdir.


Ataların Hikayesi /The Ancestor's Tale, 2004

Unutmayın, heyecan verici bir etkinlik yapmaya harcanan zaman miktarında nicel bir değişiklikten söz ediyoruz. Heyecan verici bir değişkende nicel bir değişiklik için genetik bir bileşenin olmaması alışılmadıktır.

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, evrim hakkında ne diyordu_?... Nicel değişiklik... Peki bay Dawkins_?... Farklı bir şey mi diyor ki_?...

Darwinizm ne diyordu_?...

Bütün canlılar ortak bir atadan ' örneğin insan ve maymun farklı türler olmalarına rağmen ortak bir ataya sahiptirler ' ve birbirlerinden türemişlerdir ve bir tür, ' çok uzun sürelerde nitel ve nicel değişikliklerin birikmesiyle meydana gelen değişim nedeniyle ' diğer bir türden gelir ve gelişim, arasıra kesintiler ya da geri dönüşler olsa da, basitten karmaşığa,' örneğin tek hücreliden -> çok hücreliye ' aşağıdan üstün olana ' örneğin sudan -> karaya -> havaya ' doğrudur... Yaşam kavgası ve bunun sonucunda meydana gelen doğal seleksiyon evrimsel sürecin itici gücüdür...


Darwinizm' in ' herhangi bir felsefe için de olduğu gibi ' çeşitli fraksiyonları ' Orthodox /Neo /Non-Darwinian /Geo /Social /Theistic Darwinism,... ', alt fraksiyonları, ' Malthusianism, Lamarckism,... ', vardır, Darwinism' e göre ' Bay Darwin ', evrim, uzun süreli ve kademe kademe değişimlerle gerçekleşir, doğal seleksiyon evrimin itici gücüdür, uygun olanı da kesinlikle yaratır, Orthodox Darwinism' e göre ' Bay Dawkins,... ', evrim, uzun süreli ve kademe kademe değişimlerle gerçekleşir, doğal seleksiyon /mutasyon evrimin itici gücüdür, uygun olanı da kesinlikle yaratır, Orthodox /Neo Darwinism' e göre ' Stephen Jay Gould,...' evrim, uzun süreli ve kademeli değişimle de, fakat bazen ansızın değişimlerle de gerçekleşir, doğal seleksiyon /mutasyon evrimin itici gücüdür, fakat uygun olanı da belki ya da kesinlikle yaratabilir ' Punctuated Equilibrium ', Non-Darwinian Darwinism' e göre ' Antonio Lima-de-Faria,... ', evrim, uzun süreli ve kademeli değişimle, fakat doğal seleksiyonsuz gerçekleşir,... Theistic Darwinism' e göre, Darwinizm, Materyalizm' le ilişkisizdir ve Creationizm' in de karşıtı değildir,...etc...

O halde Darwinizm nedir_?...

Darwinizm; materyalist felsefenin sözde bilimsel altyapısını oluşturan bir felsefedir ve aynen materyalist felsefe gibi, maddeden başka bir şey tanımaz...

Materyalist felsefenin ' Materyalizm ' en önemli a priori ilkesi, şudur:

Her şey maddedir, başka hiç bir şey yoktur... ' Madde ezelden ebede gider ve maddeden başka hiç bir şey yoktur... '

Materyalist felsefenin bir alt dalı olan felsefenin ' Darwinizm ' en önemli a priori ilkesi ise, budur:

Maddede olasılıksızlık yoktur... ' Madde, her açıdan, şarttan, koşuldan bağımsız ve süreksizliksiz bir sınırsızlıktır... '

Darwinizm, herhangi bir şeydeki ' örneğin maddenin özel bir formu olan canlı maddedeki ' değişimin, başka bir değişime ya da değişimsizliğe ya da mutasyonlara ya da faktörlere,...bağlılığının ve aralarındaki bağlantıların rastgeleliliklerinden, olasılıklılıklarından,...ziyade, aslen, alttan ve üstten sınırsızlığıdır... ' Makro evrim '

Materyalizm ve onun alt dalı olan Darwinizm, neredeyse insanlık tarihi kadar eski, binlerce yıllık kökene sahip olan felsefelerdir...

Enûma Eliš:

Daha sonra, Apsu'nun tatlı, Tiamat'ın tuzlu sularının içinde Anşar ve Kişar şekillenmiş ve sulardan dışarı çıkmışlardı.

Antik Mısır:

Yılan, kurbağa, solucan ve fareler, su baskınlarıyla taşan Nil ırmağının çamurlarından oluşmaktadır.

Talmud:

Erkek sırtlan, yedi yıl sonra bir akbaba olur, bu da yedi yıl sonra bir yarasa olur, bu da yedi yıl sonra bir hortlak, bu da yedi yıl sonra bir ısırgan ve nihayet bu da yedi yıl sonra bir diken ya da yılan olur.

Thales:

Evrendeki canlı-cansız tüm varlıklar suyun değişime uğramasıyla oluşmuştur.

Anaximandros:

Yaşamın, denizlerde ve suda başladığını, insanlar da dahil olmak üzere, tüm canlıların önce denizlerde yaşadığını ve karaya daha sonra çıktıklarını, insan türünün atalarının, önce balıkların vücudunda doğmuş ve ancak yaşamlarını kendi başlarına sürdürebilecek bir olgunluğa eriştikten sonra, karaya çıktıklarını ileri sürer...

Anaksimenes:

" Hava, su, ateş ve toprağın etkileşmesinden dünya ve canlılar oluşmuştur. Suda yaşayan canlılardan karada yaşayan canlılar doğar, evrilir. "

Aristoteles /Physicae Auscultationes

" Öyleyse vücudun farklı parçalarının da doğada sadece tesadüfen bulunmasını önleyen ne var? Örneğin ön dişler, gerekli olduğu için keskindir, yiyecekleri parçalamaya uyarlanmıştır; azılar yayvandır, yiyecekleri çiğnemeye yarar; madem ki bu amaçla böyle değillerdir, bu durum rastlantının sonucudur. Bir amaç için bir uyarlanma olarak görülen öbür parçaların durumu da böyledir. Bu yüzden nerede olursa olsun, sanki bir şey uğruna varmış gibi görünen bütün şeylerin (yani bir bütünün parçalarının hepsinin) bir iç kendiliğindenlikle duruma uygun yapılmış olanları korundu; ve böyle yapılmamış olanları yok oldu, ve hala yokolmaktadır. "

Darwinistler, Darwinizm' in esaslı önermelerini ' canlılardaki kompleks özelliklerin kademe kademe kazanılmış olduğu, ara formların bulunduğu,... ' bilimin hiçbir alanında ' paleontoloji, mikrobiyoloji, biyokimya, anatomi,... ' ispatlayamadıklarından artık senaryolarını sanal üzerinde geliştirmekte, yazılım platformlarında dijital organizmalar kurgulamakta, sonrasında da bunların doğal seleksiyon ve mutasyonlarla nasıl evrimleştiğine dair hikayeler anlatmaktadırlar...

Fakat bu strateji değişikliğinin de Darwinizm' e herhangi bir faydası yoktur, çünkü, bu tip spekülatif /simülatif deneyler Darwinizm' in varsaydığı amaçsız, tesadüfi bir süreç değil, bir hedefe doğru bilinçli şekilde yönlendirilen ve her yönü ile elde edilmesi beklenen amaca yönelik ayarlanmış bir süreçtir ve ayrıca dijital organizmaların yönlendirilen davranışı ile, biyolojik organizmaların gerçek davranışı arasında benzerlik ya da farkların pek çok parametreye bağlı olabilmesinden dolayı tahmin edilebilmesi de çok güçtür...

Değil Darwinizm' in esaslı önermeleri, matematiksel teoremlerin bile, bilgisayar ortamında yapılan kanıtlarının, k a n ı t olarak kabul edilmediğini de hatırlayınız... : )

' Eğer ki inanmıyorsanız, karmaşık bir belirli integral problemini, bir siz, ya da bu işlerden anlamıyorsanız bir bileniniz çözsün, sonrasında da bu iş için uygun bir yazılıma, aynı problemi çözdürün de bir görün bakalım, hangi taraf hatasız çözüyor_?... Fakat buna rağmen kanıt değil işte... '

National Geographic ' Türkiye, Şubat 2016 ' ne diyormuş_?...

Göz, doğanın en zarif tasarımlarından biri olabilir.

Tasarlanılan şey ' göz ', bilinçli bir tasarlayanı ' tasarımcı ' gerektirir, doğa bilinçli ve estetik zevkleri olan birşey mi ki, zarif tasarımlarda bulunuyor_?... Anthropomorphic olduğu kuşkusuz olan bu açıklama ile anlatılan ne ki_?... Antik Yunan Filozoflarından herhangi biri, örneğin Aristoteles tarafından da bu veya benzeri bir açıklama, yapılamaz mıydı ki_?... Neyse... Neyse... " Göz'ün Evriminde Yeni Kanıtlar " ne imiş, onu da bir görelim...

Bunun için, pigmentli ve ışığa duyarlı olan küçük, yassı bir doku parçasıyla bir simülasyon oluşturmuş. Her bir yıllık nesille birlikte doku parçası kalınlaşmaya başlamış, yavaşça kıvrılarak yassı bir tabakadan çanağa dönüşmüş. Daha sonra da, giderek gelişen kabataslak bir lens haline gelmiş. Nesilden nesle sadece yüzde 0,005 oranında geliştiği en kötümser koşullarda dahi gözün, basit bir tabakadan kamera gibi, tümüyle işlevsel bir organ haline gelmesi yalnızca 364 bin yıl sürüyor. Evrim açısından değerlendirildiğinde bu süre, göz açıp kapamakla eşdeğer.

Tamam belki konu ' yeni ' olabilir olmasına, fakat biz yine de bu konuyu anlamak için biraz eskilere uzanmak istiyoruz...

Darwinizm' in fanatik savunucusu bay Dawkins' in gözün ' zarif ' tasarımı ile ilgili aşağıdaki açıklamalarına dikkat ediniz...





















O halde, göz, doğanın değil de, mutasyonun ' zarif ' tasarımlarından biriymiş... Bu öyle bir mutasyon ki;

Her bir yıllık nesille birlikte ' düzenli bir artışla ' doku parçasını kalınlaştırıyor, yavaşça ' düzenli bir şekilde ' kıvrılmasını ve yassı bir tabakadan çanağa dönüşmesini sağlıyor,

Daha sonra da, giderek ' düzenli olarak ' gelişen kabataslak bir lens haline getiriyor,

Nesilden nesle sadece yüzde 0,005 oranında ' yine düzenli bir artışla ' geliştiriyor,

En kötümser koşullarda dahi gözü, basit bir tabakadan kamera gibi, tümüyle işlevsel bir organ haline getiriyor,

Bütün bu işlemde yalnızca 364 bin yıl sürüyor... Kısacası, işlem şipşak bitiyor... Neden_?... " Evrim açısından değerlendirildiğinde bu süre, göz açıp kapamakla eşdeğer " de ondan...Fakat aslında neden başka...Peki neden_?...Materyalist felsefeden...

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

Bir şeyin yapısı değişmediği zaman, nicel bir değişiklik vardır (su örneğinde ısının bir derece değişmesi, bir yapı değişmesi olmadığı gibi). Ama şey, yapısını değiştirirse, yani şey başka bir şey olursa, buradaki değişme nitel değişikliktir.

Öyleyse görüyoruz ki, şeylerin evrimi sonsuzcasına nicel olamaz; şeyler dönüşürken, sonunda, nitel bir değişikliğe uğrarlar: Nicelik, nitelik haline dönüşür. Bu, genel bir yasadır. Ama, gene her zaman olduğu gibi, yalnızca bu soyut formülle yetinmemek gerekir.


Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer' den de görüldüğü gibi, öyle milyonlarca yıl süren nicel değişikliklere, bu kadar uzun evrelere de pek gerek yoktur aslında... Nihayetinde evrim, sonsuzcasına nicel olamaz ki... Birkaç yüz bin yıllarda, kısacası şipşak nitel bir değişiklikte de niçin olmasın ki_?...

Mutasyon nedir_?...

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları /The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution, 2009

Mutasyonlar, rastgele olmayan seçilimle evrimin hammaddesini oluşturan, genlerdeki rastgele değişimlerdir.

_ Mutasyonlar, genlerdeki ' rastgele ' değişimlerdir...

Mutasyonun karakteristikleri nelerdir_?...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Darwinci açıklama da rastlantı içerir elbette -mutasyon biçiminde. Fakat bu rastlantı seçilim tarafından birikimli olarak, adım adım, birçok nesiller boyunca süzülür.

Mutasyon gelişigüzeldir; doğal seçilim içinse tam tersini söyleyebiliriz.

Evrim temelde üreme' nin durmadan tekrarlanmasını içerir. Her nesilde, üreme, bir önceki nesilden gelen genleri alır ve gelişigüzel, ufak hatalarla -mutasyonlarla- bir sonraki nesle geçirir.

Mutasyonun gelişigüzel olmasına karşın, değişikliklerin nesiller boyunca birikmesi gelişigüzel değildir.

Zaman zaman, rastgele kopyalama hataları nedeniyle, biraz farklı, mutasyona uğramış bir RNA molekülü kendiliğinden ortaya çıkar.

Tamam, mutasyon gelişigüzeldir, ama bu yalnızca mutasyonun geleceği göremeyeceği ve hayvan için neyin iyi neyin kötü olduğunu planlayamayacağı anlamına geliyor. Her şeyin mümkün olduğu anlamına gelmiyor. Örneğin, sizce neden bir ejderha gibi burun deliklerinden ateş çıkaran hayvanlar yok? Bu avlarını yakalamada ve pişirmede kolaylık sağlamaz mıydı?

Cennetten Akan Irmak /River Out of Eden, 1995

Mitokondriyal DNA kirlenmemiştir, ama mutasyona —kopyalamadaki rastgele hatalara— karşı bağışıklı değildir.

Dokular rastgele mutasyon etkisiyle çeşitli şekillerde değişebilirler. Doku yapraklarının alanı büyüyebilir ya da küçülebilir, kalınlaşabilir ya da incelebilir.

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Darwinci sürecin ikinci aşaması olan doğal seçilim, rastgele olmayan ve iyileşmeye doğru itici olan bir güçtür. Süreçteki ilk aşama olan mutasyon, iyileşmeye doğru itici bir güç olmaması bağlamında rastgeledir.

Mutasyonun rastgele olmasına izin verilmesine ve hatta önemli bir bağlamda, kesinlikle rastgele olmasına rağmen, doğal seçilimin tüm esası rastgele olmamasıdır.

Mutasyon rastgele olabilir, ama seçilim kesinlikle değildir.


Gökkuşağını Çözmek /Unweaving the Rainbow, 1998

Zaman zaman kromozomlar peş peşe tekrar sayılarında mutasyona uğrayarak gelişigüzel bir değişikliğe sahip olurlar.

Mutasyonlar, gen kopyalanırken oluşan gelişigüzel hatalardır, makro mutasyonlar ise etkileri büyük olan mutasyonlardır.


Bir Şeytanın Papazı /A Devil's Chaplain, 2003

Rastgele mutasyonla hayatta kalabilecek beden biçimleri bulmak samanlıkta iğne aramak gibi olabilir.

Rastgele genetik hatalar (mutasyonlar), cinsel birleşimler ve göçebe melezleşmelerin hepsi geniş bir genetik çeşitlilik alanı sağlarlar: mümkün olan seçenekleri.


Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları /The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution, 2009

Mutasyonlar, rastgele olmayan seçilimle evrimin hammaddesini oluşturan, genlerdeki rastgele değişimlerdir.

Doğal seçilimden bahsederken olayı, meydana gelen nadir yararlı mutasyonların pozitif seçilimle desteklenmesi olarak düşünürüz. Ama çoğu mutasyon zararlıdır. Bunun sebebi (başka hiçbir sebep yoksa bile) mutasyonların rastgele olmaları ve mevcut durumu kötüleştirmenin, iyileştirmekten çok daha fazla yolunun olmasıdır. Doğal seçilim zararlı mutasyonları derhal cezalandırır.


_ Mutasyonlar, rastgeledir ' rastgele genetik hatalardır, gen kopyalanırken oluşan rastgele hatalardır, genlerdeki rastgele değişimlerdir,...etc... '

Gen Bencildir /The Selfish Gene, 1976

Evrimsel önemi büyük olan başka bir yol ise, nokta mutasyonlarıdır. Bir nokta mutasyonu, bir kitapta yanlış basılmış tek bir harfe karşılık gelir. Ender görülür; genetik birim ne kadar uzunsa, bu uzunluk boyunca bir yerlerde bir mutasyon sonucu değişmesi olasılığı da o kadar fazladır.

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Hatta mutasyon hızı bile bir ölçüde yavaştır. Başka bir deyişle, doğal seçilim olmasa bile, DNA şifresinin arşivini sadakatle koruma konusundaki işlevselliği bizi hayrete düşürebilir. Temkinli bir tahminle, doğal seçilim olmadığını düşünsek bile, DNA öylesine kesin bir doğrulukla kendi eşini yapar ki, karakterlerin yüzde 1'ini yanlış kopyalamak için beş milyon kopyalama nesli geçmesi gerekir.

Tek bir ada içerisinde, sözcükler sabit bir hızla değişir, tıpkı genlerin zaman zaman mutasyon geçirmesi gibi.

Gerçek hayatta, bir genin mutasyon geçirme olasılığı, milyonda birden daha azdır.


Cennetten Akan Irmak /River Out of Eden, 1995

Darwinciliğin işe yaramasının tek nedeni —doğal seçiminin ayıkladığı ya da koruduğu kesikli mutasyonlar bir yana— kopyalama sisteminin mükemmel oluşudur.

Bu fırsat, ne kadar tartışmalı olsa da, bir "moleküler saat" kavramından kaynaklanıyor: Genetik metnin bir bölgesindeki mutasyonların milyon yıl başına sabit bir hızda gerçekleştiği varsayımından.

Bir mitokondri iki yavru mitokondriye bölündüğünde her yavru —arada bir görülen mutasyonlar hariç — ilk kromozomun tam bir kopyasını alır.


Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Her ne kadar bireysel mutasyonlar arada sırada iyi çıksa da, mutasyon geçirmek için yapılan tercih her zaman kötüdür. Biraz çelişkisel olmaktan daha fazlası olsa da, doğal seçilimin sıfır oranında mutasyon tercih ettiğini düşünmek en iyisidir.

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları /The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution, 2009

Mutasyonlar ender rastlanan olaylar olsalar da, eğer hesaplarsanız bu tip periyodik evrimsel değişiklikler şaşırtıcı değildir.

Histon genleri karakteristik olarak bir milyar yılda bir mutasyon devrine sahiptir. Fibrinopeptid genlerinin devir hızı, bir milyon yılda bir yeni mutasyonun sabitlenmesiyle histon genlerininkinden bin kat daha hızlıdır.

Bunun gerçekleşme hızı değişken ama belli genler için karakteristiktir ve çoğu mutasyonun etkisiz olduğu düşünülürse, moleküler saati mümkün kılan tam da budur.


_ Mutasyonların hızı yavaştır /' birbirlerine göre ' hızları değişiktir /değişkendir, oluşma olasılığı milyonda birden azdır, arada bir /arada sırada /ender /zaman zaman rastlanan olaylardır,...

Mutasyonların türleri nedir_?...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Ama çocuk büyük bir mutasyon geçirir ve genetik uzam içerisinde atasından çok uzaklaşırsa, atasından daha başarılı olabilme şansı nedir? Bu olasılık gerçekten de çok az.

Önemli olan konu, büyüklüğü gittikçe artan mutasyonları düşündüğümüzde, mutasyon ne kadar büyükse, yararlı olması olasılığının o kadar düşük olduğu bir noktaya gelinecek olmasıdır. Öte yandan, gittikçe küçülen mutasyonları düşünürsek, mutasyonun yararlı olma olasılığının yüzde elli olduğu bir noktaya gelinecektir.

Makro mutasyonlar -etkileri geniş olan mutasyonlar- olduğu su götürmez. Buradaki sorun, olup olmadıkları değil, evrimde rol oynayıp oynamadıklarıdır. Bir başka deyişle, bir türün genetik havuzuna katılıp katılmadıkları, ya da tam tersine, daima doğal seçilim tarafından elenip elenmedikleridir.

Öyleyse, makromutasyonlar gerçekten oluyor. Fakat evrim sürecinde bir rolleri var mı? Sıçramacı denilen kişiler, makro- mutasyonlara evrimdeki büyük sıçramaların tek bir nesilde oluşmasının bir yolu olarak bakıyorlar.

Tüm bu sıçramalı evrim kuramlarını reddetmek için çok iyi nedenler var. Bunlardan biri -biraz sıkıcı bir neden- tek bir mutasyon adımıyla yeni türler ortaya çıkması halinde, bu yeni türün üyelerinin eş bulmakta epey zorlanacak olmaları.

_Mutasyon ne kadar "makroysa", zararlı etkisi o kadar fazladır ve bir türün evrimine katkıda bulunma olasılığı o kadar azdır.

Cennetten Akan Irmak /River Out of Eden, 1995

Hızlı evrim dönemleri, hatta ani makromutasyonlar —bir çocuğu her iki ebeveyninden de ayıran büyük değişimler olabilir.

Gökkuşağını Çözmek /Unweaving the Rainbow, 1998

Şöyle ki, bu dev ölçekte mutasyonlar meydana gelmiş olsa bile, bunların ürünleri hayatta kalamazdı. Bunun ana nedeni, daha önce de belirttiğim gibi, hayatta kalmanın ne kadar çok yolu olursa olsun ölmenin neredeyse sonsuz sayıda daha fazla yolu olmasıdır.

Çok büyük boyutta, şube seviyesinde bir mutasyon, bilinmeyen diyarlara bir sıçramadır.

Böyle bir şeyin yaşayabilme şansı, ekosistem ne kadar boş olursa olsun, uygun boşluklar ne kadar açık olursa olsun, yine de imkansızlık derecesinde düşüktür. Şube düzeyinde bir sıçrama tam bir felaket olurdu.


Bir Şeytanın Papazı /A Devil's Chaplain, 2003

Eğer çok boyutlu samanlığımızda büyük ve rastgele mutasyon sıçramaları yapıyorsak, bir iğnenin üzerine şans eseri düşme ihtimalimiz hakikaten çok azdır.

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları /The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution, 2009

Genelde evrimde büyük mutasyonlar, doğru yönde iyileşmelere neden olsalar bile, neredeyse her zaman (sonradan yapılacak) onarımlara gerek duyarlar.

(Genetik kodun şifrelediği genlerdeki mutasyonların aksine) genetik kodun kendisindeki herhangi bir mutasyonun, sadece bir yerde değil organizmanın tamamında anında yıkıcı bir etkisi olacaktır.


_ Mutasyonlar, büyük ' macro ' ve küçük ' micro ' olabilir, büyük olanları neredeyse tamamen yıkıcıdır, küçük olanları ise, yüzde elli olasılıkla yararlı olabilir,...

Mutasyonların nedenleri ve etkileri nelerdir_?...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Mutasyonlar gelişigüzelse, tanım gereği, iyileştirme eğiliminde olamazlar.

Mutasyonların nedeni, "mutajen" dediğimiz unsurlar (bunlar tehlikeli çünkü çoğu kez vücutta kanser başlatıyor): X ışınları, kozmik ışınlar, radyoaktif maddeler, çeşitli kimyasallar ve hatta "mutasyoncu genler" dediğimiz başka genler. İkincisi, bir türdeki bütün genlerin mutasyon geçirme olasılığı aynı değil. Kromozomlar üzerindeki her noktanın kendine özgü bir mutasyon oranı var. Örneğin, insanların orta yaşların başında ölümüne neden olan Huntington chorea hastalığı genini yaratan mutasyonun oluşma oranı 200.000'de 1. Dachsund cinsi köpeklerde bacakların çok kısa olmasına yol açan, bildiğimiz cücelik sendromu achondroplasia için bu değer 10 kat daha fazla. Bu oranların ölçümü normal koşullar altında yapılıyor. Ortamda X ışınları benzeri mutajenler varsa, bu oranlar müthiş artıyor.


Cennetten Akan Irmak /River Out of Eden, 1995

Yani, herhangi bir yeni mutasyonun yalnızca bir değil, pek çok etki göstermesi olasılığı yüksektir. Etkilerinden biri yararlı olabilir, ama birden fazlasının yararlı olması pek olası değildir. Bunun nedeni, çoğu mutasyon etkisinin kötü olmasıdır. Bu bir gerçek olmanın ötesinde, ilkesel olarak beklenen bir durumdur: İşe —bir radyo gibi— karmaşık bir mekanizmayla başladığınızda, onu kötüleştirmenin yolları, iyileştirmenin yollarından daha fazladır.

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Röntgen operatörünün butona basmadan önce bir adım geriye çekilmesinin sebebi, X ışınlarının mutasyona neden olmasıdır.

Ama, mutasyoncu genin kendisinin ortalama etkileri kötü ve arada sırada olan ani yararlarına rağmen, ortalama olarak, mutasyoncu gen doğal seçilim tarafından cezalandırılmaya mahkum olacak. İçerisinde varlık bulduğu vücutların çoğu tuhaf ya da ölü olacak.

Mutasyonlar da, her ne kadar kendileri tek bir değişiklik olsalar da, vücudun farklı bölgelerinde tekrarlanan etkilere sahip olabilirler.

Bunu en güzel ortaya koyan, gerçek eklembacaklılardaki homeotik mutasyonlardır, yani bir bölütün, farklı bir bölüt için normal olan gelişim örgüsünü izleyecek şekilde değişmesine sebep olan mutasyonlar.

Bu tür mutantlar pek acayiptir ve doğada hayatta kalma olasılıkları düşüktür, ki bu da evrimin homeotik mutasyonları işe dahil etme olasılığı düşüktür demenin bir başka yolu.


Gökkuşağını Çözmek /Unweaving the Rainbow, 1998

Çoğu değişim (mutasyonlar), bir genin daha az etkinlikle görev yapmasına neden olur, hayvan ölür ve değişiklik son bulur. Darwinci doğal seçilim bundan ibarettir.

Şöyle ki, bu dev ölçekte mutasyonlar meydana gelmiş olsa bile, bunların ürünleri hayatta kalamazdı. Bunun ana nedeni, daha önce de belirttiğim gibi, hayatta kalmanın ne kadar çok yolu olursa olsun ölmenin neredeyse sonsuz sayıda daha fazla yolu olmasıdır.


Ataların Hikayesi /The Ancestor's Tale, 2004

Acaba ilk insaymunlar "Manks maymunları" mıydı? O durumda, mutasyon bir Hox geninde olurdu. Bu tür, "umutlu canavar"dan42 bahseden evrim kuramlarına karşı bir önyargım vardır; ama bu sefer bir istisna olmuş olabilir mi?

42 Umutlu canavar teorisi, genetikçi Richard Goldschmidt tarafından ortaya atılmıştır. Yeni özelliklerin, binlerce kuşağın hayatını kapsayacak kadar yavaş ve düz bir çizgide evrimleştiğini söyleyen geleneksel Darwinci görüşün aksine, Goldschmidt, türlerdeki radikal şekilsel değişikliklerin sıçramalı, hızlı ve kesintili bir evrimsel sürecin ürünü olabileceğini ileri sürmüştür. Buna göre, geçirdiği mutasyon sonucu bir "canavara" dönüşen ve çevresel koşullardan bağımsız olarak yapısı değişen embriyonun hayatta kalması beklenmez. Ancak bazen bu mutasyonlar, türe yararlı olabileceği bir çevrede gelişebilir. Böyle durumlarda "canavar," yeni bir soyu başlattığı için "umutlu" görülür.

Homoio, Yunancada "aynı" demektir ve homeotik mutasyon, vücudun bir parçasının farklı bir parçada ortaya çıkmasına neden olan mutasyondur.

Bu özel homeosis (duyarganın yerinde bacak) daha sonra meyve sineği Drosophila'da keşfedildi ve duruma antennapedia (duyarga ayak) adı verildi.

Homeotik mutasyon Ultrabithorax, üçüncü torasik bölütteki hücreleri yanıltıp, ikinci torasik bölütte olduklarını "sanmalarına" neden olur. Bu nedenle işbirliği yapıp bir çift halter yerine, fazladan bir çift kanat daha oluştururlar.

"MADS box" genleri, çiçeklerin embriyolojisini belirler ve Hox genlerinin hayvanlarda yaptığı gibi, çiçeklerde homeotik mutasyonlar üretebilir.


Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları /The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution, 2009

Etkisiz bir mutasyon, moleküler genetiğin yöntemleriyle kolayca ölçülebilir olmasına rağmen doğal seçilime (olumlu veya olumsuz olarak) tabi olmayan mutasyondur.

Mutasyonlar pek çok sebepten ötürü etkisiz olabilirler.

Tüm etkisiz mutasyonlar bu kadar da etkisiz değillerdir.

(Genetik kodun şifrelediği genlerdeki mutasyonların aksine) genetik kodun kendisindeki herhangi bir mutasyonun, sadece bir yerde değil organizmanın tamamında anında yıkıcı bir etkisi olacaktır.


Mutasyon hakkındaki en önemli bilgiler şunlardır:

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Doğal seçilim yalnızca eksiltiyor olabilir, fakat mutasyon ekleme yapar.

Bir Şeytanın Papazı /A Devil's Chaplain, 2003

Mutasyon gerçek bilgi içeriğinin artışı değildir, hatta tersidir çünkü Shannon'un benzeşimine göre ilk belirsizliği arttırır.

Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları /The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution, 2009

Mutasyon sadece ebeveynin geninin sayısal değerindeki hafif bir artış veya azalıştır.

Mutasyonlar, yani canlıların genetik şifrelerinde, radyasyon, kimyasal etkiler gibi birtakım nedenlerle ' çok nadir olarak ' meydana gelen bozulma, kopma, eksilme, parçalanma ya da değişmeler çok büyük bir olasılıkla kötücüldür ve hemen her zaman tehlikeli bazı hastalıklara ve ağır bedensel ve zihinsel bozukluklara neden olurlar, ' örneğin, kanser, huntington chorea, achondroplasia, ultrabithorax, antennapedia, orak hücre anemisi, albinizm, mongolizm, down sendromu,...' ve eklenme ' sayısal değerdeki hafif bir artış veya azalış ' olmasına rağmen yeni genetik bilgiler eklenmesi ' gerçek bilgi içeriğinin artması ' gibi bir durum sözkonusu olmadığından, ' faydalı değişikliğe sahip olamadığından ' haliyle de bu tip bir etkiye ' mutasyona ' maruz kalan bir canlı, doğal seçilim tarafından seçilemez...Çünkü geri, kusurlu, hasta ve sakat bir canlıdır...

Bu mutasyonlar, rastgele ' gelişigüzel ' olmayan mutasyonlardır, çünkü bay Dawkins ne diyordu_?...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Bütün bunlar, mutasyonun "gelişigüzel" olmasıyla ne demek istediğimiz tartışmasıyla ortaya çıktı. Mutasyonun gelişigüzel olmadığı üç nokta sıraladım: X ışınları, vs. mutasyon yapar; farklı genlerin mutasyon oranları farklıdır; ve ileri mutasyon oranı geri mutasyon oranına eşit olmak zorunda değildir. Şimdi buna bir nokta daha ekledik: Mutasyon sadece var olan embriyonik gelişim süreçlerinde değişiklikler yapar ve bu anlamda gelişigüzel değildir; seçilimin yeğleyeceği, düşünülebilecek her değişikliği hiç yoktan yaratamaz. Seçilimin üzerinde çalışabileceği çeşitlilik var olan embriyoloji süreçleriyle kısıtlanmıştır.

Fakat ' gözün sözde evriminden de anlaşılabileceği gibi ' bay Dawkins' e göre, doğal seçilim tarafından seçilen ' birikimli ' faydalı mutasyonlarda vardır...

Peki bu mutasyonların karakteristiği nedir_?... ' Zurna işte tam da burada şimdi... Zırtın nesnesinin ne olduğuna da dikkat edilmelidir... '

Cennetten Akan Irmak /River Out of Eden, 1995

Nilsson ve Pelger, düz bir pigment tabakanın üstünde yer alan ve üzerine düz, koruyucu bir saydam tabaka yerleştirilmiş düz bir ağtabaka (retina) ile işe başladılar. Saydam katmanın kırılma oranının yerel, rastgele mutasyonlar geçirmesine izin verildi. Ardından, yalnızca değişimlerin küçük ve daha öncekilere göre bir ilerleme olması gereğiyle kısıtlanmış olarak, modelin kendisini rastgele deforme etmesine izin verdiler.

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Nisson ve Pelger'in başlangıç noktası (yani dağın eteği), düz bir destekleyici zemin üzerinde duran (siyah) ve üstünde düz ve saydam bir doku katmanı bulunan (kirli beyaz) düz bir fotosel katmanıydı. Mutasyonların, bir şeyin büyüklüğünde küçük bir oransal değişikliğe neden olacağını varsaydılar: örneğin saydam katmanın kalınlığında küçük bir azalmaya veya saydam katmanın yerel bir yüzeyinin kırılma indisinde küçük bir artışa. Sordukları soru aslında, dağın alçaklarında bulunan belli bir kamp yerinden başlayıp düzenli olarak yukarı tırmanarak dağın neresine ulaşabileceğinizdir. Yukarıya tırmanmak, her seferinde küçük bir adım atarak mutasyona uğramak ve yalnızca optik performansı iyileştiren mutasyonları kabul etmek demektir.

Demek ki bu zırtın nesnesi, mutasyonların ' performansı iyileştiren olduklarından ' , rastgele ' gelişigüzel ' olması imiş... Peki rastgele ' gelişigüzel ' mutasyonların içeriği ne idi_?...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Mutasyonlar gelişigüzelse, tanım gereği, iyileştirme eğiliminde olamazlar.

Yalnızca "gelişigüzel" olmayı "vücutsal iyileşme yönünde genel bir eğilim olmaması" olarak tanımladığınızda, mutasyonun gelişigüzel olduğu doğrudur.

Peki, öyleyse, ' mutasyonlar gelişigüzelse ve tanım gereği de iyileştirme eğiliminde olamazlarsa ' bu rastgele ' gelişigüzel ' mutasyonlar, nasıl gözü evrimleştiriyor ki_?... Çelişki_?... Yes... : )

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Hayvanın yaşamına uyumunu sistematik olarak iyileştirmeye yönelik bir mutasyon biçimi düşünebiliriz (yalnızca düşünebiliriz). Hiç kimse bu yönelmenin hangi yolla olacağına ilişkin bir yol önerebilmiş değildir.

Peki neden_?... Çünkü,...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Mutasyon uyum sağlayan iyileşme yönünde sistematik bir eğilim göstermez ve mutasyonu bu beşinci anlamda gelişigüzel olmayan yönlere sürükleyebilecek hiçbir mekanizma bilinmemektedir.

Peki Nilsson ve Pelger' in gözün sözde evriminde, daha öncekilere göre düzenli bir ilerleme ' sistematik olarak iyileştirmeye yönelik ' bir mutasyon biçimi yok muydu ki_?... Çelişki_?... Yes... : )

Aslında bütün bunlar bir çelişki sayılmaz... Neden_?... Çünkü bay Dawkins ne diyordu_?...





Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Russell Lande'nin eşeysel seçilimde bir dengeler doğrusu olduğuna ilişkin savı da doğada doğru olmayabilecek varsayımlar üzerine kuruludur. Bu sav, örneğin, düzenli olarak yeni mutasyonlar olacağını varsayar;

Mutasyon, evrim için gereklidir, evet ama mutasyonun tek başına yeterli olduğunu kim söyledi ki? Evrimsel değişim, iyileşmedir; yalnızca rastlantıya bağlı bir değişimden beklenemeyecek ölçüde bir iyileşme. Tek evrimsel güç olarak mutasyonu görmenin getirdiği bir sorun şu: Nasıl oluyor da, mutasyon hayvan için neyin iyi neyin kötü olduğunu "bilebiliyor"? Karmaşık bir mekanizmanın, örneğin bir organın başına gelebilecek tüm olası değişimlerin büyük çoğunluğu bu mekanizmanın daha da kötüye gitmesine neden olacak, yalnızca çok ufak bir bölümü mekanizmayı daha iyiye götürecektir. Seçilimsiz mutasyonun evrimin itici gücü olduğunu savunmak isteyen birisi, mutasyonların nasıl olup da daha iyiye götürme yönünde çalıştığını açıklamalıdır. Vücut daha kötüye değil de, daha iyiye gidebilmek için hangi gizemli bilgeliği kullanıyor? Farkına varacaksınız, bu aslında, Lamarckçılık için sorduğumuz sorunun kılık değiştirmiş hali. Söylemeye gerek yok, mutasyoncular bu soruyu asla yanıtlamadılar. Asıl garip olan, bu sorunun akıllarına bile gelmemiş olması.


Yeryüzündeki En Büyük Gösteri: Evrimin Kanıtları /The Greatest Show on Earth: The Evidence for Evolution, 2009

Nadir istisnalar dışında, gözün oluşumunda rol oynayan bir gen her mutasyona uğradığında, göz biraz daha az işlevsel, biraz daha az görme kabiliyetine sahip, biraz daha az göz demeye layık hale gelir. Aydınlıkta yaşayan ve görme duyusunu kullanan bir hayvanda, böylesi zararlı mutasyonlar (mutasyonların çoğu), doğal seçilim tarafından hızla gen havuzundan ayıklanır.

Ancak mutlak bir karanlıkta, gözü yapan genleri bombardımana tutan zararlı mutasyonlar cezalandırılmazlar. Buralarda herhangi bir şeyi görmek zaten imkansızdır. Bir mağara semenderinin gözü Ay gibidir, asla ayıklanmayan mutasyonel kraterlerle delik deşik olmuştur. Günışığında yaşayan bir semenderin gözüyse Dünya gibidir; mağarada yaşayan semenderle aynı oranda mutasyona maruz kalır ama her zararlı mutasyon (krater), doğal seçilim tarafından (erozyon) temizlenir. Elbette, mağarada yaşayan semenderin gözünün hikayesi sadece negatif bir hikaye değildir, optik olarak kötüleşen gözlerin enfeksiyonlara maruz kalması olası olan oyuklarını kaplayan koruyucu bir derinin büyümesini destekleyen pozitif seçilim de söz konusudur.


Allah söyletiyor herhalde... Başka bir açıklaması var ise eğer, nedir ki_?... : )

Evet... Nasıl oluyor da, mutasyon hayvan için neyin iyi neyin kötü olduğunu "bilebiliyor"?

Hiçbir öznel bilince sahip olmayan herhangi bir nesnel kavram ' mutasyon ', öznel yargılarda ' neyin iyi neyin kötü ' bulunamazmış demek ki... Pek güzel...

Peki bu gizemli bilge ' neyin iyi neyin kötü olduğunu bilen ' kim_?... Doğal seleksiyon,..., birikimli seçilim,..., pozitif seçilim,...

Peki doğal seçilimin karakteristiği ne idi_?...

The Blind Watchmaker /Kör Saatçi, 1986

Doğal seçilim yalnızca eksiltiyor olabilir, fakat mutasyon ekleme yapar. Jeolojik zamanın o uzun sürecinde, mutasyonla doğal seçilim birlikte çalışarak, çıkarmadan çok eklemeler içeren karmaşık yapılanmalara neden olmuştur.

Peki madem ki öyle, biz de mutasyoncu olmayanlara ' Darwincilere ' bir soru sorabiliriz herhalde...

Nasıl oluyor da, ' yalnızca eksilten ' doğal seleksiyon,..., birikimli seçilim,..., pozitif seçilim,... ya da adı her ne ise, hayvan için neyin iyi neyin kötü olduğunu "bilebiliyor"?

Doğal seleksiyon da, hiçbir öznel bilince sahip olmayan herhangi bir nesnel kavram, öyle değil mi_?... Öyle...

Hiçbir öznel bilince sahip olmayan herhangi bir nesnel kavram, öznel yargılarda ' neyin iyi neyin kötü ' bulunamıyordu, öyle değil mi_?... Öyle... Bay Dawkins' e göre de böyle değil mi_?... Böyle... Eee_?...

Aslen, işin aslı, aslında pek güzel biliniyor da, işte bilmemezlikten geliniyor, öyle değil mi_?...

Bay Dawkins ne diyordu_?...

The Ancestor's Tale /Ataların Hikayesi, 2004

Evrimin ya da evrimin itici gücü doğal seçilimin öngörüsü yoktur.

Olduğu haliyle kör sonuç, doğanın kabul ettiği öngörüye en yakın sonuçtur.

Doğal seçilimin her zaman yaptığı budur. Hep acemi tamircidir: Burasını biraz kısaltır, şurasını biraz uzatır, sürekli birbirine uydurur; giydirir, çıkarır, dolaysız üreme başarısını koşulların elverdiği en iyi duruma getirir.

Seçilim, uyumlu bir bütünü kayırmaz. Uyumlu parçalar birbirlerinin varlığıyla gelişir ve uyumlu bir bütün yanılsaması doğar.


Peki bay Dawkins' in, Nilsson ve Pelger' in simülasyonları üzerinden spekülasyonlarına göre, gözün evrimindeki mutasyonların karakteristiği ne idi_?...

Hesapta rastgele ' gelişigüzel ', fakat aslen rastgele ' gelişigüzel ' değil, düzenli ' çünkü mutasyonlar gelişigüzelse, tanım gereği, iyileştirme eğiliminde olamazlar ve ayrıca dağdan düzenli olarak yukarı tırmanılıyordu, öyle değil mi_? ', çok nadir değil, mütemadiyen meydana gelen, neyin iyi neyin kötü olduğunu bilmeyen değil, bilen, çoğunlukla kötücül değil, her zaman sistematik iyileştirmeye yönelik, çoğunlukla negatif değil, daima pozitif etkide bulunan bir şey... Haliyle biz buna sanal /irreel /simülatif /spekülatif mutasyon da diyebiliriz herhalde, öyle değil mi bay Dawkins_?...

River Out of Eden ' Cennetten Akan Irmak ' 1995' te yazıldığına göre, bu gözün sözde evrimi, demek ki en az 21 yıllık bir hikaye, pek o kadar da yeni bir şey değil, öyle değil mi_?... ' Nilsson ve Pelger' in evrim modelinin tarihi, 1994' tür... '






Peki gözün sözde evrimi neden aşamalı olmalıdır_?...

River Out of Eden /Cennetten Akan Irmak, 1995

Büyük olasılıkla evrim, gerçekte her zaman aşamalı değildir. Ama gözler gibi, tasarlanmışa benzeyen karmaşık nesnelerin ortaya çıkışını açıklamakta kullanıldığında, aşamalı olmalıdır. Çünkü bu vakalarda evrim aşamalı olmazsa, açıklama gücünü yitirir; olguları yine mucizelerle açıklamaya çalışırız. Buysa hiçbir açıklama yapamamanın eşanlamlısıdır.

Kısacası bir anda olamaz... Aksi halde, devreye mucizeler girer ki, bu da açıklama yapamamanın eşanlamlısıdır... ' Bay Dawkins, burada mucize ile metafizik bir açıklamayı kastediyor... '

Peki her zaman aşamalı olmadığına göre, bazen aşamasız da ' punctuated equilibrium ' olabilir herhalde, öyle değil mi_?... Öyle...

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Bay Dawkins' in bu kitabındaki akla ziyan akıl yürütmelerine göre, olmayacak hiç bir şey yoktur, örneğin,...

Filin hortumu tek bir dev adımda ortaya çıkmış olamaz mı?

Üç sorudan ' llk soru buydu ' birincisinin yanıtı ' d i k k a t ' evet.

Neden evet_?... Şundan, şundan... : )

Tapirinki gibi 15 santimetrelik uzun bir burna sahip olan bir ebeveynin tek bir nesilde, bir genlik değişimden (makro-mutasyon) dolayı filinki gibi 1.5 metrelik bir hortuma sahip olan mutant bir yavru doğurmuş olması tamamen mantık-dışı değildir.

Neden mantık-dışı değil_?... ' 1.5 m, 15 cm' nin 10 katıdır, 10... Burnu, yani hayati bir organı, dile kolay bir anda on kat uzayan bir hayvan, artık yaşayabilir, ya da hadi yaşadı diyelim soyunu sürdürebilir mi ki_?...' Çünkü,...

İşte bu noktada, "değiştirici" genler ve diğer genlerin "ortamı" fikri teoride yardıma koşuyor.

Peki kitabın birkaç sayfa sonrasında ne deniyordu_?...

Ancak Goldschmidt'in kuramı hiç bir zaman yaygın bir şekilde desteklenmedi ve makro-mutasyonların veya tuhaf yaratıkların evrimde gerçekten önemli olup olmadığına dair şüphelenmek için genel sebepler var. Organizmalar oldukça karmaşık ve hassas bir şekilde konumlandırılmış mekanizma parçalarıdır. Eğer karmaşık bir mekanizmanın bir parçasını alırsanız (o kadar iyi çalışmayan bir parça bile), iç kısmında büyük ve rastgele değişiklikler yaparsanız, bu parçanın iyileşme ihtimali oldukça düşüktür. Ancak iç kısmında oldukça küçük bir rastgele değişiklik yaparsanız, onu belki de iyileştirebilirsiniz.

İhtimaller oldukça düşük, fakat ortaya da çıkabilir, olabilir, yanıtlar hiç bir zaman h a y ı r değil, her zaman e v e t tir... Örneğin, Coldoni' nin Pinocchio' sunun da burnu bir anda uzuyordu ya hani, işte o misal, tapirin de burnu bir anda on kat uzuyor ya da uzayabilir... Hımmm... Enteresan... Olasılıksızlık dağının dorukları, bu ve benzeri gülünç açıklamalarla mı fethediliyor Bay Dawkins_?... : )

Ayrıca bu olasılıksızlık dağının birçok doruk noktaları vardır, sonrasında dağdan aşağı doğru inilmeye izin verilmemekle birlikte, asla izin verilmemesi de, söz konusu değildir, daha da sonrasında evrimde tek gerçek ideal sonuçlar değildir, ondan sonrasında da Darwinci teorinin uzun vadeli bir amaç doğrultusunda kısa süreli kötüleşmeye izin vermediği de söylenemez, çünkü gözün sözde evriminden de gördüğümüz gibi, olasılıksızlık dağından, hiç durmadan yukarı da çıkılabilir...Peki bunların da sonrasında_?...

Olasılıksızlık dağının dorukları diye bir şey kalmadı ki... Olasılıksızlık dağının dorukları, hokus pokusla, şipşakla, Olasılıklılık tepesinin tümseklerine dönüştürüldü...

Tapirin burnu, bir makro mutasyonla, pekala da 10 kat uzayabiliyor, fakat gözün sözde evrimi, bir anda olamıyor, zaten aslen, bay Dawkins' te, pek makro mutasyonları benimsemez, çünkü,...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Tüm bu sıçramalı evrim kuramlarını reddetmek için çok iyi nedenler var. Bunlardan biri -biraz sıkıcı bir neden- tek bir mutasyon adımıyla yeni türler ortaya çıkması halinde, bu yeni türün üyelerinin eş bulmakta epey zorlanacak olmaları.

Gökkuşağını Çözmek /Unweaving the Rainbow, 1998

Ben makro mutasyonların evrimde önemli bir rol oynamadıklarını düşündüğümden dolayı kademeli değişimciyim. Hele ki asıl, iş gözler gibi karmaşık adaptasyonların evrimini açıklamaya geldiğinde kademeli değişimciyim.

Bir Şeytanın Papazı /A Devil's Chaplain, 2003

Teorik hesaplamalarımız sadece, yaşamını sürdürebilen büyük mutasyonların küçük mutasyonlarla karşılaştırıldığında son derece seyrek olması gerektiğini söyler. Fakat büyük sıçramaların hayatta kalabildiği ve evrime katıldığı durumlar son derece nadir olsa bile ve Kambriyen öncesi dönemden günümüze süren soyun tüm tarihinde sadece bir ya da iki kere olmuş bile olsa, bu evrimin bütün gidişatını değiştirmek için yeterlidir.

makro mutasyonlar pek ender meydana gelir ' fakat gelir ' ve evrimde önemli rol oynamazlar ' fakat oynayabilirler de ', reddetmek için çok iyi nedenler var ' fakat reddedilmeyebilir de ',... Enteresan...

Peki gözün sözde evrimi neden aşamalı olarak gerçekleşebilmektedir_?...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Birincisi, alışılmış ve itiraf etmeliyim ki oldukça rahatsız edici bir yanlış: Doğal seçilimin "gelişigüzellik" ile karıştırılması. Mutasyon gelişigüzeldir; doğal seçilim içinse tam tersini söyleyebiliriz. İkinci olarak, "her koşulun kendi başına işe yaramayacağı" doğru değildir. Mükemmelliğin parçalarının hepsinin aynı anda sağlanması gerektiği doğru değildir. Her bir parçanın, bütünün başarısı için temel nitelikte olduğu doğru değildir. Basit, kaba, çarpık bir göz/kulak/yankıyla yön bulma sistemi/gugukkuşu asalaklık sistemi, vs. olması, hiç olmamasından daha iyidir. Gözünüz olmayınca tümden körsünüzdür. Yarım yamalak bir gözle temiz bir görüntü odaklayamasanız bile, en azından avcının hareketinin genel yönünü saptayabilirsiniz. Ve bu da bir ölüm kalım meselesi olabilir.

Çünkü göz, indirgenemez komplex değildir de ondan, falan filan... Fakat bay Dawkins, bir başka kitabında ne diyordu_?...

The Ancestor's Tale /Ataların Hikayesi, 2004

Tekerlekli memelilerin yokluğu için ileri sürdüğüm açıklama gibi, var olmayan bir şeyin yokluğunun olası bir açıklaması olarak indirgenemez karmaşıklık savını ileri sürmek meşrudur.

İndirgenemez karmaşıklık, var olmayan bir şeyin yokluğunun olası bir açıklaması olarak ileri sürülebilmekte demek ki... Peki, madem ki öyle, ki öyle, öyleyse, gözün ' sözde ' evrimi nasıl anlaşılmıştı_?...

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Yarasalar, gerçek kanatlarıyla memeliler arasında eşsizdirler. Teoride, memelilerin atalarının kanatlı olması ve yarasalar dışında diğer tüm memelilerin sonradan bu kanatları kaybetmiş olmaları mümkündür. Fakat bunun olması için gerçekçi olamayacak kadar çok bağımsız kanat kaybının meydana gelmiş olması gerekir ve kanıtlar, öyle bir şeyin olmadığını gösterip sağduyuyu destekliyor. Atasal memeliler ön uzuvlarını uçmak için değil, çoğu torununun yaptığı gibi yürümek için kullanıyorlardı. İnsan da, gözün hayvanlar aleminde birbirinden bağımsız bir şekilde pek çok kez geliştiğini benzer bir mantık yürütmeyle anlamıştır.

Bir ' mantık ' yürütme ile... Pek güzel... Peki bu mantık yürütme nasıl kanıtlanılmış idi_?... Doğal seleksiyon ve mutasyon ile mi_?...

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Nisson ve Pelger'in başlangıç noktası (yani dağın eteği), düz bir destekleyici zemin üzerinde duran (siyah) ve üstünde düz ve saydam bir doku katmanı bulunan (kirli beyaz) düz bir fotosel katmanıydı. Mutasyonların, bir şeyin büyüklüğünde küçük bir oransal değişikliğe neden olacağını varsaydılar: örneğin saydam katmanın kalınlığında küçük bir azalmaya veya saydam katmanın yerel bir yüzeyinin kırılma indisinde küçük bir artışa. Sordukları soru aslında, dağın alçaklarında bulunan belli bir kamp yerinden başlayıp düzenli olarak yukarı tırmanarak dağın neresine ulaşabileceğinizdir. Yukarıya tırmanmak, her seferinde küçük bir adım atarak mutasyona uğramak ve yalnızca optik performansı iyileştiren mutasyonları kabul etmek demekti.

Yok...Doğal seleksiyon ve mutasyon ile değil, doğal olmayan seleksiyon ve mutasyon ile kanıtlanmış...Çünkü bazı varsayımlarda ' performansı iyileştiren, küçük bir oransal değişikliğe neden olan, yukarı tırmanan, her seferinde küçük bir adım atan mutasyonlar ' bulunulmuş ve bu varsayımları kanıtlamak için de, bir bilgisayar simülasyonu kullanılmış...

Bay Dawkins ne diyordu_?...

The Blind Watchmaker /Kör Saatçi, 1986

İkincisi, programımı bir seferde tek mutasyon olacak şekilde kısıtladım.

İşte, programımızdaki yüksek mutasyon hızı nedeniyle gerçekçi olmayan hızlarda da olsa, birikimli seçilimin anlamı bu.

Fakat bu biyomorf modeli yine de eksik. Bizlere birikimli seçilimin hemen hemen sonsuz çeşitlilikte yarı-biyolojik formlar yaratma gücünü gösteriyor; fakat doğal seçilim değil, yapay seçilim kullanıyor. Seçme işlemini insan gözü yapıyor.

Peki yapay seçilim ne idi_?...

The Ancestor's Tale /Ataların Hikayesi, 2004

Doğayla ilgili hipotez şudur: Kuşaklar boyunca rastgele olmayan hayatta kalım, ortalama biçimde sistematik bir değişime yol açar. Deneylerle sınamak, evrimi istenen bir yöne çevirme girişimiyle, rastgele olmayan böyle bir hayatta kalımı düzenlemektir. Yapay seçilim budur.

Gözün ' sözde ' evrimi de, gözsüz, öngörüsüz ' doğal seçilim ' ve mutasyon tarafından, doğal olarak değil de ' göz ' ile, insan ' gözü ' ile yapılıyordu değil mi_?... Görüldüğü gibi, bu bir doğal seçilim değil, yapay seçilim imiş...Peki yapay seçilim ne imiş_?...Evrimi ' i s t e n e n ' bir yöne çevirmek için yapılan düzenleme imiş... Haliyle ' eksilten ' doğal seçilim ve ' ekleyen ' mutasyonlar ile, gözün sözde evrimi kanıtlanmış değil imiş...

O halde, indirgenemez karmaşıklık, var olmayan bir şeyin yokluğunun olası bir açıklaması olarak ileri sürülebildiğine göre, burada da var olmayan bir şeyin ' gözün sözde evrimsel kanıtının ' yokluğunun olası bir açıklaması olarak gözün sözde evriminin olamayacağı ve gözün indirgenemez karmaşık bir organ olduğunu ileri sürebilir miyiz_?...

Bay Dawkins' e göre, evet... : )





Bay Dawkins' den, bilcümle Darwinistlere, bir de uyarı var... : )

Ataların Hikayesi /The Ancestor's Tale, 2004

İndirgenemez karmaşıklık savına itiraz etmek, güya indirgenemez karmaşık kendiliğin, kamçılı motorun, kan pıhtılaştıran kaskadın, Krebs döngüsünün ya da her neyse onun fiilen indirgenebilir olduğunu göstermek demektir.

O, şu, bu ' göz,... ', indirgenemez komplex bir organ değildir, pekala da indirgenebilir diye avaz avaz haykıran, hiç durmadan yırtınan, kendini yerden yere atarak parçalayanlara duyurulur...

Neymiş_?... Göz olmayınca tümden körmüşüz de, yarım yamalak bir gözle temiz bir görüntü odaklanılamasa bile, en azından avcının hareketinin genel yönü saptanabilirmiş de bilmem ne imiş_?... Peki kanat için de benzer şeyler yok mudur ki_?... O halde göz geliştiren bir canlı, niçin bir de üstüne üstlük ' en azından avcının hareketinin genel yönü daha da iyi saptanamayabilir miydi ki_?...' kanat geliştiremesin ki_?...

Bir memeli olan yarasa da, kanat vardır, yankıyla yön bulma sistemi vardır, fakat göz yoktur ' kördür '... Göz olmadığından, yankı ile yön bulma sistemi mi geliştirilmiş oluyor yani_?... Bu ne güzel bir mantık gerçekten de...

Bir memeli olan maymunda ise, kanat yoktur, yankıyla yön bulma sistemi yoktur, fakat göz vardır... O halde, göz olmasaydı, her ikisi de memeli olduğuna ve bir diğerinde kanat ve yankıyla yön bulma sistemi olduğuna göre, diğerinde de kanat ve yankıyla yön bulma sistemi mi evrimleşecekti ki_?...

Darwinizm' de çözümsüz olan, açıklanılamaz olan,... hiçbir şey de yoktur... Örneğin bu soruların yanıtı şudur: : )

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Oysa, her gerçek Darwinci herhangi bir kromozom üzerindeki herhangi bir genin herhangi bir zamanda mutasyon geçirebilmesine karşın, vücutlardaki mutasyon sonuçlarının embriyoloji süreci tarafından kısıtlandığını bilir. Eğer bu gerçekten kuşku duymuş olsaydım bile (ki asla duymadım), bu kuşkularım biyomorf bilgisayar simülasyonlarımdan sonra ortadan kalkardı. Sırtın orta yerinden kanatlar çıkması "için" bir mutasyon olduğunu varsayamazsınız. Kanatlar ya da başka bir şey, sadece ve sadece gelişim süreci izin veriyorsa ortaya çıkabilir. Hiçbir şey büyü yapılmış gibi ortaya çıkıvermez; embriyonik gelişim süreci tarafından yapılması gerekir. Var olan gelişim süreçlerinin durumu evrimleşebileceğini hayal edebileceğiniz şeylerin çok azının gerçekleşmesine izin verir.

Genler hırslarından mosmor olana kadar mutasyon geçirebilirler, ama memelilerin embriyolojik süreçleri böylesi bir değişime açık değilse, hiçbir memelinin asla melek kanatları olmayacaktır.


Fakat bütün bunlara rağmen, teori, olmayan bir şeyin, olabileceğini de gözardı etmez... Neden_?... Darwinizm tarafından, uygun bir fırsatta kullanılacaktır da ondan...

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Yarasalar, gerçek kanatlarıyla memeliler arasında eşsizdirler. Teoride, memelilerin atalarının kanatlı olması ve yarasalar dışında diğer tüm memelilerin sonradan bu kanatları kaybetmiş olmaları mümkündür. Fakat bunun olması için gerçekçi olamayacak kadar çok bağımsız kanat kaybının meydana gelmiş olması gerekir ve kanıtlar, öyle bir şeyin olmadığını gösterip sağduyuyu destekliyor. Atasal memeliler ön uzuvlarını uçmak için değil, çoğu torununun yaptığı gibi yürümek için kullanıyorlardı. İnsan da, gözün hayvanlar aleminde birbirinden bağımsız bir şekilde pek çok kez geliştiğini benzer bir mantık yürütmeyle anlamıştır.

Fakat bazen de ' olmayan ' bir şeyin ' olması ' gerekir... Neden_?... Çünkü Darwinizm, öyle olması gerektiğini varsaymaktadır da ondan...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Sistem "Belirli, basit bir değişim geçirmeliyim." diye bas bas bağırıyor. Bu örneği genetik hiperuzama taşırsak, notilus açık ve hemen uygulanabilecek bir iyileşmenin hemen yanında duruyor, ama gereken küçük adımı atamamış. Neden? Sussex Üniversitesi'nden Michael Land, omurgasızların gözleri konusunda önde gelen otoritemiz, bu konuda kaygılı; ben de kaygılıyım. Notilus dölütlerinin gelişme biçimi nedeniyle mi gereken mutasyonlar oluşamıyor? Buna inanmak istemiyorum fakat daha iyi bir açıklama da getiremiyorum. En azından, notilus, merceksiz bir göze sahip olmanın hiç gözü olmamaktan daha iyi olduğunu dramatik bir şekilde ortaya koyuyor.

İşte tam da bu anda, bay Dawkins' e ' bittabi ki bilcümle Darwinistlere de ' bazı sorular sormalıyız...

_ Deneylerle sınamak, evrimi istenen bir yöne çevirme girişimiyle,' Nilsson ve Pelger' in evrim modeli ' misali, herhangi bir evrim modeli Notilus ' Nautilus ' için de kurulabilir miydi ki_?...

_Kurulabilseydi, Notilus ' Nautilus ' için, gereken mutasyonlar oluşabilir miydi ki_?...

_ Herhangi bir evrim modeli kurulup, gereken mutasyonlar da oluşabilseydi, yapay seçilim tarafından, evrim istenilen bir yöne çevrilebilir miydi ki_?...

Bay Dawkins' in ve bittabi ki bilcümle Darwinistlerin ' Bay Dawkins' in deyimiyle Darwincilerin, hatta mutasyoncularla kıyaslarken kullandığı sıfat dahil edilirse gerçek Darwincilerin ' bu sorulara yanıtları ne olurdu sizce_?...

Bize göre, bas bas bağırarak ' avaz avaz haykırarak ', hiç durmadan yırtınarak, kendilerini yerden yere atarak Yes... Yes... Yes... diyeceklerdi...

Peki yapay olmayan seleksiyon ne diyordu_?... : )

No... No... No...

Bir Şeytanın Papazı /A Devil's Chaplain, 2003

Teorik hesaplamalarımız sadece, yaşamını sürdürebilen büyük mutasyonların küçük mutasyonlarla karşılaştırıldığında son derece seyrek olması gerektiğini söyler. Fakat büyük sıçramaların hayatta kalabildiği ve evrime katıldığı durumlar son derece nadir olsa bile ve Kambriyen öncesi dönemden günümüze süren soyun tüm tarihinde sadece bir ya da iki kere olmuş bile olsa, bu evrimin bütün gidişatını değiştirmek için yeterlidir.

Fakat bazen de ' olasılıksız ' bir şeyin ' olasılıklı ' olması gerekir... Neden_?... Çünkü Darwinizm, öyle olması gerektiğini varsaymaktadır da ondan...

Kör Saatçi /The Blind Watchmaker, 1986

Birikimli seçilim, olasılığı kabul edilebilir bir dizi olayı (gelişigüzel mutasyonlar) gelişigüzel olmayan bir sırada bir araya getirir; öyle ki, gelişigüzel olmayan bu dizinin sonundaki tamamlanmış ürün çok çok şanslı olduğu görüntüsünü verir; Evren'in bugünkü yaşından milyonlarca kere uzun bir süre verilse bile salt rastlantı eseri gerçekleşmesi olasılığı çok çok düşük bir ürün görüntüsüdür bu. Birikimli seçilim anahtardır fakat başlatılması gerekir ve birikimli seçilimin kökeninde tek adımlık bir rastlantı olduğunu varsayma gereğinden kaçamayız.

Kısacası öncelikle, cansız maddeden, tesadüfen, canlı bir madde oluşmalıdır... Sonrasında ise, birikimli seçilim, işi bitirecek zaten... : )

Bu ve benzeri akıllara ziyan akıl yürütmeler, Darwinizm' in a priori olarak kabul edilmesinden kaynaklanır; öncesinde canlı madde var değilken, sonrasında var olduğuna göre, evvela canlılık, o, bu, şu ' rastlantı ' nedenle oluştu, müteakiben şu, bu, o ' birikimli seçilim ' nedenle evrildi,... göz var ise, ki var, o halde, o, bu, şu ' gözsüzlükten daha iyi olduğundan,... ' ya da, şu, bu, o ' avcının bulanık şeklinin ve ne yönden geldiğinin saptanılmasından,... ' nedenden dolayı evrildi,...etc,...

Zaten bay Dawkins, ne diyordu_?...

Ataların Hikayesi /The Ancestor's Tale, 2004

İyi bir kuram, çok şeyi açıklamak için az şeyi varsaymayı gerektiren kuramdır. (Bu ölçüte göre, başka yerlerde sıkça belirttiğim gibi Darwin'in doğal seçilim kuramı tüm zamanların en iyi kuramı olabilir.)

Doğal seçilim, bu biçimde kestirimci olacak kadar güçlü bir kuramdır; zira bilimi kendi doğrusuna ikna etmeye artık gerek yoktur.


Doğal seçilimin, dolayısıyla Darwinizm' in, bilimi, kendi doğrusuna ikna etmeye artık gerek olmadığına göre, sorgulanmasına da pek gerek yok herhalde... Peki bu bir dogma değil ise, dogma nedir ki o zaman_?...

Fakat, sonuçta, ne kadar karikatürleştirilmeye çalışılsa da, göz, basit bir organ değildir...Çünkü bay Dawkins ne diyordu_?...

Olasılıksızlık Dağına Tırmanmak /Climbing Mount Improbable, 1996

Modern gözlerin, gözün odağını değiştirmek, göz bebeğinin büyüklüğünü değiştirmek ve gözü hareket ettirmek için mekanizmalar gibi başka ve daha gelişmiş özellikleri vardır. Ayrıca beyinde, gözden gelen bilgiyi işlemek için gerekli olan bir sürü sistem vardır. Gözü hareket ettirmek önemlidir ve yalnızca bariz sebepten ötürü değil: daha zaruri olarak, vücut hareket ederken bakışı sabit tutmak için için. Kuşlar bunu, başın tamamını sabit tutması için boyun kaslarını kullanarak sağlarlar (vücutlarının geri kalanı ise fazlasıyla hareket edebilir). Bunu yapabilecek gelişmiş sistemler, oldukça incelikli beyin mekanizmaları gerektirir.

Ataların Hikayesi /The Ancestor's Tale, 2004

Erkekler, kusurlu bir X-kromozomunu miras aldığında, onun yedeği işlevini görecek başka bir X-kromozomları olmadığı için, kadınlara nazaran kırmızı yeşil renkkörlüğünden daha çok muzdariplerdir (çektikleri ızdırap çok büyük değil ama yine de durum can sıkıcıdır; büyük olasılıkla geri kalanların yaşadığı estetik deneyimlerden yoksunlardır). Kanı ve çimeni bizim gibi görüp görmediklerini, ya da tamamen farklı bir biçimde görüp görmediklerini kimse bilmiyor. Aslında bu, kişiden kişiye değişebilir. Bildiğimiz tek şey, kırmızı yeşil renkkörü olanların, çimene benzer şeyleri, kana benzer şeylerle aynı renkte sanmalarıdır.

' İndirgenemez ' karmaşıklığın gelişme yolunu henüz adım adım ' kademe kademe ' düşünememiş olsak bile, buradan hemen doğaüstünü varsaymaya kayma, nerede durduğunuza bağlı olarak ya dine saygısızlıktır ya da tembellik.

İndirgenemez karmaşıklığın gelişme yolu, henüz adım adım düşünülmemiş iken, hatta renkkörü bir gözün, renkkörü olmayan bir göz gibi görüp görmediği bile bilinemezken, ' indirgenemez karmaşık olan ' gözün aşamalı evriminin kanıtlandığı, ya da bu evrimin, yarım milyon yıldan daha kısa sürdüğünün savunulması ancak ve sadece gülünçtür...

Darwinizm' in, gözün sözde ' aşamalı ' evrimi hakkındaki spekülasyonlarının arkaplanı, özde Materyalist felsefe' den kaynaklanır... III. Part' ta bu temayı analiz etmeye devam edeceğiz...



[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]


İ ç t e n l i k l e...

Sevgiyle...
 

Konu machine_code tarafından (07-28-2016 Saat 17:44 ) değiştirilmiştir..
machine_code isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 05-20-2016   #3
PlaTonTon
 
PlaTonTon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 29
User ID: 102
Tecrübe Puanı: 9305980
Reputation: 93059758
PlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper Üye
Standart

..


“Doğanın evrimi, yaratılış kavramına ters düşmüyor, çünkü evrim teorisi de evrimleşen varlıkların yaratılmış olmaları ön koşulunu gerektiriyor...

Yaradılış hikayelerini okuduğumuzda Tanrı’yı elinde sihirli değneği olan ve her şeyi yapabilen bir büyücü gibi hayal etme yanılgısına düşebiliyoruz. Ama öyle değil. Tanrı varlıkları yarattı ve onları kendisi tarafından her birine bahşedilen kurallar çerçevesinde gelişmeye açık halde bıraktı, gelişmeleri ve kendi bütünlüklerine erişmeleri için. Yaratılış süreci bu şekilde yüzlerce, binlerce yıl içinde ilerledi ve sonunda bizim bugün bildiğimiz haline ulaştı.”



Papa Francesco

Katolik Kilisesi Lideri
Papalık Bilim Akademisi, 28 Ekim 2014




..
 
PlaTonTon isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Etiketler
biyoloji, darwin, denizanası, eric nilsson, evrim, göz, hidra, larva, solucan, ışık


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Yeni Zagor Lal Kitap Bonelli Comics Sıralı Liste cemalnacitolga Zagor 1 07-03-2016 21:43
Jean Lorrah - Uzay Yolu Yeni Kuşak #4: Hayatta Kalanlar zamangezgini Fantastik ve Bilimkurgu Kitapları 5 12-05-2015 01:14
Warcraft Hikayesi spiderh Fantastik ve Bilimkurgu Kitapları 5 02-09-2013 18:18
Resim Sözlüğü Cenq Ressamlar Heykeltraşlar ve Eserleri 3 11-18-2012 05:23
Yeni Martin Mystere Lal Kitap Bonelli Comics Sıralı Liste cemalnacitolga Çizgi Romanlar 0 06-23-2012 13:24


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 14:05.

Forumumuz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, forum yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, ekyasal@gmail.com mail adresinden bize ulaşabilirler.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.