Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar  

Go Back   Eski Kitaplarım - Eskiden günümüze kitaplar > E-Kitaplar - Mizah Dergileri - Dergiler - Cizgi Romanlar > Bilim Kitapları


Cevapla
 
Seçenekler
Alt 02-03-2016   #1
zamangezgini
 
zamangezgini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 947
User ID: 268
Tecrübe Puanı: 214748370
Reputation: 2147483647
zamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üye
Standart E. Rennan Pekünlü - Büyük Patlama Bir “Metafizik” Araştırma Programının Eleştirisi

E. Rennan Pekünlü _ Büyük Patlama Bir “Metafizik” Araştırma Programının Eleştirisi






E. Rennan Pekünlü _ Büyük Patlama Bir “Metafizik” Araştırma Programının Eleştirisi: [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]








Big Bang teorisi yanlış mı?

İnternette Big Bang teorisiyle ilgili çok ilginç tartışmalarla karşılaştım. Öğrendiğim bazı şeyleri sizlerle de paylaşmak istiyorum.

Anlaşıldığı kadarıyla, uzun zamandır Big Bang karşıtı pek çok ciddi fizikçi ve kozmolog var ortalıkta. Ama ne sayıları ne de etkinlikleri seslerini geniş çapta duyurmalarına yetmemiş. Thomas Kuhn'un duysa hoşuna gideceği bazı sebeplerle, kozmolojide ve teorik fizikte mevcut bazı paradigmaların ve kabul gören fikirlerin barajını aşamamaktan yakınıyorlar.

Pek çoğu fizikle gayet ciddi ve ve akademik düzeyde uğraşan bu kesimin - ki bu kesim dediğim kişiler birbirlerinden bağımsız, pek çoğu birbirini tanımayan ve tamamen kendi fikirleri ve araştırmaları çerçevesinde konuşan kişiler - iddialarına göre, aslında kozmolojideki Big Bang teorisi pek çok problem içeriyor, pek çok noktada gözlemsel verilerle çelişiyor, fakat yerleşmiş bir teori olduğundan bilim dünyası ondan kolay kolay vazgeçemiyor.

Bu tür fikirlerin kamuoyuna duyurulduğu popüler bilim kitaplarından biri Eric Lerner'ın "Is the Big Bang a Bust? The Big Bang Never Happened: A Startling Refutation of the Dominant Theory of the Origin of the Universe." isimli kitabı. 1991'de basılmış anladığım kadarıyla.

Lerner'ın ortaya koyduğu sorunlardan biri, büyük galaksi gruplarının nasıl oluştuğu sorunu. Bu konu fizikçilerin hala kafasını kurcalıyor. Evrenin yaşı Big Bang teorisine göre 15-20 miyar yıl civarı olmalıdır. Fakat, bu büyük yapıların oluşması için Lerner'a göre 100 milyar yıldan fazla zamana ihtiyaç vardır.

Astronomiyle ilgilenenlerin bileceği "kızıla kayma" fenomeni, hem galaksilerin bize uzaklığını, hem de birbirlerine olan göreceli hızlarını verir. Gözlenen galaksilerin kızıla kayma oranlarının mesafeyle arttığı tespit edilmiştir. Tully ve Fisher yöntemi gibi başka mesafe ölçüm yöntemleri de kullanan fizikçiler, galaksilerin hızlarının ve uzaklıkların yaklaşık olarak ne olduğunu tespit edebilmektedirler. Lerner'a göre, bu ölçümler sonucunda tespit edilmiştir ki, galaksiler hiçbir zaman saniyede 1000 km'den daha yüksek bir hızla hareket etmemektedir. Bu durumda ise 20 milyar yılda, olsa olsa 65 milyon ışık yılı kadar hareket etmiş olabilirler. O zaman, milyarlarca ışık yılı genişliğindeki alanlara dağılmış büyük galaksi grupları, tek bir noktadan yayılarak nasıl oluşmuş olabilir diye soruyor.

Big Bang kozmologlarının bu sorunu çözmek için önerdikleri açıklama, iki aşamalı bir yayılmayı gerektiriyor. Bu yüzden bazı bilim kitaplarında ya da dergilerinde "big bang iki kere oldu" türünden yorumlar görürsünüz. Bu fikre göre, bir ilk patlama gerçekleşmiştir, bunu büyük yapıların oluşmasına imkan verecek birkaç yüz milyarlık bir duraklama dönemi izlemiş ve sonra ikinci bir patlama gerçekleşerek her şeyi daha uzak bölgelere yaymıştır. Lerner'a göre, sırf teoriyi gözlemlere uydurmak için yapılmış ve yapay olduğu çok açıkça sırıtan bir açıklamadır bu.

Fakat bu kadarıyla bitmiyor. Teoriye yapılan bu yama, diğer bazı gözlemleri açıklamaya yetmiyor. Örneğin, bilim adamları, yaşı çok büyük galaksiler tespit etmiş durumdalar, ki bunların oluşmuş olması gereken dönemde Big Bang modeline göre evren henuz bu tür yapıların oluşmasına izin verecek kadar soğumuş durumda değildi.
Ayrıca, ilk dönemlerinde evrende madde dağılımı homojendi Big Bang teorisine göre. Fakat bugün gözlediğimiz evrenin yapısı homojen değildir. Madde bölge bölge gruplaşmış durumdadır. Homojen bir yapıdan, ilk zamanlarda mevcut olan tek kuvvet olan gravitenin etkisiyle, bu gün gördüğümüz topaklı yapının nasıl ortaya çıkmış olabileceği de Big Bang teorisinin açıklamakta çok zorlandığı noktalardan biridir. Lerner'a göre, bu gözlem de çok açıkça evrenin tek bir noktadan yayılarak oluşmuş olamayacağını göstermektedir.
Bir başka sorun ise, iyi bilinen "dark matter" (kara madde) sorunu. Big Bang teorisine göre, gözlenen kızıla kayma hızlarını açıklamak için gerekli çekim gücünü sağlayacak miktarda madde evrende gözlenememektedir. Nötrinolar ve kayıp kütle hesaplarını açıklayabilecek pek çok başka açıklamaların tümü hesaba katıldığında bile, gerekli kayıp maddenin ancak yüzde biri açıklanabilmektedir.

(Özellikle bu "dark matter" sorunuyla ilgili, bilim dergilerinde bu konunun Big Bang teorisiyle ilgili ciddi bir sorun olduğu ve artık teoriyi krize sokar hale geldiği şeklinde pek çok yorum ve fikir okuduğumu hatırlıyorum son yıllarda. Ki bunlar bilim dünyasında hala yaygın kabul gören Big Bang teorisinin destekleyicileri tarafından yazılmış makalelerde geçen yorumlar. Okuduğum bir yerde diyordu ki, Big Bang teorisiyle ilgili ortaya konan diğer problemlerin tümünün şu ya da bu şekilde üstesinden gelinebilmektedir, fakat bu kayıp "dark matter" sorunu bir türlü çözülememektedir).

Yine Lerner'ın kitabına dönersek, Finlandiya'lı ve Amerika'lı bir grup bilim adamı tarafından Lerner'ın kitabının basılmasından kısa zaman önce ortaya çıkartılan bir bulguya göre, aslında aranan "dark matter" evrende gerçekten de yok.

Çünkü, galaksilerin hızlarının ölçümlerinde, astronomların iyi bildiği bazı problemler vardır. Örneğin, bir galaksi grubundaki bazı yakın tarafta bulunan bir galaksi, bize yaklaşıyormuş gibi görünebilir. Veya, gruptan daha uzakta olan bir galaksi grubun bir üyesi zannedilebilir. Özellikle bu ikinci duruma uyan galaksiler, hasaplara katıldığında, galaksi grubunun kendi etrafında dönme hızını gerçekte olduğundan yüksek göstermektedir. Galaksi gruplarındaki madde miktarı hesaplanırken, bu ölçüm hızları kullanıldığından, bu hızlar yanlış hesaplandığında, örneğin olduğundan fazla çıktığında, galaksi grubunun kütlesi de olduğundan fazla hesaplanmaktadır. Sözkonusu Finlandiya'lı ve Amerika'lı grubun çalışmaları göstermiştir ki, bu durum aşağı yukarı tüm "dark matter" gerektiren durumları açıklamaya yetecek kadar önemli bir faktör bile olabilir. Çünkü yine aynı grubun dikkatleri çektiği bir gözlem var ki, her galaksi grubunun en parlak galaksisinin grup merkezi etrafında dönme hızı, grubun ortalama hızından daha yavaş. Bu ya çok tuhaf bir rastlantı, ya da aslında grubun gerçek hızı zannedilenden daha yavaş, ama gruba gerçekte dahil olmayan galaksilerin de hesaba katılması yüzünden hız olduğundan yüksek çıkıyor. Benzer şekilde, birbirinin çekim alanına kapılmış ve gruptan uzaklaşmakta olan bir galaksi çiftinin hızı hesaba katıldığında benzer bir problem ortaya çıkmaktadır aynı grubun çalışmalarına göre.

Kısacası, Lerner'ın dediğine göre aslında bu çalışmalar, belki de ortada gerçekten de hiç "dark matter" olmadığını gösteriyor. Evren, neyi gözlüyorsak ondan ibarettir görünüşe göre diyor. Fakat ekliyor, bu durumda ise, ortaya bir sorun çıkıyor: Big Bang teorisine göre, eğer aranan kara madde yoksa, galaksiler, yıldızlar ve gezegenler oluşamaz!
Kısacası, kitap çok önemli konulara parmak basıyor. Fakat tek bir kitaba bakıp, bilimsel teoriler hakkında hüküm vermek elbette ki çok doğru değil. Bu yüzden, bu kitapla ilgili eleştirileri vs. de inceledim. Kitapta sözü edilen iddialara cevap vermeye çalışan Big Bang fizikçilerinin veya kitabın kritiğini yapan kitap eleştirmenlerinin yazılarını okudum. Karşı çıkılan noktaların genellikle "Popüler bilim kitabı yazarak yerleşik teoriler çürütülemez", "Uzmanlar hala Big Bang'den vazgeçmiş durumda değiller", vs. türünde olduğunu gördüm. Teknik ayrıntılarla ilgili açıklamalar da var yer yer, fakat hiç birinde Lerner'ın yanlış bilgi verdiği söylenmiyor. Sadece sorunları biraz abarttığını söyleyenler var. Bir de Lerner'ın Big Bang'e alternatif olarak sunduğu Plazma Kozmolojisi kuramının gözlemleri açıklamada Big Bang'den çok daha zayıf olduğu türünde yorumlara rastladım. (Fakat örneğin bu son nokta, kitabın asıl önemli kısmıyla, yani Big Bang teorisinin sorunlarıyla ilgili bir çözüm ortaya koyan bir çaba değil tabi ki. Lerner'ın önerdiği alternatif daha bile zayıf olabilir, ama bu Big Bang doğru demek değil). Bilinenler haricinde ve Lerner'ın zaten hesaba kattığı açıklamalar haricinde, gerçekten sorunları ortadan kaldıran veya Lerner'ın ciddi şekilde yanıldığını gösteren açıklama ise pek göremedim.

Yalnız şunlar deniyor. Örneğin, Lerner'ın teorinin iyi açıkladığı konularla ilgili bir yorum yapmadığı, fakat iyi açıklayamadığı konulara aşırı yüklendiği söyleniyor. Çünkü örneğin, Big Bang teorisinin en önemli kanıtlarından biri sayılan Kozmik Arkaplan Radyasyonunun ölçülmüş olması ve bu değerin Big Bang teorisinin öngördüğünden biraz da düşük çıkmış olmasına rağmen yine de pek çoğunun fikrine göre yeterince yakın olması, hatta bütün bunlar bir yana, böyle bir radyasyonun varlığının bile tek başına Big Bang teorisinin önemli bir dayanağı olduğu söyleniyor. Çünkü bu fenomeni, Big Bang teorisinden başka açıklayabilen, hatta açıklamaya yaklaşan bir fikrin dahi olmadığı söyleniyor. (Fakat aşağıda açıklayacağım gibi, aslında bu tür bir fikir var. Kozmik arkaplan radyasyonunu, yıldızların uzayı ısıtması fikriyle açıklamaya çalışanlar var).

Bu şekliyle, Lerner'ın eleştirilerini yaratılışçıların Evrim'e saldırılarına bile benzetenler var. Nasıl ki yaratılışçılar doğru dürüst bir alternatif getirmeden, biyolojideki yerleşik bir teori olan evrime saldırıp dururlar ve teorinin iyi açıkladığı noktaları gözardı ederler, Lerner ve diğerlerinin de kozmolojinin yerleşik bir teorisi olan Big Bang için aynı şeyi yaptığını söyleyenler var.

Fakat bu tartışmada olaylar ilginç şekilde tersine dönmüş görünüyor. Lerner ve benzer düşünenler, Big Bang teorisinin bu kadar popüler hale gelmesinin, yaygın kabul görmesinin ve aleyhinde bunca delile rağmen bilim adamları tarafından bile hala kolay kolay terkedilememesinin altında bu teorinin dinsel yaratılış fikirlerine destek sağlaması (daha doğrusu destek sağladığının zannedilmesi) olduğunu söylüyorlar.

Aslında bu konu çok ilginç, çünkü big bang teorisi şimdiye kadar Evrim-Yaratılış tartışmalarında iki taraf tarafından da değişik vesilelerle kendi teorilerini desteklemek amacıyla kullanılmış durumda. Bu yüzden, ilginçtir, pek çok yaratılışçılık propagandası yapan kaynak, bu teoriden öfkeyle bahseder ve şiddetle reddeder. Bunların arasında, özellikle bizim Harun Yahya'nın bolca çevirilerini yaptığı ICR (Institute for Creation Research) kurumunun yayınları da bulunmakta. Bu tür yaratılışçılar, Big Bang ve sonrasıyla ilgili fikirleri, bilim adamları tarafından evrenin gelişimini Tanrı'nın işin içine girmesine ihtiyaç duymadan evrimsel bir şekilde açıklamakta kullanılmaları sebebiyle sevmiyorlar. Fakat, bu teorinin kendi dinsel yaratılış dogmalarına destek sağlayacak şekilde yorumlanabileceğini gören pek çok yaratılışçı ise Big Bang'e sahip çıkıyor. İşte özellikle bu kesimin toplum üzerindeki etkileri ve dinsel dogmaların yüzyıllardır toplumsal hayata girmiş etkileri yüzünden, Lerner ve benzerlerine göre, Big Bang bugün bilinen popülerliğine ulaşmıştır ve aleyhindeki onca delile rağmen hala terkedilememektedir.

Tabi, yazının başında da belirttiğim gibi, Big Bang teorisine inanmayanlar Lerner'dan ibaret değil. Bu yazıda büyük ölçüde ondan bahsetmemin sebebi, Lerner'ın bu konuda özel olarak popüler bir bilim kitabı yazmış bir kişi olması. Benzer şekide Big Bang teorisini beğenmeyen ve aslında yanlışlarla ve deliklerle dolu olduğunu söyleyen başka pek çok bilim adamı da var.

Hatta bu tür bilim adamlarının çalışmalarına fon sağlamak üzere kurulmuş Meta Research diye kar amacı gütmeyen bir kurum bile var. Çünkü Big Bang aleyhinde çalışma yapan bilim adamlarının, bu çalışmaları için normal kaynaklardan kolay kolay fon bulamadığını söylüyor bu kurumun kurucuları. (Meta Research'ün web sayfası: [Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]).

Bu kurumun web sayfasında, Big Bang teorisinin en büyük 10 problemi diye bir liste de verilmiş durumda. Bu listeyi kısaca çevirmeye çalışırsak:

1) Statik evren modelleri, eldeki verilere genişleyen evren modellerinden daha iyi uyuyor.

2) Kozmik arkaplan radyasyonunun Big Bang'den kalma bir artık olduğu fikrinden ziyade, uzay boşluğunun yıldızların ışığı tarafından ısıtılması yoluyla oluştuğu açıklaması daha akla yatkın.

3) Elementlerin oluşumunu açıklamak için Big Bang modelinde çok fazla parametre ayarlaması yapmak gerekiyor.

4) Evrenin Big Bang teorisine göre hesaplanan yaşı (15-20 milyar yıl) evrende gözlenen büyük yapıların (galaksi grupları) ve onların arasındaki büyük boşlukların oluşmasına yetecek kadar fazla değil.

5) Kuasarların ortalama ışık şiddetinin zaman içinde tam belli bir şekilde azalması gerekiyor ki, ortalama parlaklıkları tüm kızıla kaymalarda aynı kalsın. (Ki böyle birşeyin olasılığı çok düşük).

6) Galaksi gruplarının yaşı, evrenin yaşından daha büyük gözüküyor.

7) Galaksilerin yerel hareketleri, her tarafı üniform olması gereken bir sonlu evren modeli için fazla yüksek görünüyor.

8) Big Bang teorisine göre, evreni oluşturan asıl baskın maddenin, içeriği ve varlığı belirsiz olan "kara madde" olması gerekiyor. (Kara maddenin normal maddeden çok daha fazla olması gerekirken varlığı bile tartışmalı durumda... En azından baskın madde türü olmadığı ortada).

9) Gözlenen en uzak galaksiler (ki bunların en eski galaksiler olması gerekiyor) galaksilerin evrimi konusunda yeterli kanıt göstermiyor. (Yani daha yeni galaksilerle aynı gelişmişlik düzeyinde görünüyorlar, ki Big Bang teorisine göre zaman içinde galaksilerin evrim geçirmiş olmaları gerekiyor). Ve bunların bazıları en sönük kuasarlardan daha yüksek bir kızıla kayma gösteriyor.

10) Günümüzde gözlediğimiz açık evren eğer başlangıç anına döndürülseydi, evrende gözlenen maddenin gerçek yoğunluğunun kritik yoğunluğa oranının 1'den sadece 10 üzeri 59'da bir kadar farklı olması gerekirdi. Daha fazla bir fark ya çoktan kendi üzerine çökmüş, ya da çoktan dağılıp gitmiş bir evren ortaya çıkartırdı.
Bu maddeler, dediğim gibi Meta Research'ten alınmış bilgiler. Fakat pek çoğu, big bang aleyhine olarak rastladığım diğer fikirlerle de paralellik içeriyor. Dolayısıyla, Big Bang'in sorunları konusunda, teoriyi kabul etmeyen bilim adamları arasında aşağı yukarı bir fikir birliği var gibi.

Ayrıca, yine önemli bulduğum için burada belirtmek istediğim birbaşka nokta, evrendeki tüm galaksilerde gözlenen kızıla kaymanın Doppler etkisinden değil, Compton etkisinden kaynaklandığını iddia eden uzmanlar da var. Bilindiği gibi, Doppler etkisi, bizden uzaklaşan veya yaklaşan bir dalga kaynağının ürettiği dalgaların dalga boyundaki kaymayı ifade ediyor. Kızıla kayma uzaklaşma, mora kayma yaklaşma anlamına geliyor. Tüm galaksilerin ise kızıla kaydığı tespit edildiğinden, tüm evrenin her an genişlediği düşünülüyor. Bu etki, konsantre elektronların içinden geçen ışığın bu elektronlara enerji kaybetmesi anlamına geliyor ve bu etki de kızıla kayma üretiyor. Galaksiler arasındaki boşluk eğer serbest elektronlar ve pozitronlarla doluysa, bu boşluk içinden geçen ışığın kızıla kayma göstereceği de tespit edilmiş. Bu durumda, ışık böyle bir ortamda ne kadar uzun süre seyahat ederse kızıla kayması da o kadar yüksek olacağından, bu durum galaksiler ne kadar uzaksa kızıla kaymalarının da o kadar fazla olduğunu söyleyen o gözlemleri de açıklamış olur. Kuasarların ise, kendi bünyelerinde yer alan bulanık bir atmosfer içinde bulunan serbest elektronların sebep olduğu Compton etkisinden dolayı çok daha yüksek bir kızıla kayma gösteriyor olabileceğini düşünüyorlar.

Göründüğü kadarıyla Big Bang ile ilgili çok ilginç fikirler ve tartışmalara rastlamak mümkün internette. Bu yazıda yazdıklarım, bilim dünyasında hala yerini koruyan önemli teorilerden biri olan Big Bang'i ne derece çürütür, işin o kısmını okurların takdirine bırakıyorum. Ben kişisel olarak, Big Bang aleyhine yazılmış fikirlerden oldukça etkilendiğimi söyleyebilirim. Fakat tüm bunlar, Big Bang gibi yerleşik bir teoriyi bir çırpıda silip atmak için yeterli olur mu, orasını bilemem.

Bilim dünyasının kuralları ve işleyişi bellidir. Elbette ki Thomas Kuhn gibilerin de belirttiği gibi, kimi zaman bilim dünyasında paradigmaların terkedilmesi zor da olsa (ve bu duraklamalara, veya yanlış fikirlerin uzun süre tüm bilim kamuoyu tarafından korunmasına da sebep olsa), herhangi bir bilimsel teoriyi bu tür ithamlarla kolayca terketmek de iyi bir bilimsel pratik olmasa gerek. Sonuçta eğer bilimin yöntemine güveniyorsak, eninde sonunda da olsa, ağır aksak da olsa doğrulara ulaşacağına güvenmemiz gerekiyor.
Düşünce Dünyası

Sevgili E. Rennan Pekünlü ile yıllar önce bir kaç etkinlikte bu konularda uzun ve keyifli sohbetler yapma olanağı bulmuştum.
 
__________________
zamangezgini isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-03-2016   #2
digiboy
 
Üyelik tarihi: Sep 2014
Mesajlar: 1.006
User ID: 30619
Tecrübe Puanı: 21839649
Reputation: 218396457
digiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üyedigiboy Süper Üye
Standart

Ellerin dert görmesin. Çok Sağol.
 
digiboy isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-03-2016   #3
ada
 
Üyelik tarihi: Aug 2012
Mesajlar: 5.474
User ID: 2669
Tecrübe Puanı: 138857160
Reputation: 1388571506
ada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üyeada Süper Üye
Smile Teşekkürler

Teşekkürler
 
ada isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-03-2016   #4
baybora1966
 
Üyelik tarihi: Jan 2014
Mesajlar: 1.426
User ID: 25375
Tecrübe Puanı: 874632
Reputation: 8746276
baybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üyebaybora1966 Süper Üye
Standart

eyw. çok teşekkürler
 
baybora1966 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-06-2016   #5
sabri
 
Üyelik tarihi: Mar 2015
Mesajlar: 14
User ID: 34653
Tecrübe Puanı: 4
Reputation: 12
sabri Yeni Üye
Standart

İnsanlar, başka canlılardan dönüşüp, evrilmemiş, en evvel, çamurdan halkedilmiş, hakikati dillendiren ve bilen bilir.
İnatla: "hayır, evrilmiştir, işte şu şu deliller" diye demagoji ve göz boyama korosuna dahil olanlar: "en birinci, üstün bilim insanları bizleriz" demekte.
Benzer görüntüler ve komedi, kozmolojide daha tuhaf olarak var.

[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]
Gözlemlenir evrenin çapı: 2013 itibari ile ve "parçaların CMBR’den comoving mesafesi" hesabıyla: 45 Milyar ışık yılından fazla
Buna karşılık bilinen evrenin yaş "tahmini" 2013 itibari ile: 20 Milyar yıldan az.

Her tarafta kendi etrafında, galaksi merkezi etrafında ve başka şekilde dönen yıldızlar aynı insan tenlerindeki rengarenk çeşitlilik güzelliği gibi buğday, kızıl, karamık, sarışın gibi farklı simada olup aynı özden gelmesi gibi bütün yıldızların hepsinin ortak özelliği: Yıldızların hepsinin bir çekirdeği var. İnsanların henüz keşfedemediği şekilde atom çekirdeğinin alt parçacıklarının kımıldaşmasına ait kimi yaratılış özelliği ile bünyelerindeki maddeden etrafa enerji transfer ediyor ve burdan hepimizin içimizi ısıtıyor. Yoksa hepimiz -270 dercelrde donar kalırız. 50 Milyar ışık yılı mesafedeki veya çaptaki bütün yıldızların aynı ortak özelliği olması ve bir çekirdekleri olması nedir?

Geçenlerde evi boyatayım dedim. Boyacı bir odayı boyayıp, diğerinin yarısını boyayınca aniden doğum için hasteneye giden eşine refakat etmek için bir boyacı arkadaşını işin devamını getirmek için gönderdi. İki boyacı arasında sitil ve boyama farkı iş bitince bakar bakmaz hemen göze çarpıyordu.

Gökyüzünde hep aynı sitille yani tek bir yaratıcı ile yaratılmış olduğu açıkça belli ve çekirdeklerindeki hayranlık verici mekanizma ile ortak özellikleri değişmeyen yıldızlara bakınca, 50 Milyar ışık yılı çapta yani akıl almaz mesafede ortak özellik sağlanıp, en az 13 Milyar senedir denge içinde korunuyor ise bunun en başta birilerinden kopya çekmeden örneksiz yaratılması nasıl oldu diye merak etsek cevap şudur: Ancak izin verildiği ölçüde, hakikatin kırıntısının kırıntısını bilebiliriz ve çoğu zaman aynı evrimci bilimciler gibi savsaklayıp saçmalarız.
 
sabri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-06-2016   #6
zamangezgini
 
zamangezgini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 947
User ID: 268
Tecrübe Puanı: 214748370
Reputation: 2147483647
zamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üye
Standart

Sayın sabri; "İnsanların henüz keşfedemediği şekilde atom çekirdeğinin alt parçacıklarının kımıldaşması" demişsiniz...

Burada bir sır, keşfedilmemiş bir şey yok bilim bunu çözeli neredeyse 80 yıl oluyor.
Alttaki bilgilere ulaşmak çok kolay halbuki...

Anakol yıldızları: Çekirdekte hidrojenin yanmasıyla enerji meydana gelir. Diagramda anakolun sol üst köşesinde büyük kütleli yıldızlar bulunurken (60 Güneş kütlesine kadar), sağ alt bölümde ise düşük kütleli yıldızlar (0.08 Güneş kütlesine kadar) bulunur. Güneş gibi ortalama yıldızlar ise bunların ortalarında bulunur. Yıldızlar, yaşamlarının büyük kısmını hidrojen yakarak geçirirler. Bu da anakolu digramda en çok nüfusa sahip bölüm yapar.

Kırmızı devler: Enerji çekirdekte helyum yanması ve çevresindeki ince bir kabukta hidrojen yanması ile elde edilir. Kırmızı devler ortalama kütleye sahip yıldızların bir sonraki evresindeki halidir.

Sarı ve kırmızı süperdevler: Enerji; helyum, karbon, oksijen ve diğer ağır elementlerin çekirdekte ve diğer bazı hafif elementlerin de çevrelerindeki kabukta yanmasıyla elde edilir. Süperdevler büyük kütleli yıldızlardır.

Beyaz cüceler: Nükleer tepkime gerçekleşmez. Yanmış közlerdir. Kütleleri yarım Güneş kütlesi ile bir Güneş kütlesinden biraz fazlası arasındadır.

Yazıda bahsedilen "yanma" işleminin adı füzyon mekanizmasıdır. Adı Sol Yıldızı olan güneşimiz de enerji füzyon yoluyla iki hidrojen atomunun birleşerek bir helyum atomu oluşturmasıyla küçük miktarda madde büyük enerjiye dönüşmesi işlemidir.
E = mc2, fizikte kütle-enerji eşitliğinin temel formülüdür.

Bu formül, enerji ile kütle arasında ilişki kurar. Bu formülde boşluktaki (vakumlanmış ortam) ışık hızının karesi, kilogram başına ne kadar nükleer enerji düştüğünü belirtir. Formülü bir cümlede anlatmak gerekirse: Bir maddede kilogram başına, boşluktaki ışığın metre saniye-1 cinsinden hızının karesinin sayısal değeri kadar enerji (joule) düşer.

E= Cismin enerjisi (joule)
m= Cismin kütlesi (kilogram)
c2= Işık hızının karesinin sayısal değeri (kilogram ile çarpıldığında metre/saniye değeri kullanılmalıdır.)

Yalnızca bu kısma yanıt vermeye çalıştım. Bahsettiğiniz diğer konular teolojinin kapsamındadır ve o konularla ilgili yorum yapmayacağım.
 
__________________
zamangezgini isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-06-2016   #7
sabri
 
Üyelik tarihi: Mar 2015
Mesajlar: 14
User ID: 34653
Tecrübe Puanı: 4
Reputation: 12
sabri Yeni Üye
Standart

Bahsi geçen formül: E^2=m^2*c^4 olmalı.

İki hidrojenin nötronu, helyum nötronuna dönse nasıl oluyor da "kararlı" enerji transferi oluyor?
Kararsız büyük sayıda nötronlu atom çekirdeğindeki nötronlar zincirleme olarak ayrılsa nasıl oluyor da kararsız enerji çıkışı ile eneri çıkışı oluyor?

Bunun iç yüzü ve bu iç yüzün de iç yüzü ismin gibi tayyul-zaman veya çok zamanlı olanlar zaten bilir ki: gelecek yüzyıllarda keşfedilecek olmuş. Sadece buzdağının su üzerindeki kısmı pek az keşfedilecek olup, esas iç-yüzler hep perde arkasında kalır unutma!
 
sabri isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-06-2016   #8
zamangezgini
 
zamangezgini - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 947
User ID: 268
Tecrübe Puanı: 214748370
Reputation: 2147483647
zamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üyezamangezgini Süper Üye
Standart

İki hidrojen atomunun kütlesi oluşan bir helyum atomunun kütlesinden çok az fazladır. Artan bu ufak kütle enerjiye dönüşür. Sizin eğitiminiz nedir acaba yazdığınız "E^2=m^2*c^4" şeklinde saçma sapan denklem olmaz. Lütfen benim konularıma mesaj yazmayın artık...
 
__________________

Konu zamangezgini tarafından (10-26-2016 Saat 14:25 ) değiştirilmiştir..
zamangezgini isimli Üye şuanda  online konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 02-06-2016   #9
dabbex30
 
dabbex30 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Apr 2014
Mesajlar: 1.873
User ID: 27736
Tecrübe Puanı: 77680218
Reputation: 776802138
dabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üyedabbex30 Süper Üye
Standart

Teşekkürler...
 
dabbex30 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Alt 04-02-2016   #10
machine_code
 
machine_code - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: Feb 2016
Mesajlar: 11
User ID: 42361
Tecrübe Puanı: 11260476
Reputation: 112604742
machine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üyemachine_code Süper Üye
Standart




Kitap için çok teşekkür ediyoruz sevgili Zamangezgini...


; *********************************************** I. P A R T **********************************************

Bir 'metafizik' araştırma programının eleştirisinin eleştirisi ya da eleştir'is'el eleştirinin eleştirisi...

Büyük Patlama ' Magnus Fragor ' ve Genel Görelilik ' Relativitas Generalis ' kuramlarını, leyleğin ömrü laklakla geçermiş atasözü misali, felsefi laklaklarla sözde bir metafizik araştırma programına indirgeyen bu kitap, bize göre, bilimsel bağnazlığın eşsiz yapıtlarından biridir, fakat ' insan aklı için ne yazıktır ki ' ne ilki, ne de sonuncusu olacaktır, çünkü tarih, bu ve benzeri safsataların ' akla karşı ' mücadelelerinin tarihidir...

Baştan aşağı gülünç safsatalar, hava civa iddialar ve kuru sıkı patlamalarla dolu bu sözde eleştiri kitabında yapılmak istenilen tek şey, eklektik metodlarla bazı fizik kuramlarını, bir felsefeye ' Idealizm ' indirgemek ve devamında da bu felsefenin karşısına, kökenleri binlerce yıllık antik dönemlere kadar uzanan, hatta neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir felsefe ' Materyalizm ' konulduktan sonra, bu konular hakkında hiçbir bilgisi olmayan okuru, ikili bir kıskaca alarak zihni bir karmaşaya sürüklemek ve sonrasında da bu felsefelerden birini ' Materyalizm ', bilim adına dayatmaktır...

Kuramsal fiziğin en ileri konularını analiz ettiğini iddia eden bir kitapta, neden bazı felsefi kavram ve akımlar ve filozoflar pek çok kez geçiyor_?...

Felsefe (19), Us (23), Erek (26), Özdek (94) ' Neden madde değil de özdek_?... ', Essentialism (1), Potentialism (1), Atomizm (2),Materyalizm (1), Diyalektik materyalist (2), Devrim (15) ' Devrim_?...Hani Seçme Eserler falan filan varya, işte o misal, ML bir kitap okuyoruz herhalde...Pek güzel pek güzel... ', Dirimbilim (31) ' Dirimbilim mi_?...Yani biologia...Hani şu biyolocia diye okunan şey, doğru mu_?...Peki, kuramsal fizikle, bu dirimbilim midir nedir, bunun alakası ne_?... ', Evrim (85) ' Malum...Olmaması, olası olmayan... ', Darwin (15) ' Hımmm...Kuramsal fizik ve teorileri ve bay Darwin...Enteresan...Peki, yoldaş Lenin, Stalin, Mao,... falan filan neden yok ki_?...Bunlarda çok büyük fizikçilerden değiller miydi_?... ', Doğal seçim (2) ' Tabii ki...Bu da olmalıydı elbette...Olmasaydı şaşardık zaten... '

Tanrı (17), Demon (7), İdealist felsefe (1), İdealist (1), Anti-idealist felsefe (1), Varoluşçu felsefe ' Existansiyalizm ' (1), Varoluşçu ' Existansiyalist ' (1), Transcends (1), Ortodoks (1), Mistisizm (2), Mistik (2), Spekülatif (7), Metafizik (38), Yazgıcılık ' Fatalizm ' (2), Din (13), Teoloji (2), Katolik Kilisesi (1), Hristiyanlık (2), Müslümanlık (1), Hadis-i şerif (1)

Pythagoras (2), Heraclitus (1), Lucretius (1), Demokritos (1) ' Latinceleştirilmemiş...Democritus... ', Epicurus (1), Parmenides (6), Plato (7), Timaeus (1), Aristo (3), Descartes (1), Spinoza (4), Kant (6), Popper (40)

Kuramsal fiziğin ileri düzey konuları, nasıl eleştiriliyor bir görelim bakalım...Önsözde ' praefatio ' ne diyordu_?...

Yazılış amacı, Büyük Patlama gibisinden düzmece, "metafizik" bir araştırma programını eleştiren biliminsanlarının varlığını okuyucuya duyurmaktır.

Peki kitabınızın adı ne idi_?...

Bir metafizik 'araştırma' programının eleştirisi

Derin suların bulandırılması daha ilk andan başlanıyor...Kitabınızın adını okuyan, bu yazdığınızı mı düşünür_?...Bu düzmecenizin ' metafizik araştırma programınızın ' eleştirisini koltuk değneklerinizden değil de, sizden beklememeli miydik yoksa_?...Neyse, önemli değil...Fakat daha ilk saniyelerde havlu atmanız da pek hoş olmadı sanki, öyle değil mi_?...

Oysa ki, yapılan her yeni gözlem Büyük Patlama kuramında derin yaralar açıyor. Büyük Patlamanın gözlemler karşısındaki tutarsızlığı çoğu zaman bu kuramı destekleyenleri de sıkıntıya sokuyor. Peki öyleyse niçin bırakılmıyor? Niçin ölmüyor?

Bu kuramı destekleyenleri sıkıntıya sokan hiçbir şey yok azizim, sadece bu kuramın sıkıntıya soktukları var...Her neyse...Evet...Niçin ölmüyor_?...Nedenini sizden ya da koltuk değneklerinizden artık öğrenebileceğiz, öyle değil mi_?...

Bu sorunun yanıtını bu kitapçıkta bulamayacağız.

Bak bak bak...Şaka gibi, öyle değil mi_?...Bir metafizik 'araştırma' programının eleştirisi diye başladınız, lakin sonrasında havlu attınız, tamam...Neticede bu karmaşık ve derin bir tema...Bu yüzden de koltuk değneklerini ileri sürdünüz, yine tamam dedik, başka birşey demedik...Fakat artık bu kadarı da fazla...

Peki madem ki böyleydi, o halde, ne diye yırtınıyor, kendinizi yerden yere atarak avazınız çıktığı kadar haykırıyordunuz ki_?...

Bilim insanının benimsemesi ve benimsetmesi gereken ilk ilkesi, "kendi üzerimde dinsel ve/veya bilimsel otorite tanımıyorum" olmalıdır.

Bir de hesapta meydan okuyorsunuz...

Ya tüm zamanlar için "geçerli" olan bu çekim yasasını ya yanlışlanmış olan Newton'un ya da yanlışlanacak olan Einstein'ın çekim yasasını satın alacaksınız!

' Yanlışlanmış ' olan Newton ve ' Yanlışlanacak ' olan Einstein ha_?...Kılıç çektiklerinizin farkında mısınız ki_?...

Yanlışlanmış denilen o kanunların pratik uygulamaları sayesinde, World War I., II. yapıldı, uzaya Roket gönderildi, yörüngeye Uydu yerleştirildi, bundan haberiniz var mı_?...

Hani çorbacının çırağı ile fırıncının uşağı ' ha bu tiyatro da ne ola ula ' diyorlardı ya...Onun gibi bir şey...

Fizik bilmeyen kitleleri, lafazanlık ya da felsefi laklaklarla uyutmak kolay tabii ki...Bir iki kez operator, iki üç kez diferansiyel, bir de ivme, konum, falan denildi mi, işlem tamam... : )

Bizim iddiamız da şu: ' Kanıt II. PART' ta... '

' Einstein' da dahil olmak üzere ' Newton' u, şu ana dek, hiç kimse çürütememiştir...

Newton ve Einstein' i karalamaya çalışmak, Darwinizm' in klasik numaralarındandır...' Yasa diye birşey yoktur, teori vardır ya da teori yasadan üstündür şeklinde numaraları da mevcuttur... ' Burada tek enteresan nokta, bu defa, bu numaranın fizikle bir biçimde de olsa ilişkili olan birinden gelmesidir, başka bir şey değil...Fakat yazı karakteriniz ve cümleleriniz ve sunduğunuz bazı değişken ya da formüllerinizden anlaşıldığı kadarıyla, kuramsal fiziğin çoğunlukla edebi ve ebedi lafazanlıkları ve felsefi laklaklarıyla ilişkilisiniz herhalde...

Fakat bu defa bu ve benzeri iddiaları kökünden çürüteceğiz...Öncelikle felsefi laklaklarla başlanılmalıdır...

Bilim insanının benimsemesi ve benimsetmesi gereken ilk ilkesi, "kendi üzerimde dinsel ve/veya bilimsel otorite tanımıyorum" olmalıdır.

Bilim insanının benimsemesi ve benimsetmesi gereken ilk ilkesi, ' mantıklı olmak şartı ile ' şüphe olmalıdır...

Neredeyse bütün kitapları ' bu kitap ta dahil ' alıntı ya da çeviri olan biri, sırf fizik ile uzaktan yakından bir biçimde ilişkili diye, fiziğin en büyük üstadlarını eleştiremez...Neden_?...Çünkü aksi halde ya çorbacının çırağının ya da fırıncının uşağının tiyatro üzerine söylediklerini fizik için tekrarlıyordur da ondan...

;................................................. .................................................. .................................................. ..............

Kitap niçin yazılmıştır_?...' Bu çok önemli bir sorudur... '

İddia_i:

Materyalist felsefenin ' Materyalizm ' ve onun alt dalının ' Darwinizm ' fizik kuramları üzerinden propagandasının yapılması içindir...

Kanıt_i:

_ Üniversite yıllarında, artık uzak geçmişte kalan o güzel günlerde, teknik resim hocamız, ilk derste, tek bir cümle ile bu dersi özetlemişti...Peki ne demişti_?...

" Tek bir resim, yüzlerce sayfa yazıdan daha çok şey anlatır. "





Bu saptama, "ilerlemenin kaynağı, zıtların birliği ve savaşımıdır" diyen diyalektik materyalist ilkeyi doğrular görünüyor.

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

Lenin de "Gelişme, karşıtların 'savaşımı'dır." diyordu

"Karşıtların birliği ... koşullara bağlı, geçici, süreksiz, görelidir. Birbirlerini dıştalayan karşıtların savaşımı, tıpkı gelişme ve hareketin mutlak oluşu gibi mutlaktır."


Bu saptamada ayrıca, aynı felsefenin bir başka ilkesinin -"yadsımanın yadsıması"- izlerini de görebiliyoruz.


Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

"Yadsıma", yok etmek anlamında değil, diyalektik anlamda düşünülmelidir: tamamen üzerine dayanarak onu aşma...

Şuna çok dikkat etmemiz gerekir ki, olumlama, yadsıma, yadsımanın yadsınması, ancak diyalektik evriminin uğraklarının özetlenmiş ifadeleridir, ve her yerde bu üç aşamayı bulmak için dünyayı dolanmak gerekmez. Çünkü, onların hepsini her zaman bulamayacağız; ama bazan yalnızca birinciyi, bazan yalnızca ikinciyi bulacağız, çünkü evrim bitmiş değildir.


Yadsımanın yadsımasına gelince; Kopernik evreni Batlamyus evrenini; Newton evreni Kopernik evrenini ve Einstein evreni de Newton evrenini yadsımıştı.

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

Başlangıçta, bilisiz olduğu için kendi öz yadsımasını, yani idealizmi yaratan ilkel, kendiliğinden bir materyalizm buluyoruz. Ama eski materyalizmi yadsıyan idealizm, kendisi de çağdaş ya da diyalektik materyalizm tarafından yadsınacaktır, çünkü felsefe gelişmektedir ve bilimlerle birlikte idealizmin yıkımına yolaçmaktadır. Demek ki, burada da, olumlama, yadsıma ve yadsımanın yadsınmasını buluyoruz.

1. Feodalizm, köleciliğin yadsınması oldu.

2. Kapitalizm, feodalizmin yadsınmasıdır.

3. Sosyalizm, kapitalizmin yadsınmasıdır.



'Ya A... ya B' biçiminde seçme alışkanlığımız bizi, özgün olanla evrensel olan; soyut ile somut; durmaksızın devinen ile durgun; iç ile dış; nicelik ile nitelik; kültüre bağımlı ilkeler ile "zaman"sız ilkeler arasında bir seçim yapmaya zorladı. Bilimin insani değerlerden kopuşunun temelinde bu seçme zorunluluğu yatıyor.

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

Böylece, şeyleri kesinlikle birbirinden ayırarak, ayırdediyoruz, ve dünyayı ayırdedilmiş şeylerin bir koleksiyonu haline dönüştürüyoruz,

Şu halde görüyoruz ki, metafizik yöntemin çeşitli temel özellikleri, bizi, şeyleri belirli bir açıdan anlamaya zorlar ve belirli bir biçimde düşünmeye sürükler.

2. Şeyler, birbirlerinden ayrılırlar ve karşılıklı ilişkilerinden sıyrılırlar.


Materyalist felsefenin ' Materyalizm ' ve onun alt dalının ' Darwinizm ' esaslı a priori önermeleri şunlardır:

Madde ezelden ebede gider ve maddeden başka hiç bir şey yoktur...

Maddede olasılıksızlık yoktur...



İddia_j

Materyalist felsefenin ' Materyalizm ' ve onun alt dalının ' Darwinizm ' esaslı a priori önermeleri, fizik kuramları üzerinden kanıtlanılmaya çalışılmaktadır...

Kanıt_j


Zamanda bir başlangıç olduğuna ilişkin elimizde gözlemselbilimsel veriler var mı?

Sb türü gökadalar için elde edilmiş olan Hubble ilişkisine bakarak ya da geçerlilik sınırları, denge durumundaki dizgelerle sınırlanmış olan termodinamiğin II. Yasasına yaslanarak evrenin belli bir zamanda başladığını, genişlediğini ve 'ısı ölümüne' doğru gittiğini söyleyebilmek için ya yazgıcılığın prangalarına gönüllü bağlanmak ya da kötümser varoluşçu olmak gerekiyor.

Parçacık fizikçilerine göre başlangıçta (bir başlangıç veya sona nedense hep gerek duymuşuzdur!) kusursuz bir bakışıklık vardı.

Einstein'ın genel görelilik teorisini tamamlayıcı şekilde kuantum düzeltmeler uygulayan yeni model evrenin ezelden beri var olabileceğini öngörüyor. ' Einstein'ın genel görelilik teorisini tamamlayıcı şekilde...Yanlışlanacak değil miydi_?... '

Durgun Durum evren modelinin kuramcıları bunu becermiş ve sınavların işaret ettiği doğrultuda ilerleyerek modelin geçersizliğini onamışlardır


Big Bang teorisi ' Magni Fragoris Theoria ' mütemadiyen eleştiriliyor da, bu modelin ' Theoria Status Stabilis ' pek çok derdinden neden hiç bahsedilmiyor_?...Örneğin,...

_ Bu model, statik ve durağan evren fikrine sahip olduğundan, Olber paradoksuna yol açar ve paradoksu da açıklayamaz, fakat Big Bang teorisi, açıklar, çünkü evren sonsuz değildir, bir başlangıcı vardır ve durağan değildir, genişlemektedir...

Stephen Hawking ne diyordu_?...


_ For most cosmologists, the definitive refutation of the steady-state theory came with the discovery of the cosmic microwave background radiation in 1965, which was predicted by the Big Bang theory. Stephen Hawking described this discovery as "the final nail in the coffin of the steady-state theory."

Dünyanın en büyük teorik fizikçilerinden Stephen Hawking, tabutluyor, tabuta son çiviyi çakıyor, bizim dünyanın en büyük alıntı ve çeviri şampiyonu süper uzman astronomumuz ise, hesapta, çivileri söküyor da cesedi diriltiyor...Gülelim mi_?...

İşte şudur, budur, odur, şöyledir, böyledir, öyledir, falandır filandır gibi cümlelerle hiç kimse de ' dünyanın en büyük alıntı ve çeviri şampiyonu süper uzman astronomumuz da dahil ' bozulmasın sakın...Çünkü ' ilke ' ne idi_?...

Bilim insanının benimsemesi ve benimsetmesi gereken ilk ilkesi, "kendi üzerimde dinsel ve/veya bilimsel otorite tanımıyorum" olmalıdır.

Görüldüğü gibi biz de ilkeyi uyguluyoruz ve haliyle hiçbir otorite de tanımıyoruz...

Büyük Patlama Tekilliği'nin evrenin başlangıcının ve sonunun olmadığını gösteren yeni modelle yeniden çözüyor.

Kitapta Big Bang' a yöneltilen itirazların neredeyse tamamında, bu tekillik unsuru, üstü kapalı fakat çok ısrarlı şekilde dile getirilmektedir...

Evrenbilimdeki spekülasyonların çoğu, özellikle de başlangıç aşamalarında, deneysel olarak sınanma ve yanlışlanabilmeden uzaktır; bu nedenle, adı geçen spekülasyonları 'bilimsel' olmaktan çok 'metafizik' olarak nitelemeyi yeğliyorum

Peki neden_?...

Çağdaş gökbilim ve Genel Görelilik din yararına güçlü savlar ve hatta görünmeyen dünyaların varlığına ilişkin inandırıcı savlar sunmaktadır.

_ Tekillik kavramı, başlangıçta, var olan her şeyin tekil ve sonsuz yoğunluktaki bir noktada toplandığını öne süren bir argümandır ve Genel Görelilik kuramı bağlamında çalışan bir model olan Big Bang' ın da temelidir...

_ Haliyle temel çökertilecek ki, din ve görünmeyen dünyaların varlığına ilişkin güçlü ve inandırıcı savlar sunulamasın, falan filan...İşte bundan...Neyse...Fakat ne yazık ki ve elbette ki bütün bu düşünceler, kökenleri binlerce yıllık antik dönemlere kadar uzanan, hatta neredeyse insanlık tarihi kadar eski bir felsefe ' Materyalizm ' ile ilişkilidir...

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

"Bilimsel olarak" evrenin yaradılışını, evrenin yaşını ve bu yaradılışın ne kadar zaman aldığını göstermeye ve eski "evrenin ölümü" teorisini vb. diriltmeye çalışan idealist Amerikan bilginleri gibi bilginler görülebildiğine göre, idealizm bilimsel alanda bile saldırısına devam ediyor.

İdealizme göre, madde, tarihsel bir gelişme sürecine hiç de bağlanmış değildir öyleyse, dünyanın bir başlangıcı vardır, bir de sonu olacaktır, o halde sonsuz bir varlık tarafından yaratılmış olması gerekir.

Materyalizme göre, tersine, maddenin, iç ve zorunlu gelişme halinde kavranışı doğal olarak kesintisiz dönüşen evrenin sonsuzluğu ve tükenmezliği tezine, maddenin yok edilmez ve yaratılmamış olduğu olumlaması sonucuna götürür.

Materyalistler, bilimin vargılarıyla güçlenmiş olarak, maddenin uzay içinde ve belli bir anda (yani zaman içinde) varolduğunu iddia ederler. O halde, evren yaratılmış olamaz, çünkü, tanrıya dünyayı yaratmak için hiçbir an olmamış olan bir an gerekirdi (mademki tanrı için zaman mevcut değildir) ve dünyanın hiçten ortaya çıkmış, yani yoktan var edilmiş olması gerekirdi.

Yaradılışı kabul etmek için, demek ki, ilkin evrenin varolmadığı bir anın varolduğunu, sonra da hiçten bir şey çıktığını kabul etmek gerekir ki, bilim bunu kabul edemez.


Bütün bu nedenlerden dolayı, Durgun Durum Teorisi ' Theoria Status Stabilis ' diye bir şey yoktur, çünkü dünkü çocuktur, materyalist felsefenin bilime uyarlanılmaya çalışılmasından başka bir şey değildir, fakat materyalist felsefe elbette ki her zaman vardı, vardır ve var da olacaktır...

' Zaten materyalist felsefenin a priori önermesinden evrenin sonsuz olduğu ister istemez çıkar, çünkü maddeden başka hiçbir şey yoksa ve evren sonluysa ' evrenin dışında /ötesinde ne var_? ' sorusu yanıtlanamaz; yoksa, hiçbir şey mi ya da anti-madde mi var_? '

Bu yüzden de, bazı bilimsel kavramları, eklektik, karmakarışık ve büyülü bir felsefi iksire dönüştürüp, bunun üzerinden zihinleri bulandırmaya, sözde süslü püslü, allı pullu yaldızlı cümlelerle büyük teorisyen modlarına girilmesine gerek yoktur...Neden_?...Çünkü,...

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer anısına ' Ad perpetuam memoriam ' yazılan bir yazıda ne deniliyordu_?...


POLITZER, daha iyi anlaşılması için, her şeyden önce ancak konu ile daha önce karşılaşmış olanların kavrayabileceği felsefeye özgü bütün özel deyimleri, bütün teknik terimleri, sözlüğünden çıkarırdı. Yalnızca herkesin bildiği yalın sözcükleri kullanmak isterdi. Özel bir terimi kullanmak zorunda kaldığı durumlarda, bunu, alışılmış, bildik örneklerle uzun uzun açıklamaktan geri durmazdı. Tartışmalarda öğrencilerinden herhangi biri, bilgiççe sözcükler kullanacak olsa, onu azarlar ve, onun yakınında bulunmuş olan herkesin çok iyi bildiği o iğneleyici sözleriyle, onu alaya alırdı.

Sade olun efendim...Ne ise o...Bu kadar basit...Tereciye ' Materyalist felsefe ' tere satılmaya çalışılmasının alemi var mı ki_?...

;................................................. .................................................. .................................................. ..............


Önce detaylandıralım, sonrasında da bir soru soralım...Çünkü ne diyordu_?... " bir başlangıç veya sona nedense hep gerek duymuşuzdur! "

Darwinizm' e göre bütün canlılar, öncesinde cansızdan ve herhangi bir anda ve bir anda oluşmuşlardır ve sonrasında bir ortak atadan ve birbirlerinden türemişlerdir...

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

Darwin sayesinde (19. yüzyıl), bilim gösterdi ki, canlı türlerin akla durgunluk verecek çeşitliliği çok basit bir kaç varlıktan, tekhücreli tohumlardan çıkmadılar, ("her bitkisel ve hayvansal organizmanın, kendisinden başlayarak çoğalma ve farklılaşma yoluyla geliştikleri birim olarak hücrenin bulunuşu"); bu tohumların kendileri de bir şekilsiz albüminden çıkmışlardır.

Bu süreç, en azından ilk anda, herhangi bir anda ve bir anda olmalıdır, çünkü cansızdan cansıza geçiş, kademeli aşamalarla olamaz...Çünkü önce %1 canlıydı, sonra %2 canlılık kazandı, ondan sonra %3 canlı oldu,..., en sonunda da %98, %99 ve %100 canlılık ve dolayısıyla canlılık meydana geldi demek, saçmalamaktan başka bir şey değildir...

Bay Darwin ne diyordu_?...

Bazı eski biçimlerin, bir iç güçle ya da eğilimle, birdenbire değiştiğine, örneğin kanatsızken kanatlanıverdiğine inanan kimse, örneksemenin (analogy) tümüne aykırı olarak, birçok bireyin aynı zamanda değiştiğini varsaymaya neredeyse zorunludur. Böyle ani ve büyük yapı değişmelerinin, pek çok türün açıkca uğradığı değişmelerden pek farklı olduğu inkar edilemez. O kimse daha sonra, aynı yaratığın birçok parçalarının da birdenbire türediğine inanmak zorunda kalacaktır; ve böylesine karmaşık ve olağanüstü uyarlanmaları biraz olsun açıklamaya güç yetiremeyecektir. Bu büyük ve ani dönüşümlerin embriyonda hiç bir iz bırakmadığını kabul etmeye zorlanacaktır. Bütün bunları kabul etmek, bana öyle geliyor ki, bilim alanını bırakıp, mucizeler alanına girmektir.

Bay Dawkins, Climbing Mount Improbable adlı kitabında ne diyordu_?...

"Boeing 747" ve "Uzatılmış DC8 makro-mutasyonlara" döneceğimi söylemiştim. Sir Fred Hoyle' un hurdalıklar ve 747' ler hakkındaki tartışma noktasını hatırlayın. Protein gibi karmaşık bir molekülün doğal seçilimle evriminin (ya da dolaylı olarak gözün veya kalbin) bir hurdalık boyunca esen bir fırtınanın bir Boeing 747 oluşturmasıyla aynı derecede olası olduğunu söylemişti.

Eğer "doğal seçilim" yerine "şans" kelimesini kullansaydı haklı olabilirdi. Esasında, onu, doğal seçilimin şans eseri olduğu şeklindeki şiddetli yanıltma için çok çalışan pek çok kişinin arasına koyduğum için üzgünüm. Evrimin göz ya da hemoglobin molekülü gibi yeni, karmaşık bir mekanizmayı, tek bir adımda, yoktan oluşturmuş olmasını bekleyen herhangi bir teori, şansa gereğinden çok muhtaçtır. Böyle bir teoride, doğal seçilimin neredeyse hiç bir rolü yoktur. Tüm "tasarım işi" mutasyonla, tek bir büyük mutasyonla yapılır. 747 ve hurdalık benzetmesini hak eden şey bu türden bir makro-mutasyondur ve ben buna Boeing 747 makro-mutasyonu adını veriyorum. Boeing 747 makro-mutasyonları yoktur ve Darwincilikle hiç bir ilgileri yoktur.

Darwinizm' e göre aksi hal ' bir başlangıç veya sona nedense hep gerek duymuşuzdur! ' kabul edilemez çünkü kabul edildiğinde her zaman canlılık vardı, var ve var olacaktır demektir ki, bu da değil Darwinizm, maddenin sonsuzdan, sonsuza dek var olacağını ileri süren Materyalizm tarafından bile kabul edilmemektedir...

Materyalizm ve Ampiriokritisizm adlı kitabında Lenin ne diyordu_?...

"Der Empiriokriticismus als einzig wissenschaftl. Standpunkt" ("Ampiriokritisizm, Tek Bilimsel Görüş Açısı") başlığını taşıyan bir makalede, başka bir ampiriokritikçi olan R. Willy, 1896' da, ilk olarak Avenarius' un felsefesi için cansıkıcı olan bu soruyu ortaya attı. İnsandan önceki dünya hakkında nasıl bir tutum benimsenilmelidir? diye sorar Willy. Ve o, Avenarius' un örneğini yanıtlamakla başlıyor. "Kendimizi zihinsel olarak geçmişe götürürüz." Ama daha ileride, deneyden hiç de insan deneyini anlamak zorunda değiliz diyor. "Çünkü, hayvanların yaşamını genel deneyle olan ilişkileri içinde aldığımız anda, hayvanlar alemini, isterse en zavallı kurtçuk olsun, ilkel insanlar (Mitmenschen) alemi gibi almamız gerekir."

Böylece, yeryüzü, insandan önce, Avenarius' un "düzenleme"sini ve felsefesini kurtarmak üzere, "merkez terim"in işlevini yapan kurtçuğun "deney"i idi! Bundan sonra, Petzoldt'un bir saçmalık incisi olan (jeologların teorilerine uygun olarak, yeryüzü anlayışı bir kurtçuğa mal edilmektedir) ve ayrıca yeryüzü yalnız insandan önce değil bütün canlı varlıklardan önce var olduğu için filozofumuza hiç bir yardımda da bulunmayan böyle bir uslamlamadan vazgeçmeye çalışmasında şaşılacak bir şey yoktur.


Dikkat edilirse, Lenin, insan olmadığı için deneyi yapılamamasına rağmen, ' Ampiriokritisizm' e göre her şey ihsaslar kompleksidir ' insandan önce de bir yeryüzünün var olduğunun kanıtının bir kurtçuğun deneyiminden de elde edilebileceği görüşüyle alay etmektedir, çünkü, yeryüzü, yalnız insandan önce değil, bütün canlı varlıklardan da önce var olduğuna göre, canlılık yokken, deneyiminden yeryüzünün varlığının anlaşılabileceği herhangi bir şeyin olamayacağı ve Ampiriokritisist filozofun, bu şey olmadığı için, böyle bir uslamlamadan vazgeçmesi gerektiğini ve zaten de vazgeçme eğiliminde olduğunu söylemektedir...

Öyleyse, bir zamanlar her şey, cansızdı...

Dolayısıyla şey, ' cansızlık ' yapısını değiştiren nitel bir değişiklikle, bir başka şeye ' canlılık ' kademeli aşamalarla varamadığından ve şey ' canlılık ' bir zamanlarda olmadığından ' her şey cansızdı ' bu durumda şey, ' cansızlık ', bir başka şeye, ' canlılık ' nasıl dönüşebilir_?...

Ansızın, aniden, bir anda...

Peki Bay Darwin " Bütün bunları kabul etmek, bana öyle geliyor ki, bilim alanını bırakıp, mucizeler alanına girmektir. " ve Bay Dawkins " Boeing 747 makro-mutasyonları yoktur ve Darwincilikle hiç bir ilgileri yoktur. " dediklerine ve var olan bir Boeing 747 hurdalığından bile, bir Boeing 747 olamadığına ya da var olan bir kanattan bile, kanatsız bir canlı kanatlanamadığına göre ansızın, aniden, bir anda da olamaz...

' Nedenleri açıklandığına göre ' Kademeli de diyemiyoruz...Peki o halde ne olacak_?...

Yoksa Bay Dawkins' in dediği gibi, " "doğal seçilim" yerine "şans" " eseridir mi demeliyiz_?...Canlılık, cansızlıktan doğal seçilim yerine, doğa tarafından, şans eseri seçilen bir özellik, bir nitelik mi o zaman_?...Öncesinde hiç bir madde de olmayan bir özellik, bir nitelik, sonrasında nasıl seçilerek kazanılabiliyor_?... Öncesinde, seçilebilecek olan şey var mı ki, sonrasında seçilebilsin_?...

Darwinizm' in en önemli evrim mekanizması olan o efsanevi doğal seçilimde diğer her çeşit evrimsel mekanizmaların da üstünde olduğuna ve buna rağmen hiç bir işe yaramadığına göre, bu durumda Darwinizm' in ya da bilim adamları'nız'ın bu konudaki hipotezleri nelerdir_?...Yoksa şu mu_?...

Bir ' cansız ' madde vardı...Bu ' cansız ' maddeden tesadüfen ya da bilinmeyen herhangi bir nedenden dolayı ' canlı ' madde oluştu...

Çünkü Bay Dawkins, Climbing Mount Improbable adlı kitabında ne diyordu_?...

Ama tüm bu süreç nasıl başladı? Buna cevap vermek için, çok uzak bir zamana, 3 milyar yıldan daha eskiye, belki de 4 milyar yıl önceye gitmemiz lazım.

O zamanlar dünya oldukça farklıydı. Hiç hayat yoktu, biyoloji yoktu, sadece fizik ve kimya vardı ve dünyanın kimyasının ayrıntıları çok başkaydı. Konu hakkında bilgi sahibi kişilerin öne sürdüğü tahminlerin pek çoğu, ama hepsi değil, ilksel çorba adı verilen, denizdeki basit organik kimyasalların oluşturduğu duru bir çorbayla başlıyor. Kimse bunun nasıl olduğunu bilmiyor ama bir şekilde, fizik ve kimya yasalarına karşı gelmeden, ortaya bir molekül çıktı ve tesadüfen bu molekülün kendini kopyalama özelliği vardı.

Görüldüğü gibi Darwinizm' in bu konuda en fazla şans, tesadüf gibi içeriksiz cümlelerden oluşan bu ve benzeri açıklamalardan başka söyleyebileceği hiç bir şey yoktur...Ha pardon, bir de Miller' in kendisinin bile sonradan kabul etmediği, uyduruk Miller deneyi vardı bunların...Bunu unutmuşuz... : )

Haliyle biz bu tip tanımlamaların bilimsel bir argüman olduğunu düşünmüyoruz... Neden_?...Çünkü bu bilim değil, felsefedir, ancak ve sadece bir felsefi argüman olabilir... ' Materyalizm /Darwinizm '

Darwinizm; ' nasıl ' problemini her zaman " mütemadiyen " şeklinde cevaplandırır ve o, bundan, bu, şundan, şu, ondan,..., ve o ortak atadan,..., ve o ortak ata, bundan, bu, şundan, şu, ondan,..., olarak açıklar fakat bütün tumturaklı kibrine rağmen, mütemadiyenliği hiç bir zaman limit olarak sonsuza götürmez, yani ilk neden probleminden ısrarla kaçınır, bu konuda hiç bir açıklama yapmaz, yapabildiği tek şey, ya demagojidir, ya da açıklanılamazlığın bilimsel açıklanılmaya çalışılmasıdır ki, imkansızdır...

_ Darwinizm; var olan cansızlıktan ve var olmayan canlılıktan, var olan cansızlık ve canlılığa geçiş olduğunu iddia ettiğine göre, bu da bir nevi tekillik değil midir_?...'

Yoksa bu tekilliğin nedeni şu mu_? :

Dünya 4.54 milyar yıllıktır ve öncesinde, ' dünya olmadığından ', canlılık olamazdı ve canlılık, maddenin bir formu olan cansızlığın, bir başka madde formuna dönüşmesidir, burada canlılığın altyapısı olan ' madde ' zaten vardı,...

Öyle mi_?...Öyleyse,...

Evrimin gerçekleşmesi için bir ilk ana ihtiyaç oluyor da, Evrenin gerçekleşmesi için niçin bir ilk ana ihtiyaç olmasın ki_?...

' Herhangi bir ilk andan önce ', olmayan canlılık, olan oluyor da, olmayan evrenin, olan oluyor olması, neden olmasın ki_?... '

Yoksa bunun nedeni şu mu_? :

Olmayan evren, olan olamaz, çünkü, maddesi yoktur...

Peki tekillik ne idi_?...

Başlangıçta, var olan her şeyin sonsuz yoğunluktaki bir boyutsuzluğu...

Sonsuz yoğunluktaki bir boyutsuzlukta var olan her şey, var olmayan bir şey midir ki_?...
: )


;................................................. .................................................. .................................................. ..............

Bir de entropi konusu vardı, değil mi_?..." Big Bang üzerine yazıldığı iddia edilen bir kitabın neredeyse yarısının Entropi ile ilişkili olması da enteresan değil midir_?... " Kitapta, karmakarışık, bulaşık, dolaşık ve haddinden fazla fuzuli ayrıntılarla uzun uzun anlatılmasına rağmen, sözün özü, özün sözü şudur:

Ancak canlı bir hücre veya bir şehri incelediğimizde durumun oldukça farklı olduğunu görüyoruz. Bu dizgeler "açık" olduğu gibi, varlıklarını "açık" oldukları için sürdürebilirler. "Açık" dizgeler, kendilerine çevreden gelen erke ve özdekle beslenirler.

"Bu gelişmenin ardından tarih sahnesine Darwin çıktı. Evren boyutlarında bozulmaya doğru olan genel eğilimin dirimsel dizgelerde geçerli olmadığını, tam tersine, karmaşadan düzene doğru bir gelişmenin gözlendiğini savunmaya başladı. Dirimbilim alanında canlanan zaman kavramı, termodinamik alandakiyle çelişiyordu!


Peki unutulan ' ya da hatırlanılmak istenilmeyen ' ne_?...Bu dizgelerin' "açık" olması, açık olduğu için yaşamlarını sürdürmesi, kendilerine çevreden gelen erke ve özdekle beslenmeleri, fizik kıskançlığından ' physics envy ' kaynaklanan dirimbilim, mirimbilim fasa fisoları bir kenara bırakılırsa, şu:

Entropi, düzensizliğin bir ölçüsüdür ve ya artar ya da değişmez kalır, asla azalmaz...

∆s ≥ 0

Örneğin, yeryüzünün düzensizliğin güneş enerjisinden dolayı belli bir oranda azalması, evrenin entropisinin artışı yanında, ancak ve sadece bir hiçtir, başka hiçbir şey değil...

Darwinizm' in önde gelen savunucularından Stephen Jay Gould, Full House: The Spread of Excellence from Plato to Darwin adlı kitabında, ne diyordu_?...

Yeryüzü kapalı bir sistem değildir; gezegenimiz sürekli olarak muazzam ölçüde güneş enerjisi akışlarıyla yıkanmaktadır ve dolayısıyla dünyada düzen herhangi bir doğal yasayı ihlal etmeden artabilir. (Buna karşılık, bir bütün olarak güneş sistemi kapalı olarak yorumlanabilir ve dolayısıyla ikinci yasaya tabi olabilir. Güneş yakıtını tüketirken, düzensizlik de tüm sistemde artacak ve en nihayetinde güneş patlayacaktır. Fakat bu nihai yazgı, yeryüzü denilen bu küçük bütünsel köşede düzenin uzun süreli ve yerel tesisini engellemez.)

Yes...İşte bu, başka bir şey değil...Gould, ' tarafgirliğinden dolayı ' biraz utangaç davranıyor olsa da, çok önemli bir gerçeği, ister istemez, kabul ediyor...Tabii ki,...

Bir bütün olarak güneş sistemi k a p a l ı olarak yorumlanılmalıdır...

Neden_?...

Çünkü aksi halde ortada ' düzenliliğe ya da düzensizliğe meyledecek ' herhangi bir sistem ' örneğin canlı bir hücre ' y o k tur...Haliyle diri olmadığından, dirimbilim de yoktur...Olmayan bir şeyin, sistemin, dizgenin, canlı bir hücrenin, ya da adı her ne ise, onun, kapalı ya da açık olması, düzenliliğe ya da düzensizliğe meyletmesi diye bir şey de haliyle, olamaz...

Bir diğer neden de, bu enerji akışına maruz olan sistemlerin, bu enerjiyi kullanabilecek sistemlerinin olmasının gerektiğidir, dirimsel olmayan dizgelerin sert krallığının hüküm sürdüğü devirlerde, erke ve özdek akışına maruz kalmaktan dolayı, önce dirimsel dizgelere dönüşüp, sonrasında da bu mekanizmaların elde edildiklerine dair en küçük bir kanıt bile maalesef yoktur...

Daha da önemli olan bir şey de şudur:

Materyalist felsefenin esaslı a priori önermesi ' madde ezelden ebede gider ve maddeden başka hiç bir şey yoktur ' ve bu felsefenin modern versiyonu olan Steady State Theory ' Theoria Status Stabilis ' ∆s ≥ 0 olduğundan çöker, çünkü, aksi halde, şimdiye dek, evrenin entropisinin maximum seviyeye ulaşması gerekirdi ki, bu da, düzensiz bir madde yığınından başka bir şey olmasının imkansız olmasını gerektirirdi...Fakat böyle değildir, çünkü evren başlangıçsız değildir, ezelden beri var değildir...

Soru:

Big Bang, bir patlama ve saçılma olduğundan düzensizliktir, fakat ' entropi yasasına aykırı olmakla birlikte ' belirli bir düzenlilik şu anda var olduğuna göre, bunun nedeni nedir_?...

Sonsuz yoğunluklu bir hacimsizliğin enerjisi kendiliğinden ise, bu açık bir sistem değildir, bu halde ' astronom arkadaşa göre de ' entropi artacağına göre, düzensizliğin artması gerekmez miydi_?...

Sonsuz yoğunluklu bir hacimsizliğin enerjisi kendiliğinden değil ise, bu kapalı bir sistem değildir, bu halde ' astronom arkadaşa göre de ' entropi azalacağına göre, erke ve özdek akışının olması gerekir ki, bunun kaynağı nedir_?...Yoksa güneş mi_?... : )

Entropi, evrende, kendi haline, doğal şartlara bırakılan tüm sistemlerin, zamanla doğru orantılı ve geri dönüşsüz olarak düzensizliğe doğru ilerleyeceğini söyler..." Bu bilinmediğinde " evrenin cansız maddesinde düzen oluşturma falan gibi özellikler var olabilir tabii ki, fakat gerçekte maalesef böyle bir şey olmaz...

Kaotik süreç ise lineer olmayan herhangi bir fiziksel sistemin, küçük te olsa, başlangıç koşullarındaki herhangi bir değişikliğin, beklenilenin aksine sistemin genelinde çok büyük bir değişikliğe neden olabilmesidir...Bu da herhangi bir düzene değil, belirlenilemeyen pek çok parametreye bağlı olduğundan düzensizliğin düzenine yol açar...

Düzensizlik, çok sınırlı bir aralıkta düzenliliktir, bu aralık süreklilik arzetmez ve bu düzenlilik gerçek sistemi de pek yansıtmaz...

Pratik bir örnek açısından sarkaç problemini ele alalım...Küçük açı değerleri için hareket denklemi lineerdir, konum ve hız değerleri de sinüzoidal yani analitik fonksiyonlardır ve herhangi açı değerleri için sistemin sonraki davranışı önceden belirlenilebilir...Kısacası, kaos yoktur, düzenlilik vardır...Fakat problem, daha gerçekçi modellendiğinde, hareket denklemi lineer değildir, hız fonksiyonu analitik olarak bulunabiliyor olsa da, konum denklemi, genel terimi ve toplamı bilinemeyen bir sonsuz seri şeklinde bulunduğundan, sistemin sonraki davranışı önceden belirlenilemez...Kısacası kaos vardır, düzenlilik yoktur...Problem, biraz daha gerçekçi modellendiğinde hız fonksiyonu da analitik olarak bulunamayacağından haliyle düzensizlik ve kaos daha da artacaktır ki, gerçek durumda yalnızca budur...Kaos teorisi, zaman parametresiyle çok sıkı bir ilişki içerisinde olduğundan, aslen Termodinamiğin II. Kanunu' nun özel bazı sistemler için uygulanılmasından başka bir şey değildir...

Bu ve benzeri nedenlerden dolayı bu doğada bir düzen oluşturma eğilimi var değil, y o k...Kaotik bir sürecin var olduğu söylenmesine rağmen çok acaip düzenlerin oluşabileceğinin ileri sürülebilmesi, ya düzensizlikteki düzenliliğin süreklilik arzettiğinin zannedilmesinden, ya da düzensiz sistemlerden kararlı düzenliliğin çıkabileceğine duyulan inançtan ' Darwinizm ' kaynaklanır...Peki bu inancın uç örneklerinden bir tanesi ne idi_?...

Canlılık...

Canlılığın bu dünyanın doğal şeylerinden, sonuçlarından bir tanesi olduğunun hiç bir kanıtı y o k...Miller deneyi, düzenli, yani uygun doğal şartlar altında gerçekleştirilmesine rağmen, yine de canlılığın yapı taşlarının kararsızlığı, düzensizliği önlenememiştir, çünkü bu yapı taşları, kararsızlığa ve bozulmaya yönelmiştir ve bu hal, ancak dış müdahale ile önlenebilmiştir ve bu deneyin istenilen amacına ulaşamadığı ciddi Darwinistler ve hatta Miller' in kendisi tarafından bile kabul edilmektedir...

Miller' den sonra, düzenli deney koşulları altında onyıllardır uğraşılmasına rağmen, tek bir canlı hücre bile üretilememiştir, ancak copy paste yapılabilmiştir ki, buradan da düzensiz doğal şartlardan, düzensizlikten, kararlı bir düzenliliğin oluşabileceği, yani bir canlı üretilebileceği anlamı kesinlikle çıkmaz, çünkü eşyanın tabiatına aykırıdır...

Neden_?...Çünkü kaotik bir süreç, sürecin her bir zerresi, her bir yapı basit kurallara, son derece sade kurallara i n d i r g e n e r e k, çok acaip düzenler üretilemiyor da ondan...N tane kitabın havaya atılıp N tanesinin de tam olarak üstüste gelmesi, çok acaip bir düzen olabilir, fakat n < N tanesinin tam olarak üstüste gelmesi, düzensizlikteki düzenin bir ölçüsüdür, çok acaip bir düzen değildir, çünkü ilkinin gerçekleşme olasılığı N artarken çok azalır, N -> ∞ ise sıfırdır, fakat diğerinin olasılığı fazladır...Bunun daha güzel bir örneği şudur:

(a, b) sayı aralığından a < n < b olacak şekilde bir n sayısının seçilebilme olasılığı nedir_?...

İnanılması güç olmakla birlikte, sıfırdır yani imkansızdır...Çünkü b - a farkı ne kadar küçük olursa da olsa, sonuçta sonsuz sayı olduğundan olasılık 1 /∞ = 0' dır...Fakat aralıkta bu n sayısı var ve tabii ki biz onu seçebiliriz şeklinde düşünebiliriz değil mi_?...

Hayır, düşünemeyiz, çünkü sonsuz sayıdan belirli herhangi bir sayıyı seçemeyiz, bu kadar basit...

Fakat Bay Dawkins, Climbing Mount Improbable adlı kitabında ne diyordu_?...

Olasılıksızlığı küçük ve idare edilebilir parçalara bölerek, gerekli olan şansı karalayarak ve Olasılıksızlık Dağı'nın arkasından dolaşıp hafif eğimleri tırmanarak milyon yıllık süreci karışlayarak sonuca ulaşır.

Dolayısıyla cansız maddelerden, canlı yapı taşlarının oluşması pek çok parametreye, yapı taşlarından bir hücrenin oluşması pek çok parametreye, o bir hücreden çok hücrelinin oluşması pek çok parametreye, daha karmaşık bir formun oluşması pek çok parametreye,...bağlıdır ve ilişkili olarak insana kadar gelindiğinde ve tüm olasılıklar hesaplanıldığında, elde edilecek değer, sıfıra çok yakın ya da ancak sıfır olabilir ve sonsuz maymun teoremi ' Theoria simiarum infinitarum ' ya da küçük ve idare edilebilir parçalara bölünerek, gerekli olan şansın karalanarak olasılıksızlığın olasılıklılığa dönüşmesi gibi saçmalıklar ancak kavramsal açıdan gerçek olabilir, gerçekte gerçek olamaz, çünkü düzensizlikteki olasılıklılık, düzendeki olasılıksızlıktan çok daha büyüktür...


;................................................. .................................................. .................................................. ..............

Kitap bir eklektik alıntılar dizisi, fakat enteresandır, alıntı içinde de alıntı var...Orijinali_?...Sanal alemden copy -paste ... : )

Ali ve Kanada Lethbridge Üniversitesi'nden yardımcı yazar Saurya Das'nın Physics Letters B dergisinde yayınladığı makalede, Büyük Patlama Tekilliği'nin evrenin başlangıcının ve sonunun olmadığını gösteren yeni modelle yeniden çözüyor.

Ali and coauthor Saurya Das at the University of Lethbridge in Alberta, Canada, have shown in a paper published in Physics Letters B that the Big Bang singularity can be resolved by their new model in which the universe has no beginning and no end.

Kozmolojik terimlerle bilim insanları kuantum düzeltmelerinin, kozmolojik bir sabit terim (karanlık enerjiye ihtiyaç olmadan) ve radyasyon terimi gibi düşünülebileceğini açıklıyor. Bu terimler evreni sonlu bir boyutta tuttuğundan, sonlu bir yaş de veriyor.

In cosmological terms, the scientists explain that the quantum corrections can be thought of as a cosmological constant term (without the need for dark energy) and a radiation term. These terms keep the universe at a finite size, and therefore give it an infinite age.

'Pekiyi, tüm bu sağlam kanıtlara karşın bilim dünyası gerçeklere sarılmada, onları yüceltmede niçin yavaş veya isteksiz davranıyor? Çürütüldüğü savunulan Big Bang modelini niçin bırakmıyor?' sorusu sorulabilir. Bu sorunun yanıtını, 'Ne yazık ki evrenbilim ve parçacık fiziği alanlarında ortaçağın sonlu evren modeli hortlamıştır; gözlemsel-deneysel sonuçlar yerine fiyakalı matematiksel sonuçlar yeğleniyor' biçiminde vermek zorundayız.

Biz de bir soru soralım o zaman:

Big bang modelinin bırakılmamasının nedeni, fiyakalı matematiksel sonuçlardan ziyade, ' diğer modellerin ' tüm bu sağlam kanıtlarının çürüklüğü olamaz mı_?... : )


;................................................. .................................................. .................................................. ..............

Aşağıdaki tarz anlatımlar, komplo teorisyenlerinin fiyakalı öykülerinden başka bir şey değildir, ancak ve sadece psikolojik manipülasyon amacı güden sansasyonel ve magazin gazetelerine ' tabloid ' özgüdür...

Peki bu tarz anlatımlar nasıl anlaşılabilir_?...Çok basit...Bilimsel bir makalede, kitapta, ASCII kodu 21h ' 33 ' olan karakter ' ! ' bol miktarda kullanılıyorsa, orada, bir psikolojik manipülasyonun olmama ihtimali neredeyse yoktur...

Fizik, Matematik, Kimya ve Gökbilimin ağırlıklı olarak kullanıldığı evrenbilim, adı geçen öğreti alanlarından sızan felsefe ve teolojiyle birlikte tam bir "cadı kazanına" dönüyor!

Baryonik olmayan karanlık özdeğin ne olduğu, bilinen özdek türüyle nasıl etkileştiği bilinmiyor! Stringler, bilinen gerçeklerle çelişiyor! Şurası açık ki, evrenbilimcilerin Hayalet Avcılarına gereksinimi var!

Peki ya Büyük Patlama denen şey olmadıysa!

Kısacası Einstein, hangi ölçeklerde alınırsa alınsın, gözlemlerin evrenin eşdağılımlı olmadığına işaret ettiğini biliyordu! Buna karşın, salt felsefi ve estetik nedenlerle, eşdağılımlı bir evren modeli önerdi.

Baryonik olmayan soğuk karanlık özdeğin doğası "şimdilik" bilinmiyor! baryonik özdekle nasıl etkileştiği bilinmiyor! evrende aranıyor, yok! parçacık fizikçilerinin hızlandırıcılarında aranıyor, yok! Ama adları hazır: WIMP'ler, ino'lar, axion'lar, manyetik monopol'ler, string'ler, vb.

Einstein' ın Görelilik kuramında c = 1 alınır. Bu eşitlik, L / T = 1 -> L = T anlamına gelir. Yani, uzunluk demek zaman demektir! Einstein zamanı işte böyle "uzaysallaştırmıştır"; zamanın 4. Boyut olarak alınması böyle bir usa vurmayla gerçekleşmiştir.

Aslında bu oldukça yürekli (!) bir varsayım; çünkü bu varsayım, gökadaların birbirine çekimsel olarak bağlı kalabilmesi için evrenin % 99 undan fazlasını karanlık özdekle doldurmak anlamına gelir!


Copy paste yapıldığı kanıtlandığına ve yapılmasında da demek ki herhangi bir problem olmadığına göre, biz de sanal aleme uzanabiliriz herhalde...

ABD'nin Chicago Üniversitesi'nden Profesör Michael Turner, karanlık maddenin iki büyük delili olduğunu ve bunları, 'pozitron sayısında ani bir azalma ve tüm yönlerden aynı parçacıkların akışı' olarak ifade etti.

Astrofizikçi Marusa Bradac, kendileri için son gözlemin, karanlık maddenin gizemli özelliklerini anlamada anahtar niteliğindeki olduğunu belirterek, "Karanlık madde, evrende sıradan maddeden 5 kez daha fazla" dedi.

ABD'nin California Üniversitesi'nden astronomların uzay teleskopları Hubble ve Chandra ile yaptığı gözlemlere göre, bir renklendirme tekniği sayesinde elde edilen optik görüntüler, mavi renkli karanlık maddenin, hiç durmadan, pembe renkli, özellikle sıcak gazlardan oluşan sıradan madde kümelerinin içinden geçerken gösteriyor.

' Massachusetts Teknoloji Enstitüsü'nde (MIT) araştırmalar yapan astrofizikçi ' Ting, "Bulgular karanlık maddenin varlığını destekliyor ancak başka bir kaynak olabileceğini de göz önünde bulundurmalıyız" dedi.

Ağustos 2006'da yayınlanan, 150 milyon yıl önce gerçekleşmiş olan iki gök ada kümesinin çarpışmasına dair gözlem, karanlık maddelerin varlığına dair daha somut bir kanıt oluşturmuştur.

Yaklaşık on yıl öncesine dek, astronomlar evrenin hemen hemen tamamen bu "baryonik madde"den, olağan maddeden oluştuğunu düşünmekteydiler. Ancak, geçmiş on yılda, evrende göremediğimiz bir şeyler, belki de yeni bir madde formu olduğu gibi fikirleri toplayan daha fazla delil vardır.

Çevremizde gördüğümüz, doğrudan ya da dolaylı olarak gözleyebildiğimiz maddeye baryonik madde denir. Ancak, evrendeki maddenin büyük çoğunu sadece kütlesi hesaplanabilen baryonik olmayan karanlık madde oluşturuyor.


Bilindiği gibi bu arkadaş, bu karakteri ' ! ', aslen, üç nedenle kullanır...

_ Varsayılanın şüpheliliği ' Peki ya Büyük Patlama denen şey olmadıysa! '

_ Varsayılanın varsayılamacağı ' Aslında bu oldukça yürekli (!) bir varsayım '

_ Varsayılanın yanlışlığı ' Stringler, bilinen gerçeklerle çelişiyor! '

O halde bazı ufak tefek (!) ayrıntılardan biz de bahsedebiliriz...' ASCII kodu 21h ' 33 ' olan karakter ' ! ' tarafımızdan da kullanılamaz mı_?...Neden olmasın ki_?...Herhalde anlatıma çok güçlü bir etki kattığı zannediliyor ki, kullanılıyor, değil mi_?... '

Kütle çekim kuvvetini icra eden parçacık, graviton' dur, fakat şimdiye dek gözlenememiştir! ' Dolayısıyla bu arkadaşa göre, böyle bir şey yoktur! Fakat enteresandır, yerçekimine de inanmaktadır! Halbuki inanmaması gerekirdi...Neden_?...Çünkü gravitasyona neden graviton ise ve gözlenemediyse yoktur ve olmadığından da yerçekimi yoktur! '

Ne diyordu_?...

'Ne yazık ki evrenbilim ve parçacık fiziği alanlarında ortaçağın sonlu evren modeli hortlamıştır; gözlemsel-deneysel sonuçlar yerine fiyakalı matematiksel sonuçlar yeğleniyor' biçiminde vermek zorundayız.

Haliyle bu matematiksel yöntemlerin ' en azından gözlemsel-deneysel sonuçlara göre ' pek bir işe yaradığı söylenemez, öyle değil mi_?...

Ne diyordu_?... " Aşağıdaki betimlemeyi çok dikkatli okuyunuz! "

Sönümlenmiş 1/r fonksiyonu genellikle fizikte Yukawa Potansiyeli olarak da bilinen sönümlenmiş Coulomb potansiyeli olarak karşımıza çıkar.

Peki bu Yukawa' da kim_?...Belki de ' metafizik bir araştırma programı ' ile ilgilenen biri...Kimbilir_?...

Yukawa, nukleonlar arasındaki nükleer etkileşimin, mezonlar arasındaki değiş-tokuştan doğduğunu varsaydı. 1935'te bu mezonların kütlesini ve yaşam süresini hesaplayabileceği veriler buldu.

Tamamen kuramsal olan öngörü ne demek_?...Fiyakalı matematiksel sonuçlar...Bu fiyakalı matematiksel sonuçlardan çıkan ne_?...Gözlemsel-deneysel açıdan varlığı saptanamayan bir parçacığın ' mezon ' varlığı...

Yukawa'nın tamamen kuramsal olan öngörüsü bir yıl sonra doğrulandı. Mezonun keşfinin ardından Yukawa öngürüleri sebebiyle 1949'da Nobel Fizik Ödülü'nü kazandı.

Ne oldu_?... : )

Bu mezon, eğer ki deneylerle ' günümüze dek ' bulunamasaydı, bu arkadaş tarafından Yukawa ve kuramsal çalışmaları hakkında ne denilecekti_?...

Bu mezonun doğası "şimdilik" bilinmiyor! nukleonlar arasındaki nükleer etkileşimin nasıl etkileştiği bilinmiyor! evrende aranıyor, yok! parçacık fizikçilerinin hızlandırıcılarında aranıyor, yok! Ama adları hazır: Mezonlar, pionlar, vb.

Demek ki öyle kendini parçalarcasına yırtınmakla, hiç durmadan avaz avaz haykırmakla bu işler olmuyormuş...

;................................................. .................................................. .................................................. ..............

Aşağıdaki tarz anlatımlar, hemen her devirde ve her düşünce için söylenen ve mübalağa sanatının alabildiğince kullanıldığı söylemlerdir ve esas itibarıyla da, ancak ve sadece bir ibareden ibarettir...' Bu söylemlerde, eğer ki ASCII kodu 21h ' 33 ' olan karakter ' ! ' bol miktarda kullanılıyorsa, psikolojik manipülasyonun olma ihtimali çok yüksektir, bu yüzden de kesinlikle gözardı edilmemelidir... '

Bu biliminsanlarının görüşleri, bilimsel çalışmalardaki "ana akıntıdan" saptığı(!) için okuyucu kitlesine gerektiği gibi ulaşamaz. Bu nedenle, Büyük Patlama sanki seçeneksizmiş gibi bir izlenim yaratılır.

Halton Arp'ın, Quasars, Redshifts and Contraversies adlı kitabı ibretle okunmalıdır. Büyük Patlamayı yerle bir edecek bulguların bilimsel dergilerde basılmasına izin verilmeyişinin ilginç bir öyküsü!

Bulguları, evrenbilimin ana akıntısındaki görüşleri çürüttüğünden ünlü gözlemevlerindeki teleskop zamanı elinden alınmış, bilimsel makaleleri yıllarca bekletildikten sonra ya basılmamış ya da basılabilmesi için "bilimsel ödünlerde" bulunması istenmiştir!

Bu arada Palomar'daki 5 m lik teleskop Arp ve Sulentic'e kapatıldığından (!) karşı jetin tayfını 4 m lik KPNO teleskobunda almak zorunda kaldılar. Güvenilir bilimsel sonuçların elde edilebilmesi için daha fazla teleskop zamanına gereksinimleri var. Ancak çalışmaları ana akıntıdan saptığı için bu tür projeler teleskop zamanı bulamıyorlar.

Bu öykünün tüyler ürpertici yanı şudur: Dünyanın en büyük teleskoplarından devasa boyutlarda gözlem zamanı alabilme ayrıcalığına sahip olan bu biliminsanları (!) yapmış oldukları bilimsel çalışma sonuçlarını yayınlamamışlar, elde ettikleri bilgileri, kendi evren modellerine aykırı düştüğü için gizlemişlerdir.

Fakat başka öyküler de yok muydu_?...Copy paste yapıldığı kanıtlandığına ve yapılmasında da demek ki herhangi bir problem olmadığına göre, biz de sanal aleme uzanabiliriz herhalde...

Burada da "ana akıntıdan" saptığı(!) için herhangi bir kitleye gerektiği gibi ulaşamayan bazı görüşler olduğu iddiası yok mu_?...

Karanlık madde kavramı, ilk olarak 1932'de Jan Hendrik Oort ve 1933 yılında, Kaliforniya Teknik Enstitüsünden İsviçreli astrofizikçi Fritz Zwicky tarafından öne sürülmüştür. Fritz Zwicky'nin gözlemi ve iddiası kırk yıl boyunca hiçbir ortamda ciddiye alınmamıştır.

Karanlık maddenin varolduğuna dair en güçlü kanıt olan Sarmal Gök ada eğilimleri, 1970 yılında Washington Carnegie Enstitüsü'nde Vera Rubin ve arkadaşları tarafından ileri sürülmüştür. Vera Rubin de Fritz Zwicky ile benzer bir kaderi paylaşarak, uzun yıllar ciddiye alınmamış, hiçbir ciddi yayın organı çalışmalarına yer vermemiştir. Master ve doktora tezleri de daha önce reddedilmiş olan Vera Rubin için bu durum pek şaşırtıcı olmamıştır.


Fritz Zwicky, ne zaman hayatını kaybetmişti_?...1974...İddia, ne zaman ileri sürülmüştü_?...1933...Hiçbir ortamda ne zamana kadar ciddiye alınmamıştı_?...1933 + 40 = 1973 Yani_?...Yanisi şu: Fritz Zwicky daha yolun yarısındayken ' yaş 35 yolun yarısı değil miydi_?... ' bir iddia ileri sürüyor, fakat iddiası daha yeni yeni ciddiye alınmaya başladığında adam ölmek üzere... : )

Hatta belki de benzer bir kaderi paylaşan Vera Rubin için söylenilenlere ' uzun yıllar ' bakılırsa, belki öldü de, ciddiye alındığını göremedi... : )

H.Y. arkadaşta benzerlerini diyor, şimdi ne olacak_?...Burada da "ana akıntıdan" saptığı(!) için herhangi bir kitleye gerektiği gibi ulaşamayan bazı görüşler olduğu iddiası yok mu_?...

Halihazırda dünya devletlerinin çoğu Darwinizm'i resmi bir ideoloji olarak benimsemiştir ve çeşitli yollarla bu sapkın ideolojinin savunuculuğunu yapmaktadır.

Darwinist dayatmanın bir gereği olarak dünyada Yaratılış gerçeğini savundukları için görevlerinden alınan çok fazla sayıda profesör vardır.

Öte yandan, evrimi reddeden bilim adamları bilimsel çevrelerden uzaklaştırılmakta, üniversitelerden atılmakta ve işlerine son verilmektedir.

Sahtekarca yayınlar, yalan haberler istenildiği anda tüm dünyada söz konusu basın kanalıyla yaygınlaştırılmaktadır. Aynı basın, anti-Darwinist çalışmaları yermek, evrime karşı çıkanları susturmak ve bu kişilere karşı kamuoyu oluşturmak için de görev başındadır.

Darwinist diktanın baskısıyla Darwinizm'in reddedilemeyişi, bazı zihinlerde Darwinizm'in doğru ve kabul edilmiş bir teori olduğuna dair bir kanaat oluşturmuştur.

"Mağdur Darwinizm" propagandası yalandır. Evrim tüm dünyaya hakim bir Darwinist diktatörlük tarafından korunmaktadır.

Deccal, yani masonluk, Darwinizm'i kullanarak dünyanın en büyük aldatmacalarından birini yeryüzüne yaymıştır.


;................................................. .................................................. .................................................. ..............

Aşağıdaki tarz anlatımlar, hayal ürünüdür, pratikte hiçbir değeri olmayan gülünç öykülerden başka bir şey değildir...

Yerötesi ortamlarda hidrokarbon veya amino asitlerin bulunduğunu gösteren gözlemler karşısında heyecandan ölüyoruz! Çünkü Yer'deki deneyimimizden bu moleküllerin dirimsel evrimin öncüleri veya ürünleri olduğunu biliyoruz.

Yukarıda belirlenen ölçekten yola çıkarsak, yerötesi yaşam veya uygarlık araştırma çabalarımızda termodinamik dengede olmayan bölgeleri ele almak daha uygun olacaktır.

Bir kıyaslama yaparsak: ileri yaşam biçimlerinin yerleşme yeri olarak yıldızlararası uzay, ısı ve gürültü yönünden oldukça zengin olan yıldız çevrelerine kıyasla daha uygundur.

Yalnız bize özgü değil, varolan tüm uygarlıkların ortak özelliği evrenin tümüne "açık" olmaktır. Bu nedenle, herhangi türden bir yaşam kendisini açık bir biçiminde sergileyecektir.


Varolan tüm uygarlıkların ortak özelliği evrenin tümüne "açık" olmakmış mış da, ileri yaşam biçimlerinin yerleşme yeri olarak yıldızlararası uzay, yıldız çevrelerine kıyasla daha uygunmuş muş da, bilmem ne imiş_?...Bu antropomorfik öykülerin kökenleri_?...Malum... : )

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

Materyalist bilim, belli koşullarda, öngörülen olayın oluşmamasının olanaklı olmadığı, çünkü doğanın kendi kendine sadık olduğu, doğanın bir olduğu fikrinden hareket eder.

Materyalist bilim, bilimsel yasanın, maddenin nesnel bir özelliğini ifade ettiği belli koşullarda, belli bir gelişme sırasında, belli bir olayın ortaya çıkışının kaçınılmazlığını ifade-ettiği fikrinden hareket eder.

Engels, herhangi bir gezegen üzerinde zorunlu koşullar biraraya geldiği zaman yaşamın belirlenmesinin kaçınılmazlığını ve türlerin evrimi süreci sırasında, başka bir gezegende ve başka bir zamanda da olsa eğer zorunlu koşullar biraraya gelirse, insanın ortaya çıkışının kaçınılmaz olduğunu belirtmiştir.


;................................................. .................................................. .................................................. ..............

Darwinci evrimdeyse, öz örgütlenme ve giderek artan karmaşıklık (karmaşa değil! – ERP) vardır.

Fizik bağlamında zaman, eşdağılıma, tekdüzeliğe ve ölüme işaret ederken, dirimbilim ve toplumsal süreçler bağlamında karmaşıklığa (karmaşaya değil!) ve üst düzey örgütlenmelere işaret ediyordu.


Darwinizm bu mudur yani_?... : )

Bay Darwin ne diyordu_?...

Dünya tarihinde art arda gelen her periyodun sakinleri yaşam yarışında kendi öncellerini mağlup etmişlerdir ve bunlar şimdiye kadarki doğa skalasında daha yüksek konumda yer alır ve bu, pek çok paleontolog tarafından fark edilen o kötü şekilde tanımlanmış, belirsiz düşünceyi, genel olarak örgütlenmenin ilerlediği düşüncesini izah edebilir.

Darwinizm' in önde gelen savunucularından Stephen Jay Gould, Full House: The Spread of Excellence from Plato to Darwin adlı kitabında, ne diyordu_?...

Bunu yapmak için, Platon kadar eski bir düşünce alışkanlığından vazgeçmemiz ve popülasyonları ya ortalama değerler (genellikle "tipik" olarak algılanan ve bu nedenle sistemin soyut özünü temsil eden) ya da uç örnekler (özel değeri için seçilmiş; 0,400 vuruş ya da insanın karmaşıklığı) olarak tasvir etme eğilimimizin merkezindeki safsatanın farkına varmamız gerekiyor.

Yaşamın Tüm Çeşitliliği ise ilerlemenin yaşam tarihini belirlediğini hatta genel bir eğilim olarak mevcut olduğu fikrini reddetmek üzere genel bir argüman sunuyor.

Sistemin bütünündeki (ya da yaşamın tüm çeşitliliğindeki) varyasyonu ve bu varyasyonun zaman içinde yayılımının değişen örüntüsünü incelerken bu safsatayla karşılaşıyoruz; bir bütünün içinden fevkalade kötü şekilde seçilmiş kısmi örnekler ya da soyutlamalar (çoğu kez homo sapiens soyu gibi önyargılı örnekler) üzerine odaklanıyoruz, çünkü bu kısıtlı ve karakteristik olmayan örnekleri bir yere hareket ediyor gibi algılıyoruz.

Bu çarpıtma bir safsataya dayanıyor: evrimin belirleyici ve temel bir sonuca doğru ilerleyen temel bir eğilim ya da itme kuvveti içerdiğine, yaşam tarihinin tüm diğerlerinin üzerinde ve onu özetleyen bir özelliği olduğuna dair bir safsata.

Oysa bu kitap, ilerlemenin dördüncü Freudyen devrimin açık (ve doğru) anlamını kabul etmekteki gönülsüzlüğümüzün oluşturduğu sosyal önyargı ve psikolojik umuda dayalı bir aldanma olduğunu göstermeye çalışmaktadır.

Bir evrim dünyasında insan küstahlığını barındıran en elverişli umut olarak ilerlemeye bayılıyoruz. İlerleme argümanının, böylesine cılız ve ihtimal dışı bir argümanın bugün üzerimizde neden bu kadar güçlü bir etkisinin olduğunu ancak bu koşullarla anlayabilirim.

Doğal seçilim sadece, "değişen yerel ortamlara uyarlama''dan söz ediyor; senaryo ilerlemeye dair hiçbir şey içermiyor - bir başka deyişle, doğal seçilim ilkesinden hiçbir şekilde ilerleme iddiasını geliştirmek mümkün değildir.

Doğal seçilim sadece yerel uyarlanma ortaya çıkarabilir. Elbette bunlar bazen hayran olunacak kadar karmaşık olabilir; ama her durumda söz konusu olan, ilerleme ya da karmaşıklaşma tarafından yönlendirilen genel bir sürecin aşamaları değil, daima yerel bir uyarlanmadır.

Yaşamın sonsuz çeşitlenmesi içinden ''ortalama karmaşıklık" veya "en karmaşık yaratık" gibi temel bir ölçüyü çekip çıkarıyoruz ve ardından bu varlığın zaman içerisinde varsayılan artışını izliyoruz.


ERP' nin iddiaları, SJG için ne imiş_?...İhtimal dışı bir argüman...Sosyal önyargı ve psikolojik umuda dayalı bir aldanma... : )

Öyleyse_?...

ASCII kodu 21h ' 33 ' olan karakter ' ! ' bol miktarda kullanıldığında, bir şey anlatılmış olmuyor imiş...


;................................................. .................................................. .................................................. ..............


Fizik alanında ortaya çıkan kötümser dinsel ve söylencesel (mitolojik) temalar, o dönemde yaşanan derin toplumsal ve ekonomik çalkantıların kişilerde yarattığı kuruntu ve üzüntülerin ürünüdür.

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer, ne diyordu_?...

Burada ve orada, her iki ülkede, artı-değerin varolduğunu sanmak da, insanın ve makinenin artık Fransa'daki ile aynı ekonomik ve toplumsal anlamı olmayan SSCB'de ortaya çıkan değişmeleri dikkate almaksızın, metafizik bir biçimde düşünmek demektir.

d) Bu fikirler, insanların içinde yaşadıkları toplumsal koşulların yansısıdır.

f) Sınıfların kendileri, ekonomik koşullar tarafından belirlenirler.

1. Fikirler, yaşamda siyasal planda açığa çıkarılırlar.

2. Fikir savaşımlarının arkasındaki sınıf savaşımları toplumsal planda açığa çıkarılırlar.

3. Ekonomik koşullar (tekniğin durumu ile belirlenmiş bulunan) ekonomik planda ifadelerini bulurlar.

Gördük ki, insanların fikirlerini, yani onların ideolojilerini açıklayan şey, sınıfların kendilerini ortaya koydukları toplumsal çevre, toplumsal ortamdır.

Öyleyse biz, tarihsel materyalizmin ışığında toplumun yapısını araştırırsak, temelde ekonomik yapıyı, sonra, onun üstünde, siyasal yapıya dayanan toplumsal yapıyı, ve ensonu ideolojik yapıyı göreceğiz.

Materyalist felsefenin duayenlerinden Georges Politzer anısına ' Ad perpetuam memoriam ' yazılan bir yazıda ne deniliyordu_?...

Kişiliğin toplumsal değerini belirtmek konusunda Politzer'in gösterdiği çaba, kendi çalışmalarına psikolog değeri kazandırdı.

Benzeri bir durum, astronomumuz için de geçerli gibi görünmesine rağmen, aslen ne kadar hazindir ki, bu ürünün nedeni olan üzüntü, kuruntu hikayeleri, çağın hastalıklı fenomenlerinden biri ve en önemlisi olan freudyen psikoanaliz denemesinin ancak ve sadece gülünç bir karikatürü mahiyetindedir ve bu yüzden de hükmü hemen hemen hiç yoktur...



[Link'i Görebilmeniz İçin Kayıt Olunuz.! Kayıt OL]


İ ç t e n l i k l e...

Sevgiyle...
 

Konu machine_code tarafından (04-02-2016 Saat 22:29 ) değiştirilmiştir..
machine_code isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla
Cevapla


Konuyu Toplam 1 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 1 Misafir)
 
Seçenekler

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı

Hizli Erisim

Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevaplar Son Mesaj
Carl Sagan - Karanlık Bir Dünyada Bilimin Mum Işığı Lentus TÜBİTAK Popüler Bilim Kitapları 14 05-31-2017 17:08
Yalçın Küçük - Bir Kir Teorisi bilgistan Makaleler 0 09-02-2014 01:00
Warcraft Hikayesi spiderh Fantastik ve Bilimkurgu Kitapları 5 02-09-2013 18:18


Tüm Zamanlar GMT +3 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 09:45.

Forumumuz, hukuka, yasalara, telif haklarına ve kişilik haklarına saygılı olmayı amaç edinmiştir. Sitemiz, 5651 sayılı yasada tanımlanan, yer sağlayıcı olarak hizmet vermektedir. İlgili yasaya göre, forum yönetiminin hukuka aykırı içerikleri kontrol etme yükümlülüğü yoktur. Bu sebeple, sitemiz uyar ve kaldır prensibini benimsemiştir. Telif hakkına konu olan eserlerin yasal olmayan bir biçimde paylaşıldığını ve yasal haklarının çiğnendiğini düşünen hak sahipleri veya meslek birlikleri, ekyasal@gmail.com mail adresinden bize ulaşabilirler.


Powered by vBulletin® Version 3.8.4
Copyright ©2000 - 2017, Jelsoft Enterprises Ltd.