Tekil Mesaj gösterimi
Alt 03-04-2016   #1
PlaTonTon
 
PlaTonTon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
 
Üyelik tarihi: May 2012
Mesajlar: 42
User ID: 102
Tecrübe Puanı: 73730492
Reputation: 737304868
PlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper ÜyePlaTonTon Süper Üye
Arrow Göz'ün Evriminde Yeni Kanıtlar

Göz, doğanın en zarif tasarımlarından biri olabilir.



Dan–Eric Nilsson İsveç’te, Lund Üniversitesi’ndeki laboratuvarında kutu denizanasının gözlerini inceliyor. Nilsson’ın gözleri, ki kendisinin iki gözü var, buz mavisi ve doğruca ön tarafa bakıyor. Kutu denizanasının ise tam 24 adet gözü var; rhopalia adı verilen dört ana kümeye ayrılmış bu gözler koyu kahverengi.

Solucanların ışığa duyarlı ilkel dokularından, kartalların kameralarla yarışabilecek keskin gözlerine kadar, mümkün olan tüm gelişmişlik dereceleri dünya üzerindeki hayvanlarda gözlemlenebilir. Nilsson, ilkel gözlerin şaşırtıcı ölçüde kısa bir sürede, gelişmiş gözlere evrilebileceğini kanıtlamış durumda.

Bunun için, pigmentli ve ışığa duyarlı olan küçük, yassı bir doku parçasıyla bir simülasyon oluşturmuş. Her bir yıllık nesille birlikte doku parçası kalınlaşmaya başlamış, yavaşça kıvrılarak yassı bir tabakadan çanağa dönüşmüş. Daha sonra da, giderek gelişen kabataslak bir lens haline gelmiş. Nesilden nesle sadece yüzde 0,005 oranında geliştiği en kötümser koşullarda dahi gözün, basit bir tabakadan kamera gibi, tümüyle işlevsel bir organ haline gelmesi yalnızca 364 bin yıl sürüyor. Evrim açısından değerlendirildiğinde bu süre, göz açıp kapamakla eşdeğer.

Ancak basit gözler karmaşıklık yolunda birer sıçrama tahtası olarak görülmemeli. Günümüzde de varlığını sürdüren ilkel gözler, kullanıcılarının gereksinimlerine göre tasarlanmış. Denizyıldızının –her bir kolun ucunda bulunan– gözleri renkler, ince ayrıntılar ya da hızlı hareket eden nesneleri göremiyor (bu tür bir göz örneğin bir kartalın doğruca ağaca toslamasına yol açardı). Kaldı ki denizyıldızının, koşuşturmakta olan bir tavşanı görüp yakalaması da gerekmiyor. Yegâne gereksinimi, yuva olarak kullandığı mercan resiflerini –devasa, hareketsiz yapılar– görmek ve yavaşça salınarak evine gitmek. Diğer bir ifadeyle, bir kartalın gözünü denizyıldızına takmak, gülünç ve abartılı bir uğraş olmaktan öte bir anlam taşımıyor.

Nilsson, “Gözler zayıftan kusursuza doğru evrimleşmedi,” diyor. “Birkaç basit görevi kusursuzca yerine getiren yapılardan, birçok karmaşık görevi kusursuzca yerine getiren yapılara doğru evrim geçirdiler.”

Birkaç yıl önce Nilsson gözün evrimini fiziksel yapılar yerine, bu yapıların hayvanlara sağladığı olanaklarla oluşturulmuş dört aşamada gösteren bir modelle bu saptamayı taçlandırdı. İlk aşama, ortam ışığının yoğunluğunu algılamak, günün saatlerini anlamak veya suyun derinliğini ölçmekle ilgili. Bunlar için gerçek bir göze gereksinim duymazsınız; izole edilmiş bir fotoreseptör işinizi görür. Örneğin, denizanasının küçük bir akrabası olan hidranın gözleri yoktur, fakat vücudunda fotoreseptörler bulunur.

Kaliforniya Üniversitesi’nden Todd Oakley ve David Plachetzki bu reseptörlerin hidranın yakıcı hücrelerini kontrol ettiklerini, böylece hücrelerin karanlıkta daha kolay bir şekilde devreye girdiklerini kanıtladı. Belki de bu özellik hidranın yanından geçen kurbanların gölgelerine tepki vermesine veya yakıcı hücrelerinin enerjisini avların daha sık rastlandığı gece vaktine dek rezerve etmesine olanak tanıyor olabilir.

Nilsson’ın modelinin ikinci aşamasında hayvanlar ışığın nereden geldiğini anlayabilir, çünkü fotoreseptörleri belirli yönlerden gelen ışığı engelleyen bir kalkan –genellikle koyu renkli bir pigment– kazanır. Bu tür bir reseptör, sahibine dünyanın tek pikselli bir görüntüsünü sunar –bu, gerçek bir görüş olarak nitelemek için yetersiz, fakat bir ışık kaynağına doğru hareket etmek veya ışıktan uzağa, gölgeli bir sığınağa yüzmelerini sağlamak için yeterlidir. Birçok deniz larvasının yaptığı şey de tam olarak budur.

Üçüncü aşamada, kalkanlı fotoreseptörler kümelenerek, her biri kısmen farklı yönlere bakan gruplar oluşturur. Artık gözlerin sahipleri farklı yönlerden gelen ışığa dair bilgileri toplayarak, içinde yaşadıkları ortamı algılayabilir, bulanık da olsa etrafı görebilir. Bu aşama, ışığı algılamanın doğru düzgün bir görüş yetisi, fotoreseptör demetlerinin ise birer “gerçek göz” haline geldiği noktaya işaret eder. Üçüncü aşama gözleri olan hayvanlar, aynen denizyıldızları gibi, kendilerine uygun yuvalar bulabilir ya da kutu denizanaları gibi, engellerden sakınabilir.

Dördüncü aşamaya gelindiğinde gözlerin –ve sahiplerinin– evrimi gerçek bir sıçrama yapar. Göz yapısına ışığı odaklayan lenslerin eklenmesiyle birlikte görüş, keskin ve ayrıntılı bir hal alır. Nilsson, “Dördüncü aşamaya geldiğinizde, görev listesinin sonu yoktur,” diyor. Görüş yetisindeki bu esneklik, Kambriyen patlamasına yol açan kıvılcımlardan biri olabilir.

Bu yaklaşıma göre, avcılar ve avları arasında daha önce koklama, tatma ve yakın menzilde hissetmeyle sınırlı olan rekabet bu sayede birdenbire uzak mesafelere taşındı. Bir silahlanma yarışı başladı ve hayvanlar bu duruma, vücut büyüklüğü ve hareket yetilerini artırarak; koruyucu kalkanlar, dikenler ve zırhlar geliştirerek karşılık verdi.

Hayvanlar evrim geçirirken, gözleri de evrimleşti. Günümüzde rastlanan temel görme yapılarının tümü Kambriyen sırasında da vardı. Ancak bu yapılar süreç içinde, özelleşmiş görevleri yerine getirmek üzere ortaya çıkan, olağanüstü çeşitlilikte ayrıntılarla donandı.

National Geographic Türkiye, Şubat 2016
 

Konu PlaTonTon tarafından (05-31-2017 Saat 07:43 ) değiştirilmiştir..
PlaTonTon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
 
Alıntı ile Cevapla